HDP’nin 3. Olağan Kongresi’nden öne çıkanlar

HDP’nin 3. Olağan Kongresi’nden öne çıkanlar

HDP’nin 3. Olağan Kongresi Ankara Spor Salonu’nda büyük coşkuyla devam ediyor.

Çok sayıda partilinin erken saatlerden itibaren salondaki yerini aldığı kongre halaylarla başladı. HDP Eş Genel Başkanı Serpil Kemalbay, partinin eş genel başkan adayları HDP Meclis Başkanvekili Pervin Buldan ve Sezai Temelli ile birlikte salona giriş yaptı. Kongreye CHP Grup Başkan Vekili Engin Altay, Halkın TKP’si Genel Başkanı Erkan Baş, Emek Partisi Genel Başkan Yardımcısı Levent Tüzel, ÖDP Eş Genel Başkanı Alper Taş, Halkevleri eş genel başkanları Dilşat Aktaş ve Nuri Günay, Halkevleri GYK üyesi Oya Ersoy ve çok sayıda siyasi parti ile STK temsilcisi katıldı. Kongrelerine HDP’yi davet etmeyen AKP ve MHP ise HDP Kongresi’ne davet edilmedi.

Kongre sinevizyon gösterimi ile başladı. Divan Başkanı seçilen HDP Ankara Milletvekili Sırrı Süreyya Önder, salonda 32 bin kişi olduğunu ifade etti.

Kongrede delegeler eş genel başkan adayları Pervin Buldan ve Sezai Temelli için oy kullanacak. Kongrede 100 kişiden oluşan Parti Meclisi üyeleri de belirlenecek.

Eş Başkan Serpil Kemalbay: “Akan kanın durmasını istiyoruz”

“3. Büyük Kongremiz çok stratejik çok önemli bir dönemde gerçekleşiyor. Bugün burada bu tarihsel anın değerini tam olarak karşılayacak şekilde buradasınız.

Zindanlarda rehin olan binlerce yoldaşımızı selamlıyorum. İçeride yükseltilen direniş bu salonda karşılığını buluyor.

7 Haziran’da o kadar büyük bir adım attık ki, egemenler kendi siyasi yok oluşlarını gördüler. Bizlere halklarımıza HDP’ye eş genel başkanlarımız başta olmak üzere belediye eş Başkanlarımıza bütün seçilmişlerimize yönelik topyekûn bir saldırı başlattılar. Fakat Eş Genel Başkanlarımız, partililerimiz, zindanları mücadele alanına çevirdi. Onlar içeride, bizler dışarıda mücadelemizi sürdürdük. Zindanların mücadelesi bizlere güç veriyor, onur veriyor.

Türkiye’nin bir yol ayrımında olduğunu her zaman söylüyoruz. Bu yol ayrımında halklarımızın şu sorunun cevabını vermesi gerekiyor: yaklaşık 100 yıldır süren inkarcı, sömürücü, tekçi politikalar devam mı edecek? Faşizm kurumsallaşarak kendini sürdürecek mi yoksa halklar bahçesi olan coğrafyamızda eşit, laik çoğulcu demokrasiyi el birliği ile inşa mı edeceğiz. Biz 7 Haziran’dan bu yana bu sorunun cevabını arıyoruz.

Onlar faşizmle, OHAL ile, KHK’larla halklarımızı sindirmeye çalışarak kendi tek adam rejimlerini bize dayatıyorlar. Fakat biz hayır demeye devam ediyoruz. Özgürlük mücadelemizi inatla, kararlılıkla sürdürüyoruz. 2018 böyle bir yıl olacak. Tek adam mı halklar mı kazanacak sorusunun cevabını aradığımız yıl olacak.

On binlerce HDP’linin, demokrasi mücadelesi yürüten yoldaşlarımızın HDP’nin yanında olması çok önemlidir. O yüzden bu kongre tarihsel bir öneme sahiptir. Burada bize güç veren tüm dostlarımıza dayanışmaları için teşekkür ediyorum.

Bugün faşizmin karşısında durmak el ele vermektir. Faşizm ancak onun karşısında güç birliği yaparak omuz omuza vererek, direnerek yenilir. O yüzden bizler de direniş yolunu seçtik. Bütün toplumsal muhalefeti, tüm ezilenleri hele hele kadınların gençlerin mücadelelerini, taleplerini birleştirmek bizim boynumuzun borcu olsun. Bizler barışı savunmak için herkesin inancıyla, kimliğiyle, beraber yaşayabileceği bir toplumu inşa etmek için mücadele edeceğiz.

Bakın sadece HDP’ye değil herkese saldırdılar. Fakat bu saldırı bizlerin neden birleşmemiz gerektiğini de anlatıyor. Türkiye’yi tek adam rejimini inşa etmek için o kadar büyük bir karanlığa, o kadar büyük bir ekonomik krize ittiler ki halkımız nefes alamıyor. İnsanlar artık yoksulluktan sokağa çıkamaz hale geldi. İşçiler, emekçiler bedenlerini ateşe vererek sorunlarını çözmeye çalışıyorlar.

Afrin bugün bir ilçe büyüklüğünde bir yerdir. Halkların, Arapların, Ezidilerin, Hıristiyanların, Müslümanların kendi kendini yönettikleri bir yere yapılan bu saldırı kabul edilemez.

AKP – Erdoğan iktidarı Afrin’e saldırıyor çünkü toplumun rızasını alamadığı için, zora bağımlı hale geldiği için savaştan başka şekilde yönetemediği için Afrin’e saldırıyor. Afrin’e yapılan bu saldırının Türkiye halklarına hiçbir anlamlı gerekçesi yoktur. Bugün bombaların üzerine imza atanlar bu sivil ölümlerinin sorumlularıdır. Uluslararası mahkemede yargılanacaklardır.

Afrin’de büyük bir direniş gerçekleşiyor. Neden? Çünkü siz halklara karşı savaş açarsanız kaybedersiniz. Çünkü Afrin halkı kendi evini, kendi yaşamını koruyor.

Biz bu ülkede kanın durmasını istiyoruz. Barış sürecinde Sayın Öcalan, halklarımızın birlikte barış içinde yaşaması için çaba harcadı. Fakat iktidar halkların barış imkanını ortadan kaldırdı. Şimdi Suriye’de bu saldırıyı gerçekleştiriyor.

11 askerin yaşamını yitirdiği bilgisi geldi. Gerçek kayıplar ifade edilmiyor. Afrin’de yaşamını yitiren siviller gibi, gerillalar gibi, yurdunu savunanlar gibi hepsi insandır. Bizler insanı yaşattmalıyız. Askeri de yaşatmalıyız. Herkesi yaşatmak bizim sorumluluğumuz. Askerlerin cenazelerini sayamayız, tabutlara dirsek koyup konuşamayız biz.

HDP böyle bir bilinçle mücadele etti. Barış için mücadele ederken kendi yaşamından yola çıktı. Ama bugün savaş gereklidir diyenler kendi iktidarlarından bahsediyorlar. Oysa biz kendi ekmeğimizden, suyumuzdan, çocuklarımızdan söz ediyoruz. Kimsenin çocuklarını savaşa sürmeye hakları yoktur.

Bizler bu mücadeleyi yürüttüğümüz için saldırılara maruz kaldık. Yaşamını yitiren arkadaşlarımız var. Çok mücadele ettik ve ayakta kaldık. Fakat bizler sadece ayakta kalarak demokratik cumhuriyet inşa edemeyiz. Halkların taleplerini yaşatamayız. Bundan sonra nasıl bir yol haritasıyla yürüyeceğiz demek için yüzlerce toplantı yaptık. Partimizin eleştirisini, özeleştirisini halklarımızla birlikte yaptık. Gördük ki bazı eksikliklerimiz var.

Dönemin ruhuna denk gelecek, bir mücadeleyi gerçekleştiremediğimizin özeleştirisini veriyoruz. Sur’da, Cizre’de, Nusaybin’de direnişlerde yaşamını yitirenleri saygıyla anıyoruz. Demokratik siyasetin genişlemesini sağlamakta yeterince başarılı olamadığımızı değerlendirdik. Bütün zorluklara rağmen halklarımızın bizlere gösterdiği bu büyük bağlılığı ve bize verdiği cesareti çok daha iyi değerlendirebiliriz. Faşizm varsa onun karşısında demokrasi mücadelesi vardır. Faşizm karşısında büyük bir direnişi, halkları birleştirerek gerçekleştirebiliriz. Bizler 3. Büyük Kongremizden sonra hem politik hem örgütsel olarak mücadelemizi çok daha ileriye taşıyacağız. HDP büyük bir değişimin gücü olmaya devam edecek. Etrafınıza bir bakın; HDP dışında yeni bir söz söyleyen kimse var mı? Yok. Bizler halklarımızın umuduyuz. Halklarımıza yeni bir yaşamı kuracak olanlar; halkların, kadınların, emekçilerin, Kürtlerin, Alevilerin birleşik hareketidir HDP. Bugüne kadar bu mücadeleye omuz verenlere, bu mücadeleyi yükseltenlere bir kez daha teşekkür ediyorum. Birlikte omuz omuza, bir kişi bile eksilmeden mücadeleye devam edeceğiz.

Bu gemi limana varacak. Biz kazanacağız. Mutlaka kazanacağız! Serkeftin!”

Serpil Kemalbay, kongreyi mikrofonumuza da kısaca değerlendirdi:

Eş Genel Başkan Selahattin DEMİRTAŞ’ın Mesajı:

“Büyük direneceğiz, büyük kazanacağız! Mutlaka kazanacağız!”

“Divan Başkanı Sırrı Süreyya Önder, Edirne Cezaevi’nde 4 Kasım 2016 tarihinden bu yana tutuklu bulunan HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın kongreye gönderdiği mesajını okudu.

Demirtaş’ın mesajı şöyle:

“Sayın divan, çok değerli partili yoldaşlar, değerli delegeler, yurtiçinden ve yurtdışından gelerek Kongremizi onurlandıran çok değerli konuklar, yabancı misyonun değerli temsilcileri ve basının değerli emekçileri…

3. Olağan Büyük Kongremiz vesilesi ile her birinizi ayrı ayrı canı gönülden selamlıyor, hoş geldiniz diyorum. Halklarımızın ve ülkemizin derin krizler ve ağır sorunlar yaşadığı bu kritik dönemde gerçekleştirdiğimiz Kongremize, ciddi bir umut ve yeni bir heyecan yaratacağına olan inancımla şimdiden hayırlı olsun diyorum.

Çok değerli arkadaşlarım;

15 aydan bu yana binlerce arkadaşımla birlikte rehin alınıp cezaevine konulmuş olmamız fiziken bizi ayırmış olsa da duygularımız ve düşüncelerimiz eskisinden daha güçlü bir şekilde yek vücut olmuştur. Bilmenizi isterim ki, kalbim olanca sıcaklığıyla Kongre salonunda atıyor. Eş Genel Başkanımız ve yeni Eş Genel Başkan adaylarımız kapsamlı değerlendirmeler yapacağı için ben sizlere sadece kısa bir mesaj iletmekle yetineceğim.

Evvela 8 yıllık Eş Genel Başkanlık görevim süresince bir an olsun destek ve dayanışmalarını benden esirgemeyen yediden yetmişe bütün halkımıza, özellikle değer ailelerimize, bütün çalışma arkadaşlarıma kadın ve genç yoldaşlarıma, Genel Merkez ve Meclis Grubu emekçi arkadaşlarıma, her birine ayrı ayrı binlerce kez teşekkür ediyorum. Bu süre zarfında en güçlü şekilde yanımda duran eşime ve bütün aileme özel olarak teşekkür ediyorum.

Sizlerin mücadelesi, emeği, morali ve desteği beni her zaman ayakta tuttu ve güç verdi. En büyük kaygım bu anlamlı desteğe layık olmak ve sizleri mahcup etmemektir. Bunun için gecemi gündüzüme katarak, bu mücadelenin bir parçası ve öncülerinden biri olmaya çalıştım. Fakat buna rağmen bütün içtenliğimle söylemek isterim ki; halen sizlere karşı mahcup ve borçlu hissediyorum kendimi. Çünkü bizler “mezar taşıma halkına borçlu gitti” diye yazın inancına sahip olanların geleneğinden geliyoruz. Halkımıza olan borcumuz öylesine bir borçtur ki, yaşam boyu ödeyerek de bitirilemez. Tam anlamıyla özgürlük ve tam anlamıyla demokrasi sağlanıncaya kadar bu borç ödenmiş sayılmaz. Hele hele yüreği evlat acısı ile dağlanmış olan bütün anne-babalara karşı henüz onurlu bir barışı armağan edememiş olmamızın mahcubiyetini de yaşıyoruz.

Bu Kongre ile birlikte Eş Genel Başkanlık görevimi başka arkadaşlara devrediyorum. Bütün bu eksikliklerimizi, yetmezliklerimizi, hatalarımızı düzeltmek için de yeni Eş Genel Başkanlarımızın öncülüğünde, yeni yönetimimiz ile birlikte sizlere layık bir mücadeleyi ortaya koyma adına her yerde elimden geleni yapmaya devam edeceğimin sözünü veriyorum.

HDP’de birlikte Eş Genel Başkanlık yapmaktan onur ve mutluluk duyduğum ve şu dakikaya kadar da seçilmiş Eş Genel Başkan olan Figen Başkanımıza, onun şahsında cezaevindeki bütün siyasi tutsaklara selam ve sevgilerimi gönderiyorum. İçerideki bütün arkadaşlarım adına da en büyük direnme ve dayanışma mesajını sizlere iletmek istiyorum.

Halkların Demokratik Partisi, dincilik, mezhepçilik, ırkçılık ve cinsiyetçilik bataklığına saplanmış bütün Ortadoğu için ve elbette AKP-MHP faşist bloğunun tahakkümü altında inleyen Türkiye için büyük bir umut ve alternatif olarak yürümeye devam edecektir. HDP’lileri tutuklayarak, katlederek, tehdit ederek bitireceklerini, yıldıracaklarını, teslim alacaklarını zannedenler bizi kendileri gibi sayarlar. HDP’nin nasıl bir direniş geleneğinden geldiğini anlamayacak kadar kör bir cehaletle bize yaklaşıyorlar.

Bizler her türlü faşist baskıyı göğüsleyecek, bedelini ödeyecek devasa bir halk hareketine dönüşmüş, köklerini yüzyıllık direniş geçmişine salmış, dallarını ve yapraklarını sınırsız gökyüzüne ulaştırmayı başarmış devasa bir çınar gibiyiz. Çınarımızın her bir dalında Türkiye’nin büzün ezilen halkları, sınıfları ve cinsiyetleri özgürce yerini almıştır. Bu haliyle HDP, Kürt, Türk, Ermeni, Arap, Çerkez, Alevi, Süryani, Êzîdî, Hıristiyan, Müslüman bütün kimlik ve inançların ortak partisine dönüşmüştür. Yine kadınların kendi kimlikleri ve mücadeleleriyle var ettikleri HDP, gerçek bir kadın partisine dönüşmüştür. Kapitalizmin en ağır sömürüye tabi tuttuğu işçinin, işsizin, köylünün ve bütün emekçilerin ortak taleplerini buluşturan gerçek bir emekçi partisi olmuştur. Neoliberal düzenin her gün adım adım vahşice yok ettiği doğanın savunulması için en güçlü ekolojik çizgilerden biri haline gelmiştir.

HDP artık Türkiye’nin ana siyasi çizgilerinden birisi olarak kalıcı bir siyasi kuruma dönüşmüştür. Kişilere bağımlı olmayan kurumsal bir kimlik ortaya çıkarabilmiştir. Şimdi hepimize düşen şey, bu kurumsal siyasi aygıtı etkili bir mücadele alanı olarak kullanarak direnişi büyütmek, faşizmi alt etmek ve demokratik bir iktidar alternatifini halka sunmaktır.

Partimiz, parlamentarizme boğulmadan, meşru direniş hattından sapmadan, şiddet dışı yer, yol ve yöntemle alan-alan, meydan-meydan demokratik mücadeleyi büyütmek sorumluluğu ile karşı karşıyadır. Yeni yönetimimizin bunu en cesur, en hızlı ve kararlı şekilde örgütleyeceğine inanıyorum. Direnişe faşizmin cevabı tutuklama olacaksa, bin tane daha yeni hapishane yapsalar, bizi dolduracak yer bulamamalılar. HDP böylesi bir kararlı ve cesur duruşu, geç kalınmış öncülüğü derhal üstlenmelidir.

Bizler canlıların meşru savunma çerçevesinde direnmesine saygı duyarız ve yanlarında oluruz. Bunun dışında her türlü şiddete tereddütsüz şekilde karşı çıkar ve ilkesel olarak kimden gelirse gelsin, açıkça eleştiririz. Savaş kışkırtıcılığının büyük övgülere mazhar olduğu bu günlerde korkmadan ve ısrarla “barış hemen şimdi” demeye ısrar edeceğiz. AKP-MHP faşizminin hiçbir makul gerekçe olmadan, Kürt halkına karşı yürüttüğü imha savaşını her yerde teşhir edip, diyaloğu ve barışçıl çözümleri savunmaya devam edeceğiz.

Değerli arkadaşlar, sevgili yol arkadaşlarım;

HDP Türkiye’nin partisi midir, değil midir? Buna halklarımız karar veriyor zaten. Ama şunu herkes bilsin ki; HDP, AKP-MHP’nin kurmak istediği faşist Türkiye’nin partisi değildir. Türkiye’nin hırsızlarının partisi de değildir. Türkiye kalantorlarının, rüşvetçilerinin, kan emicilerinin partisi hiç değildir. HDP, Türkiye ezilenlerinin partisidir. Türkiye’nin yoksullarının, yok sayılanlarının partisidir. Evet, HDP bu yönüyle gerçek bir Türkiye partisidir.

Bizim hayalimizdeki Türkiye ile faşizmin vadettiği Türkiye arasında en küçük bir benzerlik yoktur. Bu nedenle HDP ne kadar Kürt ezilenlerinin partisi ise o kadar da Türk ezilenlerinin partisidir. Partimizin temel hedeflerinden birisi de etnik kimlik ayrımcılığını ortadan kaldırarak, herkesi eşit ve özgür yurttaş kılmayı başararak, etnik temelli siyaset ihtiyacına son vermektir. Önümüzdeki dönem bir yandan faşizm ile mücadele, bir yandan da kritik seçimlere hazırlanmak gibi tarihi sorumluluklarımız vardır. Bu Kongre ile birlikte tarihi rol ve misyonlarımıza layık olacak bir çalışmayı hep birlikte ortaya koyacağız. Yeni Eş Genel Başkanlar ve yeni yönetimimiz etrafında kenetlenecek, tam bir yoldaşlık ve dayanışma ruhuyla mücadeleyi büyüteceğiz.

Bu Kongre vesilesi ile beni yeniden Eş Genel Başkan olarak öneren bütün arkadaşlarıma ve halkımıza özel olarak teşekkür ederim. Beni bir kez daha onurlandırdığınız için şükranlarımı sunuyorum. Ancak daha önce izah ettiğim gerekçelerle görevimi yeni arkadaşlara devretmeyi siyasi ve ahlaki sorumluluğumun gereği olarak görüyorum. Sizlerin desteği ile seçilecek yeni Eş Genel Başkanlarımızı şimdiden kutluyor, başarı ve dayanışma duygularımı iletiyorum.

HDP’yi oluşturan bütün bileşenlerini, emekçilerimizi, partimizin tüm il-ilçe yönetimlerini, Kadın ve Gençlik Meclisimize yeni yönetim etrafında en güçlü dayanışma ağını örmeye çağırıyorum. Bugüne kadar partimizde görev yapmış bütün arkadaşlarımıza şükranlarımı sunuyor, parti şehitlerini rahmetle anıyor, anılarına bağlılık sözümüzü yineliyorum.

Kongremizin büyük bir başarı, coşku ve heyecan ile tamamlanacağına olan inancımla büyük bir hasretle hepinizi kucaklıyorum. Hücre arkadaşım Abdullah Zeydan ile birlikte hepinize selam ve sevgilerimizi gönderiyoruz.

Büyük direneceğiz, büyük kazanacağız!
Mutlaka kazanacağız!”

Eski HDP Eş Genel Başkanı Figen YÜKSEKDAĞ’ın Mesajı:

“‘Birer birer ve hep beraber,
İpek bir kumaş dokur gibi, Hep bir ağızdan sevinçli bir destan okur gibi’ mücadele edeceğiz”

“Eski HDP Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ da tutuklu bulunduğu Kandıra F Tipi Kapalı Cezaevi’nden kongreye mesaj gönderdi. 4 Kasım 2016 tarihinden bu yana tutuklu olan, hem milletvekilliği hem de parti üyeliği düşürülen Yüksekdağ’ın kongre mesajını divan eş başkanı Meral Danış Beştaş okudu.

Yüksekdağ’ın mesajı şöyle:

“Değerli kongre delegeleri, sayın divan, sevgili katılımcılar ve konuklar hepinize yürek dolusu MERHABA…

Memleketin dört bir yanından bütün renkleriyle, kimlikleriyle kongrede buluşan halklarımızı, kadınları, gençleri, emekçileri, inançları ve tüm demokratik bileşenlerimizi coşkuyla selamlıyorum.

Biliyorum ve biliyoruz ki; ne yaparlarsa yapsınlar bu coşkuyu elimizden, yüreğimizden alamazlar. İçeride olalım ya da dışarı; bedenimiz tutsak olsun ya da özgür, birlikte direnmeyi de biliriz, birlikte sevinmeyi de… Coşkumuz zindanlara da sığmaz, salonlara da… İşte bugün bütün duvarları, barajları, engelleri aşmış bir partinin kabına sığmayan ruhu ve hareketiyle bir aradayız. İnanıyorum ki; 3. Olağan Kongremiz de halklarımızı kuşatan faşizmin aşıldığı, demokratik direnişe derin soluk verildiği bir dönemeç olacak.

Uzun zamandır partimize yönelik siyasi soykırım operasyonlarının sürdüğü ortasında 3. Kongreyi gerçekleştiriyoruz. Bu nedenle bugün toplanan kongre sadece bir kongre değildir. Boyun eğmeyen, vazgeçmeyen demokratik halk iradesidir. Saldırıları aşa aşa yürüme kararlılığıdır. Hayatta ve siyasette silahtan, savaştan, yalandan, baskıdan, paradan büyük güçler olduğuna inanmak ve onlara sarılmaktır. Bugün HDP en ağır saldırılar ve olanaksızlıklar karşısında dimdik ayakta ise, enerjisini, güvenini yitirmiyorsa insanlığın büyük değerlerine dayanan büyük bir gücü kuşandığı içindir. Özgürlük, emek, demokrasi, barış, adalet, eşitlik, doğa ve herkes için insanca yaşam değerleri bizi bizler yapan, yenilmez yapan güçtür. Bunun için iktidarı elinde tutanlar, tek elde topladıkları yetki ve otoritenin gücüyle zehirlenirken, HDP fırtınaların, kıranların ortasında durmadan yeşeriyor. Tekçi faşist iktidar ise onca haksız, kirli kazanımlarına, bütün devlet-siyaset ve sermaye ganimetlerine el koymuş olmasına rağmen meşruiyet krizini aşamıyor. ‘Metal yorgunluğu’ dedikleri haksızlık, siyasetsizlik, çözümsüzlük bunalımını savaşla, ölümle, nefret ve halklara düşmanlıkla aşmaya çalışıyor.

Bizler ise nice zulüm ve duraksız saldırı karşısında enerjimizi, coşkumuzu sadece haklılığımızdan, özgürlüğe, barışa, demokrasiye bağlılığımızdan alıyoruz. Tarih zalimliğine güvenenler ile haklılığına güvenenler arasındaki sayısız mücadeleye tanık olmuştur. Yine aynı tarih zalimliğine çok güvenen nice iktidarın, diktatörün boynunda mazlumların vebali ile çöküp gittiğini ve bitimsiz bir lanetle anıldığını da yazar. Bugün çürüyen ve çökecek olan bir iktidarın değil insanlığın sağlam temelleri üzerine kurulan ve yükselen yeninin zamanıdır. HDP bu yeninin tek temsilcisi olarak geleceğe umutla, güvenle ve tarih bilinciyle yürüyor. Bugünden yarına yeni demokratik siyasete, demokratik cumhuriyete ulaşacak olan da bu yol ve yürüyüştür.

HDP renkleri soldurmadan, kimlikleri karartmadan demokratik birliğin sağlanabileceğine kanıttır. Bu birliğin kazanabileceğine tarihsel bir örnektir. Türkiye ve Kürdistan halklarının tekçiliğe, zorbalığa, savaş ve faşizme mahkumiyete, mecburiyeti de yok. Çünkü başka bir yol var, başka bir yaşam umudu ve enerjisi var; HDP var. Elbette bugün bırakalım özgür siyasi çalışmayı en berbat rejimlerde dahi güvence altında olan parti kongresini de özgür ve kolay yapamıyoruz. Kongre hazırlıklarını yürüten sayısız arkadaşımız şu an gözaltında ya da hapiste. Üyelerimiz ve halkımız kongre yapabilmek, bu salonlara gelebilmek için büyük mücadeleler verip, hayati bedeller ödüyor. Ama partimiz hiçbir zaman mağduriyet pasifizmine sürüklenmedi. Hiçbir zaman zorlukları mücadelenin önüne koymadı. Bugün de demokratik halk siyasetinin saygınlık ve görkemini büyük zorluk ve bedelleri göğüsleme gücünden aldığını çok iyi biliyoruz. Ve yine biliyoruz ki; en koyu karanlık ortasındaki en küçük ışık cürümünden fazla parlar. Sadece tek bir ışık en büyük karanlığı yırtmaya, kör edici perdeyi çekip atmaya yeter. Savaşın, faşizmin, OHAL-darbe rejiminin her yana kara bulut gibi çöktüğü bir iklimde HDP ışığı taşıyanların, faşizmin karanlığını yenecek olanların partisidir.

3. Olağan Kongremiz bütün zaaf ve yetmezliklerimizi aşarak, siyasi mücadele ışığını büyüttüğümüz, halklarımızın özlem ve beklentilerine cevap verdiğimiz bir eşik olacaktır. Kadın, genel ve yerel konferanslarımızdan yükselen mücadele kararlılığı stratejimizi güçlendirme, kendini yenile iradesi, kongrede taçlanarak yarına köprü oluyor şimdi. Önümüzde yerelden merkeze tüm siyaseti ve Türkiye’yi demokratikleştirmeye, hakça yaşamaya ve kazanmaya açılan zorlu ama onurlu bir yol var. Radikal demokrasi utku ve pratiğiyle Türkiye’nin HDP’lileşeceği, yani herkesin adalet, onurlu barış, eşitlik, özgürlük ve farklılıklarıyla bir arada yaşayabileceği bir ortak vatan için birlikte yürüyeceğiz.

Halkların tarihsel haklılığına dayananlar mutlaka kazanacaklar. Kobanê’den Afrin’e, Afrin’den Amed’e, Amed’den İstanbul’a yeni bir yaşam için direnenler, çağın zafer hakikati olarak tarihe adını yazdıranlardır. Cizre’de yakılıp Afrin’de bombalansa da Türkiye’nin her yanında zindanlara doldurulsa da halklarımızın direniş ve zafer hakikati yeni çağın kapısında bir kutup gibi parlıyor. Bugün bölgeyi savaş cehennemine çeviren bütün zalim, sömürücü, işgalci iktidarlar karşısında yeni bir demokratik siyasi model, yeni bir ufuk yükseliyor. Ankara’dan Afrin’e bizleri birleştiren aynı ufka bakıyor olmaktır. Halkların ve büyük insanlığın eşit, özgür, gönüllü, demokratik birliğine ve yaşam modeline inanmaktır. İşte yeni ufka baktığımızda toprağı, birliği, geleceği için direnen Afrin halkının kazanacağını görüyoruz. Çocukların bombalarla öldürülmediği, annelerin ağıt yakmadığı, kadınların cansız bedenine işkence yapılmadığı, Kobanê’nin bedenine çiçeklerin, zeytin ağaçlarının selam durduğu bir özgürlük ve kardeşlik yurdu görüyoruz. Ve bütün inancımızla bir kez daha söylüyoruz: Savaşa karşı, ölüme karşı yaşam zaferimiz olacak.

Şimdi, kazanma iradesini kuşanarak ilerlemenin ve tüm bölge ve Türkiye halklarının faşizme, savaşa, OHAL’e karşı birleşeceği yeni yollar açmanın zamanıdır. Partimiz bütün demokrasi güçleri ile faşizme ve darbe rejimine karşı ittifaka dün olduğu gibi bugün de hazır. Herkes çok iyi bilmeli ki; bu ağır zulüm ve saldırganlık karşısında ancak direnerek ve birleşerek kazanabiliriz.

Bizler İmralı’dan F tiplerine devam eden tecride, yaşamın ve siyasetin tek tipleştirilmesine ve tırmandırılan savaşa rağmen kazanmanın mümkün olduğunu biliyoruz.

Değerli delegeler, sevgili kadınlar, sayın konuklar

3. Kongremizin bütün Türkiye ve bölge halkları için güç ve başarı olacağına yürekten inanıyorum. Zorlu ve kritik bir dönemde görev üstlenen başta Eş Genel Başkanımız Serpil Kemalbay olmak üzere bütün MYK, PM üyelerimizi, il-ilçe yöneticilerimizi, kadın ve gençlik meclislerimizi kutluyor, selamlıyorum.

Göreve seçilecek olan parti Eş Genel Başkanları ve yöneticileri ise yürekten kutluyor, başarılar diliyorum. Tutuklu kadın milletvekillerimiz, parti yöneticilerimiz adına kongreyi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.

‘Birer birer ve hep beraber,
İpek bir kumaş dokur gibi
Hep bir ağızdan sevinçli bir destan okur gibi’
mücadele edeceğimize ve başaracağımıza inanıyorum.

Dirençle, özlemle, yoldaşça kucaklıyoruz hepinizi. Yolumuz açık olsun…”

Filistin’in sembol ismi Leyla HALİD HDP kongresinde!

Kuruculuğunu Yaser Arafat’ın yaptığı Filistin Kurtuluş Örgütü, HDP’nin Ankara’da gerçekleştirdiği kurultaya sembol isimlerinden Leyla Halid’i gönderdi.

Filistin Halk Kurtuluş Cephesi üyesi Leyla Halid de Kongre’de bir konuşma yaptı. Halid, “Sizlere Filistin halkının selamını getirdim. Bu salondan yükselen sesler bütün zindanlardaki zincirlerin sesini bastıran, her taraftan yankılanan halkların sesidir. Bizler sizlerle dayanışma içinde tüm zindanları yıkarak onların yerine kültür merkezi ve okullar açacağız. Bizler, Afrin’deki savaşa karşı sesimizi sizlerle yükseltiyoruz. Savaşlar her zaman hayatı değil ölümü yaratır. Halklar yaşamı ve geleceği yaratırlar. Bu salondan dünyadaki mücadele eden tüm halklara selam olsun” dedi.

Yeni Eş Genel Başkan Pervin BULDAN:

“Hiçbir anne babaya evladının; hiçbir kadına nişanlısının, eşinin, sevgilisinin; hiçbir çocuğa babasının tabutunu göndermeyin!”

“Ey insanlığı tüketenler! Savaşı yüceltenler! İşte umudu ve barışı çoğaltanlar olarak buradayız. Bir aradayız. Bizim insanlığa ve özgürlüğe olan inancımız, tutkumuz sizin körüklediğiniz korku ve nefretten daha büyüktür. Her zaman olduğu gibi biz kazanacağız, büyük insanlık kazanacak!

Sayın Divan, Sayın Eş Genel Başkanım, ülkenin dört bir yanından gelen partimizin değerli yöneticileri, çalışanları ve delegelerimiz;

Farklı bölgelerden ve farklı ülkelerden teşrif eden değerli misafirlerimiz; sivil toplum örgütlerinin, partilerin, sendikaların ve meslek odalarının sayın temsilcileri; sevgili basın emekçileri;

Çok değerli anneler, kadın arkadaşlarım, kız kardeşlerim; siz sevgili genç yoldaşlarım, HDP’nin değerli emektarları; HDP’yi var eden ve muazzam emekler, bedeller ve amansız bir mücadele ile HDP’yi daha da güçlendirerek bugünlere taşıyan değerli cefakâr halkımız hepiniz hoş geldiniz.

Onur verdiniz! Güç verdiniz!

Sizlere hitap etmesi gerekirken zindanda rehin olarak tutulan ve bu nedenle bu meşaleyi devralma görevini üstlenmeme vesile olan partimizin çok değerli emektarı, onurlu siyasetin öncüsü değerli Eş Genel Başkanım Sayın Selahattin Demirtaş’ı saygı ve sevgi ile selamlıyorum.

Şu güne kadar üstlendiği görevi layıkıyla yerine getirmiş; demokratik ve ilkeli siyasetten asla taviz vermemiş; mücadele azmine korkuyu, sinmeyi, geri durmayı asla bulaştırmamış; dürüstlüğü samimiyeti ve erdemli kişiliği ile beraber çalışmaktan her zaman için feyz aldığımız saygıdeğer eş genel başkanımız Sayın Demirtaş’tan bu görevi teslim almak benim için onur kaynağıdır. Bu nedenle bu kürsüden kendisine şahsım ve partimiz adına sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum.

Ve yine eş genel başkanımız iken rehin alınan ve vekilliği gasp edilen değerli eş başkanım Sayın Figen Yüksekdağ’ı derin saygı ve sevgilerimle selamlıyorum.

Birlikte çalıştığımız dönem içerisinde sağlam duruşu, her koşulda ve her yerde bir bütün olarak mücadelemizin hep en ön safında yer alan kararlılığıyla, çalışkanlığıyla bizlere esin kaynağı olan, kadın olarak bizleri gururlandıran eş başkanım sevgili Yüksekdağ’a da kadın arkadaşlarım, partim ve şahsım adına buradan teşekkürlerimi gönderiyorum.

Yanı sıra milletvekillerimiz, yol arkadaşlarımız Sayın İdris Baluken, Sayın Çağlar Demirel, Sayın Selma Irmak, Sayın Abdullah Zeydan, Sayın Gülser Yıldırım, Sayın Ferhat Encü ve Sayın Burcu Çelik’i…

Demokratik Bölgeler Partisi Eş Genel Başkanı Sayın Sebahat Tuncel ve Mehmet Aslan’ı, tutuklu bulunan tüm belediye eş başkanlarımız adına Demokratik Bölgeler Partisi belediye eş başkanlarından Sayın Gültan Kışanak, Sayın Tuncer Bakırhan ve Sayın Bekir Kaya’yı,

Demokratik Toplum Kongresi Eş başkanı Sayın Leyla Güven’i ve onların şahsında zindanlarda tutulan bütün parti üyesi ve çalışanlarımızı, özgürlük mücadelesine gönlünü ömrünü veren yoldaşlarımızı en içten devrimci duygu ve düşüncelerimle selamlıyorum.

Çözüm sürecinde 3 yıl boyunca kendisiyle bire bir görüştüğüm, 19 yıldır tecrit altında tutulduğu İmralı Cezaevi’nde çözüm, barış ve demokrasi mücadelesi veren Sayın Abdullah Öcalan’ı saygıyla selamlıyorum.

İdam sehpasına götürülürken “Yaşasın Türk ve Kürt halkının kardeşliği” diyen Türkiye devrimci hareketinin önderlerinden Deniz Gezmiş ve arkadaşlarını, Mahir Çayanları, İbrahim Kaypakkayaları, Behice Boranları, Mazlum Doğanları, Sakineleri saygıyla, minnetle, şükranla anıyorum.

Sevgili arkadaşlarım, değerli konuklar;

“Coğrafya kaderdir.” Coğrafya kadar, varlıkları ve yoklukları ile sahip oldukları ve olmadıkları ile tarihi ile acıları ile her insan haritalanmış bir dünyaya doğuyor ve kendisinden öncekilerin belirlemiş olduğu kadere daha doğarken ortak oluyor.

Bu nedenledir ki her birimiz daha doğarken haksızlıkların ve dolayısıyla acıların tanığı ve mağduru oluyoruz. Ve daha doğarken özgürlüğe, adalete, barışa ekmek kadar su kadar birincil derecede ihtiyaç duyuyoruz.

Bu ihtiyaç, bu gerçeklik, bu zaruret hali bizlere mücadele etmekten başka seçenek bırakmamaktadır.

İşte Halkların Demokratik Partisi de bu topraklarda yaşayan bütün mazlum halkların, tüm inanç ve kültürlerin ihtiyacı olarak vardır. Bunun içindir ki HDP halklar partisidir.

İşte bu salonda da görüldüğü gibi halklar bahçesidir. Bu ülkenin bütün renklerinin, farklılıklarının bir arada ortak bir mücadelede birleştiği bir birlik partisidir. Ülkemiz için önerdiğimiz birliğin en büyük kanıtıdır HDP’dir.

Bütün ayrıştırmalara, ötekileştirmelere, düşmanlaştırmalara karşı HDP kardeşliğin, bir arada eşit ve özgürce yaşamın kendisidir. Partimiz; Türkiye’nin çoğulcu çok kimlikli yapısını oluşturan Kürt, Türk, Laz, Arap, Çerkez, Alevi, Ermeni, Süryani ve Ezidi halklarını, tüm inançları, ezilen, ötekileştirilen tüm kimlikleri temsil eden Türkiye demokrasisi için bir siyasi değerdir.

İşte bizi güçlü kılan da temsil ettiğimiz bu değerler ve ortak vatanı hep birlikte inşa etme iddiamız, kararlılığımızdır. Karşımızdaki güçler tekçiliği ne kadar dayatırsa dayatsın biz çoğulculuğu, farklılığı, çok renkliliği savunmaya ve yaşatmaya devam edeceğiz.

Herkes bu ülkede dilini, kültürünü, inancını özgürce yaşayacak. Biz bunun mücadelesini yürütüyoruz. İşte HDP’den korkmalarının, bize fütursuzca saldırmalarının nedeni budur. Tekçiliği bozduğumuz için, çoğulcu, demokratik katılımcı bir ülke yönetimini savunduğumuz için bizden korkuyorlar. Korksunlar!

Onların TEKÇİLİĞİNE karşı BİZLER de ÇOĞUZ!

BİZLER

Darağacında asılan Pir Sultanız, Seyit Rızayız

Bizler, Çanakkale’de omuz omuz omuza duran Anadolu ve Mezopotamya halklarıyız

Sivas’ta yakılan Türküleriz, şiirleriz

Roboski’de katledilen köylüleriz

Şengal’de IŞİD’in katlettiği Ezidileriz

Filistin’de, Rojava’da direnen halklarız

Anadolu’nun yoksulluğa mahkum edilen emekçi halklarıyız

Bizler yaşadığı onca trajediye rağmen dimdik ayakta duran Kürdistan halkıyız

Bizler Aşık Mahsuni’yiz, Ahmet Kaya’yız, Kazım Koyuncu’yuz, Musa Anter’iz, Vedat Aydın’ız, Orhan Doğan’ız, Hrant Dink’iz

Gezi’de vurulan Berkin Elvan’ız, 13 kurşunla vurulan Uğur Kaymaz’ız, Ali İsmail Korkmaz’ız, Ceylan Önkol’uz.

Bizler 1995’ten beri çeyrek asırdır kayıp yakınlarını arayan Cumartesi Anneleriyiz

Bizler yıllardır beyaz tülbentleriyle yollara düşen Barış Anneleriyiz

Bizler dağlarda bedeni toprağa düşen Kürt gençlerinin anneleriyiz

Bizler ovada yaşamını yitiren yoksul askerlerin anneleriyiz

Bizler, emek sömürüsüne karşı onurluca direnen işçileriz.

Soma’da katledilen madencileriz.

Hergün sokaklarda öldürülen kadınlarız.

Cezaevlerinde rehin alınan ama iradesini teslim etmeyen özgür tutsaklarız.

HDP, onurlu ve büyük insanlık yürüyüşünün adıdır. HDP barıştır, HDP özgür yaşamdır. Ve bu büyük yürüyüşü kimsenin engellemeye gücü yetmeyecektir.

Seyit Rıza’nın “Ben hilelerinizle baş edemedim, bu bana ders olsun. Ama ben de sizin önünüzde diz çökmedim. Bu da size dert olsun” demişti. HDP tüm baskılara rağmen diz çökmedi, çökmeyecek, bu da onlara dert olsun!

Değerli dostlar,

Hepinizin bildiği üzere hem küresel hem bölgesel olsun büyük yıkımların yaşandığı oldukça zorlu ve karanlık bir süreçten geçiyoruz. Yakın tarihte olduğu gibi Ortadoğu ve yaşadığımız bölge kirli hesapların ve savaşların hedefi konumunda.

Bir yanda emperyal politikalar ve bunu sonucu olarak sürdürülen vesayet savaşları, yıkımlar, diğer yanda ise halkların özgürlük ve demokrasi mücadelesi onurlu direnişi var.

Suriye’de yaşanan acı ve yıkıma hepimiz tanığız. Orada Suriye halklarının kendi geleceğine dair karar vermesini engelleyen bir savaş sürdürülüyor. Ne yazık ki; Türkiye de, Afrin’e başlattığı saldırı ile Suriye’deki bu kanlı sürecin içerisine dahil oldu.

Oysa Rojava halkları birkaç yıldan buyana özelde Suriye, genele tüm Ortadoğu’ya model olabilecek demokratik bir yönetimin inşası için muazzam bir çaba sürdürüyordu. O topraklarda var olan bütün etnik aidiyetlerin ve inançların eşit şartlarda birlikte yaşama olanağı yaratıldı. Din, dil, ırk, inanç, mezhep ve cinsiyet ayrımcılığının olmadığı eşit ve ekolojik bir toplum.

Türkiye’ye bugüne kadar bir tek kurşun sıkmamış, dayanışma ve dostane ilişkiler kurmayı önermiş bu halka devlet aklı ne yazık ki yüzyıldır yürüttüğü hasmane politikalar ile cevap vermeği yeğ tuttu.

Geçmişten bugüne karakollarla, mayın tarlalarıyla toplumsal olarak sınırın bu tarafından ayrıştırılan Efrin halkı günümüzde sınıra örülen duvarlar ile dışlandı.

Ve şimdi ise kendi topraklarındaki varlıklarına da açılan savaş ile son verilmek isteniyor.

Sebep ne? Tekçi devlet sisteminin yüzyıllık paranoyası olan beka sorunu! Bu sistem yanı başında demokratik, çoğulcu bir öz yönetimi kendisi açısından tehdit ve tehlike olarak görüyor.

Asıl amaç, bölgede demokratik öz yönetim sürecinin akamete uğratılmasıdır. Tekçi sistemler dünyanın her yerinde aynı sistemi savunur. Demokratik yönetimlerden hazletmezler. Çünkü demokrasi geliştikçe kendisi de değişmek zorundadır. Rojava meselesi de budur. Orada inşa edilen demokratik bir yönetim modeli, Türkiye’deki tekçi katı otoriter sistemi teşhir edecektir.

Doğal olarak Türkiye de demokratikleşmek, kendi iç sorunlarını demokrasi yoluyla çözmek zorunda kalacaktır. Bu nedenle Afrin’e girildi. Afrin saldırısı başta Kürtler olmak üzere bölgede yaşayan bütün halklara, onların eşitlikçi, demokratik yaşam umuduna yapılmaktadır.

O toprakların binlerce yıldır asli sahibi asli unsuru olan bu halkların kendilerini yönetme iradelerine saygı duymak ve hatta bu iradeyi desteklemek, dostane ilişkiler kurmak Türkiye’ye ne kaybettirir? Müttefik kazandırmaz mı? Dostluk, kardeşlik kazandırmaz mı?

Bizler Efrin’den Filistin’e kadar Kürtlerin, Ermenilerin, Arapların, Ezidilerin ve bütün Ortadoğu halklarının haklı mücadelelerinin yanında yer alıyoruz.

Yurtiçinde ve yurtdışında barıştan yana açık tutum alıyoruz. Barışı savunuyoruz! Çünkü geçmişten bugüne tüm zamanlarda insanlık tarihi tanık olmuştur ki savaşlar en büyük felaket en büyük yıkımdır.

O nedenle barış elzemdir! Barış ahlaklı olandır, erdemli olandır! Barış kötülüklere, kötülüklerden beslenenlere karşı durmaktır! Barış varlığımızı, evlatlarımızı, geleceğimizi kurtarmaktır!

Yıllardır bu toplumu ırkçı söylemlerle, sahte tehdit algılarıyla ölmeye öldürmeye ikna etmeye çalıştılar. Fakat biliniz ki hiçbir anne savaşlarda ölsün, sakat kalsın diye çocuk doğurmaz. Kırk yıldır evlat acısıyla yaktığınız annelerin ayaklarının altına cehennemi serdiniz.

Mersin’den İstanbul’a Isparta’dan Hakkâri’ye Ardahan’a Samsun’a… Hiçbir anne babaya evladının; hiçbir kadına nişanlısının, eşinin, sevgilisinin; hiçbir çocuğa babasının tabutunu göndermeyin! Zira hiçbir mertebe dindirmez bu acıyı, hiçbir mükâfat dolduramaz yitirilmiş canların yokluğunu!

Tüm bunlara karşı oluşturulan bu otoriter rejimin gölgesinde savaşa karşı durmak, ses çıkarmak, barışı yaşamı savunmak anında infazı gerektirecek bir suç haline getirildi.

Oluşturulan bu hukuksuz ortamda estirilen milliyetçi-militarist ruhla sanatçısından, aydınına, gazetecisine, doktoruna sıradan yurttaşına her kesimden insan gözaltına alınıyor, tutuklanıyor, yaşamı tehdit ediliyor.

O nedenle yaşamı savunmanın haklılığından ve bunu ifşa eden hakikat yanlılarından alabildiğine korkuyorlar. Bunca baskı bunca zulüm zorbalık bu nedenledir. Ben buradan bu vesile ile yaşamdan barıştan yana tavır alan, Türk Tabipler Birliği’nin değerli yöneticilerini, değerli barış akademisyenlerini, onurlu basın emekçilerini saygı ve dayanışmayla selamlıyorum.

Akabinde toplumun tüm duyarlı kesimlerine buradan sesleniyorum. Milliyetçi-Tekçi rejimin isteklerine, uygulamalarına, felaketlerine mecbur değilsiniz! Ülke olarak buna mecbur değiliz!

Değerli konuklar;

Türkiye’nin bugün bu noktaya gelmesinin nedeni demokratik çözüm ve barış sürecinden uzaklaşmış olmasıdır. Ne zaman ki çözüm süreci sonlandırıldı, ülke darbe ve savaş koşullarının içerisine sürüklendi. Oysa Barış çok ama çok yakınımızdaydı. Tek bir insanın dahi burnu kanamıyordu. Fakat çözüm masasını devirerek ve Sayın Öcalan’a karşı tecrit uygulaması devreye sokularak Türkiye tekrardan karanlık bir dönemin içerisine sokuldu.

Cizre’de, Sur’da, Gever’de, Nusaybin’deki ağır katliamlarla barıştan intikam alındı. Halkımıza, partimize ağır bedel ödetildi. 7 Haziran’da partimizin demokratik iktidar seçeneğini ortaya çıkarması AKP’yi, devleti ve içindeki güç odaklarını ürküttü.

Bu nedenle 7 Haziran sonrası düğmeye basıldı ve bugün bu noktaya gelindi. Ülke bugün siyasal bir darbe sürecini yaşıyor. Demokrasi, özgürlükler, Anayasa, yasalar askıya alındı.

15 Temmuz darbe girişimini fırsata çeviren iktidar ve devlet kanadı, ülkeyi OHAL rejimiyle darbe uygulamalarını aratmayan bir sürecin içine soktu. HDP’ye yönelik siyasi soykırım operasyonlarıyla, belediye başkanlarımızın tutuklanmasıyla, demokratik muhalefetin susturulmasıyla kendi tekçi-milliyetçi-otoriter rejimlerini inşa ediyorlar.

Oluşturulan milliyetçi blokla demokratik süreçlerin önü kesildi. Ülke bugün bir kez daha İttihat Terakki zihniyetinin benzer bir versiyonuyla karşı karşıya. Asıl amaçları cumhuriyetin demokratikleşmesini, demokratik bir yönetimin ortaya çıkmasını engellemektir.

Eşit ve özgür yaşamı bu tekçi sitem kendi bekası açısından tehdit olarak görüyor. Bu nedenle içeride çatışma ve kutuplaşma derinleştirildi, savaş politikaları Suriye’ye kadar yayıldı.

Bakınız! Milli mesele diyerek, halkın temel taleplerini sürekli öteliyorlar. Yolsuzluk, yoksulluk, açlık, sefalet, işsizlik diz boyu. Çaresiz insanlar bedenini ateşe veriyor.

Yüzbinlerce insan kamudan ihraç edildi, açlığa mahkûm edildi. Şiddet, ölüm, taciz, tecavüz sokaklarda kol geziyor. İnsanlar bugünkü iktidara bakarak, geleceklerine dair en ufak bir umut besleyemiyor.

Ekonomik kriz giderek büyüyor. Afrin’e atılan bombalar Türkiye halklarının sofrasına düşüyor. Bu savaşın maliyeti halka yükleniyor.

Ekonomik sosyal hakları için grev yapmak isteyen metal işçilerinin grevi milli güvenlik gerekçesiyle yasaklanıyor. Gerçekleri yazmasın diye medya susturuldu. Toplum hergün gerçek dışı haberlerle yanıltılıyor. Savaş haberleriyle ölme ve öldürme kutsanır hale getirildi.

Ülke bu kadar acı yaşarken, her gün gencecik bedenler toprağa düşerken, milliyetçi iktidar bloğu ise seçim ittifakı, oy hesabı derdinde. İnsanlar canlarından oluyor, bunlar oy peşinde. Acaba hangi iktidar veya başkanlık rejimi tek bir insanın hayatından daha değerli olabilir ki?

Bu gidişat durdurulmazsa ülkemiz uçuruma doğru hızla sürüklenecek. Buradan bir kez daha iktidara çağrı yapıyoruz. Yol yakınken, bu ülke daha kan kaybetmeden bu politikalarınıza son verin.

Acı ve yıkımlara neden olan savaş politikalarından vazgeçin.

Çözüm savaşta değil barıştadır.

Çözüm ölme ve öldürmede değil, yaşama ve yaşatmadadır.

Çözüm Afrin’e girmede değil, İmralı’ya gitmededir.

Sayın Öcalan 5 Nisan 2015 tarihinden buyana tecrit altındadır. Tecrit derhal son bulmalı ailesi, avukatları ve siyasi heyetle derhal görüştürülmelidir. Sağlık, güvenlik ve özgürlük koşulları sağlanmalıdır.

Unutulmamalıdır ki; Türkiye’nin acil çözüm bekleyen sorunlarına olumlu katkılar sunabilecek konumda olan bir liderin bu şekilde toplumdan izole edilmesi mevcut sorunların çözüm imkânını yok ettiği gibi sorunları daha da derinleştirmektedir.

Türkiye biran önce diyalog, müzakere ve çözüm sürecine yeniden dönmelidir.

İktidar ve devlet halklara kaybettiren Suriye politikasını biran önce değiştirmeli, çetelere desteği kesmeli ve Rojava başta olmak üzere Suriye halklarıyla barışçıl diyalog geliştirmelidir.

Yurttaşlarımızı canından bezdiren OHAL/KHK rejimi artık son bulmalı, siyasi soykırım operasyonlarına, darbe uygulamalarında son verilmelidir.

Rehin tutulan Partimizin eş başkanları ve tüm tutuklu siyasetçiler, belediye başkanları, gazeteciler serbest bırakılmalıdır.

Cezaevlerinde bir işkence yöntemi olan tek tip kıyafet uygulamasına son verilmelidir.

Hukuk ve insan hakları ilkelerinden uzaklaşan iktidar, hukuk devleti sınırlarına dönmeli, yargı ve yasama üzerindeki vesayetine son vermelidir.

KHK ile işlerinden atılan yüzbinlerce emekçi görevlerine iade edilmeli OHAL’in yarattığı hukuksuzluk, haksızlık ve mağduriyetler son bulmalıdır.

Bizler demokratik bir Türkiye için yola çıktık ve bu yolda mücadele etmeye devam edeceğiz. Biliyoruz ki halklarımızın umudu HDP’dir, HDP’nin savunduğu birlikte yaşam ilkeleridir.

Yaşadığımız bu acı ve yıkım bizim kaderimiz olamaz. Gidişatı durdurmak bizim ellerimizdedir. Hep beraber omuz omuza sabırla, kararlılıkla mücadele edersek bu gidişatı durdurabiliriz.

HDP tüm baskılara rağmen bugüne değin boyu eğmedi, diz çökmedi, bundan sonra da diz çökmeyecek. Kararlılıkla barış ve demokrasi yürüyüşümüzü sürdüreceğiz. Bu, halklarımıza sözümüzdür. Hiç kimse karamsarlığa kapılmamalı, umudunu yitirmemelidir. Kararlılık ve cesaret yol haritamızdır.

HDP, bugün barışı savunan tek partidir. Karşımızda savaş politikalarının yanında saf tutan milliyetçi blok var. Savaşa karşı çıkan tek güç ise HDP ve bileşenleridir, Türkiye’nin demokrasi güçleridir.

Önümüzde yoğun bir mücadele süreci bulunmaktadır. Savaşa karşı, OHAL’e karşı, tek tipleştirmeye karşı, sömürüye, yolsuzluğa, yoksulluğa karşı bu gidişattan rahatsız olan herkesle hep birlikte omuz omuza mücadele etmemiz tarihsel bir sorumluluktur.

Ben inanıyorum ki 7 Haziran ruhu halen bu ülkede güçlü ve diridir. Partimize, demokrasi güçlerine bunca saldırmalarının nedeni budur. İktidarlarını kaybetmekten korkuyorlar. O halde umudu ve mücadelemizi büyütmeliyiz.

Sevgili Selahattin Demirtaş’ın dediği gibi cesaret bulaşıcıdır. Korkarsak, teslim oluruz, ama cesur olursak biz kazanırız. Bu ülkeye barışı, demokrasiyi, özgürlükleri ancak bizler yürüteceğimiz ortak mücadeleyle getirebiliriz.

Değerli kadın arkadaşlarım

Bu ülkede kadınlar baskı ve şiddetin en katmerlisini yaşamaktadır. Her gün en az 5 kadının öldürüldüğü ülkemizde kadınlar sistematik olarak taciz ve tecavüze uğramakta, kamusal alandan itilmekte, toplumsal ve ekonomik yaşamın köleleri haline getirilmeye çalışılmaktadır.

Dünyanın farklı ülkelerinde bu sorunu aşmak için yürütülen mücadeleler sonucu belli bir noktaya ulaşılmasına rağmen Türkiye açısından kadınların içinde bulunduğu durum çok vahimdir.

Bu şiddete kaynaklık eden ataerkil kültür yalnızca topluma değil topluma yön veren ve yöneten güçlere de egemendir.

Yasaları, kurum ve kuruluşları, politik felsefesi ve pratikleri ile devlet erki eril şiddete öncülük ettiği gibi bu şiddeti uygulayan bir mekanizma olmaktan kendisini kurtaramamış, dönüştürememiştir.

Oysa bir devlet düzeninin demokrasi ve insan temel hak ve hürriyetlerini inşa edebilmesinin yolu toplumun tüm kesimleri için eşitlik ilkesini gözeterek hareket etmesinden geçmektedir. Bu nedenle devlet erkinin cinsiyetçi uygulamalarından sıyrılıp toplumun bütün kesimleri için güvenlik, refah ve adalet sağlayan işlevini üstlenmesi gerekmektedir.

Unutulmamalıdır ki kadın özgürlük sorunu bütün toplumsal sorunların temelidir. Kadının özgürleşmediği toplumlar çürümeye mahkûmdur. Nitekim bugün itibari ile toplumda yükselen şiddet dalgası, vahşet görüntüleri ve kıyımlar bu çürümeye yüz tutulduğunun en belirgin göstergeleridir.

Bu nedenle herkesin bulunduğu yerden bu bilinç ve sorumlulukla hareket etmesi gerekmektedir. Nerede baskı olursa en çok orada özgürlük ihtiyacı ortaya çıkar. Kadınların bugüne kadar elde ettikleri bütün haklar kadınların öz direnişleri ile elde edilmiştir.

Bu gerçeklikten hareketle, her zamanki gibi buradan da yine ifade etmek isterim. Direne direne özgürleşeceğiz. Her alanda cins mücadelesini yükseltecek, kadın özgürlük anlayışını olduğumuz her alanda yaygınlaştıracağız.

Buradan ülkedeki tüm kadınlara, annelere sesleniyorum. Savaşa karşı çıkın. Barışı savunun. Doğurup büyüttünüz yavrularınız ölmesin, öldürmesin. Bu savaşı ancak kadınlar, analar durdurabilir. Anneler sesinizi yükseltin! Barış deyin.

Değerli konuklar, sevgili dostlar;

Halkların Demokratik Partisi talepleri, sesi bir asırdır Türkiye siyasetinde yer bulmayan milyonların temsilcisi ve sesidir. HDP Türkiye’nin toplumsal uzlaşma, demokratikleşme umududur!

Bu ülkenin aydınlık geleceği ile ilgili en güzel en değerli umutları bizler taşıyoruz. Bu umuda sahip çıkmamız bu zorlu süreci aşacak güçlü bir mücadelenin sahibi olmamız gerekir.

Artık barışı sadece istemek yetmiyor. Onu toplumsal zeminde kurmak ve tüm siyasi partileri bu toplumsal basınca muhatap kılmak gerekiyor. Bugün demokrasiyi savunmak, HDP’nin kurulduğu 5 yıl öncesinden daha zor. Bu nedenle de daha değerli ve daha önemli, daha kıymetli.

Kendimizi bu dönemin koşullarına göre yeniden kurmalıyız. Karar süreçlerimiz, ilişkilerimiz, dayanışma ve işbirliklerimiz bu yükü taşıyabilecek şekilde yeniden yapılandırmalıyız.

Bu karanlığı yırtacak yeni bir sayfa açmalı ve geleceğe umutla yürüyebilmek için yeni başlangıçları göze alabilmeliyiz. Babalarının tabutlarına sarılmaya mahkum edilen çocukları da, çocuklarının cenazeleri mezarından çıkarılan anaları da başka bir Türkiye’nin, başka bir dünyanın mümkün olduğunun umudu ile donatmalıyız.

Bizler Türkiye tarihinin bu karanlık hukuk dışı döneminin ne bir parçası ne de suç ortağı olmayacağız. Siyasi platformdaki tek muhalif güç olsak bile, her ne kadar yalnızlaştırılmaya çalışılsak bile zor ve baskı politikaları ile yıldırılmaya çalışılsak bile haklılığımızın ve meşruluğumuzun güneş gibi parıldayan muazzam gücüne dayanacağız.

Dolayısıyla bugün burada büyük bir coşkuyla topladığımız kongremizle yeni dönemde mücadelemizi çok daha fazla yükselteceğiz. Toplumsal muhalefetimizi her sokakta, her mahallede her köyde, her evde ve işyerinde en üst düzeyde örgütleyeceğiz. Bizler bu geleneğe, bu güce ve bu inanca sahibiz.

Benden önce bu meşaleyi taşıyan burada hürmetle, sevgiyle andığım nice yoldaşlarım oldu. Ben de bu meşaleyi geleceğimizin yüreği ve bilinci özgürlük tutkusu ile dolu olan gençlerine aktarmak üzere emaneten devir alıyorum.

Bütün çabam, mücadelem bu emaneti bu zor zamanların altında ezmeden layıkıyla, taşıyabilmek; barışa ve aydınlık bir geleceğe bütün varlığımla katkı sunabilmek üzerine olacaktır.

Sözlerimi bitirirken belki kişisel gözüken ama gerçekte bu ülkede binlerce ananın yazgısı kılınmak istenen bir durumu anmak istiyorum.

Ben, faili meçhullerin kol gezdiği bir zamanda babası katledildiği gün doğan bir evladın anası oldum. Ölüm nedir bildim. Zulüm nedir gördüm. Elimde sihirli bir program yok! Ama acı deneyimlerle edindiğim gerçek bir bilgi var. En zayıf barış bile bir günlük bir savaştan daha iyidir.

Eğer savaştan medet umanlar bir gün barışı ve yaşamı düşünme noktasına gelirlerse onlara, acısını yüreğine gömmüş binlerce ananın sesi ve uzatılan eli olmaya hazırım.

Siyasi yaşantımı barış için aktif sorumluluklar alarak kinden ve intikam duygusundan uzak durarak bugüne getirdim. Bugünden sonra da bedeli ne olursa olsun bir barış nöbetçisi olarak devam edeceğim.

Ben bu duygu ve temenniler ile bir kez daha hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. Yeni dönemde görev alacak bütün arkadaşlarıma üstün başarılar diliyorum. Yolunuz ve yolumuz açık olsun diyorum. Hızır yar ve yardımcımız olsun.”

Yeni Eş Genel Başkan Sezai TEMELLİ:

“Bizler kara deryalarda bir feneriz. Umudun yolcularıyız. Dönen dönsün yolundan biz dönmeyiz. Cesaretliyiz, kararlıyız. Cesareti herkese bulaştıracağız. Unutmayın biz haklıyız. Mutlaka kazanacağız.”

“Merhaba yoldaşlarım, umudun yolcuları hoş geldiniz. Urfa’dan Tekidağ’dan, Karadeniz’den, Çukurova’dan, İstanbul’dan, Ankara’dan cesareti ve umudu yüklenerek geldiniz. Güçlüyüz dedik inanmıyorlardı; işte güçlüyüz!

Bugün kongremizi onurlandıran tüm dostlarımız hoş geldiniz. Bizimle beraber barış demokrasi mücadelesi yükselten dostlarımız yoldaşlarımız hoş geldiniz.

Umutla ve cesaretle geldiniz ama gelirken bir rekora da imza attınız. Dünyanın GBT (Güvenlik Bilgi Taraması) rekorunu kırdınız. Bu cesaretle gelen siz sevgili yoldaşlarımızın defalarca GBT kontrolüne sokmuşlar. Zahmet vermişler. Bu kongreyi zayıf göstermek amacıyla. Ama bu şapşikler bilmiyor ki bu cesareti örtecek bir alet daha icat edilmedi.

Bugün aramızda olması gereken binlerce arkadaşımız bizimle değil. 10 binden fazla arkadaşımız gözaltına alındı son birkaç yılda. Bu arkadaşlarımızın büyük bir kısmı tutsak. Bir suçları olduğu için değil bir sevdaları olduğu için tutsaklar. Biz bu sevdadan vazgeçmeyeceğiz. Bu kongre bu sevdanın ispatı.

Bu sevdayı var edene, bize yolu açana selam gönderelim. Selam olsun İmralı’ya selam olsun Sayın Öcalan’a.

Bu direniş yolculuğumuzun en önündekilere, asla vazgeçmeyene, zulmün gözünün içine bakan kadına; Figen Başkan’a da selam olsun.

Sevdamızın öyküsünü yazana türküsünü söyleyene, cesareti bize bulaştırana, yoldaşımıza Selahattin Başkan’a da selam olsun.

Bu hasret bitecek. Bu hasreti bitirmek bize nasip olsun.

Son birkaç günde birçok arkadaşımız kongre hazırlıkları sırasında gözaltına alındı. Bileşen eşbaşkanlarımız gözaltında. Onur Hocamız şahsında tüm eşbaşkanlara, sözcülere selam yolluyorum. En yakın zamanda bu hasret bitecek.

Kongre çalışmalarımıza başlarken bu kongrenin önemli, stratejik olacağını söyledik. Çünkü biliyorduk ki 2018 hem Türkiye hem bölge açısından çok önemli bir yıl olacaktı. Bu önemli yılda HDP’nin üzerine düşen sorumluluklar var. Yapması gerekenler var. Bunu yapacak bir kongreyi hayata geçirmeliydik. Bunu yapacak kadroları oluşturmalıydık. Bu iradeyle yola çıktık. 2018 HDP’nin barışa yapacağı katkıların yılı olacak. HDP bu ceberrut devlete en önemli dersi verecek.

Türkiye son birkaç yılda iki önemli fotoğraf gördü. Bunlardan biri 2013-15 arasıydı. Suruç Katliamıyla başlayan 2. Fotoğraf savaşın, yoksulluğun fotoğrafıdır. Bugün Türkiye halklarının önünde 2 seçenek var; ya umudun fotoğrafı ya da faşizmin fotoğrafı. HDP ikinci fotoğrafı yırtıp atacaktır, kimsenin kuşkusu olmasın!

Dokunulmazlıkları kaldırarak OHAL düzenini olağanlaştırarak, tezkereleri geçirerek, Kürdistan’ı kayyumlaştırarak bir referanduma gittiler. Bu referandumda, sandık hileleriyle, hayır kazanmış olmasına rağmen, evet kazanmış gibi gösterdiler.

Bu anayasa değişikliği tekçi rejimin yolunu açan bir rejimdi. Milli mutabakat, bu rejimi, faşizmin kurumsallaşması yönünde var etmeye çalışıyorlar. Bu milli mutabakat olsa olsa bir milli felakettir. Hatta küresel felakettir. Tüm Avrupalı dostlarımıza çağrı yapıyoruz; gelin bu küresel felaketi yıkmak için güç verin omuz verin.

Avrupa’nın Türkiye’de olup bitenleri pazarlık konusu yapması, Türkiye’de faşizmin kurumsallaşmasını hızlandırmaktadır. Bunun nasıl sonuçlara yol açtığını en iyi Avrupa bilir. O yüzden bugün sermayenin çıkarları doğrultusunda küçük pazarlıklarla değil Afrin’e bakarak halklarla dayanışmaya çağırıyoruz.

Savaş siyaseti tüm toplumu sardı. Kendini savaş siyasetiyle ayakta tutan bu ceberrut devlet savaşı finanse etmek uğruna, sarayı finanse etmek uğruna iktisadi şiddeti de emek sömürüsünü de doğa talanını da arttırıyor. Bugün aklımızla alay edercesine Afrin işgal girişimine “zeytin dalı” adını veriyor, zeytin bahçelerini bombalıyor. Ne kadar doğal alan varsa, tarım alanı varsa inşaat sektörüne açıyor. Türkiye’yi yıkıma sürüklüyor. Bu yıkıma karşı çıkmak zorundayız.

Bugün Türkiye’nin en mağdur kesimlerinden biri tarım kesimi. Çiftçinin anayasal hakkı olanı vermeyip hakkını kredi olarak satan devlet Türkiye’yi çölleştirmektedir.

İktidar milli mutabakat yoluyla, kirli ittifak yoluyla sadece ekonomiye değil yaşamın her alanına saldırıyor. En çok zarar gören de yine emekçiler. Sadece 2017 yılında 2006 işçi iş cinayetlerinde yaşamını yitirdi. Güvencesiz çalışmak iş hayatı haline dönmüştür. İş yerinde güvenlik koşulları yoktur. Türkiye ucuz emek cehennemine dönmüştür. İktidarın ötekileştirdikleri bu cehennemin en çok sömürülenleridir. Emekçiler sadece sömürüye maruz kalmamaktadır. İşsizlik baskısı en şiddetli baskıdır. Asgari ücret Türkiye’de açlık sınırının altındadır. Bugün asgari ücret alanlar hiçbiri insan ihtiyacını karşılayamaz durumdadır.

Enflasyonla uygulamış olduğu yanlış iktisadi politikalarla. İşsizlik, enflasyon çift hanelidir, halk yoksuldur. Bu çift hanelerden kurtulmanın yolu tüm emekçilerle tüm çiftçilerle bu mücadeleyi yükseltmektir.

Tüm iktisadi yatırımı inşaat sektörünün ihtiyaçlarına ayıran ve çarpık büyümeye neden olan hükümet yol yaparak yolunu bulmaktadır. Bu yolsuzluğun yarattığı maliyete gene halklarımız katlanmaktadır.

Hükümet ne zaman hesapları tutturamasa yeni vergiler çıkarmakta ve yükünü yoksullara yıkmaktadır. En ciddi adaletsizlik vergi adaletsizliği. Her 100 liralık verginin 70 lirası dolaylı vergi. Bu dolaylı vergilerle hükümet savaşı, sarayı finanse etmektedir. Buna dur deme zamanı gelmiştir.

Onları bir arada tutan, onları yurttaş yapan aslında bütçe hakkıdır. Bütçe hakkının gasp edilmesi sosyal haklarımızın gasp edilmesidir. Hükümet, bu faşist zihniyet yoksulluk üzerinden kitle desteği sağlıyor. Yoksullara yönelik sosyal yardımları kendisi bahşediyormuş gibi sunmaktadır. Bu süreci biz yöneteceğiz nasıl kendimizi yöneteceğiz diye yola çıktıysak şimdi de bu ülkeyi biz yöneteceğiz. Buna imkanımız var. En önemli hedef bu. Halklarımızla emekçilerle kadınlarla tüm toplumla beraber bu ülkeyi yönetemeye adayız. Bunun için önümüzdeki süreçte demokrasi cephesinde yer alan herkesle yan yana mücadelemizi yükselteceğiz.

16 Nisan’da bunu gösterdik. Herkes kendi hayırıyla geldi. Şimdi gene yan yana gelebiliriz. Bu yoksulluğu, bu savaşı bitirebilir. Buna inanmalı bunun için çalışmalıyız.

Bizler nasıl buraya umudu yüklenerek geldiysek şimdi bu kararlılıkla mahallelerimize, iş yerlerimize sokaklarımıza döneceğiz. Bir kez daha örgütleneceğiz, bir kez daha güçleneceğiz. Hep beraber radikal demokrasi anlayışımızla Kürdüyle, Türküyle, Alevisi, Sünnisiyle, Romanıyla, Hıristiyanıyla sınıf mücadelesi aklıyla örgütleneceğiz ve iktidara gideceğiz. İşte stratejik hedefimiz bu. Tüm örgütlerimiz mahallelerde, iş yerlerinde, tarlalarda halkla buluşacak.

Bizler kara deryalarda bir feneriz. Umudun yolcularıyız. Dönen dönsün yolundan biz dönmeyiz. Cesaretliyiz, kararlıyız. Cesareti herkese bulaştıracağız. Unutmayın biz haklıyız. Mutlaka kazanacağız.”

Haydar KOÇAK – Ali Haydar ÇELEBİ

Sitemizi Sosyal Medyada takip etmek istermisiniz?