Osmanlı'da Kadı Fetvalarıyla Alevi-Kızılbaş Katliamları ve Sürgünler-1 / Turabi SALTIK - Gazeteler, Haber Manşet, Gündem
Son Dakika Haberler

Osmanlı’da Kadı Fetvalarıyla Alevi-Kızılbaş Katliamları ve Sürgünler-1 / Turabi SALTIK

Osmanlı’da Kadı Fetvalarıyla Alevi-Kızılbaş Katliamları ve Sürgünler-1 / Turabi SALTIK
Yorum Yap

Osmanlı’da Kadı Fetvalarıyla Alevi-Kızılbaş Katliamları ve Sürgünler-1

Osmanlı dönemi, Aleviler için katliamlar dönemiydi. Daha I. Osman ve Orhan Gazi zamanında, Osmanlı merkeziyetçiliği geliştirilmiş, yerel önderler katledilmişti. Bu durum, en başından itibaren topluluklar arasında problemleri başlattı.
Osmanlı, İmparatorluk içinde yerel önderler ve liderler tanınmadı, yok edildi.

 

1416’da Şeyh Bedreddin tarafından direnişler başlatıldı. Sosyo-ekonomik yapı içerisinde; farklı inançlılarla birlikte Aleviler / Kızılbaşlar katledildiler. Bu süreçte (1420’de) Bedreddin’le birlikte Börklüce Mustafa ile Torlak Kemal
ve taraftarları idam edildi, katliamlar gerçekleştirildi.

 

Sonrasında II. Mehmet döneminde (1480’de) Osmanlı içerisinde Hurufilik, İran ve Anadolu’da geniş taban bulmuştu. O yıllarda, II. Mehmet, Edirne’de saltanatı ele geçirdi. II. Mehmet, başlarda Hurufilere
müdahale etmese de çevresindekiler tarafından bu durum ilgi görmedi.

 

II. Mehmet’in en baş danışmanlarından olan Fahr el-Din, (Fahreddin); Hurufilerin ateşte yakılmaları için fetva verdi. Bu fetva üzerine, Hurufiler, 1480’de Edirne’de bir camiye götürüldü, büyük bir ateş yakılarak Hurufilerin lideri ateşe atılarak yakıldı, taraftarları idam edildi.

 

Aynı yıllar, II. Mehmet tarafından, Hurûfilerle birlikte tüm inanç toplulukları saldırılara, katliamlara uğradı. Osmanlının, o yıllarda (1468-1474) Karaman bölgesinde yarı özerk şekilde yaşayan Karamanoğullarıyla aralarında derin çelişkileri vardı.

 

II. Mehmet, ilk defa Konya Karaman bölgesinde içlerinde Alevi-Kızılbaşların da olduğu önemli nüfus topluluklarını, 1475’te Rumeli’ye sürgün etti. Bu, o yıllarda Alevilerin-Kızılbaşların ilk sürgünüydü.

 

II. Beyazıd Dönemi (1481-1512)

Alevilerin-Kızılbaşların durumları II. Beyazıd döneminde (1481-1512) daha kötüleşti. 1488’de Safevilerin başında Şah Haydar vardı. II. Beyazıd’la, Şah Haydar arasında saldırılar başladı. Bu saldırılardan ötürü, II. Beyazıd: “Allah Haydar’ın kafir müritlerinin belasını versin” biçiminde bir bakışla; Kızılbaşlara saldırdı. II. Beyazıd’ın bağnaz, yobaz kişileri ‘Kızılbaşları’ “kafirlik”le suçladılar.

 

II. Beyazıd, 1501’de İran’a saldırıya giderken Anadolu’da, “Tutsak edilen tüm Kızılbaşların idam edilmesini” emretti. Sağ kalanları ise Yunanistan ve Mora’ya sürdü. Osmanlı’nın bu döneminde Alevilere / Kızılbaşlara yönelik ilk fetva 1501’de II. Beyazıd’ın emri altında olan, Osmanlı Müftüsü Hamza Saru Görez’e aittir.

 

Aşağıdaki bu Fetva Osmanlı döneminde Alevi / Kızılbaş katliamlarına yönelik bir ilk fetvadır:

“Ey Müslümanlar bilin ve haberdar olun ki, reisleri Erdebiloğlu İsmail olan Kızılbaş topluluğu, Peygamberimizin şeriatını, sünnetini, İslam dinini, din ilmini, iyiyi ve doğruyu beyan eden Kuran’ı küçük gördüler. Yüce Tanrı’nın yasakladığı günahlara helal gözü ile baktılar. Kutsal Kuran’ı, öteki din kitaplarını tahkir ettiler ve onları ateşe atarak yaktılar. Hatta kendi melun reislerini Tanrı yerine koyup ona secde ettiler. Hazreti Ebu Bekir’e, Hazreti Ömer’e söğüp, onların halifeliklerini inkar ettiler. Peygamberimizin karısı Ayşe anamıza iftira ettiler ve sövdüler. Peygamberimizin şeriatını ve İslam dinini ortadan kaldırmayı düşündüler. Onların burada bahsedilen ve bunlara benzeyen öteki kötü sözleri ve hareketleri benim ve öteki bütün İslam dininin alimleri tarafından açıkça bilinmektedir.

 

Bu nedenlerden ötürü şeriat hükmünün ve kitaplarımızın verdiği haklarla, bu topluluğun kafirler ve dinsizler topluluğu olduğuna dair fetva verdik. Onlara sempati gösteren, batıl dinlerini kabul eden ve yardımcı olanlar da kafir ve dinsizdirler.

 

Bu gibi kimselerin topluluğunu dağıtmak bütün Müslümanların vazifesidir. Bu arada, Müslümanlar’dan ölen kutsal şehitlerin yeri cenneti ala’dır. O kafirlerden ölenler ise, hakir olup cehennemin dibinde yer tutacaklardır.

 

Bu topluluğun durumu kafirlerin (kitap sahibi Hıristiyan ve Yahudiler’in) halinden daha kötüdür. Bu topluluğun kestiği veya gerek şahinle gerek ok ile gerekse köpek ile avladığı hayvanlar murdardır. Onların gerek kendi aralarında gerekse başka topluluklarla yaptıkları evlenmeler muteber değildir. Bunlara miras bırakılmaz.

 

Sadece İslam’ın Sultanı’nın, onlara ait kasaba varsa, o kasabanın bütün insanlarını öldürüp mallarını, miraslarını,
evlatlarını alma hakkı vardır. Ancak bu mallar İslam’ın Gazileri arasında taksim edilmelidir.

 

Bu toplamadan sonra onların tövbe ve nedametlerine inanmamalı ve hepsi öldürülmelidir. Hatta bu şehirde onlardan olduğu bilinen veya onlarla birlik olduğu tesbit edilen kimse öldürülmelidir. Bu türlü topluluk hem kafir ve imansız hem de kötülük yapan kimselerdir. Bu iki sebepten onların öldürülmesi vacibdir. Dine yardım edenlere Allah yardım eder, Müslümana kötülük yapanlara Allah da kötülük eder.”

 

Yavuz Dönemi (1512 -1520)

Osmanlı, 16. yüzyıldan itibaren, coğrafyamızda halkların özgürlük mücadelesini beşiğinde boğmaya çalıştı. Tarihten gelen iktisadi, coğrafi, siyasi, kültürel ve tarihi sorunları savaşla çözmek istedi. Kan ve gözyaşını dayattı. Her defasında da Anadolu halkları direnişler geliştirdi, özgürlüklerini savundular.

 

Zamanında Feyzullah Hurufi katledilmişti. Hallacı Mansur’un başı ve kolları vurulmuş, bedeni Bağdat şehir kapısına asılmıştı. Sonra kemikleri yakıldı, külleri Dicle nehrine atıldı. Seyit Nesimi’nin derisi yüzüldü. Baba İshak, Baba İlyas ve Hacı Bektaşi Veli’nin ağabeyi Pir Hüseyin (Seyit Menteş, Koca Pir) idam edildi. Şeyh Bedreddin ve Pir Sultan darağacına çekildi.

 

Yavuz da Dersim’e geldi. Zamanın Dersim önderlerinden Pir Rüstem Saltık’ı, Pertek’te elleriyle darağacına çekti. Osmanlıdan günümüze 36 Alevi / Kızılbaş halk ozanının başı vuruldu. Bu yüzden Doğu, Ortadoğu toplumları karanlığın, bağnazlığın girdabına sokuldu. Ama Aleviler / Kızılbaşlar gene de aydınlık yüzlü fikirleri savundular.

 

II. Bayezıd’in oğlu I. Selim, (Yavuz 1512-1520) Kızılbaşlara karşı en acımazsız, en sert, en katliamcı yöntemleri uyguladı. Daha Trabzon’da valiyken, Safevilerin ve Kızılbaşların, İran’daki ve Anadolu’daki varlıklarından rahatsızdı. Kızılbaşlardan nefret ediyordu. Yavuz, babası II. Beyazıd’ı zorla tahttan indirmiş, sürgün etmişti. Kardeşlerini de öldürmüştü.

 

Yavuz, Osmanlı Şeyhülislam’ı İbn-i Kemal’e, Alevilerin / Kızılbaşların öldürülmelerinin haklı olduğunu göstermek için fetva çıkarttı, Alevileri / Kızılbaşları defterlere kayıt etti. Selimşâhname adındaki kaynakta:

 

“Her şeyi bilen Sultan, o kavmin etbâını kısım kısım ve isim isim yazmak üzere, memleketin her tarafına bilgiç katipler gönderdi; yedi yaşından yetmiş yaşına kadar olanların defterleri divâna getirilmek üzere emredildi; getirilen defterlere nazaran, ihtiyar-genç kırk bin kişi yazılmıştı; ondan sonra her memleketin hâkimlerine memurlar defterler getirdiler; bunların gittikleri yerlerde kılıç kullanılarak, bu memleketlerdeki maktullerin adedi kırk bini geçti.”

 

Yavuz Selim, Alevi Düşmanı Ebusuud Fetvası Osmanlı şeriatı Yavuz’la birlikte egemen hale geldi. Alevilere / Kızılbaşlara karşı katliamlar artarken, Alevi direnişleri de arttı. Yavuz, İdris-i Bitlisi ile birlikte 46 bin Alevi / Kızılbaş katletti. İlkin Sivas Koçgiri’de zamanın Dersimlilerini katletti. Sağ kalanları Kıbrıs’a sürgün etti. Kemah Kalesinde ise 3 bin Alevi’yi katletti. Ardından Dersim Kepir (Tekir) yaylasında Şah İsmail’le karşı karşıya geldi 6 bin Dersimli Kepir (Tekir) yaylasında Yavuz tarafından katledildi. Yavuz, Harput üzerinden Pertek’e saldırdı. Pertek’te zamanın Dersim önderlerinden Pir Rüstem Saltık’a; “aman dile” dedi. Pir Rüstem Saltık, “aman” dilemeyince Yavuz, Pir Rüstem’i Pertek’te elleriyle darağacına çekti. Yüzlerce Alevi’yi kılıçtan geçirdi. Bugün Pertek’te Rüstem Mahallesi hala Yavuz’un darağacına astığı Pir Rüstem Saltık’ın adını taşımaktadır. Yavuz, Sarı Saltıklılara ait olan Baysungur Dergâhı’nı da camiye çevirdi. Hala Pertek’teki Baysungur Dergâhı cami olarak durur Pertek’te. Baysungur, Yavuz’un darağacına astığı Pir Rüstem Saltık’ın kardeşiydi. Aynı yıllarda Pertek’te en ünlü aileler Yavuz’un baskısıyla Sünniliğe geçmis ailelerdi. Bunlardan en ünlüleri Dalokaylar ve Civelekler, o zaman Alevilikten vazgeçmiş Sünnileşmişlerdi.

 

Yavuz’dan yüzlerce yıl sonra Ankara şehrine Belediye Başkanı olan Vedat Dalokay o sülaleden gelenlerdendir. Bugün Pertek’teki Sünni aileler, Yavuz zamanında Sünniligi benimsemişlerdi. Yavuz döneminde de, sonrasında da Aleviler / Kızılbaşlar, Sünni Osmanlı’nın şeriat uygulamalarına bağlı kalmadılar. Onlar, Ocaklar yoluyla ibadetlerini, itikatlarını, yolu erkânını, varlıklarını bütün katliamlara rağmen sürdürdüler.

 

Yavuz, Alevilerin / Kızılbaşların varlığına tahammül edemiyordu. Alevilere yönelik zulüm uyguladı. Bugün de İstanbul gibi büyük bir kentte 3. Köprüye onun adı verildi. Aleviler bu ada karşı oldular. Yavuz, Alevi katliamlar yaptı. Saldırılar başlattı. Bu saldırı ve katliamları meşru göstermek için, Alevi düşmanı Şeyhülislam Ebusuud’a şu fetvayı düzenletti:

 

“Peygamber, ‘ehl-i sünnet topluluğunun da içinde bulunduğu yetmiş üç topluluktan yalnız ehl-i sünnet kurtulacak, ötekiler ateşe atılacaktır’ buyurmuştur. Bu Kızılbaş topluluğu o yetmiş üç topluluktan bile değildir. Her birinden biraz kötülük, biraz suç, biraz ortalığı karıştırıcılık almış, kendi inançlarına göre benimsedikleri küfre, sapkınlığa katıp karıştırmış yeni bir küfür yolu yaratmışlardır. Gün geçtikçe de çoğalmaktadırlar. Şimdiye kadar sürdürdükleri bilinen kötülükleri, suçları konusunda şeriat kuralları gereğince geniş anlamlı yargı şudur: O acımazsız kişiler yüce Kur’an’ı, yüce şeriatı, İslam dinini küçümsemekle, şeriat kitaplarını yermekle, ocağa atıp yakmakla, din bilginlerini kendi bilimleri uğruna acımazsızlıkla, suçlamakla, liderleri (şeyhleri) olan arabozucu kötü kişiyi Tanrı yerine koyup önünde eğilmekle, haram olduğu kesinlikle ortaya konan, dince yasaklanan içkileri üretip içmekle, Ebubekir ve Ömer’e sövmekle kafir olduklarından başka; Peygamber’e bile kötü sözler söyledikleri ortaya çıktığından, çağlar boyunca gelen bilgilerin ortak konuda birleşen yargıları gereğince katledilmeleri uygun görülmüştür. Suçlulukları konusunda kuşkuya kapılanlar da suçludur.”

 

Turabi SALTIK

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

%d blogcu bunu beğendi: