Kürk Mantolu Madonna ve Sabahattin Ali’ye Dair / Havin Hivda

Kürk Mantolu Madonna 

Kürk Mantolu Madonna, 1948’de vefat eden usta kalem Sabahattin Ali’nin en çok okunan kitabıdır.
Kitap, Raif Efendi’nin içsel yolculuğunu ve yaşadığı büyük aşkı anlatır.

Raif Efendi

İş arayan Rasim bir gün eski bir arkadaşı ile rast gelir. Arkadaşı Hamdi tarafından akşam yemeğine davet edilen Rasim önce gitmek istemese de Hamdi’nin iknası sonucu  sıkılarak da olsa gider ve orada konu Rasim’in iş arayışına gelir. Hamdi, çalıştığı yere uğrarsa onun için bir şeyler ayarlayabileceğini söyler. Rasim, ertesi gün utanarak da olsa  gidip Hamdi’yi bulur ve yeni işine başlar. Rasim, Raif Efendi diye hitap edilen yaşlı bir adamla aynı odada çalışmaktadır. Oldukça sessiz mizaca sahip  Raif Efendi kendisine getirilen çevirileri yapıp sadece işiyle ilgilenen içine kapanık bir adamdır. Rasim, önceleri adamı çok umursamaz fakat gün geçtikçe Raif Efendi’ ye karşı gösterilen tavırlar canını sıkmaya başlar. Raif Efendi, işini gününde teslim eden, hastalansa dahi işini yetiştiren, sorumluluk sahibi bir adamdır.

Asıl hikayemiz de burada başlıyor

Raif Efendi’nin hasta olup işe gelmediği bir gün, çevirisi yapılacak evrakların kendisine ulaştırılması gerekmektedir. Rasim, çeviri yapılacak metni alıp Raif Efendi’nin evine gider. Raif Efendi’ nin ailesi ile tanışan Rasim, kayınbiraderleri, baldızı, eşi ve çocuklarıyla birlikte oldukça kalabalık bir evde yaşadığını ve bu kalabalık içinde fazlasıyla ezildiğini fark eder. Buna rağmen  bu kalabalık ailenin tüm fertleri sadece Raif Efendi’ nin kazandığı o cüzi maaşa bağlıdır . Tüm gördükleri karşısında Raif Efendi’nin hayatını iyice merak eden Rasim bu adamı daha yakından tanımak için fırsat kollar. İşte o fırsat Raif Efendi’nin kendisinden bir iyilik istemesiyle doğar. İş yerinde bulunan çekmecesindeki eşyalarını getirmesini isteyen Raif Efendi işe gelemeyecek kadar ağır hastadır. Hasta adamı kırmak istemeyen Rasim bu iyiliği kabul eder. Asıl hikayemiz de burada başlar. Rasim, Raif Efendi’nin çekmecesinde olan kırmızı kaplı defteri alır. Merak ettiği hayatın tüm cevaplarını bu defterde bulacaktır. Raif Efendi’nin gençliği, babasının sabun fabrikası ve işi öğrenmesi için gönderildiği Almanya günlerini detaylarıyla okur.

Raif Efendi’nin Almanya günleri ve Kürk Mantolu Madonna

Genç bir delikanlı iken de içine kapanık olan Raif Almanyaya gittiği günden itibaren Almanya’nın her yerini gezmeye başlar. Babası işi öğrenmesi ve dönüp sabun fabrikasının başına geçmesini beklemektedir. Fakat onun pek fazla dikkatini çekmeyen bu öğrenme süreci aşkı bulmasını sağlamıştır. Bir gün gazetede gördüğü bir ilan sayesinde gittiği sergide hayatı değişecektir. Orada tek bir tabloyu saatlerce inceler, karşısına geçip oturur ve gözlerini tablodan ayırmaz. Tablonun adı “Kürk Mantolu Madonna” dır.

Maria Puder ve “Kürk Mantolu Madonna”

Bir gün yine tabloyu dikkatle incelerken bir kadın yanına gelip tablodaki kişiyi tanıyıp tanımadığını sorar. Raif, o kadar utanmıştır ki kadının yüzüne bile bakamadan konuşur. Sergide konuştuğu bu kadını yolda gören Raif, tekrar görmek umuduyla aynı yerlerde günlerce dolaşır. Sonunda onunla tekrar karşılaşınca kadını Atlantis adlı gece kulübüne kadar takip eder. İçeri girer ve içeride bu güzel kadını şarkı söylerken görür. Şarkı bitince güzel kadın gelip Raif’in masasına oturur ve adının Maria Puder olduğunu ve “Kürk Mantolu Madonna”  tablosunun kendi otoportresi olduğunu söyler.

Aşk

Günler geçtikçe  Raif’in hayranlığı büyük bir aşka dönüşür. Bir gün  Maria Puder’e olan aşkını itiraf eder. Fakat Maria Puder, Raif’i henüz sevmemektedir. Birlikte geçirilen uzun zamanlar sonucu Maria Puder de Raif’e aşık olur. Bir gün gelen bir telgrafla Raif, babasının öldüğünü ve acilen ülkesine dönmesi gerektiğini öğrenir. Bu, kısa bir ayrılık olacaktır. Daha sonra onu da yanına almak üzere ayrılırlar. Raif Türkiye’ye döner. Bir süre mektuplaşırlar. Fakat bir gün mektuplar aniden kesilir. Raif  kendini Türkiye’de yapayalnız hisseder.

Aşkından kalan son hatıra

Yıllar geçer ve bir tren istasyonunda Maria’nın pek de samimi olmadığı Almanya’dan tanıdığı kuzeni ile karşılaşır. Fakat bu kuzen Raif ve Maria ilişkisi hakkında en ufak bir bilgiye dahi sahip değildir. Raif Maria’yı sormak ister ama bir türlü cesaret edemez. Bir süre konuştuktan sonra bir bahane ile Maria’yı sorar. Kuzen ise yanında bulunan sarışın kız çocuğunu göstererek onun Maria’nın kızı olduğunu, babasının kim olduğunu bilmediklerini ve Maria’nın yıllar önce öldüğünü anlatır. Raif, çocuğun kendi kızı olduğunu anlar fakat elinden hiçbir şey gelmez. Trenin kalkış saati gelmiştir. Kuzen, kız çocuğunu da alıp trene biner. Rauf, Maria’ya olan aşkından kalan son hatırayı ilk ve son defa o an görür ve onların uzaklaşmalarını izler .

***

SABAHATTİN ALİ’YE DAİR

“…mahkemenizden ne merhamet, ne müsamaha istiyorum. İstediğim şey adalet, vermekle mükellef olduğunuz adalettir.”

”Şair Sabahattin Ali, Konya’da iken Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk’ü yeren “Memleketten Haber” adlı bir şiiri okuduğu iddiasıyla 1932 yılında tutuklanmıştır. İşte o şiir:
  ………………………………………………………………………………………………………………………………
Memleketten Haber
Hey anavatandan ayrılmayanlar
Bulanık dereler durulmuş mudur?
Dinmiş mi olukla akan o kanlar?
Büyük hedeflere varılmış mıdır?
Asarlar mı hâlâ hakka tapanı?
Mebus yaparlar mı her şaklabanı?
Köylünün elinde var mı sabanı?
Sıska öküzleri dirilmiş midir?
Cümlesi belî der Enelhak dese,
Hâlâ taparlar mı koca terese?
İsmet girmedi mi hâlâ kodese?
Kel Ali’nin boynu vurulmuş mudur?
Koca teres kafayı bir çekince
………………..
İskendere bile dudak bükünce
Hicabından yerler yarılmış mıdır?
………………………………………………………………………………………………………………………………..
Şiir aslı itibarıyla Vahdettin‘den bahsetmektedir. O dönemden bu yana halkın acılarının dindirilmediği anlatılmaktadır. Şiirin hiçbir yerinde Mustafa Kemal’le ilgili bir dize de yoktur. Şiir Sabahattin Ali’nin anlatımına göre Konya’daki bir Bektaşi tarikatından öğrendiği bir şiirin güne uyarlanmasından başka bir şey değildir. Ancak itham ağırdır. Ve dava giderek siyasal bir zemin kazanır. Sabahattin Ali daha önce Aydın’da komünist propaganda yaptığı gerekçesiyle tutuklanmış ancak dava sonunda aklanmıştır. Bu süre içerisinde Resimli Ay’da yazıları yayımlanmış ve sol’da görünmeye başlamıştır. Atılan iftira ile Sabahattin Ali’nin geçmişi birleşince, adalet mekanizması da çarklarını geriye doğru döndürmeye başlar. Mahkumiyet kararı vermek için yeterli delil yoksa da Ali hüküm giyer.

Sonuç olarak Sabahattin Ali,  14 ay hüküm giyiyor. Mahkumiyetinin 12’inci ayında genel aftan yararlanarak özgürlüğüne yeniden kavuşuyor.

İşi elinden alınan ve beş parasız kalan Sabahattin Ali, Ankara’ya gidiyor. Memurluğu yarıda kaldığı için devlet tarafından bir işe yerleştirilmesi gerektiğini söylüyor. Yüzüne karşı haklı olduğu söylense de ellerinden bir şey gelmeyeceğini, bunun için M. Kemal’in emrinin gerektiği söyleniyor. Sabahattin Ali, 15 Ocak 1934 tarihli Varlık’ta (13. Sayı) “Benim Aşkım” başlıklı “Gazi”yi metheden bir şiir yayımlıyor ve işe kavuşma imkanı buluyor.

Sabahattin Ali’nin Almanya Günleri ve Komünizm ile Tanışması

Sabahattin Ali’nin Almanya’ya  gitmeden önce solla alakasının olduğunu söylemek mümkün değil. Solculukla ilişkisi olmayan hatta Türkçü-Turancı bir çizgide olduğunu söylemek daha doğru olur. Arkadaş grubu da Nihal Atsız ve çevresidir. Sabahattin Ali Almanya’ya öğrenci olarak giderken Almanca yazılmış Upton Sinclair’in ‘Oil’  (“Petrol”) adlı romanını okur. Bu romanla birlikte farklı bir inanca kapılan Sabahattin Ali “namuslu bir insan mutlaka solcu olmalıdır” kararını verir. Almanya’da kaldığı dönem komünizmi araştırır ve bu konuyla ilgili pek çok kitap okur. O dönem Almanya’da Nazi eğilimi kendini iyiden iyiye belli eder. Okulda, okuduğu kitaplar ve çevresine toplanan kişiler sebebiyle sivrilir ve göze batmaya başlar. Naziler tarafından sıkça tehdit edilir, kitaplarına el konur. Sabahattin Ali, bir gün etrafımda kimsenin kalmadığını fark edince hedefte olduğumu anladım diyerek karşıtlarının haberi olmadan Almanya’yı terk eder.

Yeniden Türkiye

Sabahattin Ali “Markopaşa”  isimli bir mizah gazetesi aracılığı ile siyasal mücadelesine keskin biçimde devam eder. Gazetenin baş yazıları Sabahattin Ali tarafından yazılır, diğer yazıların çoğunluğu Aziz Nesin’e aittir. Gazetenin başlıca amaçları siyasal iktidarı hicvetmek, tek parti baskısına karşı mücadele etmek ve yolsuzlukları ortaya koymak olsa da en önemli özelliği  “Anti-Emperyalist “olmasıdır.  Truman Doktrini’yle yeniden borçlanmanın başlatılması ve yabancı sermayenin ülkeye davet edilmesinin yaşandığı bir dönemdir ve Markopaşa’nın baş yazıları bu süreci gözler önüne sermekte ve halkı anti-emperyalist siyasetle buluşturmaktadır. Markopaşa’ya  bir provakasyon sonucu devlet el koyar.

Markopaşa süreciyle birçok kez tutuklanan Sabahattin Ali, sürekli polis takibinden bunalmıştır. Yurt dışına çıkmaya karar verir. Sabahattin Ali, hükümet tarafından “kökü dışarı”dalıkla suçlanır. O kadar göze batmıştır ki Sırça Köşk adlı kitabının toplatılmasına karar verilmiştir. Her yerden sarmalayan bu baskı ortamından kaçmak istemektedir.

41 yaşında katledildi

Sabahattin Ali için korkunç son

Sürekli hapse girip çıkmanın verdiği huzursuzlukla birlikte eserlerinin toplatılması, yazı yazacak yer bırakılmaması, para kazanmasına müsaade edilmemesi ve bitmeyen polis takipleriyle bunalan Sabahattin Ali, ülkeyi terk etmekten başka çare bulamayınca Paşakapısı Cezaevi’nde tanıdığı Berber Hasan vasıtasıyla Bulgaristan’a adam kaçıran Ali Ertekin’le irtibata geçti. Kırklareli’nin Kızılcadere Köyüne geldiklerinde, beraberlerindeki şoförü kamyonla geri gönderdiler. Bütün iş sınırı geçmeye kalmıştı.

*Gazeteci, yazar, şair Sabahattin Ali sınırı geçemedi. Eşinin yurt dışına kaçmaya çalıştığını bilen ama kendisinden altı aydır haber alamayan Aliye Hanım ile kızı Filiz, bunun nedenini evlerine gelen iki genç gazeteciden öğrendi: “Sabahattin Ali’nin Bulgaristan’a kaçarken öldürüldüğü iddia ediliyor ama doğru değil, bu konuda ne söyleyeceksiniz?” Olayla ilgili “detaylı bilgi”yi, ertesi günlerde aynı tonda başlıklar atan gazeteler verdi: “Solcu muharrir Sabahattin Ali de hududu aşarken katledildi.” Haberler, katilin Ali Ertekin olduğunu naklediyordu. Katil, kaçırmaya çalıştığı kişinin kim olduğunu yalnız kaldıklarında öğrenmiş ve “milli duygularla” başına bir sopayla vura vura onu katletmişti.

(Başka bir iddia da kafasının arkasından kurşun yiyerek öldüğüne dairdir.)

Cansız bedeni aylar sonra bulundu ve kayboldu

Ailesi ve arkadaşları bu ölümün arkasındaki sır perdesini kaldırmak istese de  “Fazla kurcalamayın”ın ötesine geçemediler. Fail dört yıl ceza aldıysa da  af yasasından faydalanarak serbest kaldı. Sabahattin Ali’nin cesedi, Sazara Köyü yakınlarında bulundu. Cesedi, eşi ve annesinin teşhis etmesine izin verilmedi. Onu arkadaşları Aziz Nesin ile Adalet Cimcoz teşhis ettiler ve kolundaki kırık sebebiyle  Sabahattin Ali olduğuna karar verildi. 

Bir torba içinde elden ele dolaştırılan Sabahhattin Ali’nin bedeni kayboldu. Eşyaları, “hacizli” oldukları gerekçesiyle ailesine teslim edilmedi.

 


Kaynak:

(*demokrathaber.org/Perihan Özcan’ın yazısından direkt alıntıdır)

demokrathaber.org

haber.sol.org

listelist


Havin HİVDA

Sitemizi Sosyal Medyada takip etmek istermisiniz?