arap porno sikiş izle bridalarabia.com arap porno hd porno pornovideolab

İstanbul ve yine ağlıyordu burjuva İslamcılar/ Ferhat AKTAŞ

İstanbul ve yine ağlıyordu burjuva İslamcılar

31 Mart yerel seçimleri bahsinde üzerinde en çok durulan şehir İstanbul oldu. Özellikle AKP-Erdoğan açısından ‘altın yumurtlayan tavuk’ gibi görülen İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin kaptırılması ilerleyen dönemlerde siyasi iktidarı da kaybetmelerine vesile olabilecek önemli bir kırılma noktasıdır. Yeni rejim inşaaları güdük kalan ve ne ülke ne de bölgede istikrarlı bir strateji geliştirmeyen AKP-Erdoğan iktidarı için düşüş olgusu somut bir vaziyet aldı. Seçim öncesi şans tanımadıkları CHP’li aday Ekrem İmamoğlu’nun hem ezberlerini hem de dengeleri bozan başarısı karşısında şoke olan, ilk şoku atlatır atlatmaz, ‘çamur siyasetine’ yaslanan iktidar “oyuncağı elinden alınan çocuk” misali sulu göz yaklaşımlar gösteriyor.

Dile kolay tam 25 yıldır İBB onlar için çiftlik, darphane, kadrolarını finanse ettikleri bankamatik ve en önemlisi de ‘bir aşk hikayesi’ güzellemeleri ile süsledikleri politik meşruiyet zeminiydi. İBB’nin kaybı yapı bozumuna uğrayan burjuva İslamcı hareketin çöküşünü hızlandırmanın önündeki psikolojik eşiğin aşılması anlamına geliyor ve muhalefet süreci iyi yönetirse ilk genel ve Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde AKP-Erdoğan tarihi bir hezimet yaşayabilir.

İmamoğlu Beylikdüzü’nde sergilediği belediyecilik pratiğiyle takdir toplayan, hemen yanı başındaki Esenyurt ilçesindeki insanların keşke burası da Beylikdüzü sınırları dahilinde olsaydı dediği gıpta ile bakılan örnek işlere imza atmıştı. 2 yıl her iki ilçenin kesişim noktasında bulunan bir mahallede yaşadığım için Esenyurt’tan ona ve çalışmalarına nasıl bakıldığını biliyorum. Son seçimde Esenyurt’un AKP’den alınmasında bu yaklaşımın önemli bir etkisi olduğunu düşünenlerdenim. Bununla birlikte İmamoğlu sürecin başında rakibi Binali Yıldırım’a oranla tanınırlık anlamında dezavantajlıydı. Sat Yıldırım’la değil İstanbul’u boydan boya gezen, irili ufaklı onlarca miting düzenleyen Recep T. Erdoğan ile yarışıyordu. Medya karartması, AKP-MHP ittifakının ‘beka meselesine’ indirgenen propagandasının seçimi yerel özgünlüğünden çıkarıp genel seçim havasına sokması, işini epey zorlaştırmıştı. Şehir için projeler, hizmet alanları, vizyonlar tartışılmıyor varsa yoksa sanal düşmanlara karşı cenge tutuşan fedailerin ‘ya kuzgun başa ya devlet başa’ çığırtkanlığı duyuluyordu.

Birçok otorite İmamoğlu’na bu konjonktürde şans tanımıyor, Yıldırım’ı aylar öncesinden seçimin galibi ilan ediyordu. Adaylığının netleşmesinin ardından samimi, sakin ve farklı kesimlerle empati kuran tavırlarıyla çalışmalarına başlayan İmamoğlu kısa sürede halkın ilgisine mazhar oldu ve iktidarın sosyo-ekonomik politikalarından, bunaltıcı ve ötekileştiren dilinden rahatsız olan çoğunluğa hitap eden politik aktör olarak öne çıktı.

Sürecin başında iktidar medyası İmamoğlu’nu küçümserken işin renginin değişmesiyle birlikte önlenemez yükselişini durdurmak için aleyhinde algı operasyonlarla hız verdi. Akıl almaz iftiralar, kişiliğine yönelik saldırılar, görsel ve sosyal medya linçi vs denenmeyen metot kalmadı dersek abartmamış oluruz. Kemik CHP seçmeni ve bir kısım tepki oylarının ötesinde etkili olamaz denilen İmamoğlu son düzlüğe girildiğinde sarayın surlarını döven dalgalar eşliğinde kıyaya dayanmış, kolay lokma olmadığını herkese göstermişti. 31 Mart gününe gelindiğinde her 2 seçmenden 1’inin oyunu alan, devlet olanaklarını seferber eden AKP-MHP ittifakına bozgun yaşatan ve seçim gecesi liderlik özelliğini ustaca konuşturan İmamoğlu siyaset kurumunun yükselen yeni yüzü oldu.

İki haftadır sandıktan çıktığı halde İmamoğlu’na mazbatasının verilmezken bu minvalde iktidarın bitip tükenmek bilmeyen ayak oyunlarıyla YSK üzerinden planlar devreye soktuğuna şahitlik yapmaktayız. Tekrar tekrar doğrulandığı gibi; kumpas, hile, yalan ve iftira İhvan-i Müslim referanslı burjuva İslamcıların politik pratiğine yön veren zihinsel yapılarının ABC’sidir. ‘Seçimi kaybettik o zaman seçim yenilensin’ diyebilecek kadar geniş mideye sahip olan burjuva islamcı anti-demokratik cenahın seçim ve seçmen iradesine biçtiği rolün muhtevası aşikâr. Seçim, seçmenin iradesi sadece onlar kazandığı sürece anlam ifade eder, tersi olursa da zinhar şaibelidir(!)

Altını kalın harflerle çizerek vurgularsak; burjuva islamcı cenah ülkenin yozlaşmış ve çürümüş yüzüdür. AKP’nin ‘ılımlı islam’ ambalajlıyla siyaset kurumuna monte edilen bir ABD projesi olduğu gerçeği unutulmamalı. Kendileri açısından ‘milli irade’ değil bağımlılık ilişkisiyle tabi olunan emperyal patronların ne söyleyeceği önemli. Güncelde seçim sonuçlarına dönük sergilenen kabullenmeme tavrı bugüne kadar süregeldiği haliyle ABD’den aldıkları icazetin devamlılığına olan güvenin ifadesi olarak da açıklanabilir.

Yine burjuva islamcı cenahın takiyye ile perdelediği halet-i ruhiyelerini dikkatten kaçırmamak gerekir. Esasında bunlar ‘seçim’ yerine ‘biat ilişkisi’, ‘temsili demokrasi’ yerine ‘mutlak otoriterleşme’ ister. Koşullar el verseydi seçim sistemini ‘tağuti’ ilan ederek, oy vermeyi ‘şirk koşmaya’ eşitler, temsili demokrasi olgusunu ‘fesatlık düzeni’ diye yaftalamaktan çekinmezlerdi. Dünyevi zevk ü sefalarını biat kültü yoluyla daha çok sürdürebileceklerini bilirler.

Sandık sonuçlarıyla gelip bugün sandıktan sonuçları kabullenmeme hazımsızlıklarını burjuva anlamda da olsa ‘demokrasi’ olgusuna yükledikleri pragmatik yaklaşımla bir yere oturtabiliriz. İşte burada onları motive eden kodlanma hali ‘demokrasinin’ ‘’küfür’’ olduğu ezberi etrafında üfürülen hurafeler bütünüdür. Dindarlıkları aldatıcı olmasın. O da dünyevi amaçlar uğruna kullanılan, fayda-zarar dengesi üzerinden araçsallaştırılan maskeleridir.

Seçim sonucunda İBB bağlamında gösterdikleri histerik tepki ‘hizmetlerin yardım kalması’ üzüntüsü değil ‘ye kürküm ye’ dedirten doyumsuzluklarının yansımasıdır. İstanbul halkının hizmetine sunulması gereken belediye olanaklarını yandaş dernek ve kuruluşları finanse etmek, rantiyeci iş adamlarına yeni semirme alanları yaratmak ve mahallelere kadar örülen partisel nemalanma zincirini korumak için fütursuzca eriten zihniyetin paydaşlarının sandıktan çıkan sonuca öfke duymaları şaşırtıcı değil. İstanbul halkı oylarıyla açgözlü burjuva islamcıları sırtından attı, ele geçirdikleri bürokratik mekanizmalara sarılıp direnmeleri sonucu değiştirmeyecek. Sandıkta kaybettikleri gibi halkın iradesine karşı sergiledikleri negatif tavırla en geniş kesimlerin vicdanında mahkûm oldular.

Sandıkta kaybetmelerini ardından komplo diline yaslanmaları, akla ziyan senaryolar çizmeleri yukarıda dikkat çektiğimiz genetikleriyle alakalıdır. Özeleştiri mi? Öykündükleri tarihsel ve güncel politik aktörlerin hangisi özeleştiri vermiş ki kendileri versin. Lider ve etrafında kümelenen seçkin zümreyi dışında tutarak ‘günah keçisi’ aramakta sınırsız esnekliğe sahiptirler. ‘AKP içinde farklı düşünenler varmış, falanca klik filanca planı yapıyormuş.’ Böyle çıkarsamalar yapan kişiler kendi kendini kandırır. İstanbul seçimini kaybettikleri halde süreci bu noktaya getiren, ilk günden itibaren AKP cephesinden atılan her adımın arkasındaki akıl en nihayetinde mutlak otorite liderleridir. Ona rağmen onsuz adım atıl(a)maz.

AKP sözcüleri ve medyasının kendi atadıkları sandık başkanları ile görevlilerini ‘sandığa darbe’ senaryosu üzerinden töhmet altında bırakması ilk etapta bunların ‘günah keçisi’ ilan edildiğinin ilanıdır. Bir takım polisiye metotlarla senaryo muhalefete yönelik yeni kumpaslara dönüşecektir. Bugün töhmet altına sokulan sandık görevlilerinin bir önceki yerel, genel ve CB seçimlerinde görev aldığını ve sonuçlar AKP’nin lehine olunca kendilerine ‘yol arkadaşları’ payesiyle şükranların sunulduğunu da unutmayalım…

İki haftadır bir türlü bitmeyen sayımlar, iptal odaklı itiraz sağanağı, iktidarın ‘vermeyiz’ anlamlı dayatmaları İstanbul’da süreci tıkınma noktasına getirdi. Ayrıca YSK’nin 2014 yerel seçimlerde geçersiz oylarla ilgili AKP’nin lehine aldığı kararı, 2019 yerel seçimlerde bu defa tersinden yine AKP’nin lehine kaldırılması, ikircikli beyanatları, tarafsız olması yönünde intibaları zedeleyen aldığı bir dizi karar ortaya iyimser bir tablo çıkarmıyor.

CHP’nin İstanbul için B planı nedir, buna bilemiyoruz. En olumsuz ihtimaller göz önünde bulundurulmalı ve hazırlıklarına buna göre yapmalıdır. AKP-MHP ittifakının 31 Mart seçimini kaybettiği halde YSK kozu üzerinden İBB’ye ‘çökme planları’ seçimin tekrarlanması olasılığını da gündeme getiriyor. Artık hukuk ve mevzuatlar değil alenen ve perde arkası telkinlerin geçerli olduğu bir dönemden geçiyoruz. Muhalefet bir bütün olarak edilgenlikten kurtulmalı, İBB’ye çökme planlarına karşı dişe dokunur cevaplar vermeli ve hak gaspı olasılığına karşı halkta da oluşan duyarlılığa yaslanarak hakkını sonuna kadar savunmalıdır.

İstanbul yenilgisi burjuva İslamcı hareket açısından tasfiyeye giden güzergâhın yol haritasını belirginleştiren bir işlevi görürken, Türkiye için olumlu yönde bir dönüm noktasıdır. Emevist damar çatladı, kimyası bozulan bünyenin çöküşü ve tasfiyesi kaçınılmaz olacak. İstanbul ve Ankara gibi ekonomik, ticari ve siyasi rant kapısını kaybeden burjuva islamcılar için ‘fetret devri’ derinleşecek; nihayete eriyor, çözülüyorlar.

‘Milli irade’ ülkeye büyük zarar veren siyasi iktidarların makul süre içinde değişmesi gerektiğine karar verdi. Onlar için 2023 gidebilecekleri son noktadır. Türkiye, burjuva islamcı cenahın politik blokajlarından kurtulacak.

Ferhat AKTAŞ

gazetelink

Gazetelinkleri ve Güncel Medya Haberleri

%d blogcu bunu beğendi: