Son Dakika Haberler

Kapitalizmin göremediği eli / M. Necati YILDIRIM

Kapitalizmin göremediği eli / M. Necati YILDIRIM
Yorum Yap

Kapitalizmin göremediği eli

“Kimsenin uğruna mücadele edilecek bir hayat fikrinin olmadığı, daha kötüsü nasıl biri olmak istediği hakkında en ufak bir fikrinin bile olmadığı yerde, kimseden öğrenilmiş ezberler için mücadele etmesini bekleyemezsiniz. Beklemeyin de zaten.”

Önceki yazıda kendini artık iyiden iyiye hissettirmekte olan tekno-kapitalizm olgusu ve bu bağlamda yeni muhalefet aparatları geliştirmenin gereğine değinmiş ve belki de tüm sosyo-politik okumalarımızda radikal bir paradigma değişimine gitme ihtiyacı olduğunu tespit etmiştik. Oradan başlayalım mı?

Sosyal atomizasyonu bir elde tutalım. Netameli bir konu. Şüphesiz kapitalizmin ‘görünmeyen eli’ tarafından loş salonlarda planlandığını düşünmek hoş olurdu. Herkesin yayıncı olduğu ve bireyselleşmenin hiç olmadığı kadar yalan olduğu günümüz gündeliği CRM gurularının en ıslak rüyalarını bile süsleyemeyecek olanaklar sunuyor.

Herkesin kendi ağırlığını tartmaya çalıştığı bir kantar olduğunu düşünün; Tek yapmanız gereken sayılarla -değerler, tercihler, beğeniler, google arama sonuçları- biraz oynamaktır. Öyle değil mi? Ama bu kadar basit mi?
Çünkü hesap bir türlü tutmuyor.

Kapitalizm çıplak elle, çok da kaygılanmadan gezegenin üzerine çulanırken ve işler kendi açısından çok da ‘yolunda’ giderken arkada başka dinamikler işliyor. Her kapalı sistemin düştüğü hataya o da düşüyor. Tam da bir marketing projesi olarak kurgulamaya çalıştığı sosyoloji, orasından burasından sarkmaya başlıyor. Evdeki hesap çarşıya bol geliyor.

Farkındaysanız karton karakter Trump, bu anlamda en sağlam sosyalist teorisyenlerden daha çok iş görüyor. Adam öyle küresel Cengiz İnşaat ki ait olduğu sistem bile kendini böyle görmeye katlanamıyor.

Yani BP, Meksika Körfezi’ni mahfedebilir ve cezasını öder. Bu işe yarar bir algıdır. Bir bakıma şık bile olabilir. Yani o ham petrolle kirenmiş kuşlara -nedense hep karabataklar- üzülür, kirlenmiş alanın dubalarla çevrildiğine ve kesilen cezayla işlerin yoluna gireceğine inanmak isteriz. Ve işin kötüsü BP de bunu ister. Ama Trump öyle bir espri karakterdir ki kendinde şey (ding an sich) olarak tüm gezegene sistemin aslında Uzunçarşı pratiğinde işlediğini ifşaa eder. Trump’da asıl rahatsız edici olan budur.

Bu noktada Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan için de aynı argümanların kullanılabileceği şeklinde itirazlar olabilir. Ancak unutmamak gerekir ki kendisi küresel liberal kapitalizmin olsa olsa bölge bayii pozisyonundadır. Galiba burada bir parantez açmak gerekiyor. Bu düşünce akışında ifade etmek istediklerim elbette küresel konjonktür, reel politik, bölgesel savaşlar ve en hardcore ahlaksızlıkları görmezden gelmiyor. Bilakis tüm bu olup bitenin ötesinde hiç hesapta olmayan sosyolojik sapmalara işaret etmeye çalışıyor.

Yakın tarihe kısa bir bakış atarsak aşağı yukarı şunları görürüz:

Duvar ve devamında çift kutuplu dünya yıkılır. Bu yıkımdan sonra mal, hizmet, sermaye ve iş gücünün önündeki tüm dolaşım engelleri ortadan kalkar. İnternetin yaygınlaşması tüm gezegeni eşzamanlı hale getirip küreselleşmenin doğal alt yapısını kurar.

İnternetin icadı aynı zamanda iki farklı temel dönüşüme daha yol açar. Küresel kolektif akıl ile bilim ve teknolojinin disiplinlerarası etkileşimini artırarak gelişimin önünü öngörülemez bir şekilde açar.

Bu kategorik dönüşüm ilk anda kapitalizmin kendi iç çelişkisine etkin bir çözüm gibi görünür ve sermaye tarafından büyük bir coşkuyla karşılanır. Artık yeni bir adı bile vardır: Küresel liberal kapitalizm.

Bu esnada sermaye de diğer birçok şeyle birlikte yerelliğin bağlayıcılığından kurtulur ve yerleşik devletlerle dramatik bir şekilde bağları zayıflar. En azından böyle düşünür. Sonuç olarak köhnemiş devlet aparatı eninde sonunda ‘gelişmenin’ önünde ayak bağından başka nedir ki?

İşte bu zihinsel kırılma kapitalizmin kısa tarihi boyunca görüp görebileceği en büyük iç tehtidi kendinde barındırır.

Bir tarafta yeni teknoloji devleri ve onların genç, ele avuca sığmaz, gezegenlerarası hayalleri; öte yanda başta silah ve petrolle ifadesini bulan eski dünyanın müesses nizamı.

Bu yeni durumu kapitalizmin kendi içindeki muhafazakar/liberal karşıtlığı ile -ki çok kolay olurdu- karıştırmamak çok önemli. Çünkü muhafazakar/liberal karşıtlığı özünde kaptalizmin bitmek bilmeyen ince ayar -fine tuning- tartışmalarından -kürtaj, idam, iklim, lgbt vb- başka bir şey değilken, gelinen durum bilinen kapitalizmi hiç bilinmeyen sulara taşıma iradesini içinde barındırıyor.

Lider popülizmi, yükselen sağ, içe kapanma, yeni faşizm, ekonomi savaşları; tüm bunlar, bu perspektiften bakıldığında daha anlaşılır hale geliyor. Ancak tüm bunlar olup biterken son 30 yıldır alttan alta öngörülmeyen paralel bir sosyoloji çalışıyor.

Aile evinin garajında bir hayal olarak kurulup başarıya ulaşan start-up işler; endüstriyel sanatın dışında kalarak da başarılabileceğini gösteren platformlar -youtube, devianart vb; büyük bir hız ve kolaylıkla yer değiştirebilen bilgi -know how- sayesinde periferide kalan ülkelerin önüne açılan olanaklar ve sosyal medya üzerinden organize olup sokaklara dökülen kalabalıklar…

Hayır. Tüm bunlardan kendi içinde devrimci dinamikler üretebilecek bir evrilme çıkabileceği gibi bir romantizm değil kastettiğim. Hiç şüphesiz tüm bu saydıklarım aynı zamanda küresel liberal kapitalizmin oyun alanında yer alıyor ve yeni bireyselleşme ve hatta demokrasi yanılsamasının yapı taşlarını oluşturuyor. Ama hadi kabul edelim, yine de fena halde bir şeyler değişiyor.

Bu değişim plazada beyaz yaka çalışan kurumsal profesyonellerin -so what?- bunaltısından, Gezi’de Guy Fowkes maskesiyle en önde gaz yiyen liseli bebelere, önüne konan İslamı bir türlü içselleştiremeyen modern kapalı kızlardan, perma kültür kovalayanlara, sırf düzgün gazetecilik yapmak uğruna varoluşlarını riske atan çocuklardan kocaman iş makinalarının önüne dikilen HES karşıtı ninelere kadar bin bir şekilde tezahür ediyor. Ve yavaştan ve hiç farkında olmadan zihinler değişiyor.

Her şeyden önce yan yana durmanın tanımı değişiyor. Yan yana gelmek için artık ortak ideolojik temeller gerekmiyor. Belki de ilk önce bunun farkına varmak ve bunu büyütmek gerekiyor. Ancak her türden mücadele, direniş ve örgütlülük için öncelikle korumak isteyeceğiniz bir alana sahip olmak ya da en azından hayalini kurmak gerekiyor ve asıl sorun burada yatıyor.

Yani kimsenin uğruna mücadele edilecek bir hayat fikrinin olmadığı, daha kötüsü nasıl biri olmak istediği hakkında en ufak bir fikrinin bile olmadığı yerde kimseden öğrenilmiş ezberler için mücadele etmesini bekleyemezsiniz. Beklemeyin de zaten.

Ama hala mümkün olan bir şey var. Eğer elinizde bayrak herkese gururla ve hala mutlu olunacak bir gezegende, herkesin kendi sorusunu cevaplamasına yardımcı olursanız günün birinde bir şekilde bir araya gelip ayağa kalkacaklarından emin olabilirsiniz.

Mustafa Necati YILDIRIM

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)