İhvan sözcülüğü, güvenli bölge ve Pax Americana / Ferhat AKTAŞ - Gazeteler, Haber Manşet, Gündem
Son Dakika Haberler

İhvan sözcülüğü, güvenli bölge ve Pax Americana / Ferhat AKTAŞ

İhvan sözcülüğü, güvenli bölge ve Pax Americana

İhvan sözcülüğü, güvenli bölge ve Pax Americana / Ferhat AKTAŞ
Yorum Yap

Suriye meselesi muhtevası gereği gündemde öncelik oluşturmaya devam etmekte.

Türkiye’de siyaset kurumuna yön veren Neo-Osmanlıcı iktidar 9 yıldır bu mesele üzerinden içeride ‘toplum mühendisliğine’ soyunurken dış siyaset alanında da İhvan sözcülüğüyle nüfuz mücadelesi veriyor.
İhvan sözcülüğü aynı zamanda tekfirci ideolojiyle hareket eden operasyonel yapıları kollama misyonuyla geçerlilik kazanıyor.

Suudi Arabistan gibi çağdışı rejimlere bile taş çıkartan girift ilişkiler ağıyla örülen mevcut sözcülük rolünün Türkiye’yi sürüklediği karanlık zemin zamanla daha net görülecek.
Henüz gerçeğe uyanamayanlara ‘hayal alemi’ tatlı gelirken, tehlikeyi görmezden gelme aymazlığı da maalesef en geniş kesimlere sirayet etmiş vaziyette.

İktidarın gönüllü girdiği karanlık yola muhalefetin cesur tavır alamayışı, benzer yola meyleden yönelimleri problemi hafifletmek yerine gün geçtikçe daha da ağırlaştırmaktadır.

İçeride dejenere dincilik ve milliyetçilik algılarıyla güdülen azımsanmayacak yığınların varlığı iktidarın hanesine başarı hikayesi olarak yazılırken, bağnaz ideoloji ve şiddet transferiyle bölgede sorun üreterek dengeler arasında patinaj yapabiliyor.

İhvan sözcülüğü, yönetememe krizine rağmen iktidara sanal gaz ve gazalar vaaz ettiği, güdülen yığınların dikkatini kolektif yalanlarla dağıttığı eşsiz imkanlar doğuruyor.

Suriye meselesi AKP ve Batı dünyasının gözünden okunduğu sürece komşularla barış ve normalleşme adımları kuru sıkı söylev olmanın ötesinde bir anlam ifade etmez.

Suriye’ye karşı başlatılan savaşın taşeronu ve yıkımın müsebbibi AKP iktidarı dün olduğu gibi bugün ve yarın da çözümün değil çözümsüzlüğün kaynağı olmayı sürdürecek.

İktidarın dönüşümü imkânsız politikaları ortadayken muhalefet dinamiklerinin bu başat sorun bağlamında sergilediği politikasızlık pes yahu dedirtiyor.

Batılı emperyalist koalisyon ve onların bölgesel işbirlikçilerinin ‘çıban başı’ olarak gördükleri Suriye’yi düşürme temelinde açtığı savaşa karşı duruş göstermeyi bırakalım ahlaki hassasiyet bile göstermekten aciz bir muhalefet gerçeğiyle yüz yüze kalındı dersek abartmamış oluruz.

Alevileri, Şiileri, Dürzileri, Hristiyanları ve destek alamadıkları Sünni aidiyetli halkı tekfir eden, insanlık dışı vahşi yöntemlerle sözüm ona ‘Suriye devrimine’ hizmet eden azılı teröristlerin sahaya ağırlığını koyduğu çarpıcı realite bile Türkiye’de muhalefet dinamiklerinin lal olan dilini çözmeye yaramadı.

Ya yarım yamalak savaş karşıtlığı ya Alevifobik baskın siyasanın şerrinden korkarak hayali ılımlı muhalefet güzellemeleri ya da ABD güdümlü işgal projesine şakşakçılık pratiği muhalefet dinamiklerinin yansıyan ahvali oldu.

Esasında Türkiye’deki muhalefette tıpkı Neo-Osmanlılar gibi, ‘’Suriye kısa süre içinde çözülür, ABD ve AB düğmeye bastığına göre rejim değişimi an meselesi, Arap Baharı yükselen halk hareketleriyle birlikte Şam’ı etkisi altına aldı, Esad daha fazla direnemez’’ gibi hemen hepsi AKP ve Batı menşeli çıkarsamalara rağbet ediyordu.

Ne de olsa ‘kaybedene’ sahip çıkacak kadar ‘enayi’ değillerdi, ABD ve AB devletlerinin nihai olarak karar verdiği aşamada buna karşı çıkmak akıllı siyasetlerinin bir gereği olamazdı.

Arada AKP’den rol çalan çıkışlarla; çokuluslu teröre karşı savaşan Suriye Ordusu’na yönelik suçlamalar yapılması, etnik ve mezhebi temelli kara propaganda üretilmesi ve iktidara yedeklenmeyi ifade eden okumalarla aymazlık sergilenmesi muhalefet dinamiklerinin nasıl politikasızlığa sürüklendiğini anlatır.

Küresel saldırıya maruz kalan Suriye devletiyle dayanışma gösterenler bir elin parmaklarının sayısını geçmedi ki, iktidar gibi muhalefet de ekseriyetle de bu dayanışmadan rahatsız oldu.

Hedef alınan esas direnme odağından uzak durulurken, saldırganlık projesinin yaratımı olan tali alanlara akıl almaz methiyeler dizildi, etnik milliyetçi öğelerin şişirdiği balon özerk-devrim güzellemelerinin alıcısı çok oldu.
Türkiye’deki muhalefet dinamikleri bölgenin tek laik, farklı kesimlerin tüm manipülasyonlara rağmen barış içinde yaşadığı ve bağımsızlıkçı kimliğiyle hegemonik dayatmalara boyun eğmeyen devletine AKP’nin yedeğine düşmek pahasına gösterdiği negatif yaklaşım Suriye’de yıkımın boyutlanmasına katkı sağlarken, ağırlıkla kendilerini zayıflatan ve AKP karşısında savunmacı edilgenliğe saplandıkları açmazlara yol açtı.

AKP’nin içeriyi de dizayn etmesinin yegâne aracı olan operasyonel İhvan sözcülüğüne, BOP taşeronluğuna karşı dişe dokunur tavır alamayan muhalefet çizgisiyle siyasal atmosferi değiştirmek mümkün mü?

İhvan ağı bölgede yenilgilere uğratılmış ve en itibarsız dönemini yaşarken, Türkiye’de ciddi yapısal problemlere duçar olduğu halde, 17 yıldır iktidarda kalabilmesi muhalefet dinamiklerinin tersten trajik başarısının ürünüdür…

Bugün gecikmeli olarak seçim yenilgisiyle çözülen, kanamalı şekilde çöküşe doğru giden AKP iktidarını sonlandıracak ve alternatif iktidarlaşmanın yolunu açacak hamlelerin başında hiç kuşkusuz İhvanist politikaların ülkeye verdiği zararlar üzerinden toplumsal uyanışı ve eylemli duruşu örgütlemek gelir.
AKP’nin başından itibaren yanlış olan Suriye politikasına daha cesur eleştiriler yönetilmeli, onun elinde oyuncağa dönüşen yapay gerekçelerin tılsımını bozacak somut adımlar atılmalı ve Suriye devletinin 8 yıldır sürdürdüğü ikinci bağımsızlık savaşına hak ettiği saygı asgari ölçülerde bile olsa gösterilmelidir.

Suriye’nin kuzey-kuzeydoğu bölgelerini ülkedeki savaşı uzatmak ve uzun süreli istikrarsızlık odağı olarak kullanan saldırgan devletlerin başında gelen Türkiye ile ABD arasında süren pazarlıkların kıvama geldiği anlaşılıyor.

ABD, hamiliğini yaptığı SDG ile NATO müttefiki-BOP taşeronu AKP iktidarı arasında baş gösteren sorunlara kendi meşrebince çözümler üretirken, taraflara kendi çıkarlarını gözeterek bir nevi ‘Pax Americana’ dayatmasında bulunuyor.

Pentagon’un rengini verdiği stratejiye göre; Suriye’nin kuzey ve kuzeydoğusunun Şam’ın otoritesine dönmesini olabildiğince geciktirmek öncelik oluşturmaktadır ve yıkamadıkları devleti bu yolla oyalamayı, içten içe zayıflatmayı amaç ediniyor.

Biri 50’li yıllardan başlayarak yörüngesi altında hareket eden, son 8 yıldır siyasal İslamcı kadrolarla birlikte Suriye’ye savaş açan bölgesel taşeron, diğeri ülkenin kuzeydoğusunda askeri varlık göstermesine yarayan, tepeden tırnağa tahkim ettiği lejyoner güç.

Tarafların Türkiye sınırları içinde 40 yıldır çatışmalı zeminde süren çelişkileri konu Suriye sahası olunca ucu açık probleme kaynaklık ettiği için ABD tarafından hoş karşılanmıyor ve krizin derinleşmemesi yönünde epey mesai harcıyor.

Davet edilmedikleri ülkeye çıkardıkları savaşı bahane ederek askeri kuvvetlerini konuşlandıran, mevcut varlıklarını Suriye devletine düşmanlıkla temellendiren ABD ve Türkiye’nin askerî açıdan karşı karşıya gelmesi söz konusu dahi edilemez.

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurumlaşma döneminden itibaren özelde ABD genelde batılı emperyalist devletlere rağmen onlara karşı atılan stratejik tek bir adımı yoktur, olması da bağımlılık ilişkisinin ruhuna aykırıdır.

Siyasal İslamcı kadroların hâkim olduğu yeni siyasal bağlama bakıldığı vakitte; 2003 yılında Irak işgalinin alenen desteklenmesi, İsrail ile diğer düzen partilerinin üstü örtük şekilde sürdürdüğü siyasi-askeri-iktisadi ilişkilenmenin ötesine geçen dostlukları, Libya’ya emperyalist askeri müdahalenin parçası olmaları, Mısır’ı karıştırmak ve istikrarsızlığa sürüklemek adına oynadıkları provokatif rol, 2014 yılında Irak’ı içeriden parçalamaya yönelik tutumları ve 2011’den bugüne kadar Suriye’ye ABD için cihat motivasyonuyla fetih tamtamları çalan pratikleri ortadayken siyasal İslamcıların ABD’yle karşı karşıya gelebileceğini varsaymak en yalın tabirle safdillik olur.

AKP ile ABD arasında nükseden Suriye konulu çelişkilerin halklar nezdinde olumluluk yüklenebilecek bir getirisi yok, her ikisi de bir başka devletin egemenlik sahası içinde işgalci pozisyonda ve aralarında aldıkları kararların meşruluğu bulunmuyor.

Suriye devleti; egemenliğini, bağımsızlığını, toprak bütünlüğünü hiçbir koşulda istişare etmez, bugün fiili olarak müdahale edemediği bölgeleri zamanı gelince geri almak için kararlılığını gösterir.

Suriye’nin bağımsızlığına kastetme temelinde dayatılan oldubittilere seyirci kalacağını sananlar fena halde yanılır, böyle hesap yapanlar varsa hesapları o ülke dinamiklerini hiç tanımadıkları anlamı taşır.

Şimdilerde yeniden dillere pelesenk olan ‘güvenli bölge’ ve ‘barış koridoru’ gibi başlıklar altında bir taraftan restleşme hali varmış gibi suni bir hava estirilirken bir taraftan lokal düzeyde Pax Americana doğrultusunda pazarlıklar var.

7 Ağustos günü AKP iktidarının ABD ile yapılan görüşmelerin ardından ‘güvenli bölge’ konusunda varılan mutabakatı duyurması, bu temelde Türkiye’de ‘Müşterek Harekât Merkezi’ kurulması kararı çelişen çıkarları zamana yayarak uyumlulaştırma adımıdır.
Mutabakatın ne oranda bir mutabakat olduğu hususu şimdilik muğlak olsa da kısa vadede ‘Ortak düşman Esad’ın eline daha fazla koz vermeden, motivasyonumuzu dağıtmadan ara yol bulalım’ türünden taktiksel çözüme hizmet edeceğini, belki de olası erken seçim öncesinde sınırlı askeri müdahale için Ankara’ya yeşil ışık yakarak ‘gol pası’ vermeye vesile olabileceğini ihtimaller arasında sayabiliriz.

İlan edilen merkezin Urfa’da faaliyete geçmesi yönünde tarafların gecikmeksizin harekete geçmesi ve Amerikalı askeri yetkililerin bu minvalde Türkiye’de çalışmaya başlaması ilerleyen günlerde sahada karşılığını bulur.

Rol dağıtan güç olarak ABD’nin sınırlarını çizeceği mutabakatın pratikte alacağı biçimin rengi ne olursa olsun Suriye’de kanamalı durumun, ülkenin kuzey-kuzeydoğu bölgelerinde fiili işgalin sürmesine dayalı projeye yarayacağını vurgulamalıyız.

Gerçekten bir ‘güvenlik endişesi’ ve ‘sığınmacıların dönüşü’ gibi kaygıları olsaydı, muhatabın Atlantik ötesi değil, Şam olduğu görülürdü.
‘Amaçları üzüm yemek değil, bağcıyı dövmek’ olunca ne söylendiğinden ziyade ne yapıldığına bakılmalı.

İhvân-ı Müslimîn zihniyeti doğası ve bölgede süregelen tarihi gereği Pax Americana dayatmalı vekalet savaşlarında tercihini hep Pentagon’dan yana yapmıştır.
Bugün de İhvan sözcülüğünü kendine vazife edinenler aynı yolu adımlayacak ve Suriye’nin aleyhine olacak şekilde ellerinden geleni atlamaksızın yapacaktır.

Amerikancıların ‘kayıkçı kavgasının’ tarafları ve propagandisti unsurlarla aramızdaki ayrım çizgisine dikkat çekmemiz gerekirse bir kez daha şunları hatırlatmalıyız; Suriye devletine rağmen atılan tek taraflı-gayrimeşru adımları kabul etmiyoruz.

Davetsiz tüm yabancı ve işgalci güçler Suriye topraklarını terk etmelidir.

Ferhat AKTAŞ

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

%d blogcu bunu beğendi: