Karamollaoğlu: “ABD’ye tavır koyuyorlar. Hadi oradan!”

Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, Suriye’ye yapılması planlanan askeri harekat hakkında konuştu: “ABD’ye tavır koyuyorlar. Hadi oradan!”

Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, haftalık gündem değerlendirmesi yaptığı basın açıklamasında Suriye’ye yapılması planlanan askeri harekat hakkında konuştu. “Bu tip askeri müdahaleler iç politika malzemesi yapılmamalı” diyen Karamollaoğlu, “ABD’ye tavır koyuyorlar. Hadi oradan! Suriye, Suriye’den ibaret değil. Orada Ruslar, Amerikalılar var” dedi.

TREN KAZASI TAZİYE
Bu hafta basın toplantımıza ne yazık ki geçtiğimiz günlerde yaşanan Hızlı Tren Kazası ile başlamak istiyorum.
Bu üzücü hadise hem bizi hem de 80 milyon vatandaşımızı son derece üzmüştür. Kazada hayatını kaybeden 9 vatandaşımıza Allah’tan rahmet, yaralılara ise başsağlığı dilerim.
Lakin şunu da hemen belirtmek istiyorum ki; bu kaza nasıl yaşanmış sorusu hala doğru düzgün cevaplanabilmiş değil?
İlgili Bakan konu ile alakalı ihmalleri araştırmak ve kamuoyunu aydınlatmak yerine ne yazık ki sadece demagoji yapıyor.
Neymiş sinyalizasyon sistemi olmazsa olmaz bir sistem değilmiş!
Uzmanlar bu hatta sinyalizasyon olsaydı bu kazanın gerçekleşmeyeceğini açık bir şekilde ispat ediyorlar.

Öyle görünüyor ki bu iktidarın zihniyeti 1453’te şahi toplarını çizen Fatih Sultan Mehmet’in yanında olsaydı.

Fatih’e de aynı tavırla “Şahi planları çizmeye gerek yok” derdi.
Çanakkale’de tabyalar kazdıran Sultan Abdülhamid’e, “Boğazı korumak için bu tabyalar ille de şart değil!” derdi.

Gökbilimci Ali Kuşçu’ya, Uluğ Bey’e ve nice bilim insanına ihtiyaç duymaz, onların çalışmaları için de ille de şart değil, derdi. Yazık! Çıkıp bir özeleştiri yapmak, noksanınızı görmek, sorumluluğu üstlenmek bu kadar mı zor? Hal bu iken en büyük sorumlu sıfatıyla bakan beyin söyledikleri nasıl yönetildiğimizi açık bir şekilde gösteriyor.
Biz bu kazanın içerisinde herhangi bir ihmal var mı?

Sorusunun sonuna kadar üzerine gidilmesinin takipçisi olacağımızı belirtmek isterim.

Tekraren hayatını kaybeden tüm vatandaşlarımıza rahmet diler bir daha böyle bir kazanın vuku bulmamasını niyaz ederim.

GÜNEYDOĞU ZİYARETLERİ
Geçtiğimiz hafta Perşembe ve Cuma günü Güneydoğu bölgemizi ziyaret ettik.

İlk önce Cizre’ye ardından Şırnak’a daha sonra ise Batman’a giderek milletimizle kucaklaştık.

Bir yandan ülkemiz ve milletimiz için Çare Var konferanslarına katıldık, bölge insanına derdimizi anlattık.
Diğer yandan ise gerek bölgenin manevi önderlerini gerekse siyasi öncülerini ziyaret ettik.

Bunun yanı sıra Kasrik askeri üssüne uğrayıp fedakar Mehmetçiğimize selam verdik, askerlerimizle bir araya geldik.

Basın mensuplarımız ile buluşup ülkemiz için yapılması gerekenleri söyledik.

Daha sonra da bölge halkı ile oturup çay içip hasbıhal ettik.
Biz milletimize derdimizi anlattık ve milletimizin gözünde Milli Görüş beklentisini gördük.

GÜNEYDOĞU EKONOMİK VE SOSYAL POLİTİKALARLA DESTEKLENMELİ
Biz 50 yıldır Güneydoğu’ya defalarca gittik, geldik son birkaç senede
Diyarbakır, Mardin, Urfa, Siirt, Batman, Şırnak gitmediğimiz bir il, bir bölge bırakmadık.

Gittiğimiz her yerde sorun aynı, problem aynı, çözüm yolu aynı.
Lakin ne yazık ki Güneydoğu Bölgemiz ile alakalı yapılması gerekenler bir türlü yapılmıyor.
Bu bölgenin insanı kendi kaderine terk ediliyor.

Bizim çözüm önerilerimiz net:
-Bölgeye sadece güvenlikçi politikalarla yaklaşmamalı, ekonomik ve sosyal politikalarla desteklemeliyiz.
-Kamu özel sektör işbirliği ile bölgeye yönelik Tarım ve hayvancılık alanında yatırımlar yapılmalıdır.
– Bölge için sanayi olmazsa olmaz Sanayi alanında burada ciddi teşviklerin yapılması lazım.

TÜRKLER VE KÜRTLER BU COĞRAFYANIN ASLİ UNSURUDUR
Bakınız şimdi Fırat’ın Doğusuna bir operasyon başlamak üzere.
Biz ordumuzun bu operasyonda muzaffer olmasını, milli birlik ve beraberliğimizi tehdit eden bütün terör unsurlarının son bulmasını temenni ederiz.

Lakin unutmayalım ki Türkler ve Kürtler aynı bahçenin çiçekleri, aynı milletin evlatlarıdır.

Bakınız tarihe; Türklerin bu bölgeye gelmesi ve fetihleri, Afrin’de, Münbiç’te yaşayan Kürt beylerinin davetiyle oldu. Bizans zulmünden korunmak isteyen, dillerini, dinlerini, geleneklerini korumak isteyen Kürt beyleri, bunu ancak Türk kardeşlerinin yardımıyla yapabileceklerini düşündüler ve Alparslan ordusunu davet ettiler.
Sultan Alparslan da karşılıksız bir gönül birliğiyle, ortak bir dava uğruna Kürt kardeşleriyle kucaklaştı.
Aynı Kürt beyleri, Malazgirt’te Bizans’la savaşan Türk kardeşlerine vefalarını göstererek on bin askerle yardıma geldiler.

Tarih ortadadır bu yüzden kardeşliği teşvik etmeli, terör vb sorunları sadece askeri tedbirlerle değil kardeşlik köprüsü ile üstesinden gelmeliyiz.

2. 100 GÜNLÜK EYLEM PLANI
Ekonomimizde yaşanan gelişmeler ile basın toplantımıza devam etmek istiyorum.

Ülkemizin ekonomik durumu ortada, kriz her geçen gün daha da derinleşiyor. İktidar kriz yok ekonomimiz sağlam, yaşananlar sanal demeye devam etse de tablo ortada.
TÜİK’in son açıkladığı verilere göre Ekim ayı sanayi üretimi geçen yıl Ekim ayına göre yüzde 5,7 azaldı.
İşsizlik oranı ise Eylül ayında yüzde 11,4’e yükseldi (geçen yıl Eylül ayında bu rakam yüzde 10,6 idi.)
Her hafta yeni bir veri açıklamak durumunda kalıyoruz.
Ekonomimiz artık alarm verme seviyesini de aşarak alev alma durumuna geldi.

Peki krize karşı önlem alması gereken iktidar ne yapıyor? Bir yandan dövize dayalı tahvil senetleri ile hazine borçlanırken diğer yandan.
100 günlük kendilerinde bile herhangi bir heyecan uyandırmayan projeler açıklıyorlar.

Sormak istiyorum; ardı ardına 100 günlük plan açıklayan iktidar neden 11. Kalkınma planını açıklamıyor?

Peki gelelim projelere hep birlikte bakalım içinde ne var ne yok?
– 81 ile toplam 1.5 milyon metrekarelik millet bahçeleri kurulması.
– 41 km Bisiklet yolu yapımı.
– Büyük Opera Salonu kurulması
– Bölünmüş yollar
– Kanal İstanbul gibi tamamlanamayan projelerin tamamlanması.

Buradan çok açık ve net bir şekilde belirtmek istiyorum.
Bu sayılanlar güzel birer hizmet olabilir ama asla bunlarla ekonomi ayağa kalkmaz.

Şair İsmet Özel’in dediği gibi “Biz bağıracağız, birileri hiç duymayacak, hep aynı hikâye, duyanlara selam olsun.”

Biz bu millet için hakikatleri söylemeye devam edeceğiz…
Üretmeyen ekonomi ayağa kalkamaz!
Siyaseti bir ‘şantiye alanı’, kendilerini de ‘müteahhit’ olarak gören siyasilerden bu millet artık bıktı, usandı.

Parayı toprağa gömmekten vazgeçmediğiniz sürece bu ekonomi içine girdiği çukurdan çıkamaz.

İŞ ALIMLARI TÜRKİYE VATANDAŞLARI İÇİN Mİ AK PARTİ ÜYELERİ İÇİN Mİ?
Hükümet, son dönemde birçok kuruma işçi veya memur alımıyla ilgili ilanlar vermeye başladı.
Yerel seçimler için bir yatırım olan bu iş ilanlarında Adalet ve Kalkınma Partisi’nin Adalet kısmının ayaklar altına alındığına şahit oluyoruz.
Binlerce kişinin başvuru yaptığı kurumlarda, alınacak 20-30 kişinin, daha işe alım süreci başlamadan Ak Parti teşkilatlarında belirlendiğini duyuyoruz,

Milletin birliğini ve bütünlüğünü korumak sadece slogan atmakla olmaz. Milletin birliğini işte bu tavrınızla katlediyorsunuz.
Sormak istiyorum kurumların açtığı iş başvuruları Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşları için mi yoksa Ak Parti üyeleri ve yakınları için mi?

Ak Parti’ye oy veren kardeşlerimize sesleniyorum, özellikle üniversite okuyan öğrencilere… Bugün ayarını bozduğunuz kantar, gün gelir sizi de tartar. Siz bunlara verdiğiniz her oyla bu adaletsiz sistemin devam etmesini sağlıyorsunuz.

SURİYE MESELESİ
Basın toplantımızın son kısmını dış politika meselelerinde yaşanan gelişmelere ayırmak istiyorum.
Bugün Arakan’dan, Gazze’ye Yemen’den Doğu Türkistan’a kadar yaşanan bütün olayların Saadet Partisi olarak takipçisiyiz.

Özellikle komşumuz olan Suriye’de yaşanan hadiseleri yakından takip ediyoruz. Malumunuz olduğu üzere geçtiğimiz günlerde dışişleri bakanı Sayın Mevlüt Çavuşoğlu “Suriye’de Beşar Esad demokratik bir seçimi kazanırsa, onunla çalışmayı değerlendiririz” şeklinde bir açıklama yaptı. Anladığımız kadarı ile dış politika hedefleri içerisinde ESED’in tekrar ESAD olması söz konusu.
Şimdi sormak istiyorum Saadet Partisi Suriye olayları çıktığı ilk gün Suriye’ye gidip olayların büyümemesi için görüşmeler yaptığında bize Esadçı diyenler, İran’cı diyenler bu olaylardan sonra biraz olsun haya edecekler mi? Biz ne Esadçıydık, ne de İrancıydık sadece bölgede masum insanların kanı akmasın, yaşananlar barış yolu ile çözülsün istedik.
İktidar 7 sene sonra bizim dediğimiz noktaya geldi.

Lakin sonuç ne;
-350 Bin insan hayatını kaybetti.
-56 Bin insan kayboldu, akıbetleri bilinmiyor.
– 22 Milyonluk ülke nüfusunun yarısı göç etmek zorunda kaldı. 5 Milyon insan Suriye dışına göç etti.
– Şam, Halep, Hama gibi İslam tarihinde ve insanlık tarihinde önemli yere sahip olan şehirler harap oldu.
-335 Milyar dolarlık maddi zarar meydana geldi.
Bunca şeyden sonra iktidar silahsız çözümden yana tavır alıyor bu durum ancak “Bad’ el Harab – ül Basra!” sözüyle açıklanır. Basra, Şam, Halep ne yazık ki harap oldu, iş işten geçti…

Ziya Paşa’nın dediği gibi; “Eyvah bu bâzîçede bizler yine yandık
Zîra ki ziyan ortada bilmem ne kazandık”…

Biz şartlar ne olursa olsun hem coğrafyamız, hem ülkemiz hem de bütün insanlık için ÇARE VAR diyoruz. Ve her zaman söylediğimiz gibi biz bütün uyarılarımızı bir kardeşlik vazifesi olarak yapıyoruz.

gazetelink

Gazetelinkleri ve Güncel Medya Haberleri

Sitemizi Sosyal Medyada takip etmek istermisiniz?

%d blogcu bunu beğendi: