Okullar açılırken… Eğitim ve okul çöktü! / Atilla YÜCEAK

Okullar açılırken… Eğitim ve okul çöktü!

Artık;
Okul değil Aile’ye önem vermeliyiz.

Ülkemizin yaklaşık iki yüzyıldan beri genel olarak varlık felsefesini,
özelde insan ve toplum felsefesini,
köleci toplumun derin travmaları ile büyümüş; daha çok 16-17 ve 18. yüzyıl batı filozoflarının düşünceleri ile şekillendiğini biliyoruz.

Kendi varlık felsefesinden,
insan, tarih ve toplum felsefesinden kopartılan bu kozmopolit toplum bu süre içinde batılı kapitalist sömürü teoriler ile bir insan ve toplum inşa etmeye çalıştı.

Bu yönüyle;
ülkemizde pür liberal-batıcılardan en uç noktada bulunan İslamcılara kadar hemen herkes,
değişik derecelerde pozitivisttir.
Yani bir yönüyle oldukça zihin özürlüdür.

Gelmiş geçmiş tüm siyasetçilerimiz devlet eliyle,
bütün bilim adamları devletçi eğitim örgütü ve Diyanet eliyle yukarıdan aşağıya “Tek Tip” bir toplum inşa etmeye çalışırlar.

Vatandaşlar olarak da hemen herkes eğitim alması için kendi çocuğunu okula gönderir.
Oysa;
okulun eğitim boyutu özellikle günümüzde bilerek/isteyerek yaz-boz yapılarak,
sıfırlanır duruma getirilmiştir..

Okul sadece öğretim yapar.
Bunun başarı düzeyini de biliyoruz artık.
İlkokul birinci sınıfta başlayan Türkçe dersine rağmen Üniversite öğrencisi Türkçeyi bilmez.
İlkokul birinci sınıfta başlayan matematik dersine rağmen üniversite öğrencisi dört işlemi bilmez
Onca yılların Tarih dersine,
İnkılap tarihi dersine karşılık Ülke tarihi ile ilgili hiçbir şey bilmez.
Cumhuriyet dönemi ile ilgili üç tane tarih bilmez.

Onca yılların Din Dersine rağmen İslam’ın şartlarını ya da imanın ilkelerini, ben gibi, bilmez.
Hatta Kur’anda yazılanları bile bilmez.
Aksine kültürel,
milli,
ahlaki,
insani her tür değer’e uzak,
hatta biraz da düşmandır da…

Ama bütün Avrupalı,
Amerikalı sözüm ona yazar-çizerin adını,
futbolcuların adını,
hatta yabancı ”Sanatçı” manken-artist adlarını bilir.

Oysa;
söz konusu modern bilimlerden psikoloji bilimi insan hayatında en önemli evreler olarak ilk yıllara vurgu yapar,
yani ilkokul öncesi yıllara…

Her ülkede;
çocuğun eğitimi anne karnında başlar.
Ama bütün zengin,
yeni yetme burjuva İslamcılar çocuklarının eğitimine İngilizce öğretimi ile başlarlar.
yoksul İslamcılar ise tarikat ve cemaatler içinde cinsel istismarlar içinde ”eğitilerek” birer militan haline getirilir.
Ki son yıllarda;
bu tür eğitim -eğitimsizlik- daha çok kurumsallaşarak devlet destekli önemli boyutlara ulaştı…

İlköğretimden üniversite dahil bütün eğitim kurumlarında görev yapan öğretmenlerin de hemen hemen ortak kanaatleri şudur:
“Ailede bir şeyler almayan çocuğa bizim bir şeyler vermemiz olası değildir…”

Kısaca toplum Meclis’lerde oy birliği ile kararlaştırılan bir kanun maddesi değil
ya da sınıf,
amfi benzeri salonlarda uydurulan bir teori değil
ya da laboratuvarlarda yetiştirilen bir sebze değil.
Biraz üzülerek yazıyorum;
Kavun karpuzdan biraz daha farklı bir şeydir toplum.

Kısaca toplum sadece ailede ve mahallede kurulur.

Ama ne devlet olarak,
ne bilim adamları olarak,
ne de toplum olarak henüz aile kurumunun önemini anlamış değiliz.

Aksine;
hemen her kesimin en çok saldırdığı kurumun başında insanların toplumsallaşmaya başladığı okul ve aile kurumu gelmektedir.
Hele ki son yıllarda…

Her şeye rağmen,
Sevgili eşitim başta olmak üzere;
mesleğini yapmak için direnen öğretmenlere ve öğrencilere tüm bu olumsuzluklara rağmen yine de başarılar diliyorum.
Kolay gelsin.

#AşkÖrgütlenmektir!
#ŞairŞiirSokakta

Atilla YÜCEAK

gazetelink

Gazetelinkleri ve Güncel Medya Haberleri

Sitemizi Sosyal Medyada takip etmek istermisiniz?