Kriz, sol yükselişe dönüştürülebilir / Mahmut ÜSTÜN

Kriz, sol yükselişe dönüştürülebilir

Ülke kriz koşullarına gireli beri sol entelektüel camiada açık ya da örtülü bir karamsarlık havası oluştu. Oysa kriz en çok iktidarları ve yöneten sınıfları korkutmalı, karamsarlığa itmelidir. Ne var ki sol cenahtan yapılan değerlendirmelere baktığımızda, kriz ile ilgili bazı doğru ve/fakat karamsar genellemelerin -baskın olmaktan öte- kaçınılmaz seçeneklermiş gibi tekrarlanmaya başladığını görüyoruz. Niyetlerden bağımsız biçimde öyle bir hava yaratılmakta ki, neredeyse krizin faşizan bir sonuç doğurmasına ve egemen kesimlerin bu krizi kendileri açısından bir fırsata dönüştürmesine kesin gözüyle bakılmakta…

“Krizin otomatik biçimde solu zafere ulaştıracağı bir yanılgıdır”, “Emekçi hareket ve örgütlenmesinin zayıf ve dağınık, solun çok parçalı ve örgütsüz olduğu koşullarda kriz faşizan seçeneği güçlendirir”, “Kriz sermaye sınıfı ve egemen güçler açısından bir fırsata çevrilebilir” vb. vb.
Bunlar doğrudur ama kriz ile – tıpkı krizin solu egemen kılması gibi- bu gelişmeler arasında da otomatik bir ilişki yoktur. Ve yine bunlar doğrudur ama genel doğrulardır.

Hiçbir zaman “somut durumun somut analizi” ihtiyacını ortadan kaldıramazlar. Somutluğun kendiliğinden izahı olarak kullanılamazlar. Krizlerin bunlardan çok daha belirleyici özelliği, sonuçları bakımından yakın vade açısından bile öngörülemez oluşlarıdır. Krizler en zayıf olasılıkların güçlenmesini, en zayıf görünen toplumsal/siyasal güçlerin belirleyici rol oynayabilecek güç ve olanaklara kavuşmasını sağlayabilecek potansiyelleri içinde barındırır. Kriz dönemleri bütün güçleri serbestleştiren, sürprizlere açık dönemlerdir. Dolayısıyla krizlere ilişkin yalnızca en umutvar olan değil, daha da önemlisi en temel ve en doğru olan saptama krizlere ilişkin politik ve taktik bakımdan en hazırlıklı olan güçlerin -hele de emekten yana tutarlı bir çizgi izliyorlarsa- verili güçleriyle ölçülemez boyutta etkili olabilme şansına sahip olduğudur. Tarihi deneyimlere baktığımızda çok güçlü “sol” işçi sendikaları ve “sol” partilerle girilen kiriz dönemlerinde, izlenen yanlış politika ve taktikler sonucu faşizmin galebe çaldığına tanık olabildiğimiz gibi, çok daha zayıf sendikal/partisel sol örgütlenmelerle girilen kriz dönemlerinde izlenen doğru politikalar sayesinde sol akımların süreçte belirleyici aktörlerden biri (hatta birincisi) haline gelebildiğini de görebilmekteyiz.

Tabloya “somut durumun somut tahlili” perspektifiyle Türkiye üzerinden baktığımızda:
1- Kriz dönemine faşizan İslamcı ve faşizan etnikçi hareketlerin iktidarı koşullarında giriliyor olmasının, eğer siyaseten iyi biçimde kullanılırsa, krizin faşizan bir yönelimin egemenliğiyle sonuçlanmasını önlemek bakılından büyük bir şans olduğunu görebiliriz. Bugünkü krizin önemli özelliklerinden biri, faşizan partilerle faşizme temel toplumsal tabanlık edebilecek geleneksel güçleri birbirinden uzaklaştıran bir rol oynamakta oluşudur.
Ayrıca artan kriz, sadece sadık ve militan toplumsal tabanı açısından değil, partilerin örgütsel/kadrosal yapıları açısından da erozyonu artırıcı gelişmelere kaynaklık edecektir. Krizin hem AKP ve MHP arasındaki, hem de bu partilerin kendi içlerindeki çatlakları, güçlü ayrışmalara dönüştürmesi büyük olasılık… (Bugünlerde iki parti arasındaki gerilimin sahiciliği ve derinliği için konuşmak henüz erken)… MHP eğer yapabilirse, koalisyondan ayrılıp yıpranmadan ve güçlenerek bu süreçten çıkmayı deneyecektir. Bu durumda söz konusu iki partinin de krizin sorumlusu ve suç ortağı olduğu temasını daha bugünden güçlü biçimde işlemek önem kazanmaktadır.

2-İşçi hareketi uzun süredir durgun olsa ve hatta bir gerileme yaşasa da, bir bütün olarak işçi sınıfı kazanım deneyimlerine sahip ve/fakat ağır bir yenilginin yaratabileceği moral bozgundan uzaktır. AKP’nin kayıt dışı/taşeron işçilerle sendikalı işçileri karşı karşıya getirme ve ayrıştırma stratejisinin de başarı şansı giderek azalmaktadır.

Mücadele ve örgütlenmeye ilişkin bilgi ve deneyimler tıpkı yabancı dil bilgisi gibidir. Unutulduğu sanılır ama “yeniden konuşulmaya” başlandığında altlarda bir yerlerde bütün tazelikleriyle muhafaza edilmiş oldukları görülür.

Krizin işçi hareketini canlandıracağına ilişkin ilk güçlü veriler şimdiden ortaya çıkmaya başlamıştır. Ve işçi eylemleri daha bu ilk hallerinde bile gerek örgütlenme gerek mücadele deneyimleri açısından sıfırdan değil, eskinin birikimi üzerinden yürümeye başlamışlardır. Örneğin kurultay ve bölgesel işçi birlikleri gibi oluşumlar yeniden sahneye çıkmaktadır. Yakın dönem işçi eylemleri irdelendiğinde -özellikle de büyük metal eylemleri- işçi hareketinin mevcut parti ve sendikal yapıları aşarak ve hatta az olmayan sıklıkla bu yapıları (özellikle sendikal yapıları) karşısına alarak gelişeceğini öngörmek çok yanıltıcı olmayacaktır. Ki en azından ilk aşamada sağlıklı olan da budur.

Krizin siyaseten alacağı seyirde işçi sınıfı hareketinin yükselişinin kritik bir öneme sahip olacağı kesindir. Uzak ve yakın geçmişteki eylem deneyimleri işçi sınıfının -birey olarak değil ama- hareket olarak toplumsal kutuplaşmadan en az etkilenen kesim olduğunu göstermektedir.

Eylemler, dindar-laik,Kürt -Türk, Alevi-Sünni tüm işçilerin emek ekseninde çok kolay kaynaşabildiklerini gösteriyor. Böyle bir deneyim ve birikim Tekel direnişinden başlamak üzere tüm yakın dönem eylemlerinde de görülmektedir. İşçi hareketinin anti Kürt ya da anti Suriyeli vb. eksende faşizme geçit verecek bir zaaf durumuna düşürülmesi, ancak sol adına bu alanda hiç bir ciddi çaba gösterilmemesi ya da ciddi yanlışlar yapılmasıyla mümkündür.Yani imkansız değilse de çok zordur.

3- Türkiye’de örgütlü solun dağınık ve zayıf olduğu açıktır. Fakat bu Türkiye’de mücadele ve örgüt yatkınlığı olan güçlü bir sol potansiyel olduğu gerçeğini karartmamalıdır.

CHP’nin, kurumsal ve yönetici elitler bakımından statükocu yapısıyla bu süreci ilerletmekten çok durdurucu bir rolü olacağı yine bugünden görülmektedir. Ama bu gerçek de bize, CHP tabanında güçlü bir mücadele isteği/”solculaşma arzusu” olduğu gerçeğini unutturmamalıdır.

Bu ülkede on yıllara uzanan sol bir birikim, yakın zamanlara dayanan bir Gezi Direnişi deneyimi, sosyalizan özelliği güçlü bir Kürt muhalefeti ve Alevi muhalefeti vardır ve çok önemli imkanlardır. Emekçi hareketi şemsiyesi altında tüm bu güçler birleşik mücadeleye daha kolay kanalize olacaktır, bu güçlerin varlığı ve birlikte hareketi ise işçi emekçi hareketinin örgütlenmesini ve eylemini olumlu anlamda belirleyecektir.

Bu sürecin bileşkesi olarak da ortaya siyaseten önünde durulması çok zor büyüklükte bir önderlik potansiyeli çıkacaktır.

Bunların hepsi teorik ve pratik açıdan küçümsenmeyecek ölçüde imkan dahilindedir. Yeter ki emekten yana olduğunu iddia eden güçler, bulundukları her alanda örgütlü biçimde seferber olmayı başarabilsinler…

Mahmut ÜSTÜN

gazetelink

Gazetelinkleri ve Güncel Medya Haberleri

Sitemizi Sosyal Medyada takip etmek istermisiniz?