Sanatçı ve savaş karşısındaki tavrı / Müslüm ASLAN

Sanatçı ve savaş karşısındaki tavrı

“Dünyanın en değişmez klasiklerine ve yazarlarına bakıldığında bütün mücadelelerinin temel taşları köklerinde savaşsız bir dünya özlemine çağlayanlaşarak akar. Homeros’un savaşı konu alan destanı ‘İlyada’ adlı eseri barış çağrısıdır. Tolstoy’un ‘Savaş ve Barış’ adlı eseri, savaşın beraberinde getirdiklerini anlatır uzun uzadıya bıkmadan, usanmadan. Ernest Renan, “savaşın gerçek mağlupları sadece ölülerdir”; A.Heywood ise “Barışta çocuklar babalarını, savaşta ise babalar oğullarım gömerler” demektedir.”

Karmaşanın içindeki acılar bir yana en ufak sızı karşısında dahi insanın duyarlılığı içinde depreşir tepki veremese de. Ne kadar hayatı koparsak da yaşananlardan, insanın yaşayışı bu çemberin içindedir. Soyutlanamaz ve kurtarılamaz.

Masmavi göğün altında nereye gidilirse gidilsin yağmur damlaları ıslatır seni, kandırsan da yalanların kabuklarını örtsen de üstüne. Ve gerçek tepeden tırnağıyla nereye gitsen sözlerinin kıyılarına vururken, gözlerine ilişir, hayatına dolanır.

Birey kendi vasıfları ile birey olmak istiyorsa vasıflarını büzüp örterek, dilsiz bırakarak, tepkisiz kalarak ulaşamaz bu hedefine. Sınırlarını ve özgürlüğünü bilerek ve aynı şekilde karşısındakini de sevgi/saygı göstererek karşısındaki ile eksik ya da fazla uyum geliştirebilir.

Sanat birey olmanın eksiklerini tamamlayan ve hayatın renkleriyle rötuş verendir. Sanatın gerçek dışı tutumlarında ısrarı, bireylerin nezdinde hayatı uçurum kenarında pamuk ipliğine, yanılgı ve yanılsamalarla bağlayarak sürdürmesini sağlar. Bunları sağlayan sanatı icra eden sanatçının ince eleyip sık dokuyuşunun köklerinde iyi gözlem ve emek yatmaktadır.

Sanatçı durağan olmayıp mevcutla yetinmeden sürekli bir hareketlilik ve değişim içindedir. Suskunluğunda kaybolmadan, bireysel hesaplardan uzaktır. Nerede olursa olsun, kaç kişi ve kimlerin arasında olursa olsun her zaman sanatıyla kuşanarak aykırılığını olması gereken hayata koşarak gösterendir. Sanatçı umutların ve hayallerin sesini kuşanarak insafını, vicdanını ve ideallerini pusula bilerek yürümeyi doğal bir yeminle ve inatla yerine getirme misyonu ile yürüyendir.

Güzelliklerle duruşunu aklayan ve insan hayatına en yakışan kavramlarla insanı yakınlaştırıp yaşatmak onun birincil görevlerindendir. Zaten bu belirleme, diyebileceğimiz ve diyemediğimiz bütün en değme, kudretli lafları kucaklar. İnsan bilincini tortulardan, ön yargılardan ve gericilikten temizleyerek huzura, barışa ve kardeşliğe dünya çatısı altında en güzel günlere kapılarını açması için mücadele eder sanatçı ve aydınlar.

En güzel, didaktik muhtevalı muhalif  eseler savaş karşıtlığına, felaketlere karşı olağanüstü dönemlerde ortaya çıkar. Alt üst oluşlar insan bilincinde de depremler meydana getirerek tavır koymayı, yaratmayı keskinleştirir.

Pablo Picasso, İç Savaşın dehşet verici bir kesitini “Guerrıica” tablosunda bütün açıklığıyla gözler önüne sermişti. Sanat; güzel yaşamayı, iyi yaşamayı gösterir, öğütler. Ve insanlık tarihinde eksilmeyen savaşlar da sanatçının gündeminden eksik olmamıştır. Barış tutkusu, özgürlük aşkı ve imgesi hiçbir cümleden, renkten, dizeden eksik olmamıştır. Yaralayan, acıdan, kanatan ve kahreden her şeyden uzak mahkum eden bir çabayla sanatçının gündeminde olmuştur. Dünyanın en değişmez klasiklerine ve yazarlarına bakıldığında bütün mücadelelerinin temel taşları köklerinde savaşsız bir dünya özlemine çağlayanlaşarak akar. Homeros’un savaşı konu alan destanı ‘İlyada’ adlı eseri barış çağrısıdır. Tolstoy’un ‘Savaş ve Barış’ adlı eseri, savaşın beraberinde getirdiklerini anlatır uzun uzadıya bıkmadan, usanmadan. Ernest Renan, “savaşın gerçek mağlupları sadece ölülerdir”; A.Heywood ise “Barışta çocuklar babalarını, savaşta ise babalar oğullarım gömerler” demektedir. Ve bir şairin, ressamın, halktan yana savaş karşıtı aydın ve yazarların savaş tablosuna dair sarf ettiği herhangi bir harf bile kansız, barış içinde, güzel günlerin mucize sırlarını bünyesinde taşır.

Savaş ortamından söz, çığlıkları avuçlarında boğarsa umut yürür. Ama eğer vahşet çığlıkları, sözü dalgasına alıp ayaklarının altında çiğnerse, ölüm bağdaş kurar güzelliklerin kalbinde.

Bir sanatçı kendisini hayatın çocuğu ve insana güzellikleri taşıyan işçisi olarak görüyorsa dünyanın başından geçenleri irdeleyip kendi kategorisindeki insanın yetersizliklerinin yol açtığı felaketleri tarihsel süzgeçten geçirmek kadar tarihsel misyonlara talip olmalı.

Sanatçı güzelliklerin mimarıdır.

Halklara güzellikler damıtan güzel olguların çocuğu.

Düzenlerin, sistemlerin, sınırlayan ideolojilerin emir eri değildir.

Onun hayatında doğruyu söylemekten çekinen bireysel kaygıların damgası yoktur.

Sanatçı bireysel ve yanlı davrandıkça küçülür.

Umuda yürüyüp kendisinden çoğaldıkça büyür, herkesleşir, umudun emektarına dönüşür.

Müslüm ASLAN

Sitemizi Sosyal Medyada takip etmek istermisiniz?