Kadri Gürsel’in tahliye edildiği Cumhuriyet davası: Ahmet Şık’tan Star ve Akşam için suç duyurusu

Kadri Gürsel’in tahliye edildiği Cumhuriyet davası: Ahmet Şık’tan Star ve Akşam için suç duyurusu

Cumhuriyet gazetesi davasının 3’üncü duruşması Çağlayan’da bulunan İstanbul Adliyesi’nde 25 Eylül 2017’de saat 14.30’da başladı.

Basın tarihine geçecek trajikomik iddiaların ortaya atıldığı ve delilden yoksun suçlamaların ileri sürüldüğü davada, Cumhuriyet Gazetesi İcra Kurulu Başkanı Avukat Akın Atalay, Genel Yayın Yönetmeni Murat Sabuncu, Yayın Danışmanı Kadri Gürsel, Muhabiri Ahmet Şık ve Muhasebe Çalışanı Emre İper’in tutuklu yargılandığı davanın üçüncü duruşması Çağlayan’daki İstanbul Adliyesi’nde 15.30’da görülmeye başlandı.

Duruşma öncesi saat 13.30’da adliye önünde buluşma çağrısı yapan ‘Dışarıdaki Gazeteciler’ duruşmaya çağrı yapmak amacıyla bir sosyal medya kampanyası daha başlattı. #TahliyeHemenŞimdi ve #ÖzgürlükHemenŞimdi etiketleri ile davaya çağrı yapan gazeteciler “Cumhuriyet davasında gazetecilik yargılanıyor. Haksızlığa sessiz kalmak, ortak olmaktır. Pideci var, tamirci var, parkeci var pazartesi saat 13.30’da sen de Çağlayan’da ol ki tam olsun” diyerek duruşmaya çağrı yapmıştı.

Akın Atalay, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a dilekçeyi Alev Coşkun’un gönderdiğini kanıtladı. Savcı tutukluluğun devamını istedi. Mahkeme Kadri Gürsel’in tahliyesine, diğer Cumhuriyetçilerin tutukluluklarının devamına karar verdi.

Bir sonraki duruşma 31 Ekim 09.30’da Çağlayan’da görülecek

Duruşmadan Kadri Gürsel’e tahliye kararı çıktı.

 

Duruşmada yaşananlar:

10:37: Başkan da duruşma salonunda yerini aldı.

Mahkeme Başkanı: Bundan sonraki duruma 31 Ekim’de saat 9.30, tek gün, salı günü Çağlayan’da yapılacak.

-Star ve Akşam gazetesinin işgüzarlık yaparak, karar salondan çıkmadan savcı mütalaası deyip öngörüde bulunmasıyla ilgili suç duyurusunda bulunduk.

-Jeansbiri için ayrı bir suç duyurusunda bulunduk. Ahmet Kemal Aydoğdu yönünden, Aydoğdu hakkında “salih kod adlı mahrem imam olduğu, polis amirlerindensorumlu olduğu iddiası var. Cumhuriyet ile ilişkilendirilen unsur bu değildir. AKA ve Cumhuriyet yöneliminde belli hashtagleri Cumhuriyette haber olması nedeniyle ilişkilendirildi. “salih kod adlı mahrem imam olduğu, polis amirlerinden sorumlu olduğu iddiası” yönünden suç duyurusunda bulunduk. Ahmet Kemal Aydoğdu’nun avukatı: Bunlar zaten iddianamede var.

-Emre İper ile ilgili: bilirkişi bizden talepte bulundu. Bu doğrultuda BTK’ya 2 müzekkere yazılmasına karar verdik. İnternet trafikleri ve cihazların hangi hatlarda kullanıldığını BTK’dan istedik. Türkcell’den İper’in kullanığı hattın görüşme kayıtlarını ve data kayıtlarını istedik. Şişli’deki gayrimenkulle ilgili keşif neticesinde düzenlenecek raporu bekliyoruz.

-Ankara’daki gayrimenkul içinse işlem sonuçlanmadı onu bekleyeceğiz. Sanıklara ait dijital iletişim verileriyle ilgili üniversitelerden heyet oluşturulup incelenmesini isteyeceğiz. Asliye Hukuk’taki dosyanın akıbetini sorduk. Mehmet Faraç’ın ihtarı, Can Dündar’ın yakalamasının infazın bekliyoruz. Adli kontrollere devam.

-Kadri Gürsel’İn tahliyesine diğer tutuklu sanıkların ise tututukluluk hallerinin devamına karar verildi.

Duruşmaya 22:30’a kadar ara verildi

Aydın Engin mütalaaya itiraz etti: Biz üç kere aynı gazeteyi yapsak kapının önüne konurdur. Savcı üç defadır tıpatıp aynı mütalaayı veriyor! Savcı 3 duruşmadır “sanıkların kaçma şüphesi, delillerin karartılma tehlikesi” diyor o zaman kanıtlasın. Ben öyle düşünüyorum diye olmaz.

Kadri Gürsel konuşuyor: 28 Temmuz 2017 tarihli celsenin sonunda ara kararınızda benim tanıklar üzerinde baskı yapma ihtimalim .. tutukluluğa devamına gerekçe olan iki maddeden biriydi, 11 Eylül’de ise bu tek gerekçe olarak yer aldı.Bu 10,5 aydır süren tutukluluğumun 15 gün uzayarak 11 ayı bulmasına sebep veren haksız bir gerekçe.Dinlenmiş olan tanıkların benimle ilgili herhangi bir hüküm vermeleri mümkün değildi. Çünkü onlardan yıllar sonra görev aldım.Bugün dinlenen tanıklar ifadelerinde benden bahsetmedi. Ne de benimle ilgili herhangi bir soru soruldu.Alev Coşkun yazılarımı okuduğundan, TV’den haberdar olduğunu bu şekilde beni tanıdığını söylemiştir ki davayla alakası yoktur. Bu nedende tanıklara baskı yapma gerekçesi artık bir gerekçe olamaz. Ben gözaltına alınıp tutuklandığımda 34 günlük yayın danışmanıydım. Beni bu sözde yardım suçlamasıyla ilişkilendirmek mümkün değil. Sadece 34 gün görev yapmış birisinin bu suçu işlemiş olamaz. Göreve geliş şekli başında tutukluluğum devamını gerektiren “kaçınılmaz bağ ve illiyet” ileri sürülemez. Beni hapiste tutmak için herhangi bir gerekçenizin kalmadığından hareketle sayın mahkemenizden önce tahliyemi istiyor, beraatimi rica ediyorum.

Ahmet Şık: Hiçbir talebim yoktur.

Emre İper: Raporu bekleyeceğiniz için ne desem boştur.

Av.Bahri Belen: Savcılık makamının siyasi bir iddianame düzenlediğini söyledik. Müvekillerimize yöneltilen suç maddelerine dayanak olan belgeleri değerlendirdik. İlk duruşmadan itibaren söylediklerimizin çoğu tutuklamaya ilişkindi. Hatta bugün belki de arandığı, yakalanması gerektiği söylenen, “kaçak” olarak telafuz edilen Can Dündar’ın durumunun diğer sanıkların tutukluluğu için gerekçe olmaması gerektiğini söyledik. AYM’nin özellikle bu dosyayı ilgilendiren Can Dündar ve Erdem Gül içtihatını ilettik. Adalet Bakanlığının, Avrupa Konseyi’nin, Adli Tıp Kurumu’nun, Türkiye Barolar Birliği’nin terör maddesi çerçevesinde yardımın ne olacağına ilişkin açıklamalarına atıf yaptık. Şu anda geldiğimiz aşamada tutuklu müvekillerimizin tutukluluğuna ilişkin söyleyecek bir şeyimizin kalmadığını düşünüyoruz. Takdir, tercih ve karar sayın heyetinizindir.

Av. Tora Pekin: Siz de söylediniz. Emre İper’in telefonu incelenmiş, bilirkişiye sorularınız varmış. 6 aydır incelenemeyen telefon, adli yapılamayan işin cezasını Emre İper ve ailesi çekecek, öyle mi? Tanıklardan birinde “böyle tanıklık olmaz” dedirtti,diğerinin yalan söylediği ortaya çıktı ve bu tanıklar tutukluluğun devamı için kullanıldı. Bilirkişi raporlarını sonucu beklensin deniyor. Beklensin, ama bu tutuklama gerekçesi olamaz. Ne diyor AYM ve Yargıtay “soyut maddeler tutuklama gerekçesi yapılamaz”. Ama savcı bunu hiç umursamıyor. Ama siz umursamalısınız. Savcının tutuklama gerekçesini somutlaması gerekiyor. Talebim adil yargılanma hakkına riayet edilmesi.

Av. Köksal Bayraktar: Türkiye Cumhuriyeti devletinde hukuk vardır, mahkemeler vardır denilmesi için de savunmanın gerektiğine inanıyorum. Bu iddianameyi iyice değerlendirmek ve nasıl yanlış noktalar üzerinde durduğunu değerlendirmek gerekir.Rıza Zelyut geldi, tanıklık değil yorum yaptı. 5-10 yıl önceki hakim olsaydı o ifadeyi dinlemezdi. Gördüğü bir şeyi söylemedi, yorum yaptı.Alev Coşkun da yorum yaptı. 15 gün önce huzurunuzda konuşan tanıklar gerçeği söylediler ve müvekillerimizin aleyhine bir şey söylemediler. 2 kişi sürekli olarak yorum yapabiliyorlar gözümüzün önünde. Zelyut bunları sizin huzurunuzda, 100 kişinin huzurunda dolu dizgin söyleyebilirken, ve bunları tutukluluk halinin devamı için, bunları Cumhuriyet gazetesinin tarih sahnesinden silinmesi için söyleyebilirken kim bilir yalnız kaldığı Savcıya kapalı kapılar ardında neler söyledi. Akın Atalay’ın doğrudan ifade ettiği gerçekler var ama gözler nasıl kapanabilir, deliller nasıl toplanmayabilir. 330 gündür tutukluluğun devam ettiği davada bu delilleri kim toplayacak. Ben huzurunuzda bir şeyi müdafaa etmek için sorumluluk altındayım. İddia makamı delilleri getirmek için sorumluluk altında. Sonra “deliller toplanmamıştır, yakalanmayan sanıklar gelmemiştir…” Biz çocuk muyuz? ABD’den Fransa’dan gelecek bu kişiler. Gelinceye kadar biz tutuklu bekleyecek miyiz? Sizin önceki duruşmada tutukluluğun devamı için ortaya koyduğunuz yarım sayfa tutarındaki gerekçede iki cümle var ki suçta kanunilik prensibi, Ceza Kanunu yorumu gereğince hukuki esastan yoksun. Diyorsunuz ki “sanıklar yönünden suçlamanın niteliği, özelliği, yardım kavramının sınırlı bir şekilde öngörülmemesi, lehine yardımda bulunan örgütlerin silahlı örgüt olması”…Yani örgüte yardım için suç işlemenin, örgüt üyeliği ile aynı anlama geldiğini söylüyorsunuz. Bu hukuken yanlıştır. Müvekillerimiz Cumhuriyet çalışanları, müvekkilim Kadri Gürsel bilerek ve isteyerek örgüte nasıl yardım etmiştir. Örgüte yardım için örgüt fiili lazım, örgüt bütünlüğü lazım, ve bilerek ve isteyerek yardım lazım. Kadri Gürsel’in hangi fiiliyle bilerek ve isteyerek silahlı terör örgütüne yardım ettiğinin iddianameye yazması lazımdı, savcının bunu yazması, sizin bunu belirtmeniz lazımdı. Sayın Hakim,”yardım” sınırsız bir kavram değil. Ceza Kanunu “yardım”ı “iştirak” olarak nitelendiriyor. Eğer biz ceza yargılaması yapıyorsak suçta ve cezada kanunilik prensibini mutlaka uygulamalıyız. “Her türlü şey yardım olabilir” denilmemesi gerekir. Nedense ve nasılsa, hem iddia makamı hem siz Vakıf olayına çok fazla giriyorsunuz. Bugün 3,5 saat Vakıf ile ilgili konuşuldu. Vakıf dosyasını ben de çıkardım. Alev beyin söylediği bir nokta var. 2 Haziran 2011 dedi, hayır 2 Mayıs 2011’de Asliye Ceza Mahkemesi karar verir. “Yönetim Kurulu’nun üye seçimine ilişkin kararının Vakıf senedine aykırı olması nedeniyle iptali” deniyor. Bakın dava budur. Yönetim Kurulu’nun aldığı karar yanlıştır diyor. Peki biz neden bu kıyameti koparıyoruz? İnsanların illa ki zindana mı atılması mı gerekiyor. İlla zindana atılacaksa ellerine ayaklarına da pranga koyun. Zulüm bu. ByLock iddiası vardı Gürsel ile ilgili, ByLock’un B’si konuşulmadı. İddia makamı “imza yetkisi var” dedi, olmadığı ortaya çıktı ama maddi gerçeklere uyulmuyor.Türkiye Cumhuriyeti’nin altına bomba konmuş gibi bir makalesinden bahsediyor iddianame, bugüne kadar o makalenin m’si anılmadı.Eğer suçta ve cezada kanunilik ilkesine, Ceza Kanunu’ndaki kurallara inanıyorsanız, eğer -ben de Faruk Eren gibi söyleyeceğim

Mahkeme Başkanıyla avukatlar arasında hukuk dersi tartışma

Mahkeme başkanından avukat bayraktara: sizin mahkeme heyetine hukuk dersi vermek haddinize değil. Mahkeme Başkanı: Bizim bilmem kim hocanın dersini bize veremezsiniz. Bizim insan sevgimizi buradaki sanıkları sevip..

Av. Bahri Belen: Bize ders vermeyin demeniz bugüne kadarki kibarlığınıza uygun değil. O bizim hocamız.

Mahkeme Başkanı: Sayın Köksal Bayraktar sizi başka davalardan da biliyoruz. Bize ders veremez, bizim insan sevgimizi ölçemezsiniz.

Mahkeme Başkanı CMK 204’e göre Av. Uğur Yetimoğlu’nun dışarı çıkmasını istedi ancak henüz çıkartılmadı.

Av. Bahri Belen: Biz hakimlerin bizden daha hoşgörülü, daha sakin olacak diye bilerek savunma yapıyoruz.

Mahkeme Başkanı: Bülent Utku’yu basın mahkemesinden tanırım. Tarzını biliyorum. Ahmet Şık’ı tanımam, sevip sevmemem söz konusu değil Onun da fanı (hayranları anlamında) var. Ama insan sevgisine davet etmekle tahliye talep etmek aynı şey değil.

Av. Bahri Belen: Sizin de hocamıza böyle davranmamanızı rica ediyorum. Bu yargılamayı karşılıklı saygı çerçevesinde bitirmemizi umuyorum.

Mahkeme Başkanı: İddianamede problemler var, kabul ediyorum. Sizin dinlemekten bir hukukçu olarak keyif alıyorum. Ama başka bir arkadaşımızın topa girip de “Bunu böyle söyleyemezsiniz” demesi mahkememizin tarzı değildir.

Av. Köksal Bayraktar: Biz burada adam öldürmeden yargılama yapmıyoruz. İfade özgürlüğünü yargılıyoruz. 330 gün tutukluluk az bir süre değildir. Çok uzun bir süredir. Ben Ergenekon’da, Balyoz’da savunmanlık yaptım. Sonunda ne oldu? Nice hayatlar karardı.Hukuku böyle sert bir şekilde uygulamak uygun değil. Hayır size yönelik bir şey yok. “Ama bunları söylediniz” diyorsunuz. İddia makamı,savunma makamı ve yargılama makamı var. Tabii ki bunları söyleyeceğim aksi halde kendi kendimi sınırlamış olurum. Savunma olarak sınırsız konuşmam gerekir. Katiyetle sizi küçük görmek diye bir şey yok. “Her türlü yardım olabilir” deniyor, bu yanlış. Yardımcı olabilmek için yapılmakta olan fiile etkin olarak müdahalede bulunacaksınız. Lütfen bunu akıldan uzak tutmayalım. Tekrar ediyorum. Ben gerekmüvekkillerimin hem de diğer Cumhuriyet çalışanlarının bir an evvel tahliye talep edilmelerini arz ve talep ediyorum.

Av. İlkan Koyuncu: Bugün UYAP’ta gördüm. Rapor gelmiş, önceki celsede müvekkilim izah etmiştir, Bu belgelerde de farklı bir husus yok. 15 gün önce her şeyi söyledik. Heyet kısa bir süre dedi, sanıklar beyanda bulunsun değerlendirelim dedi biz de itiraz etmedik. 11 ay devletten alacaklı olan bir adam için 15 gün daha bekledik ve ona da izah ettik. Ahmet Şık muhabir, vakıf senediyle ne alakası var.Bu dosya vakıfsa Akın Atalay niye tahliye edilmedi. Murat Sabuncu 2 aylık genel yayın yönetmeni Kadri Gürsel 34 günlük yayın danışmanı Alev Coşkun, Kadri Gürsel ile ilgili ne dedi? Bir şey demedi. Rıza Zelyut ne dedi? “Üstten baskı geldi, yazı yazdım” dedi. K. Gürsel yazmadı. Mehmet Faraç gelmedi, belki gerekçede yer alacak. Ama söyleyeyim hiçbir şey söylemeyecek. İnan Kıraç ne söyledi? Biz getirdik onu Biz bu davayı hukuki mecrada tutmaya çalışıyoruz. Bu iddianameye rağmen tutmaya çalışıyoruz. Hukuk içinde kalmak için çırpınıyoruz. 11 aydır oturuyoruz, bir tane karşı oy alıyoruz, o üye duruşmada yok.

Ahmet Kemal Aydoğdu’un avukatı da tahliye talep etti.

Mahkeme Başkanı: Star gazetesinin verdiği o haberi görmek istiyorum

Mahkeme Başkanı: Salonda bir arkadaşımız Star gazetesinde kararın verildiği, kararın tutukluluğun devamı yönünde olduğunu söyledi. O haberi görmek istiyorum.Star ve akşam gazetesindeki bu durumu haber yapan kişiler kim ise ya da buradan karar sızdıran bir kişi var ise bunlar hakkında cezai işlem yapılacaktır. Bu kişilerin adamlıkla bir ilgisi olduğunu düşünmüyorum.

Ahmet Şık: 6 yıl önce beni ergenekonda suçladıklarında bu şekilde haberleri de STV açıyordu. Ben bu oyunu gördüm.

Ahmet Şık’tan Star ve Akşam için suç duyurusu…

Ahmet Şık: Ya sizin heyetinizden birisi, ya kalemden birisi bazı medya organlarına belge sunuyor. Ben gazeteciyim. Bana belge getirirlerse yazarım. Ben bu suç duyurusunu gazetelere yönelik değil, bu belge sızdıranlara yapılması gerektiğini söylüyor dikkate almanızı istiyorum. Sabah gazetesine hiç soruşturma açıldı mı? Ben bunu merak ediyorum. Başka bir talebim yok.

Mahkeme başkanı suç duyurusunu kabul etti: “Eğer buradan biri sızdırdıysa ve söylemiyorsa adam değil”

20:12 Mahkeme heyeti yerini aldı. Duruşma başladı.

Savcı mütalasını verdi

Savcı gerekçe ve nedenlerin henüz ortadan kalkmaması gerekçesiyle tüm sanıkların tutukluluğunun devamını talep etti. Savcının gerekçeleri arasında ara karardaki eksikliklerin giderilmesi, bilirkişi raporlarının beklenmesi de var.

19:00 Duruşmaya ara karar için 1 saat ara verildi

18:00 Rıza Zelyut tanık olarak çağrıldı.

Rıza Zelyut:

“Buraya bir Cumhuriyet aydını ve Mustafa Kemal’in yazarı olarak geldim. Mustafa Kemal’i dedesi bilen biriyim. Mustafa Kemal’i sevdiğim için yargılanan bir insanım, FETÖ’cü örgütün açtığı davada yargılanmış bir yazarım. Hiçbir zaman AKP destekçisi olmadım. Ben burada Mustafa Kemal’i, laikliği, Atatürkçülüğü savunan yazılarım nedeniyle geldim. Benim bu dava açılmadan ve bu davayla ilgili işaret yokken 30 Nisan tarihli yazımın başlığı “İlhan Selçuk’u” vurmak.”

“Vakıf üzerinden birileri Cumhuriyet gazetesine el koydu. Nuray Mert’i, Can Dündar’ı Aydın Engin’i kim getirdiyse o yapmıştır”

Ben Cumhuriyet’in geleneksel yoldan ayrıldığını ve operasyon gazetesine dönüştüğünü yazdım. Cumhuriyet gazetesine ilk FETÖ operasyonu 21 Mart 2008’deydi. İlhan Selçuk’un içeriye atılması FETÖ’nün ilk hamlesi. Sayın hazirun, o döndemde SkyTürk’e çıktım “İlhan Selçuk ne yazdıysa altına adımı yazıyorum” dedim. Bunu da dönemin savcısı Zekeriya öZ’e seslenerek yaptım. Cumhuriyet beni ilgilendiriyor, arkadaşlar. Çünkü Cumhuriyet ile cumhuriyet değerli birbiri üzerine oturmuştur. Arkadaşlar, 21 Mart 2008’de kim gözaltına alındı İlhan Selçuk. FETÖ’nün en güçlü olduğu dönemler. Sonra da vakıf üzerinden birileri Cumhuriyet gazetesine el koydu. Kim yaptı? Nuray Mert’i, Can Dündar’ı Aydın Engin’i kim getirdiyse o yapmıştır. Yazarları suçladığım düşünülmesin. 12 haberin 8’i HDP ve Selahattin Demirtaş’tı. Bir gazetenin internet sayfasında HDP ve Demirtaş’ın 8 haberi olamaz.”

Cumhuriyet aleyhine tanıklık yapan Rıza Zelyut: Türkiye’nin en iyi yazarıyım

“2008 Aralık’ta Can Dündar hakkında 10 gün yayın yapıldı, İlhan Selçuk da onlardan biriydi. Can Dündar hayatında hiçbir gazetede yayın yönetmeni olarak çalışmadı. Yayın yönetmenliği ile habercilik başka bir şeydir. Ben Türkiye’nin en iyi köşe yazarıyım . Hepinize cevabım vardır. Ardından da “Ben Mustafa Kemal’İn yazarıyım. Cumhuriyet’İn CUMOK diye destek grubu vardır Bunlar da Cumhuriyet gazetesini terk etti. Namık Kemal Boya’nın bu davanın ardından bir açıklaması vardı, bu açıklamada “Cumhuriyet’in DNA’ları ile oynandığı” söylenmiştir. O açıklamada gazete yazarlarının tutuklanması da talihsizlik olarak değerlendirildi.”

“Bu gazetede ikinci cumhuriyetçi, FETÖ operasyonlarını alkışlayanlar var”

“Ben de gazetecilerin tutuksuz yargılanması gerektiğini düşünüyorum. Meşhur MİT TIR’ları haberinin davasının bile tutuksuz yargılanması gerektiğini düşünüyorum. Bu gazetede ikinci cumhuriyetçi, FETÖ operasyonlarını alkışlayanlar var. Vakfın hileyle geçirilmesi yerel mahkeme tarafından karara bağlandı. O zaman Cumhuriyet’te çalışanlar Ergenekoncu ve ulusalcı gösterildi.Bu FETÖ’nün marifetidir. Ulusalcı isimler uzaklaştırıldı, Balbay, Faraç gibi. Ve gazetenin DNA’sı ile oynandı.Cumhuriyet gazetesinin laik, çağdaş, ulusal devletten yana, Amerikan emperyalizmine karşı olan tavrının yerine benim tespitlerime göre FETÖ ve PKK’yı destekleyen, yayan çizgiye itilmesi beni rahatsız etti.. Halen Cumhuriyet’te yazan, değerleri sonuna kadar savunan arkadaşlar var.Gazete okunmadığı için gazete yönetimi mülklerini satmak zorunda kalmış. Dava bu dava değil, Vakıf davasıdır.Benim PKK’yı ya da FETÖ’yü destekliyorsun demem mümkün değil. Ama gazetenin yeni Taraf haline getirildiğini görmüş tecrübeli bir gazeteciyim. Gönlümde yatan, Cumhuriyet’in bu badireleri atlatması, arkadaşlarımızın serbest kalması Cumhuriyet’in de cumhuriyetçilere teslim edilmesidir.”

Mahkeme Başkanı: Bir sürü tabloid gazetesi var. Neden onlar değil de Cumhuriyet seçildi?

Rıza Zelyut: Cumhuriyet gazetesi Türkiye Cumhuriyeti’nin temel değerlerinin temsil edildiği ve savunulduğu bir cephedir. Bu cephenin ele geçirilmesi gerekiyordu. Oraya yerleştirdiği yazarlarıyla Cumhuriyet değerlerinin içinde bir delik açmak istediler. Onun için FETÖ 21 Mart 2008’de operasyona başlattı, Can Dündar’ın Nuray Mert’in oraya getirilmesiyle işlemin bittiğini zannettiler.

“Bu bir demokrasi mücadelesidir”diyenlerin Cumhuriyet’e alınmasını doğru bulmuyoruz”

Mahkeme Başkanı: Ergenekon operasyonuyla başlayan süreç Aydın Enginlerin getirilmesiyle bitti diyorsunuz.

Rıza Zelyut: Evet. Ama yazarları suçlamayalım, bunu kimler yaptı. 2007’den itibaren CHP’ye saldıranlara “bu bir demokrasi mücadelesidir”diyenlerin Cumhuriyet’e alınmasını doğru bulmuyoruz. Cumhuriyet’i destekleyenlerin suçlaması bana geri adım attıramaz. Çünkü ben iktidar politikalarına karşıyım.Benim kadar ayrıntılı yazan, cepheden iktidar partisini ve yönetimi hedef alan varsa saygı duyarım. Ama ben iktidarın değil Mustafa Kemal’İn yazarıyım. Gök Tanrı beni o şekilde toprağa alsın.

“Bu sanıklar içinde İlhan Selçuk’a düşman olan birini tanıyor musunuz?”

Av. Bahri Belen: Bu sanıklar içinde İlhan Selçuk’a düşman olan birini tanıyor musunuz?

Rıza Zelyut: Tanımıyorum ama, bir kişi İlhan Selçuk hakkında, Turgut Özakman hakkında kötü bir yazı yazıyor ve o kişi gazeteye genel yayın yönetmeni oluyor.

Av.Belen: MİT TIR’ları haberinden söz ettiniz. Aydınlık’ta çıkan haberle ilgili Aydınlık’a dava açıldı. Bu haber Aydınlık’ın FETÖ tarafından ele geçirildiği konusunda bir iddiaya yoruma neden olabilir mi?

Rıza Zelyut: Olamaz. Bu davanın Cumhuriyet davasının ana ekseni yapılmasına karşıyım. Ama bundan 1 yıl geçtikten sonra ve hakkında gizlilik kararı verildikten sonra yayınlanması da bana biraz ilginç geldi.

Aydın Engin: Türkiye’nin en iyi yazarıymış. Tanımıyorum kendisini. Beni Cumhuriyet’e alan İlhan Selçuktur”

Aydın Engin söz aldı: (Zelyut’u kast ederek) Türkiye’nin en iyi yazarıymış. Tanımıyorum kendisini. Bu konuda kendimi geliştirmeye çalışacağım. Ama dedi ki “Nuray Mert’i, Aydın Engin’ kim işe aldıysa..” Beni İlhan Selçuk işe aldı, sonra yazı işleri müdürü yaptı. Tüm gazete benim elimden çıktı. Aydın Engin’in Cumhuriyet gazetesine alınmasının tüm sorumluluğu İlhan Selçuk’undur.

Rıza Zelyut: Beni tanımaması normal. Ergenekon davalarında tamtam çaldığından görmemiştir. Ben onu ikinci kez kimin aldığını soruyorum.2014’te kim onu aldıysa odur sorumlu. Budur son kanaatim.

Rıza Zelyut GYV ödülünü böyle açıkladı: Aldatıldım. Ödülü iade ettim

Av. Tora Pekin, Gazeteci ve Yazarlar Vakfı tarafından Zelyut’a verilen ödülü sordu.

Rıza Zelyut: Aldatıldım, ödülü iade ettim.

Akın Atalay: Ben de 1992’den ölünceye kadar İlhan Selçuk ile çalıştım

Akın Atalay söz aldı: Ben de 1992’den ölünceye kadar İlhan Selçuk ile çalıştım. Her gün gördüm. Ondan öğrendiğim en iyi şey şu, ölmüş birinin arkasından onu referans göstererek “kemikleri sızlardı” gibi sözleri asla kullanmadım. Kullanmayacağım.En son dinlenen tanık benim hakkımda hiç tanışmamakla beraber bazı beyanlarda bulundu. Medeni Kanunu’nun 13 maddesi :Yaşının küçüklüğü yüzünden veya akıl hastalığı, akıl zayıflığı, sarhoşluk ya da bunlara benzer sebeplerden biriyle akla uygun biçimde davranma yeteneğinden yoksun olmayan herkes, bu Kanuna göre ayırt etme gücüne sahiptir. 14. madde Ayırt etme gücü bulunmayanların, küçüklerin ve kısıtlıların fiil ehliyeti yoktur. 15. madde Kanunda gösterilen ayrık durumlar saklı kalmak üzere, ayırt etme gücü bulunmayan kimsenin fiilleri hukukî sonuç doğurmaz. Rıza Zelyut’a dair söyleyeceklerim bunlardır.CB Gn Sekreterliğine verilen imzasız dilekçede “sizi rahatsız etmeyecek muhalefet yapacağız” deniyor. Bu yazı üzerine Vakıflar Genel Müdünlüğü “olur” imzasıyla sonuçlanmış bir sürece yeniden inceleme başlattı.Bu ihbar dilekçesine ilişkin dosyada bazı ifade ve emareler var.

Atalay, Alev Coşkun’un dosyaya verdiği ok işaretli küpür ile imzasız dilekçede verilen kupürün arasındaki benzerlikleri gösterdi.

Akın Atalay: Bu iki küpür aynı küpür.

Akın Atalay Alev Coşkun’un savcıya verdiği kupür ile Cumhurbaşkanlığı’na gönderilen kupürün aynı olduğunu üzerindeki el yazısıyla notlarla gösteriyor. Alev Coşkun’un bana ait değil dediği imzasız dilekçe ekindeki kupürü gösterdi.

Akın Atalay Cumhurbaşkanı Erdoğan’a dilekçeyi Alev Coşkun’un gönderdiğini kanıtladı

Akın Atalay: Bu gazetenin tarihine geçecek bir yargılama yapılıyor. O tarihe geçmesi açısından önemli. Hukuk davasına girmemek için özellikle kaçınıyorum. Türkiye’nin en büyük hukukçusu ve gazetecisi değilim. Ama ilkokul öğrencisine anlatır gibi anlatırdım hukuk davasını. Bizi 5’in 6’dan büyük olduğuna ikna edemezsiniz. Uzun uzun anlatmıyorum ama isterseniz o davanın da hukuki kısımlarını anlatabilirim.

Akın Atalay sözlerini tamamladı.

Avukat Bahri Belen: İlhan Selçuk Parlamentodaki en büyük üçüncü partinin haberlerinin yapılmasını istemez miydi?

Av. Bahri Belen konuşuyor: Tanık beyanlarında çelişki var. Zelyut, “Yönetim değiştikten sonra çok HDP haberi vardı.İlhan Selçuk döneminde olmazdı” dedi. HDP 2013’te kuruldu, Selçuk 2010’de öldü. Parlamentodaki en büyük üçüncü partinin haberlerinin yapılmasını istemez miydi? Mehmet Faraç yine gelmedi. Kendisinin husumeti vardır. Kendisi dinlendiği takdirde davaya katkısı olmayacağını düşünüyoruz.

Alev Coşkun tanık olarak dinlendi

Tanıklardan Alev Coşkun (Cumhuriyet Vakfı’nın eski başkan vekili) konuştu: “Şu anda görülen dava bir ceza davasıdır. Bizim açtığımız dava ile bu dava arasında bir illiyet yoktur. Ben arkadaşlarımız tutuklandığında buna karşı olduğumu söyledim. Benim açtığım davalar olmasaydı bu davanın açılmayacağını söylüyorlar. Bunun baskısını görüyorum. Murat Sabuncu’yu, Ahmet Şık’ı tanımıyorum. Orhan Erinç 50 yıllık arkadaşım. Turhan Günay… Onun ne işi var bu davada? (Turhan Günay araya girip ‘Sayenizde efendim’ dedi). Ben bu arkadaşlarla çalıştım. Bu arkadaşlardan terörist olmaz, FETÖ’cü olmaz” dedi.

16:20: Aytuğ’un ardından Cumhuriyet Vakfı Yönetim Kurulu eski üyesi Alev Coşkun tanık olarak dinleniyor.

Alev Coşkun’ın ifadesinde şunlar yer aldı:

Cumhuriyet 95 yılık bir kurum. Cumhuriyet’in kuruluşunu Atatürk 1924’te istedi. Kuruluşunu Atatürk’ün çok yakın mesai ve ideoloji arkadaşı ve 1. Meclis’in üyesi Kuvayı Milliyeci Yunus Nadi tarafından kuruldu.

Bu tarihi gazeteye 1992 yılının Nisan ayında, yine gazetenin çok kritik bir zaman diliminde, hakkında toplatma ve iflas hareketleri olduğu dönemde İlhan Selçuk tarafından davet edildim. Ve 12 Nisan’da o sırada gazeteyi yayınlayan Yeni Gün Neşriyat Anonim Şirketi’nin genel kurulunda yönetim kurulu başkanlığına seçildim. Bu başkanlığım kesintisiz 16 yıl sürdü.

1993’te Vakıf kuruldu. Vakıf’ın kurucu yönetimine seçildim ve ilk görevim saymanlıktı. İlhan Selçuk’un onayıyla Başkan Vekilliği’ne getirildim.

İlhan Selçuk vefat edince bir hareketlilik başladı. 2 Nisan 2013’te Vakıf’ın ilk üyesi Prof. Aydın Aybay’ın vefatı üzerine bir üyenin seçimi yapıldı. Bu tarihli seçimde hukuka aykırılık olduğuna inandık biz. Bu 2 Nisan 2013 tarihli seçim Cumhuriyet Vakfı ve gazete için bir kırılma noktasıdır.

Bu seçimle ilgili itirazlardan sonra seçimin yenilenmesi için yeni bir seçim yapıldı. O da hukuka aykırıydı. Biz de açık imzalarımızla şikayette bulunduk. Dört ayrı zamanda dört ayrı Vakıflar Genel Müdürlüğü müfettişi tarafından bu seçim incelendi. İnceleme sonucunda üç müfettiş bizim dediğimizin doğru olduğuna karar vermiş, biri ‘hayır’ demiştir.

Şu anda görülen dava bir ceza davasıdır. Cumhuriyet Vakfı yöneticilerinin sorumluluklarıyla ilgili bir ceza davasıdır. Bu dava 2 kapsamlı olarak görülüyor. Birinci noktası terör örgütü üyesi olmamakla beraber yardım etmek, ikinci esası Vakıf mallarının özenli bir şekilde yönetilmemesi nedeniyle TCK 155’teki görevi kötüye kullanma suçlarını kapsıyor. Yani bizim açtığımız dava ile bu dava arasında en ufak ilişki yoktur. Bizim davamız basit bir iptal davası bu dava bir ceza davasıdır. Ekim ayında bu dava açılıp arkadaşlarımız tutuklandığı zaman buna ilk itiraz eden ben ve arkadaşlarım oldu. Biz bu tutukluluğa karşı olduğumuzu söyledik, bildiri yayınladık. 13 Haziran 2017’de bir makale kaleme aldım, “Hukukun üstünlüğü ve kanunsuz suç olmaz ceza ilkesi” başlıklı makale sosyal medyada yer aldı. Bunları söylüyorum çünkü benim üzerimde 1,5 yıldır algı operasyonu yapılıyor. bugün bile Cumhuriyet’te var. “Neden bu davayı açtı” deniyor.

Turhan Günay’ın ne işi var burada? -Turhan Günay (Cevaben): Sayenizde efendim.-

16:07: Mahkeme Başkanı Fatih Aytuğ’a Kemal Aydoğdu ile tuttukları evdeki eşyaların kime ait olduğunu sordu. Aytuğ, Aydoğdu ile tanışıklıklarını anlattı. Mahkeme başkanının sorularını yanıtladı.

15:54: Tanıklar Alev Coşkun, Rıza Zelyut ve Fatih Aytuğ dinlenecek. Mehmet Faraç ise duruşmaya gelmedi. İlk Aytuğ dinleniyor.

15:50: CHP milletvekili Mehmet Tüm “Ben milletvekiliyim izlemek istiyorum” dedi, avukatlardan birinin “Karar alın” demesi üzerine Mahkeme Başkanı “Karar alıyorum, her sanık için üç avukat olacak” dedi. ve ara verdi. Mahkeme Başkanı kısa süre salonu terk ettikten sonra geri geldi.

15:39:Silivri’de görülen bir önceki duruşmada Kadri Gürsel’in tahliyesi yönünde oy kullanan üye hâkim, bu duruşmada raporlu.

15:26:Tutuklu yargılanan gazeteciler ve Cumhuriyet yöneticileri salonda yerini aldı.

5 kişi tutuklu
Cumhuriyet gazetesi yönetici ve yazarları “PKK ve FETÖ’ye üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işlemek” iddiasıyla suçlanıyor. Hazırlanan iddianamenin kabulünün ardından 5 gün süren ilk duruşma sonrasında Güray Öz, Musa Kart, Bülent Utku, Hakan Kara, Önder Çelik, Mustafa Kemal Güngör ve Turhan Günay tahiye edildi. Murat Sabuncu, Akın Atalay, Kadri Gürsel, Ahmet Şık ile Ahmet Kemal Aydoğdu’nun tutukluluğunun devamına karar verildi.

İkinci duruşmada ise dosyaya bir diğer tutuklu Cumhuriyet Çalışanı Emre İper de dahil edildi. Duruşmada mahkeme heyeti, açıkladığı ara kararında tahliye taleplerini reddederek 5 tutuklu gazetecinin tutukluluk hallerinin devamına karar verdi. Mahkeme kararında Kadri Gürsel’in tutukluluğuna devam kararının oyçokluğu ile alındığı bir mahkeme üyesinin muhalefet şerhi yazdığı biliniyor. Tutukluluğa devam kararını okuyan Mahkeme Başkanı, “Diğer üç tanık dinlendikten sonra tutuklulukla ilgili daha sağlıklı karar vereceğiz” açıklaması yapmıştı.

 

İddianameden…
Gazetecilere akıl almaz suçlamaların yöneltildiği iddianame sosyal medyada alay konusu olmuştu. İddianemede yer alan suçlamalar ilk iki duruşmada Cumhuriyet çalışanları ve avukatlar tarafından büyük ölçüde çürütülmesine rağmen 5 Cumhuriyet çalışanı hâlâ bu iddialarla tutuklu bulunuyor. Öyle ki Cumhuriyet çalışanları ByLock yüklü telefonlardan gelen aramalara ve SMS’ler nedeniyle, ki bunlara yanıt vermedikleri halde suçlanıyor.

 

Pideci, parkeci, tamirci…
Davanın pideci-parkeci davası olarak anılmasına neden olan suçlamalar ise bu kadar da olmaz dedirtecek cinstendi. Cumhuriyet Gazetesi İcra Kurulu Başkanı Akın Atalay, 6 yıl önce evinin parkelerini yapan yaptırmak için Hüseyin Aktaş’a 2 bin 500 TL para gönderdi. Aktaş’ın oğlu Atilla Aktaş, hakkında Mali Suçları Araştırma Kurulu (MASAK) raporu bulunduğu için Atalay savcılık tarafından suçlandı. Akın Atalay, bu gerekçeye, “Çok güç ve inanılması gerçekten çok zor olan, fantastik bir irtibatlandırma çalışması ile karşı karşıyayız” diye yanıt verdi. 9 ay boyunca tutuklu kalan Cumhuriyet Gazetesi Okur Temsilcisi Güray Öz’ün ise verdiği pide siparişi nedeniyle suçlandı. Öz’ün pide siparişi verdiği dükkanın sahibi hakkında ‘FETÖ’ soruşturması olduğu iddia edildi ve Öz bu nedenle suçlandı. Sonra pideci hakkındaki soruşturmanın ‘FETÖ’den değil, hırsızlıktan açıldığı ortaya çıktı.

Birgün

Sitemizi Sosyal Medyada takip etmek istermisiniz?