Son Dakika Haberler

Kaftancıoğlu davası: “Ya Diktatörlük Ya Özgürlük!” / Mahmut ÜSTÜN

Kaftancıoğlu davası: “Ya Diktatörlük Ya Özgürlük!” / Mahmut ÜSTÜN
Yorum Yap

Kaftancıoğlu davası “Ya Diktatörlük Ya Özgürlük!”

CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu hakkında iktidar marifetiyle onlarca yıl hapis istemiyle açılan dava sonuçlandı. Kaftancıoğlu’na indirimsiz ve ertelemesiz 10 yıl hapis cezası verildi. Suçu beş tweet… Ceza cinayetten ağır…

Kaftancıoğlu davasını siyasetten azade dar bir hukuki değerlendime içinde kalarak anlamak olanaksız. Neden böyle olduğu çok açık… Kişiye bağlı keyfi bir yönetimin tesis edildiği, ortada basın özgürlüğünün, yargı bağımsızlığının, üniversite özerkliğinin kalmadığı bir yerde, hukuktan söz etmek olanaksızdır da ondan… Eğer Kaftancıoğlu’nun tweet’leri bir suçsa o zaman pek çoğu hala AKP ve hükümet içinde olan binlerce siyasetçinin benzer ve hatta çok da ağır açıklamaları nedeniyle şimdi onlarca yıl ceza alması gerekiyordu da ondan. Eğer onların açıklamaları suç değilse ve hepsi dışarıda özgür biçimde dolaşıyorsa Kaftancıoğlu’nun tweet’leri hiç ama hiç suç değildir. Ama dediğimiz gibi ortada hukuk olsaydı böyle olurdu. Olmadığı için suç kişiye ve zamana göre ve hepsinden önemlisi keyfi bir kişisel yönetimin isteği ve iradesine göre tarifi değişen bir oyun hamuruna dönüşmüş durumda.

Normalde hukuk hiç değilse şeklen herkese eşit bir kurallar dizgesi olarak ancak bir anlam taşıyabilir. Oysa bugün hukuk tarihte hiç olmadığı kadar siyasi iktidarın kılıcı haline gelmiş durumda… Ve Kaftancıoğlu davası başından beri tamamen bir siyasal (intikam) davası niteliği taşımaktaydı.

Kaftancıoğlu bunu bildiği için hukuki bir savunmadan ziyade siyasi bir savunma ve tavır sergiledi. Hukuk var(mış) gibi davranmadı. Sözleriyle ve düşünceleriyle tutarlı olarak kendisine siyaseten boyun eğdirmeyi amaçlayan bu davayı, dik duruşlu siyasi bir meydan okumayla karşıladı.

Kaftancıoğlu niye saldırıya uğruyor?

Bu sorunun yanıtı çok açık. Hatırlanacağı üzere Kaftancıoğlu CHP İl Başkanı seçildiği ilk günden itibaren yaylım ateşine tutulan, linç kampanyasının odağına yerleştirilen bir siyasi kişilik. Temel nedeni ise Kaftancıoğlu’nun politik duruş itibariyle muhalefete İstanbul’u kazandıracak bir ittifakı mümkün kılacak en ideal siyasi kişiliklerden biri olmasıydı.

Kaftancıoğlu’nun tweet’leri neden bu kadar çok önemsenip özel bir hedef haline getirildiğini de gösterir nitelikte… Zira Kaftancıoğlu’nun siyasal “sırrı kerameti” saklı o tweet’lerde.. Zira o tweet’ler Kaftancıoğlu’nun hem iyi bir Gezi direnişi yandaşı olduğunu, hem de Kürt sorununda geleneksel CHP politikalarından daha olumlu ve kucaklayıcı bir yaklaşıma sahip olduğunu gösteriyordu. Dine yaklaşımı üzerinden absürd örneklerle yapılan saldırılar ise Kaftancıoğlu açısından dinsel inançlar alanında laiklikten ödün vermeden daha özgürlükçü ve eşitlikçi bir yaklaşıma sahip olduğunu açıklamak açısından bir fırsata dönüştürüldü. Kaftancıoğlu ayrıca politikada sınıfsal olanı öne çıkarmak gibi bir yaklaşıma da sahipti. Aslında ve özetle; İstanbul’u kazanmanın anahtarı vardı bu dilde.

Yine Kaftancıoğlu’nun samimi solcu yaklaşımı ile diri ve heyecanlı kişiliği hayli yorulmuş, yıpranmış örgüt tabanının daha pozitif, umutlu, aktif bir güce dönüşmesi açısından tetikleyici oldu. Kampanya dönemlerindeki eski tepkisel ve agresif dilin yerini umut veren ve kucaklayıcı yeni bir dilin almasında da Kaftancıoğlu’nu etkisi belirgindi. Bu etkenlerin sandığa yansıyan ilk ve olumlu etkileri Cumhurbaşkanlığı seçiminde net biçimde görüldü. CHP adayı yüzde 37 oy alırken muhalefet blokunun da toplam oyları yüzde 50 seviyesindeydi. Bu sonuç yerel seçimlerin büyük olasılıkla alınacağının açık bir göstergesiydi. Zaten yerel seçimlerin planlandığı gibi Cumhurbaşkanlığı seçiminden önce yapılmasının engellenmesinin arkasında, iktidarın İstanbul yerelinde gelmekte olan muhtemel yenilgiyi görmüş olması vardı.

Kaftancıoğlu tek adam rejimini tam da kalbinden vuran bir siyasal anlayış ve pratiğin en önemli mimarlarından biriydi; muhtemelen de belirleyici aktörüydü. Bir yandan tek adam rejimi diyen ve fakat öte yandan siyasal pratikte her şey normalmiş gibi siyaset yapan ortalama CHP siyasetinden farklı bir tutuma sahipti. Bu anlamda düşünce ve pratiği birbirine uyumlu olan bir siyasal figür olarak da öne çıkıyordu.

Ve geldik en önemli noktaya…

Kaftancıoğlu karşısında Cumhuriyet ve demokrasi karşıtı rejim değişikliğinin temsilcisi dincilik ve neo liberalizm kırması bir güç olduğunu biliyordu. Ve bu gücün emek, laiklik, yurtseverlik, (etnik ve dinsel kimlikler alanı da dahil) eşitlikçi ve özgürlükçü bir karşı yaklaşımla berheva edilebileceği düşüncesiyle atıyordu adımlarını. Zaten Gezi’den bu yana adım adım büyüyen bir Cumhuriyet -Demokrasi- Eşitlik ve Özgürlük blokunun siyasal planda daha tanımlı ve kurumsal bir karşı güç olarak örgütlenmesi için uğraş veriyordu.

Ve sonuç: İstanbul yerel seçimleri…

Ve ardı ardına tekrarlanan açık başarı tablosu….

Kaftancıoğlu yalnızca İstanbul’da AKP’nin yenilgisinde önemli bir rol oynadığı için değil; daha da önemlisi bunu Kürdü ve Türkü, Alevi ve Sünni’yi, dindarı ve laiki, emek ve yurtseverlik ortak ekseninde bir araya getiren bir politik duruşu örgütleyerek yapmış olması nedeniyle de hedef haline geldi.
HDP’nin hedef alınması da Kaftancıoğlu’nun hedef alınması da böylesi bir ittifakı, diktatörlük karşısında büyüyen eşitlik, kardeşlik ve özgürlük dinamiğini, birliğini dinamitlemeye yöneliktir.

Kaftancıoğlu davası yalnızca seçimde yaşanan siyasi depremlerin bir artçı sarsıntısından ibaret değildir.
Aynı zamanda yakın gelecekteki siyasi yarılma ve çatışmaların bir öncü sarsıntısıdır.
Ki işin asıl önemli yanı da burasıdır.
Bu nedenle HDP ile başlayan Kaftancıoğlu ile devam eden yarın başka belediyelere ve siyasal kişilere uzanmaya yelteneceği kesin olan bu sürecin karşısında amasız, fakatsız tok ve net bir karşı duruş sergilemek ve Kaftancıoğlu’na en kuvvetli biçimde sahip çıkmak gerekmektedir.

Mahmut ÜSTÜN

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

%d blogcu bunu beğendi: