İHD, 3 aylık hak ihlalleri raporu yayınladı

İHD, 3 aylık hak ihlalleri raporu yayınladı

İHD Ankara Şube Hapishaneler Komisyonu, İç Anadolu Bölgesi hapishanelerine ilişkin 3 aylık (Temmuz-Ağustos-Eylül) hak ihlalleri raporu yayımladı.

Raporda yer alan ihlaller şöyle:

Adalet Bakanlığı tarafından TBMM Dilekçe Komisyonuna gönderilen bilgi notuna göre; 15 Mayıs 2018 tarihi itibariyle Ceza İnfaz Kurumlarında toplam 246 bin 416 tutuklu ve hükümlü bulunuyor. Bunun 66 bin 902’si tutuklu, 28 bin 488’i hükümözlü ve 151 bin 26’sı hükümlü. 2002 yılından bu yana cezaevlerinde bulunanların sayısı 4 kat artmıştır. Mevcut hapishanelerin kapasitesine göre doluluk oranı yüzde 117 artmıştır. Cezaevlerindeki çocuk sayısı ise 16 yıl boyunca yüzde 51’lik artış ile 3 bin 85’e yükselmiştir. Kadın Mahpus Sayısı ise 15 Mayıs 2018 tarihi itibariyle 10 bin 19’a yükselerek, yüzde 375 oranında artış yaşanmıştır. Geçen zaman zarfında yeni tutuklamalarla bu sayılar her geçen gün artmakta ve cezaevlerinde büyük sorunlar meydana gelmektedir.

Temmuz-Ağustos-Eylül 2018 tarihlerini kapsayan; Bolu F Tipi, Düzce T Tipi, Kayseri Kadın Kapalı Cezaevi, Kırıkkale-Hacılar F Tipi, Sincan Kadın Hapishaneleri için; yapılan görüşmeler, aile ve vekilleri tarafından derneğimize yapılan başvurular, avukat ziyaretleri, mahpuslar tarafından yollanan mektuplarla sorunların aktarılması sonucunda İç Anadolu Bölgesi Hapishanelerinde yaşanan hak ihlalleri, İHD Ankara Şube Hapishaneler Komisyonu tarafından rapor haline getirilmiştir.

BOLU F T TİPİ KAPALI CEZA İNFAZ KURUMU

17.09.2018 tarihinde Mehmet Çelebi ÇALAN tarafından gönderilen mektupta yer verilen bilgilere göre;

Bolu F Tipi Cezaevinde hükümlü olan Mehmet Çelebi Çalan’a TC. Gelir İdaresi Mersin Vergi Dairesi Başkanlığı, Toros Vergi Dairesi Müdürlüğünden 09.08.2018 tarihinde 2004 ve 2005 yıllarına ait yemek bedeli olarak 3.964, 56 TL’lik bir borç çıkartılmış ve yazı ile bu borcunun ödenmesi mahpustan talep edilmiştir. Ayrıca bu borcun yapılandırılabileceğini ve taksitlendirilebileceğini belirtmişlerdir. Mehmet Çelebi Çalan; hapishanede olması nedeniyle doğal olarak ödemeyeceği için bir dilekçe ve ekine fakirlik belgesi koyarak kuruma iletmesine rağmen; 04.09.2018 tarihinde verilen cevapta borcunun silinemeyeceğini belirten bir yazı kendisine iletilmiştir.

Bolu’da devam eden sorunlar:

* Bir yıldan fazla süredir mahpuslar ile ailelerin, tekmil uygulaması nedeniyle telefon konuşmaları engellenmektedir. Bazı telefon konuşmaları ise birkaç saniye içinde sebepsiz olarak kesilmektedir.

* Radyolar verilmemektedir.

* Mahpusların almak istediği Yeni Yaşam Gazetesi verilmemektedir.

* Hasta Mahpusların kullanmakta olduğu ilaçlar ekonomik gerekçeler ile verilmemeye başlanmıştır.

* Bazı mahpuslar; ailelerin Türkçe bilmemesinden kaynaklı, Kürtçe olarak konuşmaktadırlar. Bu gerekçe ile telefonların kapatılacağı, görevliler tarafından mahpuslara söylenmektedir.

* Kelepçeli muayene uygulaması devam etmektedir.

* Hasta Mahpuslar tek kişilik sağlıksız ring araçlarıyla sevk edilmektedirler.

DÜZCE T TİPİ KAPALI CEZA İNFAZ KURUMU

Yakup Vadi, Atilla Coşkun, A. Latif Teymur, Vedat Turgut, Vedat Gültekin, Sinan Tutmaz, Rıdvan Ünal, Muhammed Koçyiğit, Yakup Abiş, Yasin Eneç ve Selami Keleş, Düzce T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’ndan İHD Genel Merkezi’ne gönderdikleri mektupta 25 Eylül günü sabah sayımı sırasında Kurumun 1. Müdürü başta olmak üzere baş gardiyanların ve gardiyanların fiziki, sözlü saldırılarına ve hakaretlerine maruz kaldıklarını, darp edildiklerine dair doktor raporlarının revirde mevcut olduğunu, tüm saldırı görüntülerinin kameralarda kayıtlı olduğunu, el, ayak, kafa, kol, sırt bölgelerinde darp izlerinin hala bulunduğunu, cezaevinde can güvenliklerinin olmadığını, Adalet Bakanlığı’na da bu saldırıya ilişkin dilekçe gönderdiklerini belirtmiş, gerekli incelemelerde bulunması için bir heyetin cezaevini ziyaret etmesini talep etmişlerdir.

Ayrıca mahpus yakınlarından cezaevinde kalan çocukları içinde İHD Adana Şubemize başvuruda bulunmuşlardır.

Tüm bu başvurular üzerine İHD Hapishane Komisyonu’ndan 3 avukat 3 Ekim 2018 tarihinde hükümlü mahpuslardan Selami Keleş, Atilla Coşkun ve tutuklu Muhammed Koçyiğit ile görüşme yapılabilmiştir.

Selami Keleş ile yapılan görüşmede, “25 Eylül 2018’de sabah 08.20’de Kurum 1. müdürü ve baş gardiyanın sabah sayımı için 21 mahpusun kaldığı koğuşa geldiklerini, sayımın ayakta ve toplu bir şekilde yapılacağının söylendiğini, mahpusların bugüne dek böyle bir uygulama olmadığını söylemesi üzerine, neredeyse 80 gardiyanın da koğuşa girerek fiziken saldırdıklarını, boğazlarının sıkıldığını, yerlerde sürüklendiklerini, odadaki tüm eşyaları dağıttıklarını, parçaladıklarını, bu sırada da hakaret ve tehdide maruz kaldıklarını, örneğin müdürün “Devlet benim”, “Size kan kusturacağım” dediğini, darp edildikten sonra herkesin ters kelepçeyle süngerli odaya sürüklenerek götürüldüklerini ve yaklaşık 2 saat orada tutulduklarını, bu odada da saldırının devam ettiğini, Aydın Akkış ile Ahmet Akbalık isimli mahpusların kulak zarının yırtıldığını, gardiyanların bir eli olmayan Sinan Tutmaz isimli mahpusa ters kelepçe yapmak isterken dalga geçtiklerini, ellerinden kelepçeleyemeyince ayaklarını kelepçelemeye çalıştıklarını, darp izleri gözle görünenlerin cezaevi revirine giderek darp raporu alabildiklerini, suç duyurusunda bulunduklarını, 25 ve 26 Eylül’de bunlar yaşanırken, 27 ve 28 Eylül’de sadece koğuş içinde kalarak bu olayların yaşandığını ve koridora yani kamera görüş alanına taşmadığını” anlatmıştır.

Atilla Coşkun ile yapılan görüşmede,

“25 Eylül 2018 tarihinde Cezaevi 1. Müdürü K.K.’nın da eşlik ettiği, gardiyanlardan oluşan kalabalık bir grubun koğuşa girmesi sonrasında avluda ve koğuşun yemek kısmında bulunan tutuklu ve hükümlülere “ayağa kalkın lan”, “çıkın lan çıkın” dedikleri, sorun çıkmaması için koğuşta kendi aralarından bir temsilcinin müdür ile sorunu çözmek adına konuştuğu, bu sırada gardiyanların “kalkın” diye ısrar etmesi ve sonrasında da 1. Müdürün “dağıtın bunları” demesi ile tutuklu ve hükümlülere saldırı gerçekleştiği, saldırı sırasında 100’den fazla gardiyanın koğuşta bulunduğu oysa koğuşta sadece 21 mahpusun bulunduğu, saldırı sonrası 21 kişinin ana maltaya çıkarıldığı, ters kelepçe yapıldığı, saldırı ile birlikte küfür ve hakaretlerin devam ettiği ve “Devlet benim, ben size göstereceğim, ecdadımızı size tanıtacağız”, “Horosan’ın enini de boyunu da biz biçeriz”, “Dağları, ovaları kan gölüne çevirdiniz, size bunun hesabını soracağız.” söylemlerinde bulunulduğu ve 21 kişinin 10 ve 11 kişi olarak ayrılarak iki ayrı süngerli odaya ters kelepçeli vaziyette konulduğu, 1,5-2 saat kadar süngerli odada kaldıkları, burada da kelepçelerinin çıkarılmadığı, mahpusların idare ile görüşmelerinde kendilerini temsil etmesi için belirledikleri Aydın Akış isimli hükümlünün süngerli odadan alınarak koğuşun aranacağı gerekçesiyle koğuşa götürüldüğü ve ters kelepçeli halde tutulan Akkış’ın koluna gardiyanların girdiği ve onu Filistin askısı şeklinde tutarak zorla aramaya eşlik ettirdikleri, gösterilen eşyaların kimlere ait olduğunu bilmediğini söylediği zaman da Akkış’ı kaba dayağa maruz bıraktıkları, ardından 21 kişinin iki ayrı koğuşa 10 ve 11 kişi olarak ayrılarak ve kelepçeleri çıkartılarak koyulduğu” söylenmiştir. Hükümlü ertesi günlerde yaşananlara ilişkin olarak ise “26 Eylül 2018’de 25 Eylül 2018’deki kadar kalabalık olmayan bir grupla tekrar koğuşa gelindiği, bu gruba 2. müdürün eşlik ettiği, yine ayakta sayım istendiği, ardından saldırıya maruz kaldıkları, daha sonra gelen 1. Müdür K.K.’nın yine “Ben geldiğim zaman benim önümde diz çökeceksiniz” dediği ve tutuklu ve hükümlüleri ana maltaya çıkarıp yere yatırarak aynı hakaretleri ve küfürleri ettikleri, Yasin Eçen isimli tutuklunun itiraz etmesi üzerine süngerli odaya kapatıldığı ve yarım saat-1 saat sonrasında koğuşuna getirildiği, 3 ve 4. gün ise daha az sayıda kişiyle odaya gelindiği ve kollardan tutularak tutuklu ve hükümlülerin avluya çıkarıldığı ve çıkarılırken koridor şeklinde oluşturulan alanda hükümlü ve tutuklular geçerken darp edildikleri” aktarılmıştır.

25 ve 26 Eylül’de mahpusların cezaevi revirinde darp raporu aldıkları ancak 3 ve 4. günler için darp raporu talep etmelerine rağmen revire götürülmedikleri, revir doktoruna muayene olurken baş gardiyanların muayene sırasında doktorun yanına oturdukları ve olay anlatımına müdahale etmek istedikleri de iddia edilmiştir. Aynı zamanda Atilla Coşkun ile görüşme yapan avukat, hükümlünün sol göz altında bulunan morlukları ve el bileklerindeki ters kelepçe nedeniyle oluşabilecek izlerini görmüştür. Vücudunun başka yerlerinde de darp izlerinin olduğu kendisi tarafından ayrıca belirtilmiş olup bu izlerin revir doktoru tarafından işaretlendiğini belirtmiştir.

Muhammed Koçyiğit ile yapılan görüşmede,

“25 Eylül Salı günü sabah 8-9 arası 70-80 gardiyan, 2 baş memur ve Kurum Müdürünün odaya geldiği, oturdukları yerde sayım aldırıldığı, sonra müdürün “Bunlar neden oturuyor, dışarı çıksınlar.” dediği, bütün gardiyanların mahpusları döve döve dışarı çıkardığı, ellerinde kelepçe olduğu, 4-5 gardiyanın bir kişiyi aralarına alıp döverek yere yatırdığı, herkesin havalandırmada yere yatırıldığı, kolları arkadan bükülerek ve kafaları eğilerek süngerli odalara götürüldükleri, koridorun kenarına dizilmiş olan öteki gardiyanların da koridordan geçerken vurdukları, (Süngerli odanın, duvarları ses geçirmemesi için süngerle kaplanmış, ortasında bir tuvalet bulunan, içi çok sıcak olan, insanların çırılçıplak soyularak konduğu bir oda olduğu söylendi. Bu olaylar sırasında mahpuslar soyulmamış.) 10-11 şeklinde iki gruba ayırarak iki adet süngerli odaya götürüldükleri, bazılarının kelepçelendiği, kelepçesi olmayanları ana koridora çıkarıp yere yatırdıkları ve kelepçe taktıkları, kendisi yüzükoyun yatmışken birinin kollarından tutup kaldırırken ötekinin ayaklarıyla kafasına bastırıp yeniden yatırdığını, postallı ayaklarını ağzına sokmaya çalıştıklarını, dizleriyle arkadan kaburgalarına basıp nefessiz bırakmaya çalıştıkları, bu arada hem müdürün hem gardiyanların hakaret ve tehdit ettiklerini, Müdürün “Siz dağlarda kanımızı döküyorsunuz biz de burada kanınızı dökeceğiz. Hepinizi öldüreceğiz. Hainler. Baş eğmeyi öğreteceğiz. Bu ecdadımızdan beri böyledir.” diye tehdit ettiğini, “Başkalarının yazdığı senaryoyu size oynatmam. Amerika’nın peşini bırakacaksınız. Birkaç çapulcuya pabuç mu bırakacağım?” dediğini, gardiyanların da küfürler ettiklerini, bu olay sonrasında iki ayrı koğuşa konulduklarını, 26 Eylül’de ise tekrar gelip döverek havalandırmaya çıkarıp ayakta sayım aldıklarını, yere yatırdıklarını, kaldırıp ana koridora çıkardıklarını, tekrar yere yatırdıklarını, sonra duvarın dibine oturduklarını, Müdürün “Ben size yapacağımı söylemiştim…” dediğini, Yasin Emeç isimli mahpusun “Bize işkence ediyorsunuz. Öldürün daha iyi.” dediğini, Müdürün bağırarak “Alın götürün.” dediğini, Yasin Emeç’i süngerli odaya götürüp birkaç saat orada beklettiklerini, bu sırada Müdürün odada “Benim tarzım, şeklim bu” dediğini, kendileri koridorda beklerken yine dövdüklerini, ilk iki gün olaylardan 1-2 saat sonra revire çıktıklarını, darp raporu aldıklarını, bazılarının göğsü ve boynunun ağrıdığını, doktorun sadece gözle görünür darp izlerini rapora yazdığını, oysa gardiyanların iz kalmayacak şekilde dizleriyle kaba ete, dirsekleriyle sırta vurduklarını, 27 ve 28 Eylül’de tekrar dövülerek havalandırmaya çıkarıldıklarını, bu iki gün revire götürülmediklerini, 24 ve 28 Eylül arası telefon görüş haklarını kullandırmadıkları için ailelerine bilgi veremediklerini, 27 Eylül’de ailesiyle görüş günü olduğunda ailesine bu olanları aktarabildiğini” anlatmıştır.

Yetkililer ile görüşme: Cezaevinde yapılan avukat görüşlerinden sonra adliyede cezaevi savcısı ile görüşülmüştür. 03.10.2018 tarihinde cezaevi savcısı tarafından tüm müşteki mahpusların ifadesinin alındığı, süngerli oda ve malta denilen ana koridorda bulunan kamera kayıtlarının dosyaya celp edildiği, 2018/12840 soruşturma numaralı dosyada soruşturmanın yürütüleceği öğrenilmiştir.

KAYSERİ/BÜNYAN KADIN KAPALI CEZA İNFAZ KURUMU

Nazlı Soglin ve Yaprak Taşçı tarafından 03.09.2018 tarihinde gönderilen mektuplarda yer alan bilgilere göre;

* 02.08.2018 tarihinde Tarsus Kadın Cezaevinden Kayseri Cezaevine, tutuklu ve hükümlü olarak 17 siyasi kadın mahpus sevk edilmiştir. Bir süre sonra da 11 kişi daha sevk olmuştur. Muş hapishanesinden gelen son mahpuslarla beraber, Kayseri/Bünyan Kadın Hapishanesine sevk edilen mahpus sayısı 29’dur.

* Siyasi mahpuslar, kendilerini temsilen 2 kişinin müdür görüşlerine katılmasını istemişler ancak bu talepleri kurum tarafından reddedilmiştir. 19 kadın mahpusun, çapraz şekilde koğuşlara yerleştirilerek birbirleri olan iletişimleri koparıldığı gibi hemen yanlarına Gülenci mahpuslar yerleştirilmiştir. Mahpuslar, Tarsus’tan sevk edilen 10 kadın mahpusun ise hangi bloğa ve hangi koğuşlara yerleştirildikleri konusunda bilgi edinememişlerdir ve herhangi bir kötü muameleye maruz kalıp kalmadıkları konusunda endişeli olduklarını ifade etmişlerdir.

* Mahpuslardan, 3 arkadaş görüşçü listesi hazırlarken arkadaşlarının TC kimlik numaralarını da bildirmeleri talep edilmektedir. Arkadaş görüşü için bildirilen isimler, Emniyet Müdürlüğü’nün araştırmasından ve onayından sonra ancak görüşçü olarak kabul edilmektedir. Mahpuslar, bu uygulamanın son derece keyfi ve arkadaşlarını hangi kriterlere göre reddedildiklerinin belirsiz olduğundan şikayet etmektedirler.

* Yine beraberlerinde getirdikleri kitapların hiçbiri kendilerine verilmemiştir ve yine kişi başı en fazla 7 kitap verileceği bildirilmiştir.

* Kıyafetler de kotaya tabi tutulmaktadır. Mahpuslar, iklim şartlarının sert olması nedeniyle, kazak vb soğuktan koruyucu giysi sayısının artırılmasını talep etmişler ancak bu talepleri de kabul edilmemiştir.

* Mahkumlara sohbet hakları kullandırılmamıştır; spor ve atölye faaliyetleri dahil hiçbir sosyal aktiviteye çıkarılmamışlardır. İleride de, başka koğuşlardaki mahkumlarla spora ve sosyal aktivitelere çıkarılmayacakları bildirilmiştir.

* Getirildikleri hapishanelerin kantinlerinden, yüksek fiyatlar ödeyerek satın aldıkları radyo, plastik kahve makinesi, çatal, suluk, küçük kaş makası gibi birçok eşyalarına keyfi bir şekilde el konulmuştur.

* Adli mahpuslar arasında yaşanan olaylar bahane edilerek bazı gereksiz kısıtlamalara gidilmektedir; örneğin adli mahkumların çamaşır suyu içerek intihara teşebbüs ettikleri gerekçesiyle, personel denetiminde her koğuşa sulandırılmış sadece bir bardak çamaşır suyu verilmektedir. Siyasi mahpuslar, adli mahpuslar bahane edilerek yapılan bu ve benzeri aşağılayıcı uygulamalara maruz bırakılmalarını kabul etmeyeceklerini hapishane idaresine bildirmişlerdir.

KIRIKKALE F TİPİ KAPALI CEZA İNFAZ KURUMU

Resul Kocatürk 05.07.2018 tarihinde göndermiş olduğu mektupta tedavisinin aksatıldığından şikayet etmiştir:

“Akciğerimde oluşan bir rahatsızlığım nedeniyle bir süredir Ankara Sanatoryum Hastanesinde muayene, tetkik ve tahlillerim yapılmaktadır. Bu temelde en son 17.05.2018 tarihindeki randevuma götürüldüm. İlgili hekim tarafından muayenemin yapılması sonrasında Akciğer tomografisi tetkiki yapıldı. Hekim on (10) gün sonra tomografi raporunun çıkacağını ve sonuçlarıyla birlikte kontrole getirilmemi istedi. Ne var ki; aradan iki aya yakın bir süre geçmiş olmasına rağmen kontrol için sanatoryum hastanesine götürülmedim. Tedavi sürecim ciddi olarak aksatılmaktadır.”

Sadık Sabancılar’ın 24.09.2018 tarihli mektubunda vermiş olduğu bilgiler şöyledir;

* 12.07.2018 tarihinde Kırıkkale Yüksek İhtisas Hastanesi’ne sevki olan Resul Kocatürk, tek hücreli ring aracıyla hastaneye götürülmek istenmiş, bunu kabul etmeyen ve normal ring aracıyla hastaneye götürülmeyi talep eden arkadaşımız hastaneye götürülmemiştir.

* Murat Karayel, diş tedavisi yaptırmak için 2018 Mayıs ayından itibaren beş kez Kırıkkale Ağız ve Diş Sağlığı Merkezine sevki yapılmış; ancak doktorların kelepçeli muayene dayatması nedeniyle tedavisi engellenmiştir. İlgili mevzuatta muayene sırasında kelepçe takılması somut şarta bağlı istisna olarak belirtilmiş ve olağan uygulama ise, “hastanın yetkili doktor karşısına çıkarılırken kelepçenin açılması” olarak gösterilmiştir. Ancak askeri personel kasıtlı olarak hasta tutsakları doktor karşısına kelepçeli olarak çıkarmaktadır. Kelepçenin açılıp açılmaması doktorun yetkisinde olmasına rağmen hasta hekim ilişkisinin asgari koşullarını da hiçe sayarak muayeneyi kelepçeli olarak yapmakta ısrar etmektedir. Bu temelde 31.07.2018 tarihinde diş tedavisi için Ağız ve Diş Sağlığı Hastanesine götürülen Kemal Tufan, Selçuk Çelik ve Murat Karayel’e doktor tarafından kelepçeli muayene dayatılarak tedavileri engellenmiştir.

* Cihat Özdemir’in Kırıkkale Tıp Fakültesi Hastanesinde yapılan muayene ve tetkikleri sonucunda gaitada gizli kan tespit edilmiş; ancak acil olarak takibi ve tedavisi yapılması gerekirken doktor tarafından istenen kolonoskopi tetkiki için dört ay sonrasına randevu verilmiştir. Tıp Fakültesi kalp-damar polikliniği doktorunun muayenesinden sonra yapılan renkli dopler us tetkik raporunda reflüler, venözler ve nontromboze variköz dilatosyonlar izlenmiştir. Bunun üzerine doktor tarafından bir ay sonrası için kontrol istenmesine rağmen kontrole götürülmemiştir. Zaman zaman yaşadığı bayılmalar nedeniyle Kırıkkale Tıp Fakültesi Hastanesi Nöroloji polikliniğinin istemiş olduğu MR tetkiki için 5 ay sonrasına randevu verilmiştir. Kırıkkale Tıp Fakültesi Ortopedi polikliniğinde yapılan muayenesi sonrasında el bileğindeki (platinli) skaofid kırığı nedeniyle sürekli ağrısı olması ve bileğinin düz olarak bükülmemesine rağmen “hareket kısıtlılığı yoktur” denilmiş, bileği için kullanması gereken bileklik verilmemiştir.

* 14.09.2108 tarihinde Ankara Numune Hastanesindeki tomografi tetkiki randevusuna tek hücreli ring aracıyla götürülmesi dayatılmış ve kabul etmeyip normal ring aracıyla götürülmeyi talep etmesine rağmen hastaneye götürülmemiş, hastane sevki tümden iptal edilerek tedavisi engellenmiştir.

* Adalet Bakanlığı Cihat Özdemir’e ilişkin 2017 yılında sağlık nedeniyle ceza tehiri için rapor düzenlenmesini istemiş; ancak aradan geçen bunca zamana rağmen rapor düzenlenmemiştir.

* Sinan Akbayır’a Adalet Bakanlığı talimatı ile İzleme Kurulu kararıyla kalıcı rahatsızlıklarının tespiti ve raporlanması için yapılması gereken hastane sevki 6 aydır yapılmamaktadır.

* Resul Kocatürk’e sahaftan temin edilerek ziyaretçisi tarafından getirilen “Yeryüzü Tanrıları” isimli kitabın önceden okunmasından kaynaklı olarak kimi satırlarının altının çizilmiş olduğu gerekçesiyle hapishane idaresinin 29.08.2018 tarih ve 2018/88 nolu kararıyla kendisine verilmemiştir.

* Havalandırmada bulunan kamerayı kapattığı gerekçesiyle verilen disiplin cezalarının İnfaz Hakimliği tarafından iptal edilmesi sonrasında, savcının Ağır Ceza Mahkemesine yaptığı itiraz ile İnfaz Hakimliği kararı kaldırılıp disiplin cezaları onaylamıştır.

o Buna göre Erdi Sidal’a verilen 12.06.2018 tarih, 2018/768 D.İş Nolu 1 Ay iletişimin yasaklanması (telefon); 12.06.2018 tarih, 2018/767 D.İş Nolu 1 Ay Ziyaretten men, 27.06.2018 tarih, 2018/821 D.İş Nolu 1 Ay Ziyaretten men cezaları onaylanmış ve infaz edilmiştir.

Selçuk Çelik’e verilen 27.06.2018 tarih, 2018/821 D.İş Nolu 1 günlük hücre cezası, 27.06.2018 tarih, 2018/834 D.İş Nolu 1 günlük hücre cezaları onaylanmış ve infaz edilmiştir.

Selçuk Çelik’e 31.07.2018 tarihinde diş tedavisi için Ağız ve Dış Sağlığı Hastanesine sevki sırasında ring aracında bulunan kamerayı kapattığı için Disiplin Kurulu tarafından 10.08.2018 tarihinde 2018/414 nolu kararıyla 2 gün hücre cezası verilmiştir.

Sadık Sabancılar’a verilen 28.06.2018 tarih, 2018/822 D.İş Nolu 1 günlük hücre cezası, 28.06.2018 tarih, 2018/823 D.İş Nolu 1 günlük hücre cezaları onaylanmış ve infaz edilmiştir.

Murat Karayel’e aynı şekilde verilen 2017/537 karar nolu ziyaret cezası onaylanmış ve 27.08.218 tarihinden itibaren infazına başlanmıştır.

Cihat Özdemir’e hastane sevki sırasında ring aracının kapısına vurduğu ve slogan attığı gerekçesiyle hakkında soruşturma açılmış; arkadaşımız savunmasında kendisinin kapıya vurmadığını, slogan atmadığını beyan etmesine rağmen, disiplin kurulu tarafından 25.07.2018 tarih ve 2018/336 sayılı kararla 1 ay ziyaretten men cezası verilmiştir.

Zeynel Karabulut’un 15.08.2018 tarihinde yapılan hastane sevkinde aynı ring aracına siyasi tutsaklara karşı saldırgan tutum içinde olduğu bilinen ve bu saldırganlığını gün boyunca sinkaflı küfürlerle sürdüren faşist bir adli mahkum da bindirilmiştir. Küfür ve hakaretlerine kapıyı tekmeleyerek tepki verdikleri için araçta bulunan siyasi tutsaklara “üç ay bazı etkinliklerden men” edilmesi istemiyle soruşturma açılmış ve ayrıca ring aracında bulunan kamerayı kapatmaktan dolayı “üç gün hücre cezası” için disiplin kurulu soruşturma açmıştır.

Zeynel Karabulut’a Afrin’e yönelik ‘Zeytin Dalı’ operasyonuna dair yazmış olduğu faksta işgal nitelemesi ve örgüt propagandası yaptığı için 11 gün hücre cezası verilmiştir. Bu ceza Kırıkkale Ağır Ceza Mahkemesi tarafından onaylanmıştır. Hücre cezasının infazına Zeynel Karabulut’un sağlık sorunları el vermediği için Disiplin Kurulu’nun 2018/363 sayılı kararıyla, ‘hücreye koyma cezasına karşılık 22 gün süre ile ziyaretten men cezası’ verilmiş ve infaz edilmiştir. Yine aynı gerekçeyle Disiplin Kurulunun 2018/364 sayılı kararıyla ‘Hücreye koyma cezasına karşılık 22 gün süreyle ziyaretten men cezası’ 02.09.2018 tarihinden itibaren infaz edilmeye başlanmıştır.

Zeynel Karabulut’un Hasan İgit’e göndermek istediği mektubun bir bölümü ‘sakıncalı’ bulunduğu gerekçesiyle sansürlenerek gönderilmiştir.

Cihat Özdemir’e 27.08.2018 tarihinde açık görüşte getirilen tişört mavi renkli olduğu gerekçesiyle verilmemiştir.

Erdi Sidal’e 10.09.2018 tarihinde koli ile gelen 1 adet tişört lacivert renkli olduğu gerekçesiyle verilmemiştir.

Resul Kocatürk’e 13.08.2018 tarihinde ziyaretçisi tarafından getirilen iki adet tişört üzerinde baskı desen ve yazı olduğu gerekçesiyle verilmemiştir.”

A. Latif KARAASLANLI 24.09.2018 tarihli mektubunda yaşadıkları sorunları anlatmıştır;

* “Bizler için temel konuların başında gelen sağlık sorunlarıdır. Bu noktada eskiden beri gelen ilgilenmeme, erteleme, kelepçeli muayene gibi uygulamalar devam etmektedir. Özellikle hastane randevuları iptal edilmekte, bir hastaneye gitme yılları bulmaktadır. Mesela iki yılı aşkındır dişlerini yaptırmaya çalışan arkadaşlarımız var. İdareye durumu ilettiğimizde onlar dış güvenliğe, dış güvenlikte hastanelere suçu atmakta ve böylece ortada kalan biz olmaktayız.

* Ortak alan faaliyetleri (sohbet, spor, kurslar) arama ve açık görüş haftalarında yapılmamakta. Özellikle açık görüşler bazen iki haftayı bulmaktadır. Dörderli olarak odalarda kalmaktayız ve bu şekliyle sosyal ihtiyaçlar engellenmektedir.

* Özellikle son bir yıldır kimi adliler tarafından siyasi kimliğimiz, hatta bunu da aşan ailelerimize dönük koridorlarda slogan adı altında küfürler savrulmaktadır. Savcılık üzeri yaptığımız tüm girişimler boşa çıkmakta, idarenin kendisi de bu soruna bir çözüm üretmemektedir. En son bu küfürbazların gönderileceği söylense de halen bu durum yaşanmaktadır.

* Kantinden istediğimiz ihtiyaçlar çoğu zaman eksik getirilmekte. Bunu idareye söylediğimizde yaşanan ekonomik kriz ile bağlantılı izahatlar yapılmaktadır. Zaten fiyatların artışı başlı başına bir mesele iken temel ihtiyaçlarımızın karşılanmaması beraberinde sağlık sorunlarımızı arttırmaktadır.

* Verilen Tv kanalları tek yönlüdür, taleplerimize bu noktada cevap verilmemekte, bu şekliyle iletişim hakkımız engellenmektedir.

* Açılan disiplin soruşturmalarında Kürtçe savunma yapma talebimiz karşılanmamaktadır. Bu şekliyle hem anadilde savunma hakkımız hem de savunma hakkımız ortadan kaldırılmaktadır.

* Şu ana kadar uygulanmayan yeni bir uygulama son süreçte girdiğimiz açlık grevi için uygulandı. İki ceza verme uygulaması, hem açlık grevi uygulaması için hem de yazdığımız (Adalet Bakanlığına) dilekçelere de ceza verildi. Bir fiil için iki ceza vermenin hukuki karşılığı olmamasına rağmen bu yapılmaktadır. Daha önce de Adalet Bakanlığına yazdığımız dilekçelere disiplin cezası verilmişti. Ki bunun anayasal bir hakkı ihlal olduğu açık olmasına rağmen İnfaz ve Ağır Ceza Mahkemeleri ise çoğunlukla bunları onaylamaktadır.

* Hastaneye gidişlerde tekli ring araçlarıyla gidiş adeta bir işkenceye dönüşmektedir. Hasta olan bir insanın şifa alma niyetine gidişi fazla hastalanmasına yol açmaktadır.

Kırıkkale’de devam eden sorunlar:

* Hastane, mahkeme, nakil gibi sevkler için uygulanmaya konulan tekli bölmelerden oluşan hücre tipi ring aracı uygulaması devam etmektedir.

* Hapishane idaresi tarafından verilen disiplin cezalarına yapılan itirazlar derece mahkemeleri tarafından istisnasız olarak reddedilmekte ve onaylanmaktadır. Disiplin cezalarına yapılan itirazların duruşmaları yüzyüzelik ilkesine aykırı olarak SEGBİS sistemi ile yapılması dayatılmakta, yüzyüze duruşma talep ederek SEGBİS uygulamasını kabul etmeyen mahpusların zor yoluyla SEGBİS’e getirilmeleri kararları verilmektedir.

* Hapishane berberinde bulunan makas yasaklanarak mahpuslara makina ile tek tip saç tıraşı dayatılmaktadır. Tek tip tıraş dayatıldığı için berbere çıkmayı reddeden ve kantinden satın aldıkları kağıt makasları ile saç tıraşlarını kendileri yapmaya çalışan tutsakların yanlarında bulunan makaslara el konulmaktadır.

* Yemeklerin hem kalitesiz hem de miktar olarak az olması yanında çok özensiz olarak menü hazırlanmaktadır. Öğlen yemekleri hapishane yönetimi ve idare memurlarının da yemesi nedeniyle nispeten daha iyi ve üç çeşit olarak verilirken; akşam yemekleri genelde iki çeşit olarak verilmektedir.

* Kantinde satılan ürünler hem çeşit olarak çok yetersiz hem de pahalı olarak satılmaktadır. İç kantindeki ürünler açık hapishanelerde üretilen ürünlerle sınırlandırma yoluna gidiliyor ve bu nedenle alternatif ürünler sınırlandırılıyor. Çoğu zaman kantinden talep ettiğimiz malzemeler ise ya çoğu zaman karşılanmıyor ya da çok yüksek fiyatlarda karşılanıyor.

* Keyfi gerekçelerle sık sık sohbet, spor, atölye faaliyetleri iptal ediliyor ve telafisi yapılmıyor.

* Okuma-öğrenme ve bilgi edinme haklarımız önüne idari engeller çıkarılarak temel haklar ve ifade özgürlüğü gasp ediliyor. Kitap, dergi, gazete vb. yayınlara ulaşım kısıtlanıyor.

* Revir, sürekli olarak aksatılıyor. Hastanede doktorların kelepçeli halde muayene dayatması nedeniyle tedaviler engelleniyor.

SİNCAN KADIN KAPALI CEZA İNFAZ KURUMU

Nilüfer Şahin tarafından gönderilen 02.07.2018 tarihli mektupta yer alan bilgiler;

* “İnfaz yasasında, her tutuklu ve hükümlüye Hapishane idaresince yeterli su verilmesi zorunluluğu düzenlenmiştir. Fakat Sincan Hapishanesinde içme suyumuzu kantinden ücretli olarak temin ediyoruz. Musluktan akan su sarı renkte, içilmesi bir yana, zaman zaman çamaşır yıkamak için dahi çok kirli. Son bir ayda suda kota sistemine geçildi. Kişi başına belli bir miktarla su verilmektedir. Kota sistemi başladığından beri temiz suya ulaşımımız neredeyse tümden imkansızlaştı. Sıcak su kota sistemiyle birlikte sürekli verilmeye başlandı. Bu bizim için olumlu sayılabilecek bir uygulama çünkü daha önce

haftada üç gün ve çok az sıcak su veriliyordu. Ancak bu defa sürekli sıcak su olmasına karşın, sıcak su da çok kirli Temiz suya ulaşamıyoruz.

* Uğradığımız diğer ihlallerden biri de keyfi biçimde verilen cezalardır. Çoğu uydurma gerekçelere dayanan, normal koşullarda hiçbir soruşturma gerekçesi olmayacak olaylara dayanan cezalardır.

* Verilen ceza, açılan soruşturma gerekçelerinden görebileceğiniz gibi keyfiyete dayanıyorlar. Zira infaz yasasında da açık karşılığı olmayan cezalardır. Özellikle bunu vurgulamak isteriz.

* Revşan İpek: Ailesi yasak olduğunu bilmediği için telekonferans yapıyor. Ancak hiçbir uyarı olmaksızın telefon kesiliyor. Disiplin soruşturması açılıyor.

* Rozerin Kurt: Ailesinin hoparlörü açması ile telekonferans görüşmesi yapıyor gerekçesi ile disiplin soruşturması açılıyor ve 1 ay etkinliklere katılmaktan men cezası veriliyor.

* Dilber Tanrıkulu: Telefon görüşmesi esnasında hoparlörün açılması ve bunun telekonferans görüşmesi sayılması neticesinde telefon kesiliyor, 2. Defa ilkinde açılan soruşturma neticesinde 1 ay etkinlikten men cezası veriliyor. 2. olayda cezaevi idaresi “yanlış anlamışız ama yine de soruşturma açacağız” diyor. Soruşturma halen devam ediyor.

* Saadet Akın: Kısmi aramada kaldığı odada makas bulunup kendisine ait olmadığını söylüyor. Bunun için inceleme yapılmasını talep ediyor ancak hiçbir delile dayandırılmadan 15 gün hücre cezası isteniyor. Soruşturma devam ederse, ceza onaylanırsa infazı yanacak ve çıkışı 30 yıl sonrası olacak.

* Saniye Taşkesen: Arama (aylık deniliyor ama neredeyse her hafta yapılıyor) sırasında gardiyanlar şüpheli davrandığını iddia ederek üst araması yapmak istiyor. Üst aramasını yaptırmasına ve herhangi bir sorun olmamasına rağmen 7 günlük hücre cezası isteniyor, soruşturma sürüyor.

* Arjin Yüksekbağ: Hastane sevki için getirilen “tabut ringe” binmek istemediği için “ringi beğenmedi, hastaneye gitmek istemiyor” şeklinde tutanak tutuluyor ve 1 ay görüş hakkından men cezası veriliyor.

* Birnur Yıldız: Hastane sevki için getirilen ringle gitmek istemediği için “ringe binmeyi kabul etmedi” denilerek soruşturma açılıyor ve 5 günlük hücre cezası veriliyor.

* Elif Çetinbaş: Telefonda ailesinin yanında olan avukatla görüşürken teli kapanıyor. Vekaleti olan bir avukatla görüşmesine rağmen uyarılmadan görüşme sonlandırılıyor. 1 ay etkinlikten men cezası isteniyor. Soruşturma devam ediyor.

* Süheyla Taş: Telefon görüşmesi aniden kesiliyor. Halbuki ortada yanlış anlamaya meyledecek herhangi bir eylemi olmamasına rağmen (hoparlör, telekonferans vb.) soruşturma neticesinde 1 ay etkinliklere katılmaktan men cezası veriliyor.

* Zeynep Sipçik: Hastane dönüşü ringe alınacakken kadın asker koluna girmek istiyor. Herhangi bir güvenlik sorunu oluşturmayacağı için bu duruma itiraz ediyor. Erkek askerler anında darp girişiminde bulunuyor. Raporu da mevcuttur. Yapılan suç duyurusuna karşı “kovuşturmaya yer yok” deniliyor. Anadilde ifade vermekten kaynaklı da savunma hakkı engelleniyor.

* Rihan Kavak Özbek: Avlu kapısının normalden daha şiddetli kapatılması sonucu irkilmeden kaynaklı “Allah kahretsin” diyor. Kapıyı kapatan gardiyan kapı ardında bekliyor ve kışkırtıcı üslupla “terbiyesiz, beddua ediyorsun bana” diyor. Provokatif tutumundan kaynaklı gardiyana değil, bu arkadaşımıza disiplin soruşturması açılıyor. 1 ay etkinlikten men cezası isteniyor ve devam etmekte.

* Rihan Kavak Özbek: Yolculuğu en az 1 saat süren Numune Hastanesi sevki için tek kişilik hücre ringle gitmek istemiyor. Astım hastası ve fenalaşacağı için sevkinin ertelenmesini isteyen arkadaşımıza “ringi

beğenmediği” şeklinde bir gerekçe uydurulup disiplin soruşturması açılıyor. 1 ay görüşten men cezası isteniyor.

* Demet Resuloğlu: Numune Hastanesine sevki için getirilen “tabut tipi ringle” seyahat etmek istememesinden kaynaklı, hakkında yine “ringi beğenmediği” şeklinde tutanak tutuluyor ve 1 ay görüş hakkından men cezası isteniyor. Bu arkadaşımız 58 yaşında ve çok fazla rahatsızlığa sahip.

* Pınar Tikit: Beyninde tümör var ve rutin kontrollerine gitmek zorunda. Hastaneye götürülecekken kadın askerin keyfi üst aramasından kaynaklı gidemiyor. Kadın asker, ellerini kafasına koyarak aramayı tacize vardırıyor. Hastaneye gitmemesinden dolayı açılan soruşturma iftiralar neticesinde arkadaşa 3 günlük hücre cezası veriliyor. İnfaz hakimliğinde onanıyor.

* Sidar Varlı: Üst aramasının tacize varması ile itiraz eden arkadaşımız ile gardiyan arasında tartışma çıkıyor. Gardiyan bu itiraza karşılık olarak “istediğimizi yaparız” şeklinde cevap veriyor. Gardiyanın “elleriyle beni itekledi” şeklindeki asılsız iddiası neticesinde 11 günlük hücre cezası isteniyor, itiraz aşamasında.

* Dilan Oynaş: Telefon görüşmesinde sesin daha iyi, net anlaşılması amacıyla aile hoparlörü açıyor. Uyarı dahi yapılmadan “telekonferans görüşmesi yapılıyor” iddiasıyla 1 ay görüş hakkından men cezası veriliyor.”

SİNCAN F TİPİ KAPALI CEZA İNFAZ KURUMU

Kanser hastası Koçer Özdal, 9 Temmuz 2018’de, tedavi edilmek üzere Bafra T Tipi Hapishanesinden Ankara/Sincan F Tipi Hapishanesine sevk edilmiştir. İHD Ankara Şubemize başvuruda bulunan ailesi sürecin takipçisi olmamızı talep etmiştir. Numune Hastanesi mahkum koğuşunda tedavisine başlanan Koçer Özdal, durumunun ağırlaşması üzerine yoğun bakım ünitesine kaldırılmıştır. Bir süre solunum cihazına bağlı olarak yaşamını sürdürmüş, ancak 27 Ağustos 2018’de Ankara Numune Hastanesinde yaşamını yitirmiştir. Hasta, hastane kaldığı süre boyunca yatağa kelepçeli olarak tutulmuştur. Yoğun bakımda, solunum cihazına bağlı olmasına rağmen kelepçeleri çıkartılmamıştır. Hayatını kaybeden hasta mahpusun bileğinde kelepçeden kaynaklı yara izleri olduğu tespit edilmiştir.

SONUÇ VE ÖNERİLER:

1) BM Kişisel ve Siyasal Haklar Uluslararası Sözleşmesinin 10. Maddesinde “Özgürlüğünden mahrum bırakılmış kişiler insani muamele ve insanın doğuştan kazandığı insan onuruna saygılı davranış görme hakkına sahiptir” düzenlemesi mevcuttur.

Tek kişilik hücrelere bölünmüş ring araçları hem fiziki koşulları hem hastaların her an kameralar ile izlenmesi nedeniyle insan onuruna yaraşır araçlar değildir. Hastaların insan onuruna yaraşır vasıtalarla sağlığa erişimleri sağlanmalıdır.

2) Mahpusların ayakta sayım (tekmil) vermeye zorlanmaları aşağılayıcı, onur kırıcı bir uygulamadır. Bu onur kırıcı uygulamaya itiraz eden mahpuslar bu nedenle darp edildiklerini iddia etmektedirler. Ayrıca, telefon etme, mektup alma-gönderme hakları engellenmekte, ziyaret yasağı hatta hücreye koyma cezası ile karşı karşıya kalmaktadırlar.

İnsan onuru, insanın sırf insan olması sebebiyle değerli ve saygıya layık olmasıdır. İnsan onuru kavramı bugün hemen her ülkenin ulusal mevzuatında ve uluslararası antlaşmalarda yer alan bir hukuk terimidir.

Anayasa’nın başlangıç bölümünün 6. paragrafında her vatandaşın onurlu bir hayat sürdürme hakkına doğuştan sahip olduğu, Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunu’nun 17. maddesinde kimsenin insan haysiyetiyle bağdaşmayan muameleye tabi tutulamayacağı, Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunu md. 2., Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Tüzük md. 4., Medeni ve Siyasal Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşmesi md. 7. ve 10., Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi md. 3., İşkence ve Diğer Zalimane, İnsanlık Dışı veya Aşağılayıcı Muamele veya Cezaya Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesi md. 2.’de, özgürlüğünden mahrum bırakılmış kişilerin insani muamele ve insanın doğuştan kazandığı insan onuruna saygılı davranış görme hakkına sahip olduğu, hürriyeti bağlayıcı cezanın zorunlu kıldığı hürriyetten yoksunluğun, insan onuruna saygının korunmasını sağlayan maddi ve manevi koşullar altında çektirileceği, ceza ve güvenlik tedbirlerinin infazında zalimane, insanlık dışı, aşağılayıcı ve onur kırıcı davranışlarda bulunulamayacağı şeklinde düzenlenmiştir.

BM Mahpusların Islahı için Asgari Standart Kuralları’nın ikinci bölümünde yer alan hükümlüler için yönlendirici prensiplerden 60/1. maddeye göre, Kurumun uyguladığı rejim, mahpusların sorumluluğunu azaltmadan veya insan onuruna gösterilen saygıyı düşürmeden, hapishane yaşamı ile özgür yaşam arasındaki farkı asgariye indirmeye çalışır.

Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin Ceza İnfaz Alanındaki Tavsiye Kararları’nın 72/1. maddesine göre, cezaevleri, tüm mahpuslara insanca davranma ve insan olmalarından kaynaklanan onurlarına saygı gösterme zorunluluğunu kabul eden etik koşullar içerisinde yönetilmelidir.

Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Tüzük’ün 46. maddesinin 9. Fıkrasındaki özel düzenlemeye göre de: “Arama ve sayımlar sırasında insan onuruna saygı esastır.”

Koğuşların küçüklüğü, bir koğuşta en fazla 21 mahpusun bulunması, sayım saatlerinin belli olması, infaz memurlarının koğuşta kaç kişi olduğunu, mahpuslar duvar kenarında ayakta sıraya girmeden de tespit edebileceği göz önüne alındığında, askeri nizamda sayım istenmesinin asıl amacının aşağılamak ve onur kırmak olduğu anlaşılmaktadır.

Düzce T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda, AİHS’nin 3. Maddesinde düzenlenen “Hiç kimse işkenceye veya insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele veya cezaya tabi tutulamaz” kuralını ihlal ettiği iddia edilen kamu görevlileri hakkında etkin bir soruşturma yürütülmesi; soruşturma sonuçlanana kadar yaşanan olayda etkin bir role sahip olduğu iddia edilen birinci müdürün görevden uzaklaştırılması gerekmektedir.

Anayasa Mahkemesi’nin 2013/7907 numaralı kararında da belirttiği üzere, soruşturmanın işkence, eziyet ve insan haysiyeti ile bağdaşmayan muamele fiillerinin önlenmesi ve gerekiyorsa faillerin cezalandırılması bakımından yeterli bir etki doğurması gerekir. Aksi halde, bu tür olaylara karışanlara müsamaha ile yaklaşıldığı izlenimi uyandırmış olup bu durum işkence, eziyet ve insan haysiyeti ile bağdaşmayan muamele fiillerini gerçekleştirme temayülü olan kamu görevlilerini cesaretlendirebilecek ve bireylerin, belirtilen eylemlere karşı koruma görevi bakımından devlete ve adalet mekanizmalarına olan güvenlerini zedeleyebilecektir.

3) BM’nin işkence ve Diğer Zalimane, İnsanlık Dışı, Aşağılayıcı Muamele veya Cezaların Etkili Biçimde Soruşturulması ve Belgelenmesi İçin El Klavuzunda (Istanbul Protokolü) “ahlaki olarak profesyonel meslek kuruluşlarının koyduğu standartlara” dikkat çekilmekte ve bunlara uyulmamasının suç olduğu ifade edilmektedir. İstanbul Protokolü gereği Dünya Tabipler Birliği ve Türk Tabipler Birliği’nin belirlediği kurallar hekimler için bağlayıcıdır. Kelepçeli bir şekilde muayene, tedavi bir işkencedir ve insanlık onuruna aykırıdır.

Türk Tabipler Birliği Aralık 1994’te yayınladığı bildirgede kelepçenin açtırılmasını “hekimlerin görevi” olarak nitelendirmektedir: “Muayeneler sırasında hastaların kelepçeleri açtırılmalı, klinik özgürlük koşullarına ve hasta haklarına tam uygun bir ortam sağlanmalıdır. Bunun için muayene ortamlarında hasta ve sağlık personeli dışında kimse bulunmamalıdır.”

Avrupa İşkencenin ve İnsanlıkdışı veya Onurkırıcı Ceza veya Muamelenin Önlenmesi Komitesi (CPT) Genel Raporuna göre: “Sivil hastanenin kullanılması halinde, güvenlik düzenlemeleri ortaya çıkacaktır. CPT bu bağlamda, tedavi olmak üzere hastaneye gönderilen tutukluların gözetim nedeniyle hastane yataklarına ya da diğer eşyalara fiziksel olarak bağlanmamaları gerektiğini vurgulamak ister. Güvenlik ihtiyaçlarını yeterli bir şekilde karşılayacak başka yollar bulunabilir ve bulunmalıdır.”

Heyetlerimiz ve kurumumuz; hapishane rejimi, fiziki koşullar ve uygulanan muameleler hakkında etkili bir idari ve yargısal denetim sağlanması gerektiğini tespit etmiştir. İşkence ve Diğer Zalimane, İnsanlık Dışı ya da Onur Kırıcı Muamele ya da Cezanın Önlenmesi Sözleşmesi Seçmeli Protokolü’ne uygun şekilde, “bağımsız” ulusal denetim mekanizmalarının oluşturulması gerekmektedir. Tüm hapishanelerde yaşananlara, hak ihlallerine, sağlığa erişim engellerine karşı Adalet Bakanlığını, Sağlık Bakanlığını, Meclis İnsan Haklarını İzleme Komisyonunu ve ilgili tüm kurum ve kuruluşları göreve davet ediyoruz.

 

Sitemizi Sosyal Medyada takip etmek istermisiniz?