İsmail Beşikçi: Köy Enstitüleri Kürdler için ise tam anlamıyla asimilasyon kurumudur

İsmail Beşikçi: Köy Enstitüleri Kürdler için ise tam anlamıyla asimilasyon kurumudur

“Köy Enstitüleri’nin anlamı Türkler ve Kürdler için çok değişiktir. Türkler için elbette ileri bir eğitim kurumudur, Kürdler için ise tam anlamıyla asimilasyon kurumudur.”

Kürt tarihi ve sosyolojisi üzerine önemli çalışmalara imza atmış ve çalışmaları sebebiyle yıllarca hapis yatmış olan Sosyolog İsmail Beşikçi, Kürtçeye yönelik baskılar ve Kürtlerin Kürtçeden uzaklaşmasına ilişkin yazdığı yazıda “İnsan olmak baskı altında olan Kürtlüğü, Kürtçeyi savunmaktan geçer. Her ot kendi kökü üzerinde yükselir.  Kürtlerin kökü de elbette Kürtçe’dir.  Kürtçe’den koptun mu,  Kürd/Kürdistan mücadelesinin hiçbir anlamı kalmaz” dedi.

Sosyolog İsmail Beşikçi, Nerinaazad’da bugün yayımlanan “Kürdçe Yasaklarının İşlevi” başlıklı yazısında, Kürtlerin Kürtçeden uzaklaşmasına yönelik eleştirilerde bulundu. “Devletin, bu yasaklar konusundaki bilincinin çok yüksek olduğunu belirtmeye çalışıyoruz.  Ama Kürtlerin, Kürt aydınlarını önemli bir kısmının, Kürtçe yasakları konusunda sağlıklı bir bilince sahip oldukları söylenemez” eleştirisinde bulunan Beşikçi’nin yazısı özetle şöyle:

“Kürdçe Yasaklarının İşlevi”

“Devletin, Cumhuriyetten beri sistematik ve kararlı bir şekilde uyguladığı çok önemli bir politika Kürdçe yasakları olmuştur.  Şark Islahat Planı’ndan beri hazırlanan gizli raporların önerdiği en önemli konu Kürdçe yasaklarıdır.  Kürdlerin yaşadığı her alanda, Kürdçe’nin yasaklanması, Türkçe’nin öğretilmesi, egemen kılınması, devletin çok önemli bir çabasıdır.

Devletin, bu yasaklar konusundaki bilincinin çok yüksek olduğunu belirtmeye çalışıyoruz.  Ama, Kürdlerin, Kürd aydınlarını önemli bir kısmının, Kürdçe yasakları konusunda sağlıklı bir bilince sahip oldukları söylenemez.

Devletin, Kürdler konusunda. Kürdçe konusunda en önemli politikası asimilasyondur.   Kürdlerin Türklüğe asimilasyonu. Alevilerin Müslümanlığa asimilasyonu da, bu konuda çok önemli bir süreçtir. Okullar, kışla, askerlik, yargı kurumları, basın, asimilasyon konusunda çok önemli kategorilerdir. Aile, din, bu konularda yine çok önemli kurumlardır.

‘Kardeşlik sloganına en çok kanan da Kürtlerdir’

Bugün 22 Arap devleti vardır. Filistin Arap Devleti’yle 23 olacaktır.  57 İslam devleti vardır. Bunların hepsi de kavmiyet güderek gerçekleştirilmiştir. Yani, Türklük için,  Araplık için,  Farslık için gerçekleştirilmiştir. Kürdlerin hakları ve özgürlükleri gündeme geldiği zaman, Kürdler bu hakları ve özgürlükleri gündeme getirdikleri zaman, bu tür sloganların kullanıma sokulması, kendileri için istediklerini başkaları için istememek anlamına gelmektedir. Bu da ırkçılıktan başka bir şey değildir.

Kardeşlik sloganına en çok kanan da Kürtlerdir. Müslüman BengaL Halkı, Müslüman Pakistan devletinden haklarını ve özgürlüklerinin talep ettiği zaman da,  bu talepler, ‘biz kardeşiz…’ sloganıyla engellenmiştir.  Ama Müslüman Bengal halkı, Müslüman Pakistan Devleti’ne, ‘Biz kardeş değiliz, kardeş olsaydık, topraklarımızı işgal etmezdiniz, dilimizi yasaklamazdınız, çocuklarımızı asimile etmeye kalkışmazdınız… Bu bakımdan biz kardeş değiliz, bize kardeşlik değil düşmanlık yapıyorsunuz…’ diyebilmiştir. Bengal Dil Hareketini incelemek bu bakımlardan Kürdler için önemli olmalıdır. Bu slogan günümüzde, Kürdler tarafından, ‘Müslüman Arap, Fars, Türk halklarıyla bir sorunumuz yok, sorun,  devlet yöneticilerinin tutumunda kaynaklanıyor…’ şeklinde ifade ediliyor. Peki, soralım… 16 Mart 1988’de, Kürdler Halepçe’de  soykırıma uğradıklarında, Müslüman, Türk, Arap, Fars halkları, soykırıma karşı, Ankara’da,İstanbul’da,  Bağdat’da, Şam’da, Tahran’da bir gösteri yapmış mıdır, Saddam Hüseyin rejimini eleştirmiş midir.? Devletlerden söz edilmiyor, Müslüman halklardan söz ediliyor.

 ‘Köy Enstitüleri, Kürdler için ise tam anlamıyla asimilasyon kurumudur’

Kürdçe yasakları konusuna devam edelim… 1940’larda yaşama geçen Köy Enstitüleri’nin anlamı Türkler ve Kürdler için çok değişiktir. Türkler için elbette ileri bir eğitim kurumudur, Kürdler için ise tam anlamıyla asimilasyon kurumudur. Dicle, Cilavuz, Akçadağ gibi Köy Enstitülerinden birinden mezun olup öğretmen olan Kürdlerin önemli bir kısmı, Kürd köylerindeki bir okula öğretmen olarak tayin edildiklerinde yaptıkları ilk iş Kürdçe’yi yasaklamak olmuştur. Eğitim süreci boyunca o artık Kürdlükten tamamen kopmuştur, Kürdlük onun için artık ilkel bir kategoridir. O artık Türklük için çalışacaktır…

‘Kürd milliyetçiliğinin, işgalci, asimilasyoncu bir özü, yönü yoktur’

Son yıllarda, ‘Her türlü milliyetçilik kötüdür, Türk milliyetçiliği de kötüdür, Kürt milliyetçiliği de kötüdür’ anlayışı sık sık gündeme gelmektedir. Dikkat edilirse, bu anlayış her iki milliyetçiliği de aynı kefeye, aynı torbaya koymaktadır.  Her iki milliyetçilik de aynı kefede, aynı torbada değerlendirilmektedir.  Ve bu sloganların, Türk aydınları ve Kürd aydınları tarafından dile getirilmesi sürüp gitmektedir.

Halbuki Türk milliyetçiliği devlet milliyetçiliğidir. Devlet tarafından korunan, kollanan, propagandası yapılan bir milliyetçiliktir.  Türk milliyetçiliği Atatürk milliyetçiliği olarak da gündeme gelmektedir.  Kamu yönetimi bunun için vardır. Anaokulundan üniversiteye kadar bütün okullar, kışla, cami, Türk milliyetçiliğinin korumak, kollamak, geliştirmek için çok yoğun bir çaba içindedir.  Yargı organları, basın bunun için vardır.  Aile, din, siyasal partiler, sendikalar, sinil toplum kuruluşlarının çok büyük bir kısmı bu anlayış doğrultusunda çaba yürütür. Kürdlerin, Kürdçe’nin inkarı, reddi, Kürdçe’nin yok edilmek için çalışılması, Türk milliyetçiliğinin içeriğindedir. Kürtlüğü yok etmek, Türk milliyetçiliğinin çok önemli bir amacıdır.  Türk milliyetçiliği işgalci, asimilasyoncudur. Çoğu zaman ırkçılık, Türk milliyetçiliği olarak da anlatılmaktadır.

‘Kürdler dünyanın en asil ırkıdır’, ‘Kürd dili bütün dillerin atasıdır’ vs. diyen bir Kürd’e  rastlamadım’

Kürd milliyetçiliği ise, baskı, zulüm altında olan Kürdlük duygularının gün ışığına çıkarılması, yaşanması anlamına gelmektedir.  Baskı altında olan, Kürd dilinin,  baskıdan kurtarılması,  Kürd dilinin yaşam bulması için çalışılması anlamına gelmektedir. Baskıya karşı bir direnç ifade ettiği için evrensel bir yönü de vardır.

Şurası çok açıktır. Kürd milliyetçiliğinin, işgalci, asimilasyoncu bir özü, yönü yoktur. Kürdler, tarihte hiçbir zaman,  başka ülkeleri işgal etmek için çaba içinde olmamışlardır.  Başka ulusları, halkları, Kürtlüğe asimile etmek gibi bir amaçları yoktur.  Kürdlerin bütün amacı,  baskı, zulüm altında olan Kürd dilini, gün yüzüne çıkarmak, Kürd diliyle yaşamaktır.

Şunca ömrüm boyunca,  ‘Kürdler dünyanın en asil ırkıdır’, ‘Kürd dili bütün dillerin atasıdır’ vs. diyen bir Kürd’e  rastlamadım.  Böyle diyen bir Kürd varsa, bunun, bireysel, nostaljik bir duygu olduğunu belirtmek gerekir. Bu duyguyu yaşama geçirmek için kamu yönetimin mi var?  Çocukları, gençleri bu amaç doğrultusunda yetiştirecek okulların mı var?  Basının, siyasal partilerin, sivil toplum kurumların mı var? Aile, din, sendika gibi kurumları bu amaç doğrultusunda seferber edebilir misin? Aykırı duyguları,  düşünceleri, eylemleri engelleyebilecek,  cezalandırabilecek yargı organlarını mı var? Bu cezaları infaz edebilecek cezaevlerin mi var?

Bütün bunlardan dolayı, Türk milliyetçiliği ile Kürt milliyetçiliğini aynı kefeye koyan Kürtlerin bir aymazlık içinde oldukları,  Kürtçe yasaklarının hiç kavramadıkları,  Kürtçe yasaklarının işlevini fark etmedikleri söylenebilir. Bunun temel nedeni elbette, Türk soluyla kurulan ezberden ilişkilerdir. Türk solunu taklit çabasıdır.

Bazı Kürdler, Kürd millliyetçiliği gündeme geldiği zaman,  ‘ben milliyetçi değilim, ben insanım, ben sosyalistim…’ gibi sözler ediyor. Bazı Kürdler de, ‘Ben milliyetçi değilim, ben İslam’ım, ben İslam ümmetindenim…’ gibi sözler ediyor. Bu, Kürd olmaktan, baskı altında olan Kürdlükten, Kürdçe’den,  Kürdçe’yi savunma gereğinden kaçıştan başka bir şey değildir.

İnsan olmak, baskı altında olan, Kürdlüğü, Kürdçe’yi savunmaktan geçer. Bu görevlerden kaçarak nasıl insan olunabilir?

‘Her ot kendi kökü üzerinde yükselir.  Kürdlerin kökü de elbette Kürdçe’dir’

Bugün, Kürd aydınlarının bir kısmı,  anılarının yazmaya, yayımlamaya çalışmaktadır.  Ortak anıların bir kısmı genel olarak şöyledir: ‘İlkokula başladığım da  tek kelime Türkçe bilmiyordum. Okul arkadaşlarım da bilmiyordu. Bizi döverek, aşağılayarak, dilimiz Kürdçe’yi, ailelerimizi aşağılayarak,  Kürdçe’yi yasaklayarak, Kürdçe konuşanlara çeşitli cezalar vererek bize Türkçe öğretmeye çalıştılar, Kürdçe’yi unutmamız için   Kürdçe’den uzaklaşmanın, kopmanın  sağlanması için her türlü önlemi aldılar…’ Dikkat edilirse, devletin, okullarda, zorla, basıyla öğretmeye çalıştığı Türkçe’yi,  siz, dağda bile gönüllü yapıyorsunuz.  Kürdçe’yi, yaşama, yaşatma konusunda hassasiyet içinde olmayarak  Kürdçe’nin unutulmasına yardımcı oluyorsunuz.

Her ot kendi kökü üzerinde yükselir.  Kürdlerin kökü de elbette Kürdçe’dir.  Kürdçe’den koptun mu,  Kürd/Kürdistan mücadelesinin hiçbir anlamı kalmaz. Bu anlayışa karşı şöyle bir eleştiri yapılabilir. İşte Kürdistan’ın Güney…, Kürdistan Bölgesel Yönetimi…Herkes Kürdçe konuşuyor, Kürdçe yazıyıor, Kürdçe okuyor. Basın, radyo-TV Kürdçe… Ama orada da milli duygular çok zayıf.   Kürdi tavır, Kürdistani tavır çok zayıf… Sık sık ihanet yaşanıyor… Bu eleştiride haklılık payları var.  Bu bakımdan şöyle söylemek daha doğru… Kürdçe konuşma, yazma, okuma elbette çok önemli, elzem, ama yeterli değil… Milli duyguları, Kürdi, Kürdistani tutumları geliştirici bir eğitim sistemi de önemli…”

Gazetefersude

gazetelink

Gazetelinkleri ve Güncel Medya Haberleri

Sitemizi Sosyal Medyada takip etmek istermisiniz?