Karabük Cumhuriyettir / Alper AKÇAM

Konuk Yazar: Alper AKÇAM

KARABÜK CUMHURİYETTİR…

Karabük Cumhuriyettir… Karabük özgürlüktür; Karabük tükenmeyecek bir hikâyedir.
Karadeniz dağları ile İç Anadolu platosu arasında yer alan, kimi ormanlık, kimi bodur çalılarla kaplı tepelerin ortasında bulunan bu çukurda tam 82 yıl önce Demir Çelik Fabrikaları kuruldu.
 *
“Fabrika Yapan Fabrikalar”a ekmek parası için Erzurum’dan, Bayburt’tan, Trabzon’dan, Rize’den, Çankırı’dan, Anadolu’nun dört bucağından çeliğe su verecek yiğit insanlar geldi. Karabük, bir kültürler, halklar harmanı oldu… Yenice, Çaycuma, Bartın, Ulus, Eskipazar’ın köylüleri ile Anadolu’nun uzak diyarlarından gelenler kucaklaştı. Hemen kuzeydeki Zonguldak Taş Kömürü İşletmeleri ile Karabük Çelik Fabrikaları el ele, Sivas’ın, Divriği’nin, Cürek’in demir cevherini çeliğe dönüştürdü. Kok kömüründen naftaline, inşaat demirinden makine motoruna geniş bir üretim yelpazesinde ülkede bir üretim ve kardeşlik bacası tütmeye başladı…
 *
Birinci Beş Yıllık Sanayi Planı, 1933-1937 yılları arasında uygulanmıştı. Dönem çalışmaları, önemli ölçüde Sovyetler Birliği’nin makine, araç-gereç ve teknik yardım desteği ile tasarlanmış ve yürütülmüştü. Zamanın Başbakanı İsmet İnönü 1932 yılı Mayıs ayında bu amaçla Sovyetler Birliği’ne gitmiş, bu ziyaretin ardından 1932 yılı yaz aylarında Sovyet teknik uzmanları Türkiye’ye gelmişler, öngörülen yatırımlar için çeşitli bölgelerde incelemeler yapmışlar ve aynı yılsonunda raporlarını tamamlamışlar…
 *
Çeşitli illerde iplik, dokuma, kâğıt, demir, gülyağı, yapay ipek, süper fosfat, cam, seramik, çimento fabrikaları kurulmuş… Bu projeler için başlangıçta 45 milyon Türk Lirası masraf öngörülmüş, gerçeklikte ise 100 milyon harcanmış. Aynı Sovyet ekibinin önerileriyle kurulması düşünülen demir çelik fabrikalarının temeli de 3 Nisan 1937 yılında bir İngiliz şirketiyle anlaşılarak atılmıştı.
 *
Hiç aklımda ve hesaplarımda yokken isyancı kişiliğimin önüme çıkardığı bazı sürgün ve açığa alınmalardan sonra benim de yolum 1979 Şubat’ında o üretken şehre, o demir tozlarının savrulduğu, insanın insanla harman olduğu ocağa düştü. Tam 17 yıl Karabük SSK Hastanesi’nde genel cerrahi uzmanı olarak çalıştım. Gece sabahlara kadar demir çelik fabrikalarından, şehrin ortasından akan Filyos çayı kenarına kurulu özel hastanelerden yaralı işçiler taşındı bu hastaneye; yaralarını sarmaya çalıştım. Gündüz akşama kadar yüzlerce hasta baktım, aylar sonrasına kadar randevular vererek her ay yüzlerce büyük ameliyat da yaptım. Kolay kolay kimseyi ufak tefek gerekçelerle sağa sola sevk etmedim; her derde, her yaraya derman olmaya çalıştım. Yeri geldi ellerimle uyuttuğum hastanın balonunu hizmetli kardeşimize verip ameliyata geçtim, kırık sardım, yeri geldi sezeryan yaptım, yeri geldi göğüs açtım… Tam bir genel cerrah gibi her alanda görev yaptım. Kan bankasının, yeterli donanım ve yardımcı personelin olmadığı koşullarda çalıştım. Tam yedi kez ameliyat ettiğim hastaya kendi kanımı verdim.
 *
Futbol oynadım… Karabük Demirspor’un yıllarca oyuncusu, kaptanı, çalıştırıcısı, kulüp başkanı oldum. Kısa bir süre Esnafspor’da da oynadım. Karabükspor’u birinci lige çıkaran ilk yönetimde görev aldım… Birçok derneğin yönetiminde bulundum.
Karabük halkı da beni büyük bir sevgiyle bağrına bastı… Hiçbir yılbaşında evime et, hiçbir bayramda tatlı almadım. Tepsilerle, sepetlerle yağdırdı halk yiyeceğimi… Gelen yumurtayı, eti, sütü, yağı kime vereceğimi, nereye dağıtacağımı şaşırdım.
 *
Yıllar içinde, yağmacı, ülke kaynaklarını yerli yabancı para babalarına peşkeş çeken politikalar bu koca şehre ve fabrikalara dikti gözünü…
 *
1991 yılında Çelik-İş’in o zamanki başkanı, ışıklar içinde yatası dostum Metin Türker’in de sonradan kabul ettiği gibi fabrika bir greve sürüklendi; sonrasında o fabrikaların cevherden ürettiği çubuk demirin yerini ABD’den ithal edilen hurdadan Ege kıyılarında üretilen çürük demirler aldı; piyasa onların egemenliğine geçti. 1999 Gölcük depremindeki büyük yıkımlardan birinin nedeni de budur…
 *
O üretken şehri yavaş yavaş sağlıksız büyüyen bir tüketim şehrine döndürdüler. Demir Çelik fabrikalarının seksen yıl önce kurduğu havuzlar, sosyal tesisler, bahçe içindeki bakımlı evler yok edildi, özel işletmelere verildi. Yerine çirkin bloklar yükselmeye başladı…
 *
Birbiriyle kardeşçe yaşayan, sendikalı, okuyan, yazan, dayanışan halk kitlesinin yerini on binlerce üniversitelinin üretimden uzak okulları, cemaat, tarikat ağlarının yayılması aldı… Mezun olanların ne yapacağını, nereye gideceğini de bilemiyoruz…
 *
Karabük koca bir serüvendir; hayat hikâyesidir. Yıllarca yazsam tükenmeyen anıları vardır üzerimde…
Selam olsun o şehrin, o dağların güzel insanlarına…
Alper AKÇAM

Sitemizi Sosyal Medyada takip etmek istermisiniz?