Neden Barışamıyoruz? / Armanç

Neden Barışamıyoruz?

Bu başlığı yazarken evvela Charlie Chaplin’in o meşhur sözleri geldi aklıma: “Hayatın bize çizdiği yol, özgürlük ve güzelliklerle dolu olabilir ama biz bu yolu yitirdik. Hırs, insanların ruhunu zehirledi. Dünya’yı bir nefret çemberine aldı. Hepimizi kaz adımlarıyla sefaletin ve savaşların içine sürükledi. Hızımızı artırdık ama bunun tutsağı olduk. Bolluk getiren makineleşme, bizi yoksul kıldı. Edindiğimiz bilgiler bizi çıkarcı yaptı, zekamızı da katı ve acımasız… Çok düşünüyoruz, ama az hissediyoruz. Makineleşmeden çok insanlığa, zekadan çok iyilik ve anlayışa gereksinmemiz var. İnsancıl değerlerimizi koruyamazsak hayat korkunç olur, hep yitiririz. Siz insanlar güçlüsünüz. Makineleri yapacak güç sizdedir. Bu hayatı olağanüstü bir mutluluk serüvenine çevirecek olan yine sizlersiniz. Öyleyse, insanlık ve demokrasi adına bu gücü kullanalım ve milliyetçilik hastalığına karşı birleşelim…”

Barış nedir?

‘Barış’ kelimesi literatürde; ‘düşmanlığın olmaması’ anlamına gelir. Başka bir anlatımla kötülükten, kavgalardan, savaşlardan kurtuluş; uyum, birlik, bütünlük, sükunet, sessizlik, huzur içinde yaşamak olarak da tanımlanabilir.

Barışmak için savaşmak gerekir mi peki? Ne demişti Markus, “En kötü barış, en haklı savaştan daha iyidir.” Savaş; paradır, ekonomidir, şiddettir, sermaye, kan ve gözyaşıdır. Ama barış, barış sadece gönlümüzdedir ve sıfır sermayedir. Sevgidir, aşktır.

Barışla ilgili bunca olumlu şeye rağmen, neden insanlar ısrarla savaşı, kavgayı, şiddeti tercih ediyor? Aklımızı mı yitirdik? Neden, birbirimizle kavgalıyız? Neden, komşular iyi anlaşamıyor mesela? Neden, ülkeler sınırlarını genişletiyor? Neden, öz kardeşler bile küs? Neden, evlerin arasında çitler var? Neden, fabrika sahipleri, çalışanlarını eziyor? Neden, onca alan varken, evlerimizi ağaçlık bölgelere yapıyoruz? Neden, hayvanların doğal yaşam alanlarını işgal ediyoruz? Neden, denizlerimizi kirletiyoruz? Neden, sevgiler çabuk bitiyor ve yerini anlatılmaz şiddete bırakıyor? Neden, kumsalda dans etmek yerine, birbirimizi sırtından bıçaklıyoruz? Neden, el ele tutuşup halay çekemiyoruz? Neden, o Suriyeli’dir, o Afrikalı’dır, o Ermeni’dir, o Alevi’dir, o Yahudi’dir, Kürt’tür, Türk’tür diye ayrım yapıyoruz? Neden, aramızdaki mesafeleri kısaltmak bir yana, uzatıyoruz? Neden, hayvanları ve diğer canlıları katlediyoruz? Neden, biz erkekler, bir kadını türbanından veya mini eteğinden dolayı dışlıyoruz? Neden, biz kadınlar, bir erkeği ırkına ve parasına göre aramıza kabul ediyoruz? Neden, barış duvarlarımızı yıkıyoruz? Ve en önemlisi neden barışamıyoruz? Buna benzer bir milyon tane daha soru sorulabilir fakat sormak bir şeyleri maalesef ki değiştirmiyor.

Yine Charlie’nin dediği gibi, “Hayatın bize çizdiği yol, özgürlük ve güzelliklerle dolu olabilir ama biz bu yolu yitirdik. Hırs, insanların ruhunu zehirledi. Dünya’yı bir nefret çemberine aldı.” Maalesef ki; Dünya’nın her yerinde, savaş barıştan daha yakın ve olağan. Çünkü ülkeler hiç olmadığı kadar kavgalı, kardeşler küs, akrabalar her zamankinden daha fazla ayrı, dostluklar bitik, sevgiler yitik ve artık sözlerde de bittik.

Ben yine de ve her ne kadar az bir ihtimal de olsa, Dünya genelinde, barışın bir gün hakim olacağını düşünüyor ve sözlerime Albert Einstein’in o güzel sözleriyle son veriyorum:

“İnsan, savaş gibi inanmadığı bir şey için acı çekeceğine, barış gibi inandığı gibi bir dava uğruna ölse daha iyi değil midir? Savaş için hiç direnmeden verdiğimiz kurbanları, barış için de vermeye hazır olmalıyız.”

Kansız bir gökyüzü, savaşsız bir dünya ümidiyle…

ARMANÇ


ARMANÇ KİMDİR?

01.07.1990 Amed (Diyarbakır) doğumlu olan Armanç, kendini şu kısacık dizeyle tanımlıyor:

“Mutlu muydu, hiç düşünmedi böyle şeyleri

umutlardansa nefret etti daima…”

twitter.com/armanciyao

gazetelink

Gazetelinkleri ve Güncel Medya Haberleri

Sitemizi Sosyal Medyada takip etmek istermisiniz?