Siyaset dediğin ahlak işidir de / Süleyman KARAN

Siyaset dediğin ahlak işidir de

Türkiye’de siyasetin yelpazesi gerek seçim barajı gerekse siyasi partiler yasası nedeniyle iğdiş edilmiş durumda… Bunun sonucunda farklı ideolojik eğilimlere sahip gruplar, farklı partilerin çatısı altında buluşmak yerine büyük partilerin içinde hizip olarak varlıklarını sürdürmeyi tercih ediyor. Bunun sonucunda özellikle muhalefetteki görece büyük partiler net bir siyasi hedefe kitlenmekte sorun yaşıyor, efektif stratejileri hayata geçiremiyor. Bu da AKP gibi tek liderin kontrolünde ve partiden çok bir aşiret gibi yönetilen bir siyasi oluşum karşısında dik bir duruş sergilenmesini engelliyor.

Tabii ki partiler tek tip olmamalı, tabii ki AKP gibi despotik bir parti içi yönetim benimsememeli ama bu kadar hizip, bu kadar farklı siyasi görüş ve siyasi davranışı bir bünyede taşımak mümkün değil.

Etik değerlerin yoksa eğer…

Buraya kadar yaptığım tespit, sadece cari siyasi mantık içinde… Ancak hemen şunu da belirtmek lazım ki, bu hizipler salt bir ideolojik kamplaşma ekseninde oluşmuyor. Ne yazık ki Türkiye’de siyaset, tümüyle iktidar olup ülkenin nimetlerinden nemalanma hedefi üzerinden kurgulandığından, bir ideolojik tutum veyahut siyasi etikten söz etmek de pek mümkün olmuyor. Bir bakıyorsunuz, üç gün önce 180 derece farklı bir görüş dile getiren bir siyasetçi, siyaseten gömdüğü bir hizip liderinin paçasının dibinde poz veriyor. Üç kuruşluk kişisel hesapları için her türlü taklayı atmaya hazır bir amorf insan tipiyle kalıyorsunuz karşı karşıya…

Hangi partiden olursa olsun, bu siyasetçi tipi için siyaset yapmak hacıyatmazlıkla eşanlamlı. Şu rezil sözü utanmadan tekrarlayabilmek bile bunların tıynetini ortaya koymuyor mu zaten: Siyasette bir saat sonra ne olacağı bile bilinemez. Açık açık ve çokbilmişçesine, “Her türlü kazığı atarım, birlikte yola çıktığım insanı satarım, ilkem yok, ahlakım yok” demenin utanmazca özeti işte bu.

Kanaatsiz kanaat önderleri

Siyasetçi tipolojisi bu olunca tabii siyasi analiz yapan sözde kanaat önderleri de aynı ölçüde pespayeleşiyor. İddaa’da hiç tutturamayan iddia yorumcuları gibi utanmazca, her projeksiyonlarında yanılmış olanlar bile çenelerini kapatmak yerine, ‘derin duyumları’yla (siz bunu köylü kurnazı bir siyasetçinin ayakçısı olup, onun yanlış bilgilendirmelerini topluma taşıyan dedikoducu diye okuyun) fırsat buldukları her mecrada, büyük bir laf eder gibi kasıla kasıla pazarlıyorlar üç kuruşluk analizlerini. Her seferinde şapa oturuyor olmaları hiç önemli değil, çünkü sınırsız yüzsüzlükte bir numaralar!

Yeniden kapılanma faaliyetleri

Şu sıralar malumunuz, iki büyük parti olağanüstü kurultay aşamasında… İYİ Parti’nin olağanüstü kurultayı kesin, CHP’ninkinin ise şimdiden suyu çıktı gibi… İmza sayısında bile netlik yok. Ortada şeffaflık hak getire… Kamplaşmaların partiyi dönüştürmeye yönelik önemli bir tarihi kurultayı işaret eder hiçbir yanı yok. Zira yan yana duranlara baktığınızda, ya statükoyu korumak isteyenler (bunu da koltuğunu kaptırmak istemeyenler olarak okuyabilirsiniz) ya da yönetimi değiştirmek isteyenler (bunu da, bunun partiyi dönüştürmekle ilgisi yok, koltukta oturanı devirip o koltuğu kapma sevdası olarak okuyabilirsiniz) arasında bir kayıkçı kavgası görünen… Bu tespit, kurucu parti CHP için… Bir kurucu partinin bu hale gelmesinin ne kadar üzücü olduğu ayrıca tartışılmalı…

Sıcak kumlardan soğuk sulara

Gelelim İYİ Parti’ye… Burada temel sorun büyük umutların vasat bir sonuca (aslında azımsanacak bir sonuç değil ama umudu fazla köpürtmüş olmanın faturası işte) evrilmesinin getirdiği bir sıkıntı olağanüstü kurultayı tetiklemiş görünüyor. CHP küskünleriyle MHP’nin seküler kanadı ve merkez sağdan kalan bakiyenin oluşturduğu bir koalisyon olan İYİ Parti’de, olağanüstü kurultay bir yandan yeni yol haritasının belirlenmesi mücadelesi olacakken, öte yandan yerel seçimlerde kim aday olacak hesaplaşmasını da şimdiden başlatacak gibi… Türkiye’ye gereken bir merkez sağ partinin bu kadrolardan ve bu söylemden çıkması muhtemel mi bu da ayrı bir tartışma konusu ama en azından şimdiden MHP’ye geçip iktidarın imkânlarından çöplenmek isteyenlerin partiden ayrılması bile bir kazanım olabilir.

Yeni bir siyaset profili

Öyle ya da böyle bu iki olağanüstü kurultayın olağanüstü bir yanı yok aslına bakarsanız. Zira partilerin yapısı da, insan kaynakları da olağan vasatlık ve cari siyasetin tüm olumsuzluklarıyla bezenmiş haldeyken, bir yeniden yapılanma ve atılım beklemek sadece mucize beklemek olur. Belki de CHP’den sosyaldemokratların koparak yeni bir parti kurması, İYİ Parti’nin ise merkez sağ ve seküler milliyetçi iki ayrı partiye dönüşmesi daha faydalı olabilir. Zira yeniden yapılanma mümkün değilse bazen ayrışmak daha kazançlı sonuçlar doğurabilir. CHP’den çıkacak bir sosyaldemokrat parti barajı geçecek oyu alabilir, bu arada CHP de barajı geçer ve hatta sol oylarda bir kımıldama bile olabilir. Merkez sağ bir parti, AKP’yi İYİ Parti’nin halihazırdaki halinden daha fazla sallayabilir, seküler milliyetçi bir parti ise MHP’nin kıyı oylarını toparlar. Bunların başarılı olabilmesi için tabii ki partiyi oluşturan insan kaynaklarının siyaset yapma tarzlarını değiştirmeleri ve gerçekten bu ülkeyi düşünen insanları bünyelerinde toplayabilmeleri ise olmazsa olmaz. Yenilik bazen umut verir, neden olmasın?

Süleyman KARAN

Sitemizi Sosyal Medyada takip etmek istermisiniz?