Kılıçdaroğlu: “Sen FETÖ’ye, PKK’ye, YPG’ye, IŞİD’e, PYD’ye, El Nusra’ya yardım yataklık yaptın’ diyorum tık yok. Versene mahkemeye”

Kılıçdaroğlu: “Sen FETÖ’ye, PKK’ye, YPG’ye, IŞİD’e, PYD’ye, El Nusra’ya yardım yataklık yaptın’ diyorum tık yok. Versene mahkemeye”

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçaroğlu, partisinin grup toplantısında Cumhurbaşkanı Erdoğan’a seslenerek “Sen FETÖ’ye, PKK’ye, YPG’ye, IŞİD’e, PYD’ye, El Nusra’ya yardım yataklık yaptın’ diyorum tık yok. Versene mahkemeye” diye konuştu.

Kılıçdaroğlu’nun açıklamaları şöyle:

Kurultayımızn ardından ilk grup toplantısını yapıyoruz. Güzel bir kurultay gerçekleştirdik. Her kurultay sonrası eleştiriler, övgüler yapılır. Bizlere düşen de bütün yorumları izlemek, eleştirileri dikkate almaktır. Anayasanın askıya alındığı, yargı kararlarının uygulanmadığı, demokrasinin askıya alındığı bir dönemde CHP kurultayı Türkiye’ye nefes aldırmıştır. Biz demokrasi şölenimizi gerçekleştirdik. Biz en küçük ilçeden seçimle gelmiş olanlarla birlikte tarihi yazdık.

“Türkiye’nin 4 temel sorunu güncelliğini koruyor”

PM’ye bu kadar başvuru olur mu, diyorlar, bu güzel bir şey. Ben de söz sahibi olmak isitiyorum, diyorsa sorun yok. CHP’yi yönetenler atamayla değil seçimle iş başına gelirler. Herkes bunu bilsin. CHP’yi başka partilerle karşıtırmamak gerekir. 60 PM üyesinin 8’i BYKP’den seçildi. Yüzde 10 cinsiyet, yüzde 10 gençlik kotamız var. 1 arkadaşımız da yurt dışı temsilcisiydi.

Deniz Baykal aramızda yok, şifa diliyoruz. İlk kez delege arkadaşlarımızla oy birliğiyle onur üyemizi belirledik. Enis Berberoğlu onur üyemiz oldu. 36. kurultayda Türkiye’nin 5 temel sorununu dile getirdik. Birisi 2002’de gündemden düşmüştü yeniden gündem. 4 temel sorun güncelliğini koruyor.

Bu sorunların ısrarla gündemde tutulması gerekiyor. Birisi dış politika. Türkiye cumhuriyet tarihinde ilk kez yalnızlaştı. Orta Doğu bataklığına saplanan, sözünün ağırlığı olmayan bir Türkiye var. Dış politikadaki tüm olumsuzluklar iç politikaya yansıyor. Egemen güçlerin söylemine göre dış politika oluşturan bir hükümet var. Bu cumhuriyet tarihimize ihanettir. Cumhuriyeti egemenlerin isteğine göre kurmadık. Asıl olan Türkiye’nin çıkarlarıdır. Bu çıkarlara uygun oluşturulan her politikaya koşulsuz destek oluruz.

“Türkiye, Suriye’nin toprak bütünlüğünü sağlamak istiyorsa Esad’la görüşmek zorunda”

Kurultayda bir gıda zehirlenmesi yaşandı. Hastaneye gittim ziyarete. Bir genç geldi, Recep Tayyip Erdoğan’ın hayranıyım ben, dedi. ‘Size bir şey söylemek istiyorum, bizim askerlerimiz Afrin’de şehit oluyor, Suriyeliler niye gitmiyor ülkeleri için savaşmıyorlar? Sen niye bunu dillendirmiyorsun. Biz burada ikinci sınıf vatandaşız, Suriyeliler birinci sınıf oldu’ dedi. Biz söyledik, ama senin hayran olduğun Erdoğan’ın bize söylemediği kalmadı, dedim. Türkiye, Suriye’nin toprak bütünlüğünü sağlamak istiyorsa Esad’la görüşmek zorunda. Dün Irak Merkezi Yönetimi için de aynı lafları ediyordun, gittin önünde diz çöktün. Şİmdi de önünde diz çökmeden söylüyoruz, arkadaşlarını görevlendir, temasa geçsinler.

“Aklı başında kimse eğitim sisteminden memnun değil”

İflas eden bir eğitim politikası var. Her 100 aileden 80’i çocuğunun yurt dışında okumasını istiyor. İflas eden eğitim sistemi çocuğuma gelecek hazırlayamaz, diyor. Kendi çocuklarını denek olarak kullanan bir ülke haline geldik. Türkiye böyle devam ederse Türkiye bilgi çağını kaçırmış olur. İnsanoğlu tekerleği 3 milyon yılda keşfediyor, şu anda her saniyede bir buluş var. Eğitimi yeniden organize etmez, çocuğun sorgulama yeteneğini güçlendirmezseniz treni kaçırırısınız. Biz katma değeri ürünleri biz üretmeliyiz. Öğretmen, öğrenci, aile memnun değil. Kim memnun. Bir Allah’ın kulu çıksın desin ki şu nedenden eğitim sisteminden memnunum. Aklı başında kimse memnun değil.

“Bir hükümet düşünün yeni işsizler ordusu yaratıyor”

Ekonomi ciddi sorunlar yaşıyor. 2002’de Ecevit hükümeti ekonnomiyi rayına oturtmak için çok ağır bedeller ödedi. Vatandaşın beklentilerine, Türkiye’nin çıkarlarına uygun ekonomi politikaları üretsin diye BDDK ve birçok kurum kuruldu. İnsanlar işsizliklerini kendilerini yakarak duyurmaya çalışıyor. Bir hükümet düşünün yeni işsizler ordusu yaratıyor. Bir bulaşıcı hastalık gibi bu yayılarak devam etmeye başladı. 12 Ocak’ta birisi TBMM önünde kendisini yakmaya çalıştı. 16 Ocak’ta 8 aydır maaşı ödenmeyen işçi İŞKUR önünde soyundu. 29 Ocak’ta iş bulamayan işçi Balıkesir’de kendisini yaktı. 3 Şubat 2018’de birisi ‘açım’ diye bağırarak Erdoğan’ın posterini indirdi. ‘Bakın Atatürk’ün posterini indiriyor muyum, ben Atatürk hayranıyım’ dedi. Biz de ona hayranız. 4 Şuba’ta birisi Sİvas’ta kendisini yakmaya kalktı. Bir kişinin kendisini yakması gazetelerde, TV’lerde haber bile olmuyor. İşsizlik nedeniyle bir kişi kendisini yakıyorsa bu dünyanın her yerinde haberdir. Baskı var. Bunu dile getirdiğimizde de eleştiriyorlar. Onların istediği diktatörün söylediği haberler. Bu medyayı da da günü gelecek batıdaki gibi özgür, bağımsız haber yapan medyaya dönüştürmek zorundayız. İşsizlik bütün kötülüklerin anasıdır. Çok düşük ücretlerl çalışan milyonlar var. Asgari ücretliler de unutmasınlar, bir miktar artış olduysa CHP söylemleriyle oldu. Reis tefecilerin reisi. Milyarlarca dolar faizi bunlara ödüyor. İşçiye, emekliye gelince para yok, tefeciye gelince milyar dolarlar.

“Binali Bey’in söyledikleri de hikaye. Bir kişi karar veriyor, hepsi uyguluyor”

Demokraside de ciddi kayıplarımız var. Demokrasinin olmadığını hepimiz farkediyoruz. Yüzde 49,5 oy almış bir başbakanı görevden aldılar. Belediye başkanını şantajla istifa ettiriyorlar. Barış bildirisi imzaladı diye hocaları kapının önüne koydular, sivil ölüme mahkum ettiler. AYM kararları bile uygulanmıyor. AYM üyeleri niye orda duruyor merak ediyorum. Halkın mahkemesiysen o kararı uygulatırsın ya da istifa edersin. Türk milleti adına karar veriyor. Alttaki adam da sen de kim oluyorsun, bir kişiye itaat ederim, o da reis, diyor. AYM ağzında fermuar, sesini bile çıkaramıyor. AİHM’ye bile gidemiyor, kararları anlatamayacak diye. İflas eden bir yargı düzeniyle karşı karşıyayız. Parti devletinden hanedan devletine dönüştü. Binali beyin söyledikleri de hikaye. Bir kişi karar veriyor, hepsi uyguluyor.

“TTB, 1985’te de sert bir bildiri yayınladı. Haklarında soruşturma açıldı, tamamı sıkıyönetim mahkemelerinde beraat etti”

TTB üyeleri serbest bırakıldı. Bir bildiri hazırlamışlardı. Sabaha karşı baskın düzenlendi. 12 Eylül döneminde 517 idam kararı verilir. 50’si infaz edilir. TBB, 7 Ekim 1985’te toplanıp idama karşı bildiri yayınlar. TBB bu bildiriyi yayınladı, dönemin cumhurbaşkanına, başbakanına, TBMM üyelerine gönderdi. Arkasından 1985’te savcı soruşturma açtı, üyeler gözaltına alındılar. Nusret Işık, ‘Biz değil bir insanın, harpte de insanın yaşaması için uğraşırız, niye dava açtınız bunu anlamadım’ diyor. 85’te sıkıyönetim mahkemelerinde tamamı beraat etti. Bugünkü bildiri o kadar sert bile değil. İdamın kaldırılmasını istiyoruz, dediler. Ecevit geldi idamı kaldırdı. İdam olsaydı Ergenekon, Balyoz davalarında yargılanan pek çok paşa, general, öğrenci asılmıştı. Bu tabloyu hiçbir vatandaşın unutmaması gerekiyor.

“Toplum aşırı kutupaşmış durumda”

Bilgi Üniversitesi bir araştırma yapmış, toplum aşırı kutupaşmış durumda. Biz huzur vaat etmeliyiz. Araştırma sonuçları bırakın yan yana gelmeyi, farklı düşüncedeki insanların çocuklarının bile yan yana gelmesinin engellendiğini gösteriyor.

“Bütün CHP’lilerin yanımda olmasını, ortak ses çıkarmasını istiyorum. Ayrışma lüksümüz yok”

Kurultayı yaptık. Bana yüklediği ağır sorumluluk var, bilincindeyim. Kendi aramızda tartışacağız, ama beş temel sorunu çözme konusunda ülkesini düşünen her vatandaşın sorumluluğu var. Bu zor sorumluluğu yerine getirmek için ne gerekiyorsa yapacağım. Bunu yaparken bütün CHP’lilerin yanımda olmasını, ortak ses çıkarmasını istiyorum. Ayrışma lüksümüz yok. Bir dikta yönetimine karşı mücadele ediyoruz. Her türlü baskı gelecektir. Diktatörlerle mücadele etmek kolay değil ama biz bunu yapacağız, Kuvayı Milliyeciyiz çünkü.

“Erdoğan’a: Sen IŞİD’e kol kanat gererken silah gönderme dedik. Hala El Nusra’ya terör örgütü diyemiyorsun”

Kısır tartışmalara girmeyi doğru bulmam ama Erdoğan bir türlü dilini kontrol edemiyor. Bitlis’te konuşmuş. Ey Bay Kemal, demiş. Buyur Recep Bey. ‘YPG, PYD, PKK terör örgütü mü açıkla’ diyor. Ben Anadolu’nun yiğidiyim açıklayacağım. Bir daha söyleyeyim bunlar terör örgütüdür. Şimdi ben sana soracağım, yiğitsen karşıma çıkarsın Recep Bey. Lafla peynir gemisi yürümez. Sen reissin, cumhurbaşkanlığı koltuğunu işgal etmişsin, diktatörsün ama garip Kemal’in karşısına çıkmaya cesaret edemiyorsun, niçin? Benim tankım, tüfeğim, ordum, polisim, valim, kaymakamım yok Allah’ım var. Çıkacaksın karşıma. Yalan cumhurbaşkanlığı koltuğunu işgal eden, parti genel başkanı olan bir adama yakışmaz. Sen IŞİD’e kol kanat gererken silah gönderme dedik. Sen hala El Nusra’ya terör örgütü diyemiyorsun. PYD ile ilgili ilk karar Mardin Ağır Ceza Mahkemesi’nde çıkıyor 2014’te. PYD terör örgütü diyor. Yargıtay 16. Ceza Dairesi de 21.05.2015’te PYD, YPG, PKK terör örgütü diyor. Bu karardan sonra bunlar PYD’nin başkanı Salih Müslim’i Ankara’ya davet ediyor, ayağına kırmızı halı seriyor. Gözlerinden öptüğüm Recep sana soruyorum; Sen mahkeme kararına rağmen hangi vatansever duygularla PYD Başkanını Ankara’ya davet ettin. Yiğitsen açıkla. Şerefliysen açıkla. Tık çıkmaz.

“Sen FETÖ’ye, PKK’ye, YPG’ye, IŞİD’e, PYD’ye, El Nusra’ya yardım yataklık yaptın’ diyorum tık yok. Versene mahkemeye”

Amerika’nın PYD’ye desteği sorusu 2016’da bana sorulduğunda ‘Kim PKK’ye destek veriyorsa onu teröre destek veriyor görürüz’ dedim.

Ey Amerika diye bağıran cumhurbaşkanına, ‘Ey Recep Tayyip Erdoğan PYD liderini davet ettin, terör örgütü olduğunu bilmiyor muydun? Yargının önüne çıkarman gerekmiyor mu? AKP’nin yöneticileri terör örgütüne açıkça yardım ve yataklık yapmışlardır. Bütün cumhuriyet savcılarını göreve davet ediyorum’ dedim. Erdoğan her ağzını açtığında hakaret eder. ‘Sen FETÖ’ye, PKK’ye, YPG’ye, IŞİD’e, PYD’ye, El Nusra’ya yardım yataklık yaptın’ diyorum tık yok. Versene mahkemeye.

Mahmut Tanal’a söylüyorum, salı günü dilekçeyi ver. Belgelerini de göndeririz. Bakalım ne diyecek? Sosyalist Enternasyonel’de YPG ile ilgili verdiğimiz mücadeleden bile haberleri yok. Dışişleri Bakanlığına açıp sormuyorlar. Bizi kendileri gibi sanıyorlar. Biz vatanseveriz, onlar vatansever değiller. Onlar kendi çıkarlarını savunur.

“Senin yerliliğin de milliiğin de batsın”

Bir soru daha sormuştum. Man Adası’na kurulan şirkete 15 milyon dolar mal satmış. Bu şirket hangi şirket? Tık yok. Kendisini yakan işçiler varken, bu beyler Man Adasın’da şirket kuruyor, vergi vermemek için. Senin yerliliğin de milliiğin de batsın.

Gözlerinden öptüğüm Recep namus ve şeref kavramı ne anlama geliyor senin için. Tarafsız davranacağına dair bütün vekillerin önünde yemin ettin. Etmedim desen kendi vekillerin de şahit. Bu namus ve şerefi nerede bıraktın? Ey bay Recep sorularıma yiğitsen cevap ver.

İstanbul Gerçeği-Vijne Haber Ajansı

gazetelink

Gazetelinkleri ve Güncel Medya Haberleri

Sitemizi Sosyal Medyada takip etmek istermisiniz?

%d blogcu bunu beğendi: