Kadın Tanrıçaların Sonu, Erkek Egemen İnançları Doğurmuştu / Turabi SALTIK

Kadın Tanrıçaların Sonu, Erkek Egemen İnançları Doğurmuştu

Hint Avrupa dili olan ve bugün Sanskiritçe de denilen dilde; “Kast” sözcüğü, renk anlamına gelmekteydi. Bu sözcükle yani “kast” sözcüğüyle anlatılmak istenen neydi? Esasen bun süreç Kadın Tanrıça egemenliğinin sonuydu. Yerini artık yavaş yavaş Tanrı inançları ele geçiriyordu. Bu süreç artık Kadın Tanrıçaların gözden düştüğü dönemdi.

Sankiritçede Kast sözcüğü her ne kadar “renk” anlamına gelse de Kastla anlatılmak istenen “renk” anlamının ötesinde bir şey daha vardı. Kast, sözcük olarak, kadınların “bozulması” anlamına da gelmekteydi.

İndra, Hint Avrupalılara ait büyük bir Tanrıçaydı. Ve bir dağın adıydı. O, Dağlar Tanrıçasıydı. Bu sıralar İndra Tanrıça’nın “ateş saçan” yakan, yıkan, kentleri yerle bir eden bir Tanrıça olduğuna inanılıyordu. Yıkan, yakan Tanrıça, insanlara kötülük yapan Tanrıça anlamındaydı. İnsanların gözünden düşürülmek için kötüleniyordu. Çünkü Kadın Tanrıçaların erk ve yetkisi elinden alınıyordu. O dönemler Yukarı Mezopotamya’da (Dersim’de) Karanlık Tanrıçası Taru’da, Dersim’i karanlığa boğan Tanrıça olarak görülmeye başlanıldı.

Tanrıça İndra kötü oğullar doğuruyor, halkın başına salıyordu. Oğlu Vitra, kötü ruhları ve yılanların tanrısıydı. Düşüp öldüğünde bir inek ve buzağı oldu. Hem inek ve buzağı, hem de yılan simgesi, Orta Doğu’da, canlarına kıyılanlar ve sonra da Güneş’e çocuk verenler oldular. “Güneş” yani “Işık” erkekti. Sığırları oğluna kurban ederdi.

Eskiden kurban kadınlara verilirken, Kadın Tanrıçaların yetkileri, saygınlıkları, bilgelikleri ellerinden alınınca artık önemsiz görüldüler.

Kadına: “Aklı sıkı düzeni kaldırmaz, aklı kıttır” denilmeye başlanıldı. Kuzey Kafkasya’da Nart Seteney, toplumun yüce anası ve tek başına topumun danışma organı iken, oğlu Sosrukua artık ona yani Seteney’e: “Kadın sözünün kılavuzu olmaz!” demişti. Mezopotamya’da Gılgamış’ta annesi Nansuri’yi dinlemez olmuştu.

Kutsal kitaplarda da erkeğe; “esirgeyen, acıyan Babalar, parlak ışıkta nur içinde oturur” demişlerdi. Önce kadının konumu inançlarla yok edildi. Kadın böyle böyle cis olarak ikinci sınıf görüldü.

Yine Sanskritçede Tanrı anlamında kullanılan Dev, “parlak” ya da “ışık” saçan demektir. Yukarı Mezopotamya da (Dersim de) Hurrilerin ve Guttilerin tanrısı olan Mitra’da (Güneş te) sürekli ışıkla birleştirilirdi. Mısır da, dinsel inançlar Namnu; Yeryüzüyle, gökyüzü arası sayılıyordu. Eski Yunan da da Uranus Gökyüzü, Gaia yeryüzü kabul edilmişti. Mısır da Enki ise suda giden tanrı olarak kabul edildi. Hor: Işıkla iyiliğin, Set: karanlıkla kötülüğün simgesine dönüştürüldü. Güneş tanrısı Hor, gece ve karanlığa karşı verdiği savaşta, Set geceyi simgeliyordu ve Hor’un karşıtıydı. Yukarı Mezopotamya da (Dersim’de) ise, Karanlık Tanrıçası Taru, Aydınlık Tanrısı Ra ile yani Güneş’le savaşıyordu. Böyle böyle dünyada önce inançlar içerisinde Tanrıçalık yok edilince, kadın artık ikinci konuma düşürüldü.

Mısır da zamanla Hors, Osiris’e dönüştürüldü. Osiris’i öldürüp kendini on dört parçaya ayırmıştı. Osiris’i öldüren Sit ya da Set’tir. Sit -ya da- Set Sanskiristçede “parçalayan” demektir. Set, İsis olur. Hor: Ra olur. Yukarı Mezopotamaya’da (Dersim’de) Taru, Ra’ya karşı savaşır. Ra, Rana’ye dönüşür. Ra, Işığın anası, parıldayan, ışığın efendisine giden yolun önderi. Ra, Dersim Dımıli dilinde “yol” demektir. “Ra olağı“ “yol yöntem, yol yordam” demektir. Yani Işığın oğlunun (Güneşin) koyduğu kurallar, yöntemlerdir. Horus, Osiris, Işığın oğulları anlamında kullanılır Sanskritçede. Tanrı Pitar, ya da Ptah bütün tanrıları yarattı. Pita, Piton Ptha bir tür yılandır. O Mısır tanrıçası Yılanlı Hanım kabul edilirdi. Ve bütün Tanrıları Pita ya da Piton yani Yılanlı Hanım doğurmuştu. Yukarı Mezopotamya’da (Dersim’de) Yılan Hanım , gövdesi yılan ve kadın olan Şahı Meran’a dönüştürüldü. Anlatılmak istenen buydu.

Yılan, Çivi yazılarında taşa vurulmuştur. Kadın anlamında okunur. Sümer dilinde Sümerologlarca yılan, kadın okunurdu. M.Ö. 2000’lerde Taru Tanrıça, Dersimin Tanrıçasıydı. Ve onun iki kızı vardı. Biri Mezulla diğeri ise Hulla’idi. (Bu sözcüklerin Dımılice bir anlamı var mı bilinmiyor) Ayrıca Taru bir yer altı karanlıklar tanrıçasıydı. Ve o yer altındaki bir Yılan Tanrıça, Yılan Hanım anlamına gelen bir Zintuti idi. Şahı Meran da yer altında yaşıyordu. Mısır dilinde Zintuti Yılan Kadın demekti. Dersim Dımıli dilinde bu anlamda kullanılmamaktadır. İbranice Baal kelimesi, Hititçe-Hurrice boğa, yüce, güçlü anlamında kullanılıyordu. İran’ca (Persçe) Ahura Mazda-Ehriman ve Jeh Yosmaların Tanrıçası olarak şeytanla cinsel ilişkiye girer. Bütün erkekleri baştan çıkartır. “Bütün kadınlar şeytanın kölesidir”, “erkeklerin bozulmasında” kadınlar sorumludur.

Bu anlayışlar tümüyle kadın erkinin ortadan kaldırılması için Tanrıçalık sonunu erkek Tanrılara bırakmak için ileri sürülmüş ve kadına ilk defa uygulanan baskıların böyle ortaya çıkmasını sağlamıştır.

Bir İran söylencesinde Ahura Mazda, Yima adlı kişiyle “insanlar günah işlediği için yıkımın, taşkınlar biçiminde geleceği konusunda bu adamı uyarırlar”. Yina’ya, Vara’ya çıkmasını söylerler. Vara: Persçe kale demek. Dersim Dımılicesinde ise, yayla demektir. İçine ateş, su, yiyecek ve insanları çift olarak almasını söyler. Nuh Tufanı örneği karşımıza çıkıyor. İbraniler bunu Sümerlerden almış, Ararat Sümer Tanrıçası Enlildi. Burada Sümerler bir sözlerinde ”Enlilin tufanı geldi toprak yenilendi” derler.

Söylence İbrahim’in ateşi Nuh’a, İran’ın ise Ahura Mazda’ya dönüştürülmüş halidir. Sümer Cenneti Dilmu’a söylencesi “su olmadığı için bitkilerin büyümediğini” anlatır. Sümer Eridu Tapınağı Tanrıçası Enki yeryüzünü sulamak, için topraktan su çıkartmasını buyurur. Dünya düzeni kuran Enki söylencesi “Su topraktan fışkırsın, yeryüzü sulansın” diye “taşkınlardan yararlanıldı” der. Tevrat’ta geçen bu söz Sümer Enki söylencesinden alınmadır.

 

Turabi SALTIK

Sitemizi Sosyal Medyada takip etmek istermisiniz?