Herkese bol şans! / Havin HİVDA

Herkese bol şans!

Hükümetin gündemi yerel seçim öncesi milli zafer heyecanı uyandıracak bir olay yaratmak. Bunun için Suriye’ye -ABD’nin yol verdiği- operasyon bulunmaz nimetti. Gel gör ki bu ihtimal şimdilik ellerinde patlamış gibi.

‘Büyük zafer’ sosuyla ikrama sunulacak cılız ihtimaller yaratılamazsa Erdoğan yerel seçimlere kadar, file ve bez torba gibi eşantiyon vaatleriyle; oyuncu, yazar, anchorman… artık bahtına ne düşerse onunla idare edecek.

Ne diyelim; kafe, bar, metrobüste kimlerle muhatap olduğunuza, kimi dinlediğinize, ne içtiğinize, neyi tavsiye ettiğinize dikkat edin. Şansınız bol olsun…

Bana danışmanını söyle; sana onun kim olduğunu söyleyeyim

Geride bıraktığımız haftanın iktidar için en önemli konusu ‘Suriye’, muhalefet için ‘Erdoğan ziyareti’, vatandaş içinse Erdoğan’ın hayalini kurduğu ‘dindar aile modeli’ Palu ailesiydi. Gerçi Palu ailesi, iktidarın yüksek sesle dillendirdiği ‘dindarlık’ kısmını yarım yamalak anlamış olsa da iktidarın sessizce kabul ettiklerine fazlaca sahip bir aile. Ailede yok yok!

Elbette her ailenin kendi içinde sırları, çirkinlikleri vardır. Bu aileye bakıp -“günahsız” gibi değil- “ayıpsız” gibi yapmak ikiyüzlülük. Fakat toplumda ne kadar tepki uyandıracak konu varsa bu ailede mevcut olması insanın asabını bozmayacak gibi de değil. Çocuk istismarından tecavüze, darptan cinayete, cinlerden büyüye her şey…

Gel gör ki, yandaş gazeteci Hilal Kaplan’ın da yüksek lisans tezine danışmanlık yapan Boğaziçi Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nükhet Sirman, “Cumhuriyet rejimi, bireyin sadece ve sadece kendisine tâbi olmasını istiyor. Akraba evliliği, aile cemaatinin genişleyip büyümesi sonucunu da getiriyor. Oysa Cumhuriyet, daha kolay kontrol edebileceği çekirdek aile istiyor. Cumhuriyet, bireyle kendisi arasındaki bütün ara mekanizmaları yok etmeye odaklanıyor. Tekke ve zaviyelerin bile din karşıtlığından ziyade, bu nedenle kapatıldığını söyleyebilirim. Çünkü tekke ve zaviyeler, geniş aileler, kabileler, aşiretler, cemaatler cumhuriyetle birey arasında birer bent oluşturuyordu.” diyerek bu ahlaksız aile biçiminin suçlusunu taa Cumhuriyet rejimine bağlayıverdi. Buna şaşırdık mı peki?

Biliyorsunuz, yeni rejim kafelerde ettiğimiz tartışmaya müdahil olacak kadar etiksizlikte sınır tanımaz durumda. Kameralar karşısında bir oyuncunun hedef haline getirilmesine, yargıya talimat verilmesine de alıştık! Bundan olsa gerek Sosyolog Sirman, zekice davranıp bu ortamın sorumlusunu cumhuriyet rejimi olarak gösteriyor. Ne diyor Sirman, “Cumhuriyet çekirdek aile istiyor, evin reisinin kime tâbi olacağını, kime hakimiyet kuracağını gösteriyor”. Eğer hal böyleyse Sirman’a göre tâbi olmak yeterli değil, bunu anlıyoruz. Sirman, tüm aile reislerinin bizzat tek adamın yetkisinde olmasını ve mümkünse aile reislerinin geniş bir aileye hakimiyet kurmasının hayalini kuruyor. Buradaki asıl sorun “cemaatler” mi diye sormadan edemiyor insan. Böyleleri için cemaatlerin değeri yüksek. Malum, üniversitenin önünden geçemeyecek insanlara akademik kadroların kapıları cemaatler sayesinde ve kurnaz pazarlıklar sonucunda ardına kadar açıldı.

Üniversitelerden korkan ve imam hatiplilerin her türlü suçunun, kusurunun üstünün örtüldüğü bir ortamda Palu ailesinin “yarım hoca damadı”nın aileyi “cinlerle, muskalarla” yok etmesinin sorumlusunu Cumhuriyet’in yasaklarına bağlamak en kibar haliyle ‘entel bağnazlığı’…

Vurun tabi… Şimdilerde moda: Bir Atatürk’e, bir cumhuriyete.

Topluca kodese tıkılmasına değil, akıl hastanesine yatırılması gerektiğine inandığım bu aileyi, minumum 10 dakika dinleyin, ailenin hangi rejimin ürünü olduğunu şıp diye anlarsınız. Sağa sola değil, tepeye bakmanız yeterli. Tabi sıkıyorsa!

Cin olmadan adam çarpıyor!

Palu ailesinin ‘korku filmlerini aratmayacak hikayesi’ (Bu da ne demekse? Halbuki o filmin tam ortasındayız.) hayatımıza nurtopu gibi bir yasakla girdi. Ekranda “cin” demek artık yasak. “Üç harfliler” diyecekmişiz!

‘P.zevenk Müjdat’ başlığına ses çıkaramayan ama havadan ‘diktatörlük’ kapan; koruma polisini olmayan daireye başkan yardımcısı yapan RTÜK, öyle buyurdu!

Şimdi esasında endişelendiğim konu şu: “Üç harfliler” dediğimizde hakkımızda “cumhurbaşkanına hakaretten” dava açılır mı?

Havin HİVDA

Sitemizi Sosyal Medyada takip etmek istermisiniz?

%d blogcu bunu beğendi: