“Bu Meydan Kanlı Meydan” / Edip YEŞİL

“BU MEYDAN KANLI MEYDAN”

Kaç zamandır televizyonu hiç açmıyor, haber dahi izlemiyorum. İzleyemiyoruz desek daha doğru olur. Zira televizyon programlarında ve haber bültenlerinde haberden çok her karede şiddetin yüksek dozuyla karşılaşıyoruz. Çocuk ölümleri, cinayetler, anti-demokratik uygulamalar, hak ve hukuk ihlalleri, demokratik hak talebinde bulunanlara yönelik saldırılar, baskılar, kanlı sahneler, hırsızlık, kapkaççılık, taciz, tecavüz vs. uzun uzadıya devam eden toplumsal ve siyasal cinnet ruh halleri… Tabi bütün bunların üzerinden siyasi rant sağlamaya çalışan burjuva aktör ve politikacılarını da eklemek lazım. Bunlara dalkavukluk eden medya ve kalemşörleri de… Bu sorunlu gelişmelerin sorumlu siyasileri masumane bir edayla televizyon ekranlarında boy boy pozlar vermesi. Pişkin pişkin sorunları çözme gayretinde bulunma aymazlığı…Yapacağız, edeceğiz, hesabını soracağız tripleriyle algı yönetimi, manipülasyonlar… Bir ‘dizi’ film. Değişmeyen senaryolar.

Ve Ankara dehşeti!!!

Yazı yazmaya oturduğumda kafamdan hiçbir şey geçmiyordu. Neler yazacağım konusunda en ufak bir fikrim bile yoktu. Hele ki Ankara katliamı sonrası… Bütün sözcükler anlamını yitirmişti sanki. Ne söylense, ne yazılsa anlamsızlaşıyordu adeta. Dil ilk defa bu kadar kifayetsiz kalarak, işlevsizleşiyordu; iletişimin değil de iletişimsizliğin adresi olmuştu. Bu acı hangi dilde yazılıp anlatılabilirdi ki? Ankara canlı bomba vahşeti karşısında bütün sözcükler, diller yan yana gelse bu acıyı anlatmak için yeterli olabilir miydi?

Türkiye’de yaşanan bu vahşet ilk değildi şüphesiz. Değişik biçim ve organizasyonlarla defalarca, tekrar tekrar hayata geçirilmişti. Dersim, 6-7 Eylül 1955, Kırıkhan, Çorum, Maraş, Sivas, Gazi ve yakın tarihte Reyhanlı, Amed, Suruç bunlardan bazıları. Özü itibariyle yoktur hiç birinin birinden farkı. Katleden de katledilen de hep ‘aynı’. Fakat bu defa Ankara’nın göbeğinde yaşanan katliam, boyutları itibariyle Türkiye tarihinde bir ilkti. Aralarında çocukların da olduğu 102 insan canlı bombalı saldırıda yaşamını yitirdi; halaya duran onlarca genç insanın hep bir ağızdan Ruhi Su’nun eseri olan ‘Kanlı Pazar’ türküsünü söylerken hemde!
Bomba tam da; 1 Mayıs 1977’de Taksim Meydanı’nda iktidar güçlerince gerçekleştirilen katliam için bestelenen türkünün “Bu Meydan Kanlı Meydan”ında patladı. Ve dehşet anları… Ve çığlıklar… Ve yere göğe sığamayan bedenler… Ve kanı donduran görüntüler. Ve insanın insanlığından utandığı an!

Ambulansların zamanında gelmemesi, miting öncesi hiç bir güvenlik görevlisinin alanda bulunmaması vahşet sonrası hemen ortaya çıkan polislerin ambulanslardan önce varlık göstermesi, yaralılara kimyasal gaz sıkarak, joplayarak müdahale edilmesi ise işin bir diğer vahim tarafı ve dikkat çeken önemli noktalardı.

Bir insan nasıl olur da bu kadar vahşileşebilir ve insanlıktan uzaklaşır! Dinden imandan çıkar(!) Nasıl olur da çoluk çocuk demeden böylesine canice katliama sebep olabiliyor, hunharca katledebiliyor? İnsanın aklını hakikaten zorlayan sorulardır bunlar. Bu soruları belki de defalarca sorduk, bir kez daha soralım; nasıl bu kadar cani olabiliyorsunuz, nasıl?

Ankara katliamı Amed ve Suruç’ta gerçekleştirilen bombalı saldırılarla neredeyse ‘ikiz kardeş’ gibidir. Demokratik sol siyasi güçlere yönelik yapılmış olması itibariyle önemli benzerlikler taşıyor. Reyhanlı katliamıyla hedeflenen farklı olsada yine benzerlik var.

ABD başta olmak üzere emperyalist aktörlerin ve bölgenin gerici güçlerinin Suriye merkezli bölge politikası tümden iflas etmiştir. Bu ihalede kullanılan terör guruplarının ülkemiz üzerinden de komşu ülkelere girip çıkıyor olması, Türkiye’yi tehlikenin tam merkezine oturtmuştur.

IŞID, El Nusra gibi ithal radikal terör şebekeleri Suriye’de bütün uluslararası çabalara rağmen kökleşemedi, kökleşmesi de mümkün değil. Zira hiç zemini yoktur. Suriye ordusunun saldırıları karşısında sınırlardan kaçışan eli kanlı terör şebekeleri peş peşe Türkiye’ye akın ederek burada yuvalanmaktadır. Türkiye bu terör şebekelerinin yuvası haline geldi adeta.

Yapılan bir araştırmaya göre Türkiye toplumunun yüzde on üçü IŞID’i terör örgütü olarak görmemektedir. Yaptığı kanlı kıyımları da ‘makul’ görüyor. Kökleşme zemini olan bir ülkede acaba bu eli kanlı terör şebekeler neler yapar?

Ankara katliamı sonrasında sosyal medyada yapılan yorumlara bakılırsa tehlikenin boyutları hiç de küçümsenecek gibi görünmüyor. Ankara katliamının savunusunu yapan Bora Aladağ isimli facebook hesabındaki yorumda şöyle denmektedir: “Bu meydan kanlı meydan diye halay çekersiniz… Geberin it sürüleri” … İnsan kanını donduran yorumlardan sadece biridir bu. Sosyal medyada katliamı savunanların sayısına bakılırsa ülkenin gidişatı hiç de iyi görünmüyor.

Sadece sosyal medyayla mı sınırlı bu aymazlık? Değil elbette! Konya’da A milli takım ile İzlanda futbol karşılaşması öncesi Ankara katliamını protesto etmek için saygı duruşunda ortaya çıkan tekbir ve ıslık seslerini de eklemek gerek.

Barış için, özgürlük için, demokratik yaşamı savunmak için, akın akın dört koldan başkente gidenler eğer ki bombalı saldırıda hayatını kaybetmeselerdi halaya durdukları o türkü şöyle devam edecekti: “ok fırladı çıktı yaydan / kalkın ayağa, kalkın / biz şehirden, siz köyden”. 

Ruhunuz şad olsun…

(Ekim 2015)

Edip YEŞİL


EDİP YEŞİL KİMDİR?

Edip Yeşil 1976 Antakya doğumludur. Eğitimini doğduğu kentte tamamladı. Anadolu Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi Felsefe bölümünü okudu.
Pir Sultan Abdal Dayanışma Derneği yönetim kurulu üyesidir.
Antakya’da düzenlenen Bedirge Kültür ve Sanat Festivali tertip komitesi başkanlığını yürütmektedir.
Birçok kültür ve sanat etkinlikleri organizasyonu düzenleme komitesinde yer almıştır.
İlk şiirlerini 1993’te yazmaya başladı. Atak, Bedirge, Orontes, Sovtna gazete ve dergilerde makale, şiir ve öykü gibi yazınsal ürünleri yayımlandı.
AntakYalova öykü ve şiir seçkisi yanı sıra birçok ortak kitap çalışmasında yer aldı.
Çıngı Yayıncılık’tan Haziran 2014’te çıkan “Sen Yoktun Ben Üşürken” isimli şiir kitabı bulunmaktadır.

Sitemizi Sosyal Medyada takip etmek istermisiniz?