Serdar Ben’in yoldaşı Ethem Sarısülük için kaleme aldığı yazı: Seni geleceğe taşımak

Serdar Ben’in yoldaşı Ethem Sarısülük için kaleme aldığı yazı: Seni geleceğe taşımak

Yeni Ethem’ler bu dünyaya doğacak, bu dünyanın mimarı olacak!..

Serdar Ben, Gezi direnişinin sürdüğü günlerde Ankara Güvenpark’ta polis kurşunuyla aramızdan ayrılan yoldaşı Ethem Sarısülük için bir yazı kaleme aldı.

Sarısülük için yazılan o yazıyı yayımlıyoruz:

“Kim bilir kaç çocuk komünist “Ethem” adını alacak”

“Yazmak zor bir mesele! Beynine zuhur eden anılara direnecek ve yazacaksın. Ölümünü de yaşamını da tekrar tekrar yaşayacaksın. Bazen gözlerin dolacak, bazen kin ve öfkeden yüreğin kabaracak. Tarifi oldukça zor duygu yumağı içinde debelenip duracaksın. Anlatırken öğrenecek, öğretecek ve geleceğe taşıyacaksın.

Üç yıl önce karşılaştığımızda kolundaki saati çıkarıp koluma takmıştın, “başın sıkışırsa satarsın” demiştin. O hareketin özü, örgütlü olana duyduğun saygıydı. Örgütlü mücadelenin büyütülmesine verdiğin destekti. Neden bunu andım biliyor musun? O zaman her şey bencilce tüketilirken, “her koyun kendi bacağından asılırken”; bugün bütün bunlar bir halk isyanının kolektif gücü karşısında eriyor.

Senin o paylaşımcı, sahiplenici doğana uygun bir iklimi yaşıyor halkımız. Bugüne kadar kendi çıkarları dışında bir şey düşünemez hale getirilen insanlar, polis saldırısında kendisinden önce yanındakiler için kaygılanıyor. Gaz bulutları altında bayılmak üzere olan insanlar, kendi hallerine bakmadan, başkalarına gazın etkisini hafifleten solüsyonlar dağıtıyor!

Demem o ki Ethem yoldaş, sen benliğine yaraşır bir isyanın göbeğinde çarpıştın ve ayrıldın aramızdan.

En son karşılaştığımızda ise 1 Mayıs için Taksim’i zorluyorduk. Ben ön taraftan size haber vermek için geldim “hazırlanın saldırı olacak”. Elimdeki taşı sana doğru uzattım, sen ellerini öne doğru uzattın, her iki elinde de taş vardı ve arka tarafı gösterdin: Epey bir taş vardı orada. İşte bu son karşılaşmamız oldu. O gün de ideallerimize uygun bir biçimde çarpıştık.

Seni “şanslı” buluyorum, böyle erdemli bir kavgada ölümsüzleştiğin için. Yerinde olmak isterdim. Şimdi bize, senin sesin olmak ve uğruna çarpıştığın idealleri geleceğe taşımak kaldı.

Kapitalist barbarlığı yıkacak amansız bir kavgada elbette bu bayrağı taşırken bazılarımızın düşeceğinin farkında ve bilincindeyim. Ama insan yine de… yine de…

(…) Yoldaşlar mezar başında yapılacak anma için her şeyi eksiksiz halletmişlerdi. Megafondan birisi anons yaptı, “Ethem’i son yolculuğuna yoldaşları uğurlayacak”.

Cenaze törenin sırasında yoldaşlar aşağıdan gözüktüğünde “Ethem’in yoldaşlarına yol açın” diye başka bir anons yapıldı. Bir yandan yol açılırken bir yandan da herkes alkışlıyordu. Son yolculuğunda seni yalnız bırakmayan, bağrına basan halkımız yoldaşlarını da bağrına basıyordu. Devrimci hareketin o dar grupçu zihniyetinden eser yoktu. Senin şahsında herkes senin örgütünü bağrına basıyordu. Kardeşlerin bayrakları elleriyle örttüler üzerine…

Senden sonra 17 gün daha sürdü bu halk isyanı. Senin de bildiğin üzre, bu düzeyde bir kalkışmaya hazır değildik. Sen de biliyordun bu eksikleri, biz de biliyorduk. Bunların üzerine çıkmak şimdi daha büyük bir borcumuzdur.

Klasik tabirlerimiz vardır düşen yoldaşlarımızı mezar başında anarken, bir tekerleme gibi sürekli söyleriz: “Onları anmak, onların ideallerine sahip çıkmaktır… onları sınıf kavgasında bayraklaştırmaktır…” diye. İşte sen Kızılay’ın göbeğinde bunu yaptın. Seninle aynı ayda yitirdiğimiz Fatih’i bayraklaştırdın. Şimdi seni Fatih’le beraber anacağız. Fatih’le beraber anılmanın onuru sana, ideallerinizi sınıf içinde bayraklaştırmak görevi de bize düşüyor.

(…) Böyle bir mektupta sana duygularımı yazmak istedim ama beceremedim. O kadar kızgınım ki kendime; daha iyisini, daha da iyisini yapabilirdik. Yirmi gündür içim içimi yiyor. Bu kapsamda bir ayaklanma, insana daha çok gösteriyor zayıflıklarını, kütlüklerini, yetmezliklerini; her şey o kadar berraklaşıyor ki!..

Cumhuriyet tarihinin gördüğü bu en kapsamlı halk isyanından halen öğrenmeye çalışmayan ve enerjisini bu süreçte iki katına çıkarmayan bir devrimcilik, doğrusu insanda büyük bir kin uyandırıyor. Görevlerine daha sıkı sarılmayan, sosyalizm mücadelesini büyütmeyen mezar başında olan ya da olmayan yoldaşları affedebilir misin?.. Sınıf mücadelesi affeder mi?..

Biz Anka Kuşu gibi küllerimizden yeniden doğarız. Tarihimizde bunu daha önce yaşadık ve şimdi de küllerimizden yeniden doğduk! İşte sen bu doğuşun en berrak simgesisin, bu tarih bu rolünü misyonunu hiç unutmayacak!

Adın şimdiden yüz binlerin dilinde, kim bilir kaç çocuk komünist “Ethem” adını alacak bugünden sonra… İçin rahat olsun, işte biz bu çocuklara sınıfsız sömürüsüz bir dünya kuracağız. Yeni Ethem’ler bu dünyaya doğacak, bu dünyanın mimarı olacak!..”

gazetelink

Gazetelinkleri ve Güncel Medya Haberleri

Sitemizi Sosyal Medyada takip etmek istermisiniz?