Osuruktan adam / Evrim ÇATALOĞLU

Osuruktan adam

Dün akşam üniversiteden arkadaşımla buluştum ve benzer yapıdaki kadınların sorunlarının çoğunun ortak olduğunu konuştuk. İlk defa böyle bir konuşma yapmıyorum, yüzlerce kadın aynı şeylerden şikayet ediyor. Ben de bunu düzgün kadınların osuruktan adamlara denk gelmesi olarak özetledim ki bence sorunlara cuk oturan bir tanım oldu.

Olayın özeti şöyle:

Genellikle iyi eğitimli (sadece akademik eğitimden bahsetmiyorum), iyi bir işi olan (sadece beyaz yakalılardan bahsetmiyorum, üreten, maddi bağımsızlığı olan), ilgi alanları geniş, dünyada ne olup bittiğinden haberdar, okuyan, gezen, özünde mutlu, kendini seven, insanlara saygı duyan, dünyayla barışık, çevresi tarafından sevilen kadınlardan bahsediyorum. Yani herhangi bir erkeğe sığınma ihtiyacı olmayan, biriyle birlikte olacaksa sadece karşısındaki insanı sevdiği için beraber olan kadınlar. Bahsettiğim yaş grubu da genellikle 35 yaş ve üstü. İşte tam olarak bu kadınların karşısına osuruk adamlar çıkıyor.

Yukarıda bahsettiğim kadınlar bir erkekte maddi güvence, üçgen vücut falan aramıyorlar. Kötü çocuk imajının cazip geldiği yaşları da çoktan geçmişler. O tür arayışlar yirmilerde bitiyor ve o dönemlerde yaşanması da çok doğal. Kötü insanlarla, kötü ilişkiler yaşayarak deneyim kazanacağımız yaşlar onlar bizim için.

Ne arıyorlar peki?

Bir kere 35 yaş ve üzerindeki kadın ilişki arıyor. Kendisiyle “takılmak” isteyen bir adamla tanıştığında, hamam böceği gördüğünde verdiği tepkilerin benzerini veriyor. Tanıdığım 35 yaş üstü hiçbir kadın, bir erkek tarafından sadece cinsellik yaşanacak bir partner olarak seçilmeyi kabul etmez. İlle de birileriyle kısa süreli bir şey yaşayacaksa bu kişiyi kendisi bulur, seçer, yaşayacağını yaşar, yoluna devam eder. Üzerinde tartışılmasına gerek olmayan evrensel bir kuraldır bu: “kadın seçendir.” En alımlısından en dezavantajlısına kadar erişkin kadınların çevresinde her zaman çok sayıda adam olur. Bu nedenle, bir kadın yalnızsa bu sadece ve sadece kendisi öyle istediği içindir. Yani erkeğin yalnızlığıyla kadının yalnızlığı arasında bir fark var. Erkeğin yalnızlığı tercihten ya da çaresizlikten kaynaklanabilirken, kadının yalnızlığı sadece tercihten kaynaklanır.

Başka ne arıyorlar?

Kendimden ve çevremde gördüğüm kadınlardan bildiğim kadarıyla kendileri gibi birini arıyorlar. Tekrar etmeyeyim işte, özete girerken saydım. Yalnız bir yanılgı var. Düzgün adamdan kastım sıkıcı, bayık, monoton, renksiz bir insan değil. Benim önceki ilişkilerimden şikayetlerim nelerdi? Duygusal şiddete uğramak, aldatılmak, vs… Bundan sonraki ilişkilerimde elbette bu olumsuz deneyimleri bana yaşatmayacak bir insan arayışında olacağım. Ancak, “Bu beni aldatmaz, hemfikir olmadığımız durumlarda aşağılamaz, manipüle etmeye çalışmaz,” diye tanımlayacağım her adam benim radarıma takılacak diye de bir kural yok. Evden işe, işten eve, akşamları bir kilo mandalina eşliğinde haberleri izleyip sonra da dizilere geçen, dünyaya dair bir derdi, bir heyecanı olmayan, emeklilik için gün sayan saygılı adamı Allah anasına babasına bağışlasın; ben onunla ne konuşup ne paylaşacağımı bilemem. Osuruğun karşısındaki efendi adam tiplemesi buysa, çok net olarak söyleyebilirim ki, osuruğu istemediğim gibi efendi adamı da istemiyorum. Yukarıda saydığım kategoriye giren kadınlar da böyle adamları istemiyorlar. Zaten böyle adamlar da bu kategoriye giren kadınlarla mutlu olamazlar.

İşte bu kadınların karşısına çıkan adamlarla beraber sorunlar başlıyor. Piyangodan, daha yırtık diye tabir edebileceğimiz, sağdan soldan aparttıklarıyla da olsa farklı konulara dair ilgi alanları olan, komik, eğlenceli ama çoğunlukla hayatta bir baltaya sap olamamış adamlar çıkıyor. Balta ve sap ilişkisiyle anlatmaya çalıştığım şey iş, gelir düzeyi falan değil. Hayata, ilişkiye dair ne istediğini bilmeyen, bir planı olmayan, çoğunlukla bencil ve çıkarcı insanlar oluyor osuruk diye tabir ettiğimiz adamlar. Genel kural olmamakla beraber çoğunun profili de kadınınkinden düşük oluyor.

Osuruk adam tanışma safhasında ve ilişkinin başlarında narsistik yapısını gizliyor. Karşısındaki kadının beklentisine bağlı olarak değişen bir profil çiziyor. Kadın feministse, kadın haklarını canla başla savunuyor; kadın prensesse, beyaz atlı prens oluyor; kadın kırılgansa, koruyup kollayan babacan biri imajı çiziyor. Osuruk olduğunu ilk anda gösterse zaten kadın onu tutup da hayatına dahil etmeyecek, buraya kadar normal diyemesek de kabul edilebilir diyelim.

Kadının hayatına girmeyi başarıp biraz da yol aldıktan sonra ufak ufak arızalar çıkmaya başlıyor çünkü kimse ömrünün tamamını başka biri olarak geçiremez. Burada da çok klişe davranış türleri ortaya çıkıyor: manipülasyon ve izolasyon.

Osuruk erkek, gerçek yüzünü gösterdiği anda kadının onu terk edeceğini biliyor ve kendisine bağımlı kılmaya çalışıyor. Ne yapıyor mesela? Kadını yanlış olduğuna ikna etmeye çalışıyor, davranışlarını düzeltiyor. Bunu sert biçimde yapmıyor, onu düşünür gibi, sevgisini göstermesinin bir yolu gibi… Diyor ki mesela, ‘o eteği giyme bence, senin için söylüyorum, rahatsız ederler, durduk yere canın sıkılır.’ İşte kadının en büyük hatası burada başlıyor. Kadın bu yorumu kendisine yapılan bir müdahale olarak algılamak yerine, “Beni çok seviyor ve kıskanıyor,” diye yorumluyor.

Karşımızdaki insanı sevdiğimizde onun olumsuz yönlerini görmeyi reddeder ve yanlışlarını olumlarız. Olumlarız ama içten içe biliriz yanlış olduğunu. İlk müdahaleyi kabul ettikten sonra gerisi çorap söküğü gibi geliyor, her seferinde alanı genişleyerek ve daha sert olarak. Bu aşamada kadının yaşananları güvendiği başka insanlarla değerlendirmemesi osuruk için çok önemli. Sağduyulu insanlar bu yaşananların doğru olmadığı konusunda uyarabilirler. Takip eden aşamada izolasyon başlıyor. Kadının arkadaşlarına ve çevresine bok atmak, herkesi ilişkinin düşmanı gibi göstermek, kadını sosyal çevresinden koparıp kendine bağımlı hale getirmek. Türlü manipülasyonlarla bu hedefe ulaşıldığı anda ilişki artık kadın-erkek birlikteliğinden çıkıp Stockholm sendromuna dönüyor.

Eşitlik, şeffaflık, karşılıklı güven ve sevgi üzerine kurulmayan her ilişki eninde sonunda yöneten ve yönetilen ilişkisine dönmeye mecburdur. Dünyanın en iyi niyetli insanını sınırsız yetkilerle donatın, çok kısa bir süre içinde mazlumdan zalim yaratırsınız.

Sosyal yaşamında pek de bir baltaya sap olamamış adam, olmamışlığının acısını olmuş birinden çıkarmaya başlıyor. Dozu hız kesmeksizin artan bir şiddetle karşı karşıya kalan kadın, git gide bir girdabın içinde çırpınır hale geliyor ve tükenene kadar da orada kalıyor. Şanslı ve derinlerde güçlüyse, tüm izolasyona rağmen kendisini bırakmayan bir çevresi varsa kadın bu girdaptan çok yara alarak da olsa çıkıyor. Bazıları çıkamıyor maalesef. Dünya çapında işlere imza atmış, konuştuğu zaman yüzlerce öğrenci ve akademisyen tarafından hayranlıkla dinlenen bir kadın profesörün tırt kocası, kadını her ortamda rencide ediyor ve evde fiziksel şiddet uyguluyor mesela. Bu o kadar yaygın ki, dışarıdan bakıldığında anlam vermek mümkün değil kadınların böyle şeylere neden katlandığına.

Fiziksel olmasa da duygusal şiddeti ben de yaşadım ve durmaksızın bahaneler buldum. Aslında karşımdaki insanın beni çok sevdiğini, zor bir dönemden geçtiğini, ilişki deneyimi olmadığını (akla gelebilecek en aptal saptal bahaneleri sonsuza kadar uzatabiliriz) düşünüyor ve BİR GÜN DÜZELECEĞİ, HER ŞEYİN ÇOK GÜZEL OLACAĞI inancını taşıyordum. Harcanan onca yıl, o kadar fedakarlık, katlanılan o kadar çile boşuna olamaz diyordum. Boşuna olursa yıkım olur diye düşünüyordum. Yıkım oldu tabii ancak çirkin olan yıkılmadan yerine güzel bir şey inşa edilemiyor. İlişkinin içindeyken bunu algılamak ise çok zor.

İçine manipülasyonun girdiği hiçbir ilişkinin düzelmesi mümkün değil. İlişkilerde alttan almak, fedakarlık yapmak, sevgi ve saygı göstermek, hatta bazen karşındakine katlanmak önemli şeyler ve bir ilişkinin uzun soluklu olması da bunlara bağlı lakin bütün bunlar KARŞILIKLI yapıldığında ilişkiyi sağlıklı hale getiriyor. Bir davranışın karşılığını partnerimizde göremediğimizde bunun adı fedakarlık değil, taviz oluyor. Sürekli taviz verdiğimizde aşk ilişkisinin genetiğini bozuyoruz ve onun bir iktidar ilişkisine evrilmesine çanak tutuyoruz. Bir insanı kaybetmemek için çırpınırcasına verdiğimiz tavizler, onunla birlikte kendimizi de kaybetmemize neden oluyor.

İşte benim çevremdeki 35 yaş üstü kadınların çoğu böyle ilişkiler yaşamış. Son derece medenice gelip ilişki ilerledikçe maçolaşan adamlarla muhatap olmuşlar. Bazısı ilgiye boğan adamları almış hayatına, ilişki ilerledikçe hastalandığında bir tas çorba vermeyen bir adamla baş başa kalmış. Kadına saygı ve hayranlıkla yaklaşan adam, zaman geçtikçe “Aslında bir bok değilsin,” demeye başlamış. İlgisiz, sevgisiz, kontrol manyağı narsistlerle yıllar tüketmişler.

Çevrelerinde adamlar var ama yine benzer şeyler yaşamak istemiyorlar. Biraz yılgınlar. Biraz yılgınız.

Kendi adıma hayatımın birkaç yılını daha bir osuruk için harcamak istemiyorum. Bundan zarar gelmez diyeceğim ama aşık olmayacağım bir adamla da olmak istemiyorum. Kıçımın alfalarının tek gecelik ya da birkaç aylık macerası olmayı da kabul etmiyorum. Açıkçası yanıma kimseyi de pek yanaştırmıyorum. Saydığım bu üç adam tipinden biriyle olmaktansa yalnız olmak daha cazip geliyor. Yalnızken yediğim, içtiğim, gezdiğim, çalıştığım, okuduğum, uyuduğum zamandan, şu yukarıda saydığım adamlarla geçireceğim zamana kıyasla daha fazla keyif alıyorum. Arkadaşlarımla güzel zaman geçiriyorum. Kafamda “Acaba öyle mi, böyle mi, şöyle mi” soruları yok. Elbette bir gün tekrar sevmeyi, sevilmeyi, biriyle birlikte olmayı çok isterim ama mutsuzluk getireceği başından belli maceralara atılmayı anlamsız buluyorum artık. Doğru insanı bulacağım diye önüme gelen bütün kurbağaları öpemem.

Üç tipte erkeği dışladığımızda geriye kimse kalmıyor mu? Tabii ki kalıyor ama geriye kalanların bazısına benim içim ısınmıyor, bazen de benim içimin ısındığı birileri oluyor, onlar beni cazip bulmuyor. Bahsettiğim kadınlar da benimle çok benzer aşamalardan geçiyorlar. Hepimiz tercih edilmiş bir yalnızlığın içindeyiz ve bazen bunun hep böyle devam edip etmeyeceğini düşünüyoruz.

Hamiş: Yazıyı okuyan erkekler de lütfen şarlamasın. Çok düzgün adamların da bazen osuruk kadınlara denk geldiğini biliyorum. Zaten iki kilometre yazı yazdım, her tespit için “Tabii bunun tam tersi de mümkün, böyle osuruk kadınlara gelen düzgün erkekler de var,” dersem 4 kilometre yazmak zorunda kalırım. Ben kadınlar üzerine yazıyorum, erkeklerin yaşadıkları kötü deneyimlerin sağlamasını buradan yapmasak olur mu?

Evrim ÇATALOĞLU

Görsel shutterstock.com’dan alınmıştır.

Sitemizi Sosyal Medyada takip etmek istermisiniz?