Küçücük dünyalarımız ve psikolojik şiddet sarmalı

Küçücük dünyalarımız ve şiddet sarmalı

 

 

Evlerimiz küçücük dünyalarımız. Çoğumuz orada huzur içinde olmasak da en azından dışarıya karşı korunaklı yaşıyoruz. Dışarıdaki tehlikelere karşı korunaklı… Çünkü içerdeki  şiddete  karşı koruyanımız yok.

 

 

Konu şiddet olunca fiziksel ya da psikolojik fark etmiyor. İnsanın ruhunda aynı derecede yara açan iki durum.

 

Evlerimiz, küçücük dünyalarımız.

 

Nasıl tanımlanırdı müfredatta: “Aile, toplumun en küçük birimidir.” Yani ailelerimiz tolumun küçücük birer yansıması.

 

Eğitimli veya eğitimsiz fark etmeksizin işte o en küçük birimden başlayıp adeta dünyanın tamamına yayılan bir şiddet sarmalının içindeyiz. Bir su birikintisinde oluşan su halkaları gibi. En küçük halkadan başlıyor ve o halka büyüye büyüye sarmalıyor bizi.

 

 

Hükümetin bakış açısıyla evlerimizin içini anlamaya çalışalım

Düşünsenize, evinizin ‘reisi’ her gün yeni bir şeyler dayatıyor size. Özel hayatınıza müdahale ediliyor ve buna karşı gelme lüksünüz yok. Karşı cinsle selamlaşamıyorsunuz bile… Yani ‘reis’ öyle  kadın-erkek arkadaşlığını hoş karşılamıyor(!)

 

Düşünün ki ‘reisiniz’  komşunuzun ev hayatına müdahale edip kavga çıkarırken ‘senin evin’ özel hayatın dokunulmazlığına giriyor.

 

Düşünün ki komşunla aranıza ‘öteki’ ayrıştırması sokuyor ve komşuna selam veremez hale geliyorsun. Yani evinin ‘reisi’nin hatasından sen de payına düşeni alıyorsun.

 

Düşünün ki her gün evinizin ortasına gerilim hattı çeken bir ‘reis’iniz var. Çocukları arasında ayrım yapan, senden üstün tutulan ve seni hizaya getirme(!) hakkı olduğunu zanneden…

 

İşte, aile içinde bizi mutsuz edecek bu faktörler mahallemize, şehrimize hatta tamamen ülkeye sindi, her noktamızı sardı.

 

İmkanımız varsa evimizden ayrılmamız mümkün. Şartlarımızı zorlayabiliriz. Fakat ülke tamamen şiddet kıskacındayken nereye kaçıp, nerede nefes almalı?

 

Evlerimiz küçücük dünyalarımız. Şiddet oradan büyüyerek etrafımızı sarıyor. Ancak şunu unutmamak gerekir ki ülke yöneten iktidarlar, hükümetler şiddete arka çıkıp hafifletici, tahrik edici bahaneler üretmeseler evimizin içindeki şiddet de son bulur ülke genelindeki şiddet de…

 

Evet evlerimiz toplumun küçük birer yansıması fakat o küçük toplumun nasıl olacağına dair dayatma da iktidarlardan geliyor. Yöneticiler kadını değersiz görünce evdeki baba ve eş de öyle görmeye başlıyor mesela. Evlerimizin içini şiddetin sarması, ülkedeki şiddeti gölgeliyor. Hükümetler, şiddeti yaygınlaştırarak kendine kalkan oluşturuyor. ‘Yok birbirimizden farkımız!’ kalkanı…

 

Tam olarak evimiz, ülkenin; ülke, evimizin yansıması …

Ülkenin başında hepimizin babası olduğunu sanan bir iktidar var. Ataerkil bir baba…Hiç gülmeyen bir baba… Mizacı sert bir baba… Her gün azar işittiğimiz, eteğimizin boyuna, saçımızın teline, karnımızdaki sıpaya(!) karışma hakkı olduğuna inanan ve sırtımızdaki sopayı mümkünse eksik etmeyecek bir baba iktidar… Sevgisiz bir iktidar. Kindar ve dindar…

 

‘Reis ‘ için kim daha ‘kullanışlı’ysa onun dışındaki herkes değersiz.

 

Şiddet, gerilim bulaşıcı bir hastalık gibidir. Hoşgörü de öyle. Kelebek etkisiyle dağılır ve herkese mutlaka dokunur.

 

Nefes alıp şöyle bir silkelenme zamanı geldi sanki. Ne dersiniz?…

 

 

“Yeter ki umutsuz olmasın hayat” diyelim de rengimiz belli olsun.

Geleceğimize dair bir umudumuz, bir hayır‘ımız olsun. SEVGİYLE KAL DÜNYA!

 

 

Sitemizi Sosyal Medyada takip etmek istermisiniz?