Son Dakika Haberler

İzmir’in gavur eleştirmenlerine ithafen / Tülay Yıldırım EDE

Kısa bir süre önce, tiyatro oyunumuzu oynamak amacı ile İzmir’deydik. Oyun için gitmiştik oraya ama birçok güzel anıyla, izlenimle döndük.

İzmir’in gavur eleştirmenlerine ithafen / Tülay Yıldırım EDE
Yorum Yap

Kısa bir süre önce, tiyatro oyunumuzu oynamak amacı ile İzmir’deydik. Oyun için gitmiştik oraya ama birçok güzel anıyla, izlenimle döndük.

Önce oyunumuz hakkında kısa bir bilgi vereyim, sonrasında İzmir’e dair izlenimlerimden bahsedeyim.

Oyunumuz, tek perdeli bir önyargı. Cemal Uçarman’ın yazdığı ve birlikte oynadığımız bir oyun. Konusu; Kürt/Sünni/muhafazakar bir doktor kadınla, Türk/Alevi/solcu bir adamın evliliği; önyargılar, ailelerin/toplumun baskıları ve önyargıları vs…

Oyunumuzu İzmir Büyükşehir Belediyesi bünyesinde oynadık. Haliyle oyun öncesi Tunç Soyer ile görüşmemiz oldu. Tunç Bey inanılmaz bir insan, hepimizi hayran bıraktı kendisine. Son derece mütevazı, samimi, içten bir kişi. Konuşurken gözlerinizin içine bakarak konuşuyor ve gülümseyişi asla sahte değil, son derece içten. Onun yanındayken abartılı statü farkı hissine kapılmıyorsunuz. Sizden biri ve çok kibar. Dilerim bu güzel insan herkese örnek olur.

Gelelim şehre dair izlenimlerime. Şahsen İzmir’e ilk defa gitme şansına eriştim yoğunluktan ötürü. Hani klişe bir yakıştırma vardır ya İzmir’e dair, “gavur İzmir” derler; bende merak vardı acaba neden öyle deniyor diye. Fakat beklediğimin aksine çok şaşırttı beni İzmir.

İzmir’de herkes birbirine son derece saygılı. Örneğin taksi şoförleri. Birkaç kez binmemiz gerekti taksiye ve taksi şoförleri “hanımefendi”, “beyefendi” diye hitap ediyordu. İlki tesadüf zannettim ama hepsi aynı olunca çok şaşırdım. Hatta son binişimizde şoföre şakayla “Bir yerde kamera var ve bu televizyon şakası da ben mi farkında değilim” dedim.

Şoförlerdeki kibarlık esnaf için de geçerliydi. Karşılaştığım her esnaf çok nazikti. Hayran kaldım her birine şahsen.

İlgimi çeken diğer bir konu da, farklı inanıştaki insanların bir arada uyum içerisinde olmasıydı. Kordon’a gittik mesela. Bir yerde gençler biralarını içerken, hemen yanıbaşlarında örtülüler sohbet ediyorlardı ve kimse kimseden rahatsız değildi. Harika bir atmosferdi bu. Oyunumuz ötekileştirme ile ilgiliyken, böyle bir dayanışmayı/birlikteliği görmek çok güzeldi.

İzmir’de şunu hissettim. Orada ırkınızın, inancınızın zerre önemi yok. Herkes birbirinin kabulü. Tek şart, saygılı ve sevgi dolu olma. Sanki herkes birbirinin sınırını biliyor ve o sınırı aşmıyor. Artı fazlasıyla relax insanlar. İzmir’e dert/tasa hiç uğramamış gibi. Özgür olduğunuzu hissediyorsunuz orada ve baskı faktörü diye bir şey söz konusu olmuyor. İçki içilen bir sokakta oturduğunuzda kimse yadırgamıyor sizi eğer örtülüyseniz. Keza örtülüler de içki içenleri ötelemiyor.

İzmir’deyken yeni dostlar da edindim tabi. Bunlardan biri Ermeni bir arkadaştı. Bana hikayesinden bahsetti. Ki hikayesine daha önce röportaj olarak yer vermiştim. İzmir’de ırkından dolayı hiç sorun yaşamadığından, insanlarının onu kucakladığından söz etmişti.

Diğer bir konu, hayat şartlarının kolaylığı. İzmir’de yaşamak, düşünüldüğü gibi zor değil. Kiradan tutun diğer masraflara kadar her şey beklenenden uygun. Tam da yaşanılası yer aslında. Hem şehrin güzelliği bakımından, hem de maddi açıdan.

Açıkçası neden İzmir’e gavur deniliyor anlamış değilim. Muhtemelen CHP’nin kalesi olduğu için. Ancak bence gavur olan İzmir değil, İzmir’e bu yakıştırmayı yapanlar.

Meyve veren ağaç taşlanır ya, tam da öyle bir şey söz konusu. İzmir harika bir ütopyayı başarmış bana göre. Bunun taşlanmak yerine takdir edilmesi gerekli. Ki eminim Tunç Soyer ile çok daha güzel olacak her şey.

Birileri gavur İzmir diye yırtına dursun, İzmir pırıl pırıl ışık saçıyor ve hepimizin içinde umut yeşertiyor…

Tülay Yıldırım EDE

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

%d blogcu bunu beğendi: