Sivas Madımak Katliamı, Cumhuriyet ve Aleviler / Turabi SALTIK - Gazeteler, Haber Manşet, Gündem
Son Dakika Haberler

Sivas Madımak Katliamı, Cumhuriyet ve Aleviler / Turabi SALTIK

Sivas Madımak Katliamı, Cumhuriyet ve Aleviler / Turabi SALTIK
Yorum Yap

Sivas Madımak Katliamı, Cumhuriyet ve Aleviler 

Ve kanlı Sivas kaç defa siciline kan yazdırdın… 2 Temmuz 1993’te Madımak…

Daha en başından beri çok farklı süreçleri yaşayan Alevilerin doğayı algılamaları, doğa olaylarına bakışları, ibadet ve inançları farklılıklar gösteriyordu. Aleviler Emevi, Abbasi, Bizans, Selçuklu, Osmanlı dönemlerinden günümüze pek çok defa haksızlıklara uğradı, zulüm gördüler. Gene de Osmanlı şeriatı ve onun düzeninin karşısında kendilerini var eden kurumları, kuralları oluşturdular.

Onlar yaşamlarında şeriata karşıydılar. Osmanlı Şeyhülislamlarının Alevilerin katline yönelik verdikleri fetvaların ardından Aleviler Osmanlı şeriatına başkaldırdılar. Kendilerine özgü yaşam ve inanç kurallarını hayata geçirdiler. Tüm zorbalık, yok etme, inkâr ve asimile etme girişimleri karşısında büyük bir gizlilik içinde varlıklarını sürdürdü, Osmanlı merkezi devlet şeriatı yerine kendi öğretilerini hayata geçirdiler.
Kimlikleri, varlıkları, ibadet ve inançları inkâr edilen, yok sayılan Aleviler, cumhuriyetin kurulduğu dönemde ise cumhuriyete destek oldular. ‘Kurtuluş Savaşı’yla Samsun’a gelen Mustafa Kemal, Sivas Kongresi öncesi 2. Ordu Müfettişliği’ne şu telgrafı çekmişti:

“Tokat ve çevresinin nüfusunun % 80’i, Amasya çevresinin de büyük bir bölümü Alevi mezhepli ve Kırşehir’de Baba Efendi Hazretleri’ne çok bağlıdırlar. Baba Efendi ülkenin bugünkü güçlüklerini görmekte ve yargılamakta gerçekten yeteneklidir. Bu nedenle güvenli kimseleri görüştürerek kendilerinin uygun gördüğü ‘Ulusal Hakları Koruma’ ve ‘Başka Ülkeye Bağlanmama’ derneklerini destekleyerek, binlerce mektup yazdırılarak, buralardaki etkili Aleviler’in Sivas’a gönderilmesini pek yararlı görüyorum.”

1919 Sivas Kongresi’nden sonra Ankara’ya hareket eden Mustafa Kemal, önce Hacı Bektaş Dergâhı’nı ziyaret eder. Gece, heyeti ile dergâhta konuk edilir. Yapılan görüşmelerde Aleviler, Mustafa Kemal’i destekleyeceklerini deklare ederek, Kuvva-i Milliye saflarına katılırlar. Dergâhın kasasında bulunan 1.800 altının tamamını Mustafa Kemal’e verirler. Altınları teslim alan Mustafa Kemal “Sayarak verin” deyince, Bektaşi Dergâhı Piri Cemalettin Efendi, “Sayarsak borç olur” der, altınları saymadan teslim eder.

Aynı yıllarda İstanbul’da bulunan Şahkulu, Erikli Baba, Seyit Abdal, Karyağdı Baba, Münür Baba, Şehitler, Karaağaç Baba Dergâhları da Kuvva-i Milliye’nin yanında yer aldılar. Aleviler hem malları hem canlarıyla cumhuriyete destek olmuşlardı. Cumhuriyet kurulduktan sonra, ülkedeki farklılıklardan korkulur oldu. İnsanların inançları ve ait oldukları etnik kimlikler tanınmadı. Farklı inançlara hoşgörü yoktu.

25 Kasım 1925’te Tekke ve Zaviyelerin Kapatılmasına Dair Kanun çıkartıldı. Böylece Aleviler için kötü süreç başladı. Dergâhlar bu yasayla kapatıldı. Bin yıldan fazla bir süre Aleviliğe yön veren Hacı Bektaşı Veli Dergâhı silah zoruyla boşaltıldı. Dergâhın mallarına, belgelerine, el yazması kitaplarına el konulmuştu. İstanbul’daki Alevi Dergâhları da bu yasayla kapatıldı. Onların malları da, kitapları da yok edildi. Anadolu’da ise Hubyar Baba Dergâhı ve Sivas Hafik Yalıncak Sultan Dergahı yıkılarak ortadan kaldırılmıştı. Eskişehir’de Battal Gazi Dergâhı müzeye dönüştürülmüş, sonradan yapılan onarımlarla dergâhtaki Alevi motifleri yok edilmişti. Cemler yasaklanmış, karakollarda baskılar uygulanmış, pek çok Alevi cemlerden dolayı hapislere çarptırılmıştı. Alevi dedeleri, pirleri köylere, taliplere gidemez, ibadetlerini yerine getiremez olmuşlardı. Sakallı pek çok Alevi dedesinin sakallarının yarısı kesilerek köylerine geri gönderilmişlerdi. Tekke ve Zaviyelerin Kapatılmasına Dair Kanun ile Sünni yurttaşların tekkeleri de kapatılmıştı. Fakat pek çok Sünni tekkesi, açık olarak, seçtikleri camilerde varlıklarını devam ettirebildiler. Yine kilise mensupları, Havra inançlılar ibadetlerini sürdürürlerken, Aleviler dergâhlarının kapatılmasıyla inançlarını ve cemlerini sürdüremediler. Alevlerin inanç ve ibadet özgürlükleri yok edilmişti. Alevilerin 600’den fazla vakfı vardı. Bu vakıfları, malları, dergâhları yok edildi.

Cumhuriyet, farklılıkların haklarını, inanç ve ibadetlerini güvence altına alan laik-demokratik bir cumhuriyet olamamıştı. Varlığını tek dil, tek din, tek ırk anlayışı ile sürdürdü. Etnisite, inanç ve dil farklılıklarını kabullenemedi. Bu yüzden de pek çok defa Alevilere karşı şiddete başvurdu. 1921’de Koçgiri’de, 1937- 38’de Dersim’de yüz binden fazla Alevi yaşamını kaybetmişti.

1950’lerden sonra köyden kente göç, Alevi nüfusun büyük oranını şehirlere taşıdı. Şehre yerleşen Aleviler, Aleviliği yaşama sorunu ile karşı karşıya kaldı. Köyde tarlasında haksızlığa uğradığında, mal-miras bölüşümü olduğunda bu sorunlarını cemlerde çözen Aleviler, şehirlerde haklarını nasıl arayacaklardı? Şehirde cem yapamıyorlardı. İnançsal ve kültürel olarak Aleviliği yaşayamıyorlardı. Alevi için, devletin Osmanlı’da olduğu gibi resmi bir dini vardı. Resmi mezhepten olmamak suçtu, ayıptı. Köyünde gizli biçimde Aleviliğini yaşayan Alevi, bu kez kendini şehirde gizleyerek, evinde Aleviliğini yaşıyordu. Şeriatçı kafalar, “Sen de bize benze, sapık yolu bırak” diyorlardı. Köyde kalan Alevinin köyüne zorla cami yaptırıyor, onu “yola getirmek istiyor”, Ramazan ayında oruç tutmaya zorluyorlardı.

12 Eylül 1980’e giden süreçte ise Sivas’ta, Çorum’da, Maraş’ta katliamlarla karşılaştılar. 12 Eylül askeri darbesiyle Kenan Evren, tıpkı Osmanlı’da olduğu gibi Alevi köylerine cami yaptırdı. Osmanlı da zamanından 700 yıllık tarihi bir yerleşim alanı olan Abdal Musa Ocağı’nın bulunduğu köye cami yapmıştı. II. Mahmut, Hacı Bektaşı Veli postnişinliğine Nakşibendî şeyhini atamış, 1834’te oraya cami yaptırmıştı. Yine, Kırıkkale’nin Hasan Dede kasabasında Hasan Dede Dergâhı’na da cami yaptırılmıştı. İstanbul, Trakya ve pek çok yerdeki Alevi dergâhlarını yıkmış, Üsküdar’da Kıncı Baba, Tophane’de Ahmet Efendi ve Salih Efendi gibi pek çok Alevi Dedesini asmıştı. Ayrıca Alevi dergâhlarının binlerce cilt kitapları, kütüphaneleri yakılmıştı. Yavuz da 46 bin Alevi’yi katletmiş, Dersim’de Pir Rüstem Saltık’ı asmıştı. Sağ kalanları sürgün etmişti.

Ve 1993 Sivas… 2 Temmuz 1993’te Madımak Oteli’nde ateşte yakılanlar… Devlet 1974’te Kıbrıs’ı 8 saatte ele geçirdi. Bununla pek övünülürdü o günlerde. Ama aynı devlet, 2 Temmuz 1993’te Sivas’ta Madımak Oteli’nde 35 can diri diri ateşte yakılırken 13 saat müdahalede bulunmadı. Seyirci kaldı.

Zamanın başbakanı Tansu Çiller, “Çok şükür, vatandaşlara bir şey olmadı” açıklamasıyla, oteli içerisindekilerle ateşe verenlerin burnunun kanamadığını dillendirdi. Uzun yıllar hükümetlerin eliyle onların inanç ve ibadet özgürlüğü ellerinden alınmış, baskı ve katliamlarla karşı karşıya bırakılmışlardı…

Turabi SALTIK

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

%d blogcu bunu beğendi: