Polis şiddetiymiş! El ele örülen duvara karşı mı? / Havin HİVDA

Polis şiddetiymiş! El ele örülen duvara karşı mı?

Tam 699 haftadır her cumartesi Galatasaray Meydanı’nda oturdular. Kimsenin vicdanını bile rahatsız etmeyen Cumartesi Anneleri, 700’üncü haftada Soylu’yu rahatsız etti.

Dile kolay… Tam 700 cumartesi….

Her cumartesi aynı acıyı sil baştan yaşadılar. Ellerinde kokusunu unuttukları kayıplarının fotoğraflarıyla, onları bilinmezliğe götürenlere engel olamamanın, katillerine ulaşamamanın verdiği suçlulukla, belki vicdan azabıyla, oradaydılar. Her hafta… Giderek yalnızlaştılar ama sessizce orada oturmaktan vazgeçmediler. Ve bugün yine kararlıydılar “701’inci hafta da orada olacağız!” derken.

Cumartesi Anneleri 700’üncü kez toplandılar dün (25.08.2018). Ceylan Ertem’in destek vermek için kayıp yakınlarıyla birlikte seslendirdiği Ahmet Kaya şarkısı olan “Beni bul anne”ye gaz ve plastik mermi sesleri karıştı. Çocukları kaybedilen annelerin buluşmasına izin vermemek hatta üstüne şiddetli saldırmak, 80 yaşındaki kadını yaka paça gözaltına almak ‘güçlü devletiz’ böbürlenmesinin bir dayanağı olsa gerek. Hakkını teslim etmek lazım; o yaştaki kadınları ite kaka gözaltı aracına götürürken çok güçlü görünüyordunuz, ama aynı zamanda zavallı.

Destek çağrılarına rağmen meydanda yeterli kitle olmasa da milletvekilleri ve destekçiler yüreklerini koydu meydana.

Seçimlerin ardından bürünülen ve kitlelerin de cesaretini kıran sessizlik, dün o meydanda polisin önüne duvar oldu. Polis gözaltı yapmak için kime saldırdıysa vekiller siper oldu. El ele tutuşup önlerine durdular, sarıp sarmalayıp polisin eline bırakmadılar.

Polis, “Biz Ermenilerin bu topraklarda gözümüz var. Var, çünkü kökümüz burada. Ama merak etmeyin bu toprakları alıp gitmek için değil, bu toprakların gidip dibine girmek için” diyen ve delik ayakkabısıyla beyaz bereli bir faşistin kurşununa kurban edilen Hrant Dink’in oğlu Arat Dink’e dikti gözünü. Babasını öldüren ‘beyaz bereli’ ile bayrağın önünde fotoğraf çektiren polisleri bilmez mi Arat? Babası Hrant, ‘fail-i meçhul’lerden sayılmaz mı?

Oradaki herkes çok iyi biliyordu ki; bugün Ermeni, yarın Alevi diye, öbür gün Kürt’tü, solcuydu diye sustukça yolumuz hep Galatasaray Meydanı’nda kesişecek.

Bu nedenle sarıldılar Arat’a. Onu polisin elinden kurtarmaya çalışırken ‘canımdan vazgeçerim, oğlumu vermem’ kararlılığı vardı Serpil Kemalbay’da; Garo Paylan, “aldıklarınızı vermediğiniz için burdayız” der gibi, bir gladyatör gibi durdu polisin karşısında. Ahmet Şık, kollarıyla sarmış, bedenini demire dönüştürüp kilitlemişti Arat’ı adeta. Naif görüntüsüne rağmen polisin karşısında dağ gibi, kaya gibi sarsılmaz durdu, yüceldikçe yüceldi Hüda Kaya.

Bu kez o meşhur hikayenin tekerrür etmesine izin vermediler. Evet, şimdi gönül rahatlığıyla övünebiliriz ki; ‘Ermeni’yi dövdürtmedik.’

İçinde bulunduğumuz baskı ortamı “Allah’ın bir lütfu!” Siz, her krizi yalanlarla fırsata çevirdikçe biz de yan yana durmayı öğreneceğiz; yalanlarınızla, şiddetinizle baş etmeyi öğreneceğiz.

Korku dediğin şey çok insani… Korkmuyorum diyene ‘yuh’ olsun…

Korkup da sinene “yazıklar olsun!”

Dün o meydana bakıp korku gören oldu mu sahi?

Havin HİVDA

Fotoğraflar: Vedat ARIK

Sitemizi Sosyal Medyada takip etmek istermisiniz?