arap porno sikiş izle bridalarabia.com arap porno hd porno pornovideolab

Reis’i madara etmeden olmaz! Ama muhalefet kendini madara etmeyi seçiyor / Mahmut ÜSTÜN

Reis’i madara etmeden olmaz!

Ama muhalefet kendini madara etmeyi seçiyor

Muhalefet, en başta da CHP, AKP’ye karşı politika saptarken üç konuda çok ısrarcı… Bir, Erdoğan’ı merkeze almayan bir politika yürütmek; iki, sağ tabanı “sağcı” politikalarla kazanmaya çalışmak… Üçüncüsü iktidarın gerek seçim sistemleriyle oynayarak gerek manipülasyonlarla ve gerekse açıkça iç savaş tehditleriyle seçimleri anlamsızlaştıran fiili dayatmalarına karşı sessiz kalmak ve sanki olağan koşullardaymış gibi işi bir seçim hazırlığı ve basit sandık güvenliği tedbirlerine indirgemek…
Biz de en başından bu yana ısrarla tersini savunuyoruz. Erdoğan’ın deyim uygunsa karizmasını çizmeden, AKP tabanındaki Erdoğan imgesini yeryüzüne indirmeden, yani bütün zayıf ve tutarsız kimliğiyle Erdoğan’ı gerçek hali ile kitlelere göstermeden bir başarı elde etmek, olanaksız değilse de haylice zordur.

Velev ki bir başarı elde edildi, bu koşullarda elde edilen başarı da yüzeysel ve geçici olur, yani gerçek ve kalıcı bir zafere dönüşemez. Ve sol, emekten/ezilenden yana politika olmadan ne Erdoğan’ın karizması çizilebilir ne de AKP tabanı başta, sağ tabandan oy alınabilir… Üçüncüsü, AKP’nin gerekirse iç savaş pahasına iktidarı terk etmemek eğilimi karşısında bugünden bir politik hazırlık yapılmazsa; yandı gülüm keten helva… Bizim iddiamız ise bunlar.

ERDOĞAN MERKEZLİ BİR POLİTİKA ŞART…

İlkinden başlayalım: Erdoğan’ın muhalif tabandaki imajı ile AKP tabanındaki imajı arasında yüz seksen derecelik bir açı vardır. Muhalefet tabanında bir vasıfsızlık, bilgisizlik ve diktatörlük imajı hakimken, AKP tabanında, giderek zayıflasa da Erdoğan adeta bir Mesih gibi algılanıyor.

Erdoğan’ın kendi tabanındaki bu imajını besleyen alt imajları ise “Müslümanlığın lideri, dış dünyaya (gavura ya da emperyalistlere) boyun eğmeyen ve yoksulların dostu” biçiminde atfedilen misyonlar besliyor. Bütün bu imajların gerçeklikle olan bağı çok zayıf, gerçek neredeyse tam tersi …

Erdoğan politikalarına baktığımızda Müslümanlığın yeşilinin, doların yeşili ile fazlasıyla içli dışlı olduğunu görmek zor değil… Yine Erdoğan, iktidarı boyunca asıl mücadelesini ve savaşlarını emperyalistlere karşı değil Müslüman ülkelere ve halklara karşı vermiş biri. Ve bu savaşın arkasında da ABD başta büyük emperyalist güçlerin çıkar ve destekleri belirleyici nitelikte… Yani Erdoğan emperyalist ülkelere de dönüp “ekonomik ve siyasi planda ne istediniz de vermedik; ne talep etmediniz de yapmadık” diye serzenişte bulunsa yeridir ve zaman zaman bu serzenişleri de duymaktayız aslında… İçeride de yaratılan imajının tersine Erdoğan sermayenin/zenginin palazlanmasına ve fakat yoksulun ise boynunun iyiden iyiye bükülmesine neden olacak hangi politikalar varsa, bu politikaları bilaistisna uygulamış biridir.

Sermaye sınıfı onun kabalıklarından ne kadar rahatsızsa, verdiği hizmetlerden o kadar memnundur. Zira sermayenin yıllardır istediği ama diğer iktidarların oy korkusu ile ancak yarım yamalak yerine getirebildiği isteklerin tümü ve hatta fazlasıyla Erdoğan tarafından hayata geçirilmiştir. Emekçilerin örgütsüzleştirilmesinden, özelleştirme ve taşeronlaştırmaya oradan düşük ücretle ve güvencesiz çalıştırılmalarına kadar sermayenin tüm istekleri harfiyen yerine getirilmiştir. Bir tek kıdem tazminatı kalmıştır geriye, bu konuda da sermayenin arzularını gerçekleştirmek için hazırlıklarını yapmış, hayata geçirmek için en uygun konjonktürü beklemektedir. Bu sebepten sermaye ara sıra sızlandığında Erdoğan onların karşısına da geçip yine “ne istediniz de vermedik ne istediniz de yapmadık” diyebilmektedir.

Tablo gerçekte budur ve Erdoğan’ın imajı ile gerçeği arasında çok büyük bir açı mevcuttur. Dolayısıyla ve aslında bu sahte imajı yerle yeksan etmek için malzeme haddinden fazla boldur ve yani fazla zorlanmadan başarılabilir bir iştir. Yalnızca muhakemeden kaynaklı iddia değil bu söylediklerimiz. Örnekleri de var: Örneğin Selahattin Demirtaş’ın bütün politik başarısının ve en uzak tabanda bile sempati yaratmasının ardında bu alandaki somut verileri hakkıyla kullanıp Erdoğan’ın karizmasını çizmesi vardı. Hiç abartmadan söyleyebiliriz ki eğer Demirtaş hapse yollanıp enterne edilmemiş olsaydı, Erdoğan’ın bugünkü imajı yara bere içinde olurdu. Muhtemelen de bu gerçek fark edildiği için enterne edilmesi yoluna gidilmiştir. Ve yine baştaki bütün çekincelere karşın Muharrem İnce’nin Cumhurbaşkanlığı seçiminde ortaya koyduğu başarılı performansın, aldığı hiç de küçümsenmemesi gereken toplumsal desteğin ve bu desteği aşan dikkat ve sempati halkası yaratabilmesinin arkasında da, Demirtaş kedar etkili olmasa da, benzer bir yöntemin kullanılmış olması vardır. Ve eğer toplumda yarattığını sempati halesinin bir anda dağılmasına yol açan seçim gecesi yaptığı ve hala nedenleri aydınlatılmaya muhtaç büyük U dönüşü olmasaydı. Muharrem İnce şu anda -hem de bütün- muhalefetin lideri konumunda olacaktı ve toplumda da yerel seçimler öncesi muhalefete ilişkin daha umutvar ve heyecanlı bir psikoloji egemen olacaktı.
Ve çok daha somutu AKP’deki giderek artan oy kayıplarıdır. Sorun Erdoğan ve AKP’nin imaj yitimine uğramasının zorluğu değil, sorun muhalefetin imajının zayıflığıdır. Bu nedenle AKP’den kaçan oylar muhalefete değil MHP’ye gitmektedir. (Bu durum muhalefetin asıl yüklenmesi gereken alanlardan başlıcasının Bahçeli olması gerektiğini ortaya koyarken, muhalefet Bahçeli’nin üzerine de gitmemektedir).

Peki bütün bunlara karşın muhalefet neden bu yolu seçmiyor? Bu açık gerçeği görmüyor mu? Dediklerine göre Erdoğan toplumu kutuplaştırdığı ve buradan da siyasi kazanç sağladığı için Erdoğan’ın oyununa düşmemek içinmiş… Ve bir de Erdoğan’ın desteği ile AKP’nin özellikle de yerel seçimlerdeki desteği arasında fark varmış, eğer seçim Erdoğan’ın oylanmasına dönüşürse Erdoğan kazanırmış ve zaten Erdoğan’da bu nedenle seçimi kendisinin oylanmasına dönüştürmek istiyormuş vb. vb…
İlkine konumuzla doğrudan ilgili olduğu için az sonra ayrıntılı değineceğiz ama ikincisine hemen ve burada, bir soruyla yanıt vermiş olalım: Erdoğan’ın karizması çizilmezse, kendi tabanı nezdinde deyim uygunsa “madara” edilip itibarı azaltılmazsa Erdoğan her seçimi kendi oylamasana dönüştürüp her defasında sizi yenmeyecek mi? Siz bu taktiğinizle aslında Erdoğan’a kalıcı bir zafer alanı açmış olmuyor musunuz?

Peki öyleyse muhalefet neden buna yanaşmıyor?
Çünkü bunu yapabilmesi için muhalefetin ciddi ve inandırıcı biçimde emekten yana, anti emperyalist, eşitlikçi ve özgürlükçü bir politik hattı savunması gerekir… Seçmeni bu alanlarda bilinçlendirmesi ve politize etmesi gerekir… Muhalefetin yapısı gereği göze alamadığı, hatta korktuğu ise budur… Muhalefet tüm bu alanlarda AKP ile temelde aynı politik zeminde konumlanmış durumdadır. İç ve uluslararası sermaye ve derin unsurlar muhalefetin de temel politik referanslarıdır… Bu saydığımız unsurlar ise, AKP’nin yukarıda belirttiğimiz sermaye dostu niteliği nedeniyle AKP’den vazgeçemiyorlar. Muhalefete “Yıprat ama öldürme AKP bize hala iktidar olarak lazım” eksenli bir politik çerçeveyi dayatıyorlar. Cumhurbaşkanlığı seçimi gecesinde yaşanan U dönüşlerinin ve o tarihten bugüne CHP’nin daha uslu bir muhalefete çekilmesinin arkasında da tahminimizce tam da bu unsurların bu yöndeki “etkili” müdahaleleri vardır.

ŞİMDİ GELELİM KONUNUN DİĞER BOYUTUNA…
Ki işin bu kısmı ile yukarıda belirttiğimiz kısmı arasında sımsıkı bir ilişki var. Muhalefete göre hem siyasi başarı için hem de ülkenin menfaati (bak yine geldik beka sorununa) için Erdoğan’ın kutuplaştırıcı siyaset tuzağına düşmemek gerekirmiş… Bu şekilde ülke hem bir iç savaş ortamına ve kaosa sürükleniyor hem de AKP bu yolla kendi tabanını da konsolide ediyormuş… Eee yani? Efendim bu oyunu bozmak ve AKP tabanın konsolide olmasını engellemek için biraz sağcı gözükeceklermiş ve sağcı adaylar göstereceklermiş… Böylece bu oyunu bozacaklarmış…
Einstein’ın “aynı şeyi deneyip farklı sonuçlar beklemekle” ilgili o ünlü sözünü akla getiren bir tutum… Baykal’dan bu yana milyon kere denenmiş ve her defasında duvara toslamış bu yaklaşım, bu seçimde bir kez daha yürürlükte… Bu tercihin bırakın sağ tabanı kazanmayı getirmemesini, CHP’ni kendi tabanını da manevi bakımdan tüketmekle sonuçlandığı biline biline niye bu yol seçiliyor her defasında? Hayır, mesele öngörüsüzlük, basiretsizlik falan değil… Yine aynı neden var… CHP’nin devlete ve sermayeye sımsıkı bağlanan siyasi karakteri… Yoksa bizim gördüğümüzü onların görmemesi olanaksız… Kılıçdaroğlu ilk parti başkanı olduğunda, HAYIR ve TAMAM kampanyalarında, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde, yani muhalefet tabanında umudun ve heyecanın, kazanma istek ve inancının arttığı her dönemde gördüğümüz tek bir temel ortak nokta var… Partinin nispeten daha sol bir söylem seçmesi…

Denilebilir ki sol söylemle CHP belki tabanını heyecanlandırabilir ve inançlı/umutvar kılabilir ama sağ tabanı kazanamaz… Bu hiç doğru değildir. CHP en geniş tabana 70’lerin Ecevit’i döneminde, yani partinin belirgin biçimde sol söyleme yöneldiği dönemde ulaştı. Nasıl ulaştı sağdan aldığı oylarla… Denilebilir ki koşullar çok farklı… Tersinden bir örnek AKP nasıl güç oldu peki? Arazinin boşluğundan ve kendisinin denenmemişliğinden yararlanıp kullandığı sol söylemlerle… M. İnce neden sadece CHP tabanında değil, sağ ve Kürt seçmenin belirli bölümünde umut ve heyecan yarattı? Yarım yamalak da olsa sol bir söylem kullandığı için… Demirtaş üstelik Kürt siyasetinin lideri olmak gibi baştan büyük bir kısıtla yola çıkmasına rağmen neden batıdaki MHP’li sıradan vatandaşta bile bir beğeni yarattı… Sınıfsal sorunları, ezen/ezilen ilişkisini öne alan bir söylem tutturduğu için… Bu örnekleri geçmişteki Mansur Yavaş ve Ekmeleddin İhsanoğlu örnekleri ile kıyaslayın… Ve hangisi muhalefetin toplumda daha ciddiye alınır bir seçenek olarak yorumlanmasına yol açtı? sorusuna cevap verin… Sanırım büyük ölçüde aynı cevapta buluşacağız…

POLİTİKA DA İKİ UNSUR…
Birincisi bir parti önce kendi tabanının umutvar ve inançlı kılacak ki, diğer partilerdeki tabanı etkileme şansı olsun… Umutsuz ve heyecansız bir parti tabanı ile kimseyi inandıramazsınız, safınıza çekemezsiniz.

Ve ikincisi… Sol politika kendi başına, en kapsayıcı ve en geniş toplumsal kesimlerle ortaklaşma potansiyellerini içinde barındıran bir politikadır. Zira ezilenlerin sesidir ve toplumun çok büyük bir kısmı sınıfsal, etnik, dini, cinsel ayrımlara dayalı baskının altındadır. Peki dindarı kazanmak için bu yeter mi? Evet etkiler, umut verir ama sol aynı zamanda din ve vicdan özgürlüğünün gerçek temsilcisi olduğunu da bu kesimlere gösterebilmelidir. Peki ya milliyetçiler? Milliyetçi ideolojinin devlet ve sermaye merkezli ve ayrımcı çizgisine karşı sol, genel emek ve ezilen eksenli politikasına bağlı biçimde yurttaşların eşitliğini eksen alan gerçek bir yurtseverliğin temsilcisi olduğunu da bu kesimlere göstermek durumundadır. Dinsel/mezhepsel ezilme ilişkilerine karşıtlığı ile Alevilerin ve Kürtlerin, cinsel ayrımcılığa karşıtlığıyla kadınların da sesi olabilmeyi başardığı ölçüde sol toplumdaki tüm ezilenleri birleştirme ve ortak bir noktada buluşturma şansına sahiptir. Kısacası sağ tabanı etkilemek ve kazanmak için bunları yapmak yani gerçek anlamda sol olmak yeterlidir…

SORUN ASLINDA “DUYGUSAL” …

Peki bu politikaya devletin imtiyazlı güçleri, iç ve dış sermaye çevreleri ne der?

Sorunun kaynağı da cevabı da asıl burada saklı…
Geçim sıkıntısının, işsizliğin, yoksulluğun had safhada olduğu, yani politikanın merkezinin apaçık biçimde “emek” ve “yoksulluk” sorunları eksenine kaydığı, AKP’nin fazlasıyla yıprandığı ve içsel sorunlarının da çoğaldığı bu dönemde siz “sol” olmaktan ısrarla imtina ederseniz ne etkili bir muhalefet olabilirsiniz ne de doğal olarak iktidar olma şansını yakalayabilirsiniz.

Eğer muhalefet bunca elverişli koşula karşın hala umut vermekten uzaksa ve başarısı kendine değil de AKP’nin hatalarına endeksli ise, bu tablonun nedeni sol olamamasıdır.
Sol olamaması ise, kişilik özelliği haline getirdiği devlet merkezli ve sermaye referanslı çizgiyle sımsıkı ilintilidir.

Emeğin ve ezilenlerin politikasını değil de sermayenin politikasını sürdürmek isterseniz, sermayenin tercihleri doğrultusunda da AKP ve Erdoğan’ı yenmeye değil, en fazla kontrol altına almaya ve hatta bu aynı nedenle kritik zamanlarda kollamaya mecbur olursunuz.
İşte ısrarla Erdoğan’ın karizmasını çizmekten kaçınmanın ve bile bile lades politikasıyla her defasında sağ adaylarla sahneye çıkmanın arkasındaki sır budur.
İşte Reis’i “madara” etmesi beklenen muhalefetin bunu yapmayarak kendini “madara” etmesinin arkasında böylesi bir sınıfsal neden vardır.

31 Mart’ta ve ertesinde “Du bakali nolci”…

Mahmut ÜSTÜN

gazetelink

Gazetelinkleri ve Güncel Medya Haberleri

%d blogcu bunu beğendi:

üniversiteli escort üniversiteli escort bayan yeni escort yeni escort bayan oral escort oral escort bayan antalya escort avcılar escort ataköy escort bakırköy escort escort istanbul bakırköy escort istanbul escort escort bayan esenyurt escort göztepe escort istanbul escort mecidiyeköy escort istanbul escort avcılar escort halkalı escort esenyurt escort kadıköy escort bostancı escort avcılar escort şirinevler escort istanbul eskort istanbul escort eskort bağcılar escort fatih escort grup escort avrupa yakası escort escort ataköy ataşehir escort ümraniye escort