Kadın / Oğulcan MAVUNACILAR

Kadın

“O an kafenin çatısının altında, yağmura ve rüzgâra karşı mücadele veren ağaçların, hayatın zorluklarıyla boğuşan kadınlarımıza ne kadar benzediklerini düşündüm…”

Yağmurun rüzgâra karışıp insanın suratına tokat atıyormuşçasına yağdığı zamanlarda, evine koşarak gitmeye çalışan şanslı insanlardan bazıları, güzergâhları gereği ülkemizde gitgide azalmaya başlayan ağacı bol olan parklardan geçerler. Bu parklarda köklerini toprağın derinliklerine bırakarak büyüyen ağaçlar, suyun rahmetine kavuşurlar. Fakat yaşamlarını devam ettirmelerine gerekli olan bu sıvıyı köklerine çekerken, yağmurla bir olup hoyratça esen rüzgârın sertliği, bazen bu canlıların gövdelerinin bükülmesine ve dallarındaki yaprakların kopmasına neden olur. Geçen bu süre zarfında ağaçlar, bağlı oldukları köklere sımsıkı tutunarak yaşam mücadelesi verir ve çoğu kez verdikleri bu mücadeleyi başarıyla atlatırlar.

Havanın kararmaya başladığı o gün, evime varmak için bindiğim minibüsün camına vuran yağmur, rüzgârla iş birliği yaparak şiddetini arttırmış, bu nedenle minibüsten indikten sonra ne yapacağımı kara kara düşünmeye başlamıştım. Böyle havalarda çoğu insanın yaptığı gibi, bir kafenin önünde durup yağmurun dinmesini beklemek mantıklı bir hareket olarak görülse de ben, böyle havaların da tadının çıkarılması gerektiğini düşünen insanlardan olduğum için, her zaman yaptığım şeyden vazgeçmemeye karar verdim. Hava durumuna ve hasta olup olmayacağıma aldırmadan, karşılıklı kaldırımlarda kafelerin birbirleriyle bakışmasını kesen bol ağaçlı uzunca parkın içerisinde yürümeye başladım. Ağır adımlarla etrafımda savrulan ağaçları izleyerek yürüdüm. Bu esnada rüzgâr arkadaşına destek veren biri gibi sırtıma sert darbeler indirip benim yalpalamama neden olsa da bu durumu umursamadım. Evime dönen yokuşun önüne geldiğim de ise, ayakkabılarımın içi suyla dolduğu için yanı başımda duran kafelerden birinin önüne dikilip yağmurun dinmesini beklemeye koyuldum. Bu sırada da bana nefes veren bu canlıların var olmak için verdikleri yaşam mücadelesini izlemeye başladım.

Önümde duran manzarayı izlerken kendimi, böyle bir toplum içerisinde kendilerine bir yer edinebilmek için oradan oraya savrulup duran ama köklerini bırakmamak için bütün inancıyla mücadele veren eşsiz varlıkları düşünürken buldum; Kadınlarımızı…

Doğum yaparken acıdan kıvranan, kocasından dayak yemesine rağmen yumruğunu sıkıp sırf doğmuş çocuğuyla ortada kalmamak için o adamın yüzüne bir yumruk patlatamayan, patronunun tacizlerine maruz kalıp para kazandığı için susan, iki üç arkadaşıyla dışarı çıkıp gece geç saatlerde sokakta dolaşma hakkı yokmuş gibi davranılan, biriyle beraber olmak istemediği için ölüm tehditleri alan, sadece erkeklerin ihtiyaçlarını karşılasın diye yaratıldığı düşünülüp aşağılanan, evlatlarına bakamamanın verdiği acının kendi canını almaktan daha kolay olacağını düşünüp kendini odanın ortasında asmak zorunda kalan, taksiye bindikten sonra arkadaşlarıyla veya ailesiyle konuşuyormuş gibi yapan, toplu taşıma araçlarında içeride tek kadının kendisi olduğunu anlayınca eli ayağı dolaşıp ne yapacağını şaşıran, kısa elbiseler giydiği için yollu olarak adlandırılan bu insanları düşündüm. Zihnimin içinde tek bir çatı altında toplamaya çalıştığım bu olayların gazete küpürleri gözlerimin önünden film şeridi gibi geçti. O an kafenin çatısının altında, yağmura ve rüzgâra karşı mücadele veren ağaçların, hayatın zorluklarıyla boğuşan kadınlarımıza ne kadar benzediklerini düşünürken, beni hayata getirip nefes almamı sağlayan kadınları ve nefes almamı sağlayan ağaçları hayatım boyunca unutmamam gerektiğinin farkına vardım ve kendi kendime bir söz verdim;

“Bu dünyada kadınlar, kararmış ülkeler ve şehirlerin hayatını süsleyen rengârenk bahçelerdir. Ancak hiçbir şeyin değerini bilmeyenler buradan birçok bitkiyi zorla söküp almıştır. Bunu bildiğim için bu saatten sonra kim oradan tek bir canlıyı söküp almaya kalkarsa, kendimden bir şeyler vermek pahasına karşılarında duracağım. Evet, belki bunu yaparken ilk başta tek başıma olacağım. Fakat şunu da hiçbir zaman aklımdan çıkarmayacağım. Herkesin ilk başta imkânsız olarak gördüğü bütün mücadeleler, bir kişinin inancıyla var olmuş ve sonunda birlik olunarak mutlak galibiyetle sonuçlanmıştır.”

Oğulcan MAVUNACILAR


Oğulcan Mavunacılar Kimdir?
2 Nisan 1993’te İstanbul’da doğan Oğulcan Mavunacılar, ilk ve orta öğrenimini Reşat Nuri Güntekin okulunda tamamladıktan sonra, öğrenim hayatına Ahmet Sani Gezici Lisesi’nde devam etti. 2012’de Çanakkale 18 Mart Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi / Tarih bölümünü kazanan Mavunacılar, 2016’da pedagojik formasyon eğitimine de tamalayarak Tarih öğretmeni olarak mezun oldu.
Mavunacılar, çoğunlukla deneme türünde yazmayı tercih etmekle birlikte bitirmek üzere olduğu bir de roman çalışması vardır.

Sitemizi Sosyal Medyada takip etmek istermisiniz?