Kürkçü: “Parti bu konumu Demirtaş’a vermemiş olsaydı, ondaki bu meziyetleri göremeyecektik. Bu, aynı meziyetlere başkasının da sahip olmadığı anlamına gelmiyor.”

HDP Onursal Başkanı Ertuğrul Kürkçü, “Parti bu konumu Demirtaş’a vermemiş olsaydı, ondaki bu meziyetleri göremeyecektik. Bu, aynı meziyetlere başkasının da sahip olmadığı anlamına gelmiyor.” dedi.

HDP Onursal Başkanı Ertuğrul Kürkçü, son zamanlarda partisinin içinde yaşandığı iddia edilen fikir ayrılıklarına değindi.

Partisinin içinde vahim bir görüş ayrılığı olmadığını savunan Kürkçü, tutuklu eski eş başkanı Selahattin Demirtaş’la fikir ayrılıkları yaşandığı yönündeki iddiaları reddetti. Bazı kesimlerin Demirtaş’ı HDP’nin merkezi konsensüsünü aşan arzularının nesnesi olarak görme eğiliminde olduğunu belirten Kürkçü, “parti bu konumu Demirtaş’a vermemiş olsaydı, ondaki bu meziyetleri göremeyecektik. Bu, aynı meziyetlere başkasının da sahip olmadığı anlamına gelmiyor.” dedi.

Medyapod’dan Tunca Öğreten’in ‘Niye?’ adlı programında Kürkçü ile yaptığı söyleşi şöyle:

Son zamanlarda HDP içerisinde ayrışmalar olduğunu söyleniyor. Parti içerisinde bir ayrışma, fikir ayrılığı var mı?

HDP, kurulduğu günden bu yana çok fikirli, felsefeli bir parti. Bu çokluk partinin bir karakteri. Ancak parti içerisinde takip edilecek siyaset açısından birbirine taban tabana zıt iki görüş yok. HDP, yarılmış da değil. Parti ağırlıklı olarak kararlarını konsensüs yoluyla alıyor ve buna itiraz eden kimse de yok. Dolayısıyla vahim bir görüş ayrılığından söz etmek için bir sebep görmüyorum. HDP, partinin bileşenleri açısından bir kader, yokluktan çıkış projesi. İçgüdüsel olarak bunu kimse kaybetmek istemez.

Biraz daha somutlaştırarak sormak istiyorum… HDP içindeki sol bileşenlerin, partinin giderek Kürtleştiği, Kürt milliyetçiliği yaptığı… Kürtlerin de partinin giderek Türkleştiği yönünde itirazları olduğuna vurgu yapılıyor. Parti içerisinde bu yönde bir rahatsızlık var mı?

Bu yorumlar, her dönem duyduğumuz yarı entelektüel klişelerden ibaret. Bir tek zafer günlerinde çok işitilmiyor. Ancak partinin toplumsal alanda sesi kesilince, kendini ifade kanalları tıkanınca daha kuvvetle duyulur oluyor. Partiyi, 2014’teki yerel seçimlerden önce kurmuştuk. O zaman Sebahat Tuncel ile eş başkanlardık. Ve  o zaman da Kürt aktivistler partiyi yeterince Kürt bulmuyordu. Türkiye’nin batısıysa haddinden fazla Kürt buluyordu. HDP’ye yönelik her eleştiriyi ciddiye almalıyız elbette ama bunları almıyorum.

Geçen hafta Kürt siyasi hareketine yakın bir gazeteci, Tunceli’de donarak hayatını kaybeden iki profesyonel askerin ölümüyle ilgili araştırma önergesine evet denince HDP’yi eleştirdi. Bu bir ayrışma değil mi?

Araştırma önergesi tartışması bence meşrudur ve HDP içinde de yapılabilir. Bunda bir sorun görmüyorum. Bir araştırmanın yapılmasını istemek, araştırma sürecinde ne söyleyeceğinizi belirlemez. Belki de bu sırada profesyonel anti terör personel istihdam edilmesini eleştirecektir parti. Ya da buradan hareketle genel olarak ordunun rolünü tartışacaktır. Dolayısıyla araştırma istemek kadar meşru bir şey olamaz.

Selahattin Demirtaş, kısa süre önce verdiği söyleşide ‘Yönetim anlayışı, taktik ve siyasi hamleler konusunda partide bazı yetmezlikler yaşanıyor’ eleştirisinde bulundu. Sizce neyi kastetmiş olabilir?

Bunu Demirtaş’a sormak lazım.

Peki, Demirtaş’ın bu sözü HDP’de nasıl karşılık buldu?

Demirtaş’ın zaman zaman partiden önce medyaya yansıyan görüşleri oluyor. Sanıyorum bu da onlardan biri. Bunların dışında Demirtaş, doğrudan merkez yürütme kuruluna, parti meclisine de düşüncelerini ifade ediyor. Bu düşünceler arasında takdir görenler de, eleştirilenler de, konuyla ilgisiz görülenler de var. Ancak Demirtaş için şunu söyleyebilirim, HDP’de, başkalarına nispetle ciddiye alınan birkaç kişiden biridir. Dolayısıyla Demirtaş’ın bu düşünceleri karşılıksız kalmaz. Eksiğiyle, fazlasıyla bir görüş olarak her zaman ele alınır.

Demirtaş ile ilgili bir başka tartışma daha yapılıyor… AİHM sürecinden bir tahliye kararı çıkabileceği, Demirtaş’ın tahliyesiyle HDP içerisinde karışıklık çıkabileceği dillendiriliyor. Demirtaş tahliye olursa, yeniden partinin başına geçmek ister mi? Partinin bu yönde bir talebi olur mu?

Bunlar güzel tasavvurlar… Yani hapisteki bir yoldaşımızın, eski eş başkanımızın serbest kaldığını tahayyül ediyoruz. Bu tahayyül gerçekleşirse, zaten Türkiye’nin siyasi durumunda da köklü bir değişim, bambaşka siyasi bir iklim demektir. O zaman parti de bir bütün olarak kendisini tabii ki bu yeni koşullarda baştan düşünecektir. Dolayısıyla bunu mucizevi bir tek kişilik gösteri olarak düşünmek, düşünenlerin sınırlarını gösteriyor bana. Demirtaş, kendine özgü yetenekleri, kavrayışı, cazibesi olan bir insan. Tabii ki HDP’de hiçbir zaman sıradan bir role sığmaz. Ancak bu özellikleri taşıyan tek kişi Demirtaş değil. HDP’de Demirtaş gibi çok arkadaşımız var. Ben şöyle bakıyorum…

Nasıl?

Taç giyen baş akıllanıyor. Dolayısıyla parti bu konumu Demirtaş’a vermemiş olsaydı, ondaki bu meziyetleri göremeyecektik. Bu, aynı meziyetlere başkasının da sahip olmadığı anlamına gelmiyor. Demirtaş’ın elbette partinin 2014-2015 yılları arasındaki imajı üzerinde etkisi olduğu apaçık ortada. Kimileri Demirtaş’ı, HDP’nin merkezi konsensüsünü aşan arzularının nesnesi olarak görme eğilimindeler. Ancak biz partide beraber çalışan insanlar olarak daha başka bir hayat tahayyül ediyoruz.

Beri yandan kimileri Demirtaş’sız HDP’yi, karşılığı olan politik söylem üretememekle suçluyor… Ne diyorsunuz? Demirtaş’ın olmadığı bir HDP, kolu kanadı kırık bir parti mi?

24 Haziran seçimlerinde HDP, çok etkili bir kampanya yürüttü. Etkisiz kaldığına dair eleştirileri kabul etmiyorum. Üç yıl süren OHAL süreci ve bunca zulümden sonra Türkiye’nin batısında oyunu neredeyse iki katına çıkarmış, Kürdistan’da oyunu muhafaza edebilmiş bir partiden bahsediyoruz. 7 Haziran 2015’deki seçimin anahtarı bir sözdü: “Seni başkan yaptırmayacağız.” HDP benzer bir sözü son seçimlerde de üretti ve “HDP Meclis’te değilse, faşizm iktidardadır” dedi. Bu da HDP etrafında son derece güçlü bir dayanışma yarattı. Dolayısıyla nesnel gerçeklere baktığımda, kişilerle değil kolektif bir çıkarla her şeyin belirlendiğini düşünüyorum. HDP’ye bakanlar yıkılmaz bir kaya ve bir direnç merkezi görüyorlar. Ayrıca güçsüz bir HDP ile mükemmel bir hatip arasında ne gibi bir korelasyon olabilir ki? Bunlar birbirlerinden nasıl güç alabilirler? Dolayısıyla Demirtaş’ın sözlerine itimat etmek gerekir… Ne diyor Demirtaş:“Partiyle aramda en ufak bir anlaşmazlık yok.” Bunun üzerine daha fazla söylenecek bir şey yok.

Yerel seçimler yaklaşıyor… Batı’da, diğer muhalefet partileriyle ittifak yapacak mısınız?

İttifakların adresini şimdi vermek istemiyorum çünkü bunlar müzakerelerle somutlaşacak. Ancak bizim seçim taktiğimiz net. Perspektifimiz, Kürdistan’da bütün kayyumları devirmek ve bu belediyeleri geri almak. Batı’daysa AKP’nin tüm kalelerini yıkmak. Son seçimde aldığımız oy 11.7… Tabii ki bu sadece HDP’nin gücüyle olabilecek bir şey değil. “Ankara’yı, İstanbul’u biz alacağız” desek ciddiye alınmaz. Fakat demokratik kampın hedefi budur ve bu hedef etrafında birleşen herkesle ittifakı tartışmaya açığız. Burada ittifak ilkeleri de önemli tabii…

Nedir ittifak ilkeleriniz?

Kadir Topbaş’tan daha rantçı birinin, muhalefet adayı olarak ortaya çıkması durumunda biz buna destek vermeyiz. Faşist diktatörlük ile rantçı bir soygunculuk arasında bir tercih yapmayacağımız açıktır. Yerel seçimler bu manada bir genel seçim özelliği taşıyor. Rejim şu anda kazandığı genel seçimle tek ayağı üzerinde duruyor. Dengesini bulabilmesi için diğer ayağını da basması gerekiyor. Her partiye seslenebileceğimiz kadar güçlü bir sosyal muhalefet dinamiği yaratabilirsek, ittifaklar da kendiliğinde ürer diye düşünüyorum. Rantın partiler arasında paylaşımını da, rejimin konsolidasyonuna yönelik ittifakları da reddediyoruz. Bunun dışındaki tutumlarla müzakereye açığız.

Batı’da diğer partilerle ittifak yapmaya açıksınız… Peki Doğu’da? HDP kayyum atanan belediyeleri geri alabilecek mi?

Bölgede var olan bütün politik güçlerle görüşülüyor. Kürdistani partilerin tamamıyla görüşüldü. Bu konuda sonuca doğru gidiliyor. Doğu’da daha hızlı yürüyor. Ancak Batı’da daha fazla faktör var göz önüne alınması gereken. İki strateji var… Batı’da AKP’nin kalelerini, Doğu’daysa kayyumları devirmek.

Batı’da göz önüne alınması gereken daha fazla faktör olduğunu söylüyorsunuz. Eş başkanlar tarafından sıkça yapılan ‘Sayın Öcalan’ vurgusunun Türkiye’nin genelinde olumlu karşılık bulduğunu düşünüyor musunuz?

Bizimle hemhal olan bir seçmen kitlemiz var. Onlar için ne değerliyse onun hakkını veriyoruz. Mesela başka partilerin bizim kadar hassas olmadığı, semavi meseleler konusunda da hatiplerimiz oldukça hassastır. ‘Sayın Öcalan’ statüsünü kriminalizasyondan çıkarabilmek için o kadar çok bedel ödendi ki… Binlerce insan bu sözü söylediği için hapis yattı. Şimdi bunu söylemek serbest. Arkadaşlarımız, bu serbestliğin kazanımını not ediyor. Bu tabii ki başlıca bir seçim kazanma taktiği olamaz ama durup dururken, her gün söylenen bir şey de değil. Bahsi geçtiği zaman bu ifade kullanılıyor. Bunu büyük bir mesele olarak görmüyorum.

Diken

Sitemizi Sosyal Medyada takip etmek istermisiniz?