Kemal DERİN: “Tarih sadece aptallar için tekerrürden ibarettir!” / Röportaj

Resmi Tarih Anlayışına Karşı “Büyük İsyan!”

Resmi tarih anlayışı ve Türkiye Cumhuriyeti’nin milliyetçi ve mezhepçi tutumu yalnız tarih kitaplarına değil, Türk Edebiyatı’na da yansımıştır. Edebiyatımıza da ‘devlet aklı’ ile yaklaşılır. Nice ‘gerçek kahraman’ bilinçli olarak adsız bırakılmış ve unutturulmaya çalışılmıştır. Mezhepçi yaklaşımın bir yansıması olarak yok sayılan ya da ‘devletine karşi asi ve ihanetçi’ gösterilen bu kahramanlar tarihin ve edebiyatın silik isimleridir. Asimile edilmeye çalışılan bir inancın kahramanlarını bugün yeni yeni tanıyor ve tarihle yüzleşiyoruz. Alevi inancının halk kahramanlarını gölgeden aydınlığa çıkaran bir isim, Kemal Derin…

 

 

Daha ilk romanı ile kalıcılığının sinyalini veren, sağlam bir üslup yaratan ve kolaycılığa kaçmaktansa zor olanı secerek bilinmeyenlerin ardından koşan yazarımız, art arda yazdığı eserlerle edebiyatımızda büyük bir boşluğu doldurdu. Aşkın Hünkarı Hacı Bektaş Veli’yi anlatan ‘Şahdiz’; Anadolu Devriminin Dede Sultanı Börklüce Mustafa’yı anlatan ‘Kalplerin Işığı Börklüce Mustafa’; Şah Kalender ile Pargalı İbrahim’in Dillere Destan Hesaplaşması ‘Büyük İsyan’ın yazarı…

 

Sayın Kemal Derin, öncelikle Gazetelink Medya Sitesi olarak röportaj teklifimizi kabul ettiğiniz için çok teşekkür ederiz.

–Ben teşekkür ederim.

 

Kemal Bey, sizin 1971 Karakoçan doğumlu olduğunuzu ve 1993’te İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirdiğinizi biliyoruz. Avukatlığın yanında azınlıklarla ilgili çalışmalar da yürütüyorsunuz. Bu sizinle ilgili edindiğimiz bilgiler fakat biz özellikle Kemal Bey’in bilinmeyen yönlerini merak ediyoruz. Kemal Derin kimdir, eserlerine başlarken nasıl hazırlanır, araştırma ve yazma sürecini nasıl yaşar?

–1993 Sivas kıyımıyla birlikte Alevi örgütlenmesi içinde yer aldım. Uzun süre farklı kademelerde yöneticilik yaptım. Yazmaya merak sarınca 2010 yılında bıraktım.
Yazma fikri üniversite yıllarından beri vardı, 2007 yılında yazmaya başladım.
Daha çok kıyıda köşede bırakılmış, unutulmaya yüz tutmuş tarihi ve inançsal önderlikleri yazmak istedim. Hacı Bektaş Veli’yi ayrı tutacak olursak, zira Hacı Bektaş Veli’nin Türkiye’de tanınırlığı yüksek, ancak diğerler roman karakterleri Börklüce Mustafa ile Şah Kalender yeterince tanınmıyor. Onların hikâyesini yeni kuşaklara ulaştırmak istedim.
Yazacağım kişiyi zihnimde kararlaştırdıktan sonra ona dair yazılmış ne varsa; kitap, makale, şiir, öykü, vb. tamamını okuyorum. Farklı görüşler varsa onları kendi akıl süzgecimden geçirip tarihi gerçeklikle bağdaşan ve halkın anlatageldiği geleneğe bağlı kalarak onu kurgu haline getiriyorum. Sonra da coğrafyayı geziyorum. Notlarımla, gördüklerimle, sohbet ettiğim yaşlılardan duyduğum yeni hikâyelerle dönüp yazıyorum.

 

Sayın Derin, sağlam bir üslupla yarattığınız eserleriniz büyük ilgi gördü. Özellikle Alevi camiası tarafından heyecanla karşılanan eserlerinizin edebiyatımızda büyük bir boşluğu kapattığı düşüncesindeyim. Tarih kitaplarında ‘isyankâr, devletine başkaldıran asi’ olarak yalnızca ismi anılan veya edebiyat kitaplarından inançları nedeniyle yüzeysel bahsi geçen isimleri siz alıp derinlemesine tanıttınız. Peki, bu konuda yazma fikri nasıl oluştu?

–Övgünüz için teşekkürler. Hünkâr Hacı Bektaş Veli’nin hikâyesi beni bu yolda yürümeye zorladı diyebilirim. Onunla ilgili çokça rivayet var. Hangisinin daha doğru olduğunu görebilmek için doğduğu Nişabur’dan başlayarak Hakk’a yürüdüğü Hacıbektaş ilçesine kadar uğradığı coğrafyanın büyük bir bölümünü gezdim. Sonunda Şahdiz romanını yazdım. Diğer romanlarda akabinde geldi.

 

 

Eserlerinizi yazarken tamamen efsanevi gerçeklerden mi yararlandınız yoksa kaynaklara da ulaşabildiniz mi? Aslına bakarsanız merak ettiğim konu, seçtiğiniz kahramanlarla ilgili kolayca ulaşılabilen kaynak yok. Siz bu açığı nasıl kapattınız?

–Halkın anlatageldiği efsaneleri hiçbir zaman göz ardı etmedim. Ancak bilinen yazılı kaynaklara da ulaştım. Onları didiklercesine inceledim. Çoğu karalama, hakaret içeren kitaplar olsa da ben onlardan ne almam gerektiğini biliyordum. Tarihi yaşanmışlığı, olayları, coğrafyayı, sosyal dokuyu, iktisadi yaşamı, vb. bilgileri onlardan, öyküleştirmeyi ise halk anlatımlarından aldım.

 

Şu ana kadar 3 romanınız yayımlandı. Tarihi romanlar yazıyorsunuz. Şahsi hayatınızda da azınlıklarla ilgili çalışmalar yaptığınızı biliyoruz. Bu çalışmalar mı yönlendirdi sizi bu eserleri yazmaya?

–Sanırım içinden geldiğim toplumsal doku, inanç ve bunların yansıması olan bilinçaltım.

 

Azınlık ve Anadolu’daki Alevilik konularında ne düşünüyorsunuz? Alevilerin bu topraklardaki tarihi nasıl başlar. Nasıl azınlık olma noktasına gelinmiştir? Bu konuda bize neler söyleyebilirsiniz?

–Barışçıl inançların kaderi bu olsa gerek. Yayılmacı olmayan inançlar maalesef zamanla azınlık haline gelmişler. Alevi inancı, Anadolu’nun kadim inançlarından biridir. Belki de en barışçıl inancıdır. Bugün her zamankinden daha fazla tehdit ve tehlike altındadır. Asimilasyon devlet eliyle bilinçli olarak sürdürülmektedir. Aleviler, inançlarının kıymetine varıp sahip çıkmadıkça bu inanç bu badireleri atlatamaz.

 

İkinci kitabınız ‘Kalplerin Işığı Börklüce Mustafa’ adında yayımlandı. Kitabın ana karakteri de Börklüce. Neden isyanın ana figürü Şeyh Bedreddin’i değil de Börklüce Mustafa’yı yazdınız?

–Bugüne kadar herkes Şeyh Bedreddin’i yazdı. Börklüce ve Torlak Kemal onun gölgesinde kaldı. Oysa hareketin temel taşıyıcıları Börklüce ile Torlak Kemal. Benim ki biraz da bu tavra bir tepkiydi. Bu romanla Börklüce Mustafa’nın Bedreddin’i hareketin asıl taşıyıcısı ve komünü kurup üç yıl yaşatan kişi olduğu gerçekliğini 600 yıl sonra teslim etmiş oldum. Umarım ben ya da bir başkası Torlak Kemal’in de romanını bir gün yazar.

 

Kitapta, Börklüce’yi yazarken Sakız Ada’sına gittiğinizi belirtiyorsunuz. Giderken ne bekliyordunuz ve neyle karşılaştınız?

–Börklüce Mustafa ayaklanmasında Sakız adası önemli bir yere sahip. Börklüce, uzunca bir süre Sakız’da kalmış Rumca öğrenmiş. Mancınık yapmayı ve kullanmayı da Sakız’da öğrenmiş. Giritli keşişin kaldığı Turloti manastırının yerini buldum, manastır yok ama yerinde bir kilise var. Börklüce’nin uğradığı yerlere ayak basmak benim için ilginçti.

 

Ülkenin mevcut durumu malum. Hukukçu kimliğinizi bir yana bırakırsak yazar olarak üzerinizde baskı hissettiniz mi?

–Herkes gibi bende bu ülkede yaşıyorum. Fiili baskı olmasa bile özgür olduğumu söyleyemem.


Son 2 kitabınız Osmanlı Dönemi isyan liderleri. Okuyucu bundan sonra Şah İsmail ve Yavuz beklentisi içine giriyor. Aklınızda böyle bir proje var mı?

–Şah İsmail’le ilgili hem Azeri edebiyatında hem de Türkiye’de romanlar var. Böyle bir düşüncem yok. Daha çok hiç yazılmamış ve gün yüzüne çıkarılmamış kişileri yazmayı seviyorum.
Pir Sultan Abdal kimliği hakkında da çeşitli rivayetler var. Onun ana kahraman olarak anlatıldığı bir eseriniz oldu mu?

–Büyük İsyan romanında Pir Sultan önemli bir karakter olarak yer alıyor. Bu romanla birlikte Pir Sultan’ın yaşamıyla ilgili birçok bilinmeyenin aydınlandığını düşünüyorum. Pir Sultan’ın, Şah Kalender ayaklanmasına katıldığını söyleyebiliriz.

 

 

Dünya okuma sıralamasında oldukça geri bir ülkeyiz. Siz edebiyat ya da tarih yazarları arasında kimleri okursunuz?

–Klasiklerin yanı sıra, Harold Lamb, Yaşar Kemal, Amin Maalouf, Umberto Eco. Tarih alanında daha çok yazdığım dönemle ilgili tarih kitaplarını okuyorum. Vakanüvislere varana kadar ne bulursam okuyorum. Özellikle seyahatnameler ilgimi çekmektedir.

 

“Tarih sadece aptallar için tekerrürden ibarettir”

Kemal Bey, bu son sorum, gündemimiz çok yoğun. Demokrasi, laiklik savaşı verilen günlerden geçiyoruz. Ayrıca ‘ötekiler’ adına ciddi güvenlik kaygısı yaşanıyor. Siyasetle ilgili hayli hırçın günlerin yaşandığı bir zamandayız. Tarihi bu kadar araştırmış biri olarak geçmişle bağlantı kuracak olsanız tarih tekerrürden ibaret diyebilir miyiz? Yoksa güzel şeylere dair umudunuz var mı?

–Tarih sadece aptallar için tekerrürden ibarettir. Bilinçli toplumlar için değil. Hayatlarını romanlaştırdığım halk önderlerinin mücadeleleri bizler için yeterince öğreticidir. Yeter ki onların inancından dersler ve sonuçlar çıkarabilelim. Umutsuzluk ölüm demek.
Sayın Kemal Derin, bize zaman ayırdığınız ve sorularımıza içtenlikle cevap verdiğiniz için çok teşekkür ederiz. Bizim için çok zevkli ve öğretici bir sohbet oldu. Son olarak okuyucularınıza söylemek istediğiniz bir şey var mı?

–Geçmişimizi bilmeden geleceğimizi kurgulayamayız. Geçmiş yeterince derslerle doludur. Onu bilince çıkararak geleceğimizi kurmalıyız. Pir Sultan, “Muhabbeti küfür sayan gelmesin” diye seslenir. Biz muhabbeti küfür sayanlardan değiliz. Bu hoş muhabbet için teşekkürler.

 

Röportaj / Gazetelink.com / 14 Şubat 2017 

Sitemizi Sosyal Medyada takip etmek istermisiniz?