Kimler geldi, kimler geçti / Öykü ARICA - Gazeteler, Haber Manşet, Gündem
Son Dakika Haberler

Kimler geldi, kimler geçti / Öykü ARICA

Kimler geldi, kimler geçti / Öykü ARICA
Yorum Yap

Kimler geldi, kimler geçti

Sanatın ne için olduğuna dair birbirinden apayrı iki önerme çatışmasını sürdürüyor. Tabii artık bu çatışma sözde entelektüel; özde avel ihtiyarların çilingir sofrasında elzem meze olarak servis ediliyor. Kaşık kaşık tüketilir, tükenince yerine aynı meze yine getirilir, yanındakinin de ağzına ekmekle tıkanır, tadası olmayan da kesinlikle buna zorlanır.
Sözgelimi elzem meze kimimize kabak tadı verdi; biz artık mezenin ana malzemesini sorgulamak, onu tartışmak, onu tanımlamak isteriz!

Sofralara teşrif etmeyen, mezelere değmeyen ve dahi etliye sütlüye karışmayan; yine de karnı hep tok, gözü de daima aç bir yumuşak ünlüler grubu var. Bunlar sanatçının her kisveye bürünebilen ve her konuyu işleyebilen esnek yapısını kendi kitaplarına uyduran, onların dediğine göre “apolitik”; görüneni tanımlamakta zorluk çekmeyen için ise duruşsuz, şekilsiz, kimliksiz olanlardır. Bu yumuşak ünlülerin arasından etliye sütlüye karışmamasına karşın suyu bulandırmadan edemeyeni fazlasıyla çıkar; duruşu dik, omurgası sert sanatçılara tahammülleri olmaz. Bunlar ki sindiremedikleri sanatçıya ilk okazyonda çatallarla hücum edip tarihe kerpiçten harflerle geçmişlerdir… Altı, üstü beş kuruş etmez televizyon programlarında ezberledikleri repliklerle yermişlerdir onları… Daha az yürek yemiş olanı, halkın yarınsız cahilini ayan beyan kışkırtıp sanatçıyı meydan ortasında bıçaklamasına çok dolaylı olarak yol açmıştır… Yazıktır ki yaşandı bunlar! Onlara sorsanız, elbette sanatçılardır: oyuncudur, türkücüdür, yazmıştır, çizecektir; eser sahibidir, üretmektedir… Yalnız, o lokma her civcivin boğazından geçmez!

SESSİZ, DİLSİZ, HAREKETSİZ SİNEMA! SAHTE PERFORMANS! ÖZSÜZ SÖZLER!

Türk halkı dramı kalpten sever, suyunu gözünden içer, karnını dil yarasıyla doyurur. Bu durum bir yerde yadırganamaz da… Neticede bu halkın yaşamı her boyutta ayrı dramatik. Kendisine sunulan bir ömürlük arabesktir; kabuğunun dışına çıkmadığı takdirde dramı izlemeye, onu dinlemeye, hatta ona gülmeye devam eder! “Tragedya” demedim; sadece ve sadece ağlanacak hale gülmeyi de mecburen öğrenmiştir, dedim… Peki, memleketin en hassas unsurlarıyla performansını süsleyen, hatta performansının bütününe yayıp havyarlı ekmeğini buradan yiyen komedyen “ünlü”, nasıl apolitik olduğunu ifade edebilir? Ediyor işte! Müthiş bir kibirle ve toptan bir reddedişle hem de… Ülkenin şehir isimlerini muhakkak kullanıp isyan, gözyaşı ve sancı içeren sözler serip titreyerek şakıyan ünlü, şehirlerin tüm yapısını bozan rejimle nasıl el sıkışabilir? Böbrek mafyasına bulaşmış saf emekçinin dramını işleyen ünlü, “resmi mafyalarla” nasıl olur da aynı iftar sofrasında oturur? Kadın seks işçilerinin yaşam koşullarını beyaz perdeye aktaran bir filmde yer alan diğer ünlü, samimi ve sempatik polisi canlandıran ünlü, mevzu kadrajın dışına taşınca nasıl suskunlaşır? “Neden”i belli; bize “nasıl”ı lazım, çünkü biz bu arsızlığı irdelemek niyetindeyiz!

80 MİLYONUN ÖNÜNDE!

Sus pus vaziyetiyle irrite edenin yanı sıra, bir de gürültü ederek kulağa, göze batan bir ünlü takımı var. “Yalama Sanatı”ndan başka hiçbir dalı icra edemeyen bu takım için devir çoktandır değişti: kısa metrajlı hayatlarını bir baltaya sap olmuş şekilde geçirebilmek için ortaya emek ve yetenek koymaksızın yapımcıyla, kanal sahipleriyle çok yakın ilişkiler kurmak artık yetersiz; öpüverecekler hükümetin elini! Sürdürdükleri güya sanatla ne sanatın kendisine ne topluma tek bir katkıda bulunmuş bu dikey sürüngen sürüsü, kıskaçladıkları her fırsatta dile getirdikleri “80 milyonun önünde” renkten renge geçmekten imtina etmez. Gerçekten milyonların baskılanan ve bastırılan sesi olabilecekleri umurlarında değildir, “son yolculuğa uğurlanırken” nasıl bilindikleri, geride bıraktıkları insanların, mevta yakınlarıyla ilgili ne gibi hakaretlerle sınanacakları da öyle… “Ölmüşün ardından konuşulmaz” deyip sıyrılmaya çalışacak eşi, çocuğu, kardeşi… Şan, şöhret, para durağına giderken eldeki onurdan, beldeki omurdan olmuşlardır; fakat dert midir? O film çekilecek ve oynanacak o dizide… Ayrıca o abuk şarkı tüm müzik kanallarında dönecek, dönmeli! Sonra, o TV programı yapılacak… Jüri koltuğunda muhakkak popo yayılacak… Rengi, şekli, işlevi belli olmayan bir sap da olsa, bir baltaya kaynanacak!

Öykü ARICA

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

%d blogcu bunu beğendi: