KHK mağduru Kenan Güngördü ile söyleşi: Haklıyız, kazanacağız! / Tülay Yıldırım EDE

KHK mağduru Kenan Güngördü ile söyleşi: Haklıyız, kazanacağız! 

Geçtiğimiz günlerde KHK ile işten atılan ve tek başına Zeytinburnu Belediyesi önünde direnen, hakkını arayan Kenan Güngördü ile bir söyleşi yaptık. Güngördü; işten atılma sürecinden, direnişinden, işçi hakları ve ölümlerinden bahsetti. Kendisine teşekkür ederek sizleri söyleşimiz ile baş başa bırakıyorum…
***
-Önce sizinle işten çıkarılma sürecinden bahsedelim istiyorum.
-Bilindiği gibi kamudaki taşeron işçiler için kadro müjdesi verildi. Ancak sonrasında önümüze onlarca engel koydular. Önceki haklarımızdan feragat, HAK-İŞ’e üye olmak gibi. Benim çalıştığım iş yerinde 62 çalışanın 61’i bu sendikaya üye oldu. Olmayanların mimleneceği söyleniyordu zaten. Değerlerime aykırı, kendi değerleriyle örtüşen sarı bir sendikaya üye olmak bana yanlış geldi ve üye olmadım. Daha sonra emniyet müdürlüğünden aldıkları güvenlik arşivini gerekçe göstererek işten attılar (ki bu mahkeme belgelerinde de var). Bana olmadık iftiralar attılar, hedef gösterdiler.
***
-Hedef gösteren ve size karşı insanları kışkırtan Zeytinburnu Belediyesi değil mi?
-Evet. İki faşist saldırı oldu. Sonrasında gizli numaralardan arayarak “Adımlarına dikkat et, bundan sonra ensendeyiz” gibi tehditler geldi. Kim olduklarını açıkça bilmesem de aslen kim olduklarını biliyorum. Çeteler bunlar. Çete diyorum, çünkü kendinden eminsen neden gizli numaradan arıyorsun. Eğer ki gizli numaradan arayıp tehdit ediyorsan, demek ki sen bir suç örgütüsün. Korkmadığımı, ellerinden geleni yapmalarını, haklı olduğumu belirttim onlara. Daha sonra İHD’de bir basın açıklaması düzenledim. Basın açıklamasından sonra tehditler bitti ve ilginçtir, belediye önünde de hiçbir sıkıntı yaşamadım. Hatta emniyet müdürlüğü iki tane polis memurunu oraya verdi. Ben orada bulunduğum her dakika, her an onlar da oradalar.
***
-Siz mahkemeyi kazandınız. Ancak karar temyize gitti ve şu an adli tatil olduğu için bir şey yapılamıyor. Bu süreç sizin için ne şekilde ilerleyecek?
-İşçiler için 1 gün bile işsiz kalmak uzun bir süre. Adli tatili beklerken 1 buçuk ay daha işsiz bekleyeceğim. Karar vericiler, bizi işten atanlar sefa içinde yaşamlarını sürerken ben adli tatil bitene kadar yine işsiz olacağım. Mahkeme kararını belediyeye iade ettim, bir an önce işe başlatılmam için ve 15 gündür hiçbir haber yok. Avukatıma sorduğumda 30 günlük bir süreleri olduğunu söyledi. Bu önümüzdeki hafta mutlaka cevap almalıyım olumlu veya olumsuz, yoksa bayram haftası geliyor. Bayram haftasından sonra da eylüle kalacak. Benim için 30 günlük süre bitmiş olacak. Eğer bu 30 günlük süre içerisinde bana cevap vermezlerse, yeni bir dava açacağım.
***
-Sizle beraber kaç kişi işten atıldı ve atılanlar arasında sizin gibi direnen var mı?
İşten atılanlar arasında benim dışımda direnen yok. KHK ile toplam 11 kişi işten çıkarıldı. Ancak bu KHK listesinde eski hükümlüler de vardı ve eski hükümlüler işe geri alındı. İşe başladılar. Belediye başkanının ramazanda bir iftar yemeğinde açıkladığına göre, onun söylemiyle söylüyorum, 2 tane PKK’lı, 2 tane FETÖ’cü kaldık işe başlamayan.
***
-Belediye başkanının sizi hedef gösterdiği nokta, terörist olduğunuzu iddia etmesi yönünde mi?
-Evet bana PKK’lı diyor, bunu çok açık ifade ediyor ve işçilere de “PKK üyesi olduğu anlaşılan, tespit edilen kişi” olarak lanse ediyor beni. Elinde hiçbir kanıt yok. Buna rağmen kendisini temize çıkarmak adının suçlamada bulunuyor. Aslında yükselen tepkileri sona erdirmek, bastırmak için yapıyor bunu. Zeytinburnu’nda ciddi bir rahatsızlık var. Ülke genelinde de hakkımda oluşan bir kamuoyu var. O söyleminden sonra benim PKK’lı olmadığımı bilen çevremdeki birçok kişi öfkelendi. “Nasıl olur da elinde hiçbir ispat yokken senin gibi birine ve 21 yıldır kamuda hizmet veren bir insana böyle bir suçlama da bulunur” diye serzenişte bulundular. Birçok insana katkıda bulunmuşumdur. Hem sağlık sektörü alanında hem de Çocuk Esirgeme Kurumu ve Rehabilitasyon kurumunda, en sonunda da Zeytinburnu Belediyesi’nde. Tespit edilen muhtaç veya hasta insanlar noktasında çalışmalarım olmuştur. Bundan dolayıdır ki, benimle ilgili öyle bir algı oluşturulmasına rağmen halk bu iftiralara inanmıyor, inanılmaz öfkeleniyor. İşte bu öfkeyi bastırabilmek için “PKK’lıdır, örgütü üyesidir” diyerek belediye kendisini temize çıkartmaya çalışıyor. Mahkeme karar verdiğinde belediye uzatmaz diye düşünmüştüm, işe başlatılırım diye tahmin etmiştim. En azından “Mahkeme kararını uyguladık” şeklinde halka anlatabilirlerdi. Ancak kararı temyize yolladılar. Temyizin geri geleceğine inanıyorum ama bu hukuksuzluk ne kadar sürecek bilmiyorum. Bu süre içerisinde de ben işsizim. Bunun altını çiziyorum. Babam engelli ve hasta. Eyleme giderken her gün ilaçlarını hazırlayıp öyle çıkıyorum evden ya da akşamdan hazırlıyorum, öyle gidiyorum eyleme.
***
-Kurumların, STK’ların desteği nedir? Hangi kurumlar, kimler size destek veriyor ve halk size destek veriyor mu? Tek başınıza eylem yapıyorsunuz. Tek başınıza hakkınızı arıyorsunuz. Destek ne yönde?
-Ben eyleme başlar başlamaz aslında emek örgütleri geldi gitti. KESK, DİSK, Mimarlar Odası, Tabipler Odası ziyaret etti ama kitlesel gelmediler. Temsili anlamda geldiler. Temsili anlamda gelmeleri de önemlidir. Ancak kitlesel anlamında yetersiz kaldılar bu noktada. Biliyorsunuz ki binlerce KESK’li işsiz var. Dolayısıyla KESK konfederasyon olarak ve sendikal anlamda büyük baskı altında. Bunun farkındayım. Ben tek başıma büyük çaba harcadım ama birlikte daha güçlü eylemlerde bulunabilirdik kitlesel anlamda. İlle de Zeytinburnu Belediyesi’nin önünde olması gerekmiyordu. Valilik önünde, Taksim’de vs. daha kitlesel eylemsellik olabilirdi. Çok ses çıkardım. Ancak görüyoruz ki üç beş kişi Bakırköy’de, üç beş kişi Taksim’de, üç beş kişi Kadıköy’de vs. eylem yapıyor. KHK’lılardan ses çıkıyor ama binlerce kişinin katılacağı eylemler daha çok ses çıkarır diye bunun çağrısını hep yapmama rağmen maalesef bir kişi olmamdan dolayı cevap bulmuyorum. Ama buna rağmen ben aralıksız, hiç soluk almadan haftada mutlaka 2-3 eylem düzenleyerek aslında unutulmamayı sağlıyorum.
***
-Genelde Zeytinburnu Belediyesinin önünde mi eylem yapıyorsunuz?
-Evet genelde orada yapıyorum. Bazen de farklı mekanlara taşıyorum eylemi. Mesela Flormar işçileri için dayanışmada bulundum. Hem onların hem kendimin hem diğer işçilerin adına. 11 Ağustos’ta Flormar işçileri için oturma eylemi yaptım Galatasaray Meydanı’da.
***
-Evet, eyleminiz oldukça ses getirdi ve Flormar işçileri de destekte bulundular size.
-Evet. Biliyorsunuz işçiler genel olarak bu ülkede köleleştiriliyor. Hem hakları gasp ediliyor hem iş kazaları oluyor. Ki eylemde bunu gündeme getirdim. Pasif kalan emek örgütlerinin ve muhalefetin aslında görevini devraldım. Her gün 6 işçinin iş kazası sonucu ölüyor olmasından ötürü rahatsız oldum. Her gün takip ediyorum ve bir yerde çok düşük ücretlerle engellenebilir önlemlerle ölümlerin önüne geçilebilecekken işçiler adeta köle olarak çalıştırılıyor ve önlem alınmıyor. Çalışırken de ölümleri de haber bile olmuyor. Resmi kayda girenler 6 işçi. Bir de kayda girmeyen bir sürü işçi var. Oysa biliyoruz ki onlarca işçi her gün ölüyor. Bunun haberi bile yok. Haberi yapılmıyor ya da gizleniyor. Flormar işçileri 89 gündür direnişteler. Arkadaşlarımız en meşru, en demokratik haklarını kullanarak sendikalı oldukları için 89 gündür kapı önündeler. Flormar’da sendikalı olmak istedikleri için kapı önündeler. Ne siyasi iktidardan ne de muhalefetten ses yok. 89 gün, 3 ay demek. Bu insanlar üç aydır işsiz ve evlerine ekmek götüremiyorlar. Ben siyasi iktidardan destek beklemiyorum ama muhalefetten beklerim. Eylemimde buna dikkat çekmek istedim. Hem Flormar’a hem iş cinayetlerine dikkat çektim. Bunlar sadece ikisi. Daha onlarca eylem var. Haksızlığa uğramış insanlar için eylemler sürüyor
***
-OHAL ile beraber KHK ile birlikte birçok insan işsiz kaldı. Yalnız dikkatimi çeken şöyle bir şey var. Aslında OHAL’den önce de iş kazaları çok fazla oluyordu, insanlar işten çıkarılıyordu. Ancak insanlar bu kadar eylem yapmıyorlardı, haklarını aramıyorlardı. OHAL ile beraber daha çok haklarını aramaya başladılar. Bunun sebebi nedir?
-OHAL aslında baskı unsuruydu. Ben atıldığımda 11 işçiye “Gelin birlikte oturma eylemi düzenleyelim” dedim. En azından haklarımızı arayalım diye çağrı yaptığımda cevapları şu oldu: “OHAL var, alınıp tutuklanırız”. İnsanlarda korku var. O korkudan ötürü sokağa çıkamayan sadece ben 100-150 işçi biliyorum. İletişime geçtiğim KHK ile işinden atılmış insanlar bunlar ve haklarını aramaya cesaret edemiyorlar. Çünkü OHAL’den korkuyorlar. Çok iyi biliyoruz ki OHAL antidemokratik bir uygulamadır ve bu antidemokratik uygulamadan faydalanan sermaye, binlerce işçiyi işinden etti. Muhalif kesimlere yönelik cadı avı başlatıldı. Binlerde insan işinden, ekmeğinden edildi haksız yere. Bunun tek sebebi, OHAL’den sonra çıkarılan yasalardır. Yasalar, OHAL’i aratır durumda. İnsanlar kendileri üzerinde bir siyasi baskı hissediyorlar. kendilerini emniyette/güvende hissetmiyorlar. Çıkıp demokratik bir hakkı talep ederlerse tutuklanacaklarını zannediyorlar ya da saldırıya uğrayacaklarını düşünüyorlar ama bunu göze almak gerek. Evet risk var ama yine de riske rağmen direnmek gerek. Ben işimden atıldım ve faşist saldırılara uğradım. Başıma 2 tane polis verildi. İki polis her gün orada izliyor beni. Takip ediyor. Kimler geliyor, kimler gidiyor inceliyorlar ve kayıt tutuyorlar. O da aslında başka bir baskı unsuru.
***
-Aslında koruma değil, başka amaçla verilmiş polisler değil mi?
-Aynen öyle. Ziyarete gelen herkesin fotoğrafını çekiyorlar ve bilemediğim yerlere atıyorlar. Bilemiyoruz artık, emniyet müdürlüğüne mi, Zeytinburnu Belediyesi’ne mi yolluyorlar bilemiyoruz. Ben her sabah oraya gittiğimde “geldi, oturuyor” diyerek fotoğrafımı çekiyorlar ve böyle bir uygulamayla yukarıya atılıyorlar ama korkmuyorum ve kazanacağıma da eminim. Çünkü kararlıyım. Bu kararlılığımı haklılığımdan alıyorum. Hep bir şeyi açıklarım, şunu söylerim: “İnsan bilir; suçu var mı, yok mu; şunu yapmış mı, bunu yapmış mı? Geçmişte veya bu süreçte hayatı boyunca suç olabilecek bir şey yaptı mı, yaptıysa biliyordur mutlaka.” Ben çok iyi biliyorum ki sendikal faaliyetlerin dışında bir suç işlemedim. Tabi sendikal faaliyetler bir suçsa. Ne yaptım; taşeronu kaldırmaları istedim, taşeron cumhuriyetine son vermelerini istedim. Bunun için evet sendikanın eylemlerine/eylem çağrılarına cevap oldum, eylemlerine gittim ama bunun suç olduğunu düşünmüyorum. İşçiler daha rahat, daha emniyette çalışsınlar, daha güvende ve insani koşullarda çalışabilsinler diye alanlarda oldum. Eğer bu suçsa evet suç işledim ama kalkıp bana PKK’lı terörist demelerine de izin vermem. Çünkü ben illegal ya da yasa dışı hiçbir eyleme katılmamışdır. Onların söylemi üzerine bunları söylüyorum. Kendimi de savunmuyorum. Kendimi temize çıkarma gibi bir sorunum yok. Zaten mahkeme kararıyla bu bir kez daha anlaşılmıştır. Mahkemeye sundukları güvenlik arşiv soruşturmasında hiçbir şey yok. Sadece kanaatlerini bindirmişler. Çünkü Kürt olunca PKK’lısınız, Alevi iseniz DHKPC’li, biraz muhafazakar iseniz Fetöcüsünüz. Sadece muhalif ve Kürt olmamdan dolayı bu suçlamalarla karşı karşıyayım ve mahkeme kararıyla da benim aslında PKK’lı olmadığım veya herhangi bir örgüte üye olmadığım ispatlanmıştır. İşime son verdiler ve ben de buna sessiz kalmadım, kalmayacağım.
***
-Genelde KHK ile işten çıkarılan işçilerin şöyle problemleri var .Yıllarca omuz omuza birlikte çalıştığı arkadaşları onlara destek vermiyorlar. Sizde de aynı şey söz konusu oldu mu?
-Taşeron işçi idim ben. Taşerondan kadroya geçerken işten atıldım. Bütün prosedürleri yerine getirip bir gün kadrolu kaldıktan sonra gelen arşiv soruşturması kapsamında işten atıldım. Zeytinburnu Belediyesi ve emniyet tahmin ediyorum ki şöyle düşündü:
“Çok kısa bir süre sonra gidecek. Çok da fazla oturamaz. En fazla üç-beş gün-bir hafta, bilemedin 10 gün dayanır”.
16. günde büyük bir kitlesel basın açıklaması düzenledim. Orada, o basın açıklamasından sonra benim ne kadar kararlı olduğum anlaşılmış ki inanılmaz bir emniyet önlemi alındı. Adeta beni kuşattılar. Belediye Başkanı talimatıyla başkan yardımcılarından tutum birim amirlerine, birim amirlerinden tutum temizlik işçisi “Ona selam verilmeyecek, su dahil verilmeyecek, onunla görülen kişiler işten çıkarılacaklar” diye çok ciddi uyarılar, baskılar yapıldı. Belediyeye ait tüm makamlar üzerime çevrildi. Benden inanılmaz rahatsızlar, huzursuzlar. Bu huzursuzluklarını arttıracağım. Huzursuzluklarına huzursuzluk katacağım. Zaten kabusları oldum. Buradan çağrım, bir an önce geri adım atmaları yönünde. Geri adım atsınlar, bu hukuksuzluğa/adaletsizliğe son versinler. Yoksa mahkeme kararı benim elimi daha da güçlendirerek benim yapacağım tüm eylemleri meşru kılacaktır. Yapacağım bütün eylemler meşrudur. Dolayısıyla her an belediyenin karşısındaki AVM’nin çatısında, her an bir metrobüsün geçidinde, her an Taksim’de, her an başka bir yerde bu hukuksuzluğu ifşa edeceğim ve hakkımı işe başlayana kadar arayacağım. Bu konuda çok kararlı olduğumun bilinmesini istiyorum.
***
-Son olarak neler söylemek istersiniz?
-Birlik olmadan yapacağımız her mücadele biraz eksik kalacaktır. Bu çağrım herkese yöneliktir. İşinden atılan tüm işçilere yönelik. Biraz önce de bahsettiğim gibi, gerek Flormar işçilerinin gerekse diğer işçilerin can güvenliği yok, hakları sürekli gasp ediliyor. Her gün işçiler ölüyor. Belki bugün ben, belki yarın siz, bir başka gün başka arkadaşımız ölecek ya da işsiz kalacak. Utanmadan ülkenin içinde bulunduğu kaostaki krizin faturasını işçilere ödetmeye çalışıyorlar. Diyorum ki işçilere, bunun faturasını ödemeyi bırakın. Faturaları sermaye patronları, lüks içinde yaşayanlar ödesin. Zaten biz kıt kanaat hayata tutunmaya çalışıyoruz, geçinmeye çabalıyoruz. Dolayısıyla sokağa çıkarak, meydanlara çıkarak biz bu krizin faturasını ödetmeyi bilmeliyiz. Çok açık söylüyorum, çok kısa bir süre sonra belki de milyonları bulan işten çıkarmalar başlayabilir. Şu an işinde kendini güvende hisseden işçi arkadaşlar; güvende olmadıklarını, her an kapı dışarı edilebileceklerini bilmeliler ve sokağa çıktıklarında işten atılmayacaklarını, işten atılmaları engelleyeceklerini idrak etmeliler. Bakın ben işten atıldıktan sonra 15. günde belediye işçileri mesaj attılar. “Eğer sen orada oturmasaydın daha bir sürü işçi atılacaktı ve sen bu atılmaların önünü kestin” dediler. Evet, ben oraya çıkıp oturdum ve basın açıklamaları yaptım. Bunları anlattım ama benim oraya çıkmam belki onlarca arkadaşımın işten atılmasına engel oldu. Dolayısıyla birleşerek daha güçlü oluruz ve en azından geleceği daha sağlam bir hale getirebiliriz. Yoksa emin olun kimsenin güvende olduğuna inanmıyorum. Bunu içtenlikle söylüyorum. İşten atıldığım için söylemiyorum. Ben şu an daha objektif görüyorum, izliyorum ve krizin faturasını ödemeyeceğimi söylüyorum. “Ekmeğim, işim onurumdur” diyorsak yapacak tek şey sokağa çıkmak, hakkımızı aramaktır.
***
-Çok teşekkür ederim.
Ben de çok teşekkür ederim.
Tülay Yıldırım EDE

Sitemizi Sosyal Medyada takip etmek istermisiniz?