Son Dakika Haberler

Sizden öğrenecek değil miyiz? / Öykü ARICA

Sizden öğrenecek değil miyiz? / Öykü ARICA
Yorum Yap

Sizden öğrenecek değil miyiz?

Yahu, sahiden 2019’a genişleyen bir bellekle, genişleyen belleğin çok yararlı donelerle, yerinde saptamalarla alabildiğine doldurulmasıyla girmedik mi?

2018’i postalarken, demansı da yanında göndermemiz pek isabetli oldu. Örneğin henüz ilk hafta, arif bir alimin bizi aydınlatmasıyla hayvanların da canlı olduğunu öğrendik. Doğrusu, beni cehaletin keskin pençesinden kurtaran bu ani ışımaya adaptasyon sürecinde vertigo nöbetleri atlattım. Zira sokakta seyran eyleyen başıboş (!) köpeğin; çoğumuzun yıllardır evlerini paylaştığı, beslenebilen, üşüyen, bin bir zorlukla barınan ve dahi çiftleşip türünü sürdüren kedinin, daldan dala konan kuşun, göç eden balığın canlı olduklarını öğrenmek, kafama çakılmış varyos etkisi yarattı.

Mekke’ye şafak operasyonundan hallice bir baskınla akın eden arsız hamamböcekleri ile insafsız çekirgelerin canlı olup olmadığına dair gelecek bilgilendirmenin yolunu gözlüyoruz bu arada, değil mi?

Bir de, ben insanın da en az hayvan kadar canlı olduğu inancındayım, fakat bir ekspere danışmaksızın bu savımı ortaya atmaktan da çekinirim. O yüzden sözüm ona eksperlerden insanın ne idiğine dair bir açıklık getirilmedikçe, savlarımı asgari düzeyde dillendiriyorum.

Bu didaktik akışı takip eden bir diğer bilgi de şu oldu: bir durumu protesto etmeyi gerek gördüğümüzde, karşı duruşumuzu dini vecibe şovuyla donatırsak, kati neticeyi elde edebilirmişiz. Her ortalık yer buna uygun; ancak müze önü, sergi girişi, sinema gişesi gibi lokasyonlar, en hızlı sonucu veriyor sanki…
Bu hızlandırılmış eğitim sürecinin esaslı dersi de, bir besteciyi önermenin faşizm olduğunu öğrenmek olmadı mı? Tepeme seneler önce çöreklenmiş; olur olmadık yerlerde ışıyan ampul, son derste öyle bir parladı ki (evreka, güzelim!), eş-dost “Şunu dinle” tavsiyelerine soyunacak gibi olursa, “Faşizme karşı omuz omuza!” diye kendiliğimden haykırmaya başlıyorum.

Peki, eğitim olur da, eğitimin içinde uyarı-tavsiye metodu olmaz mı?Nadide toplumumuzun münevverleri, bu faydalı yordamı da elden bırakmadılar… Mesela ahrete giriş bileti için gerekli envestismanı yaparken, sosyal medya platformlarında beğendiğimiz gönderilerden neyin caiz, neyin mekruh olduğunu da öğrendik; hem de 21. yüzyılın mesihi olan, o nur yüzlü ak sakallıdan… Boş zamanlarında televizyon programı yapan, çok yönlü bir kişiliktir o da… Tabii dinen yasak olduğunu aymadan önce kah kalplediğimiz kah parmakladığımız mekruh gönderilerden etkileşimimizi kaldırdığımızda, tövbe etmiş sayılır mıyız? Malum girişte “Hadi yine iyisin” ile yırtar mıyız? Bunu da aramızdan cemiyet namına rol model niteliğinde bir kul, programa telefonla bağlanarak veya internetteki üç harflileri sollayarak tweet aracılığıyla sorarsa, yeniyetme aydından geçerek fosforlu bilge adayları olabiliriz.
Ocak 2019’un ilk yarısını, kimimizin sukut-ı hayale uğradığı, kimimizin “Yuhunuz ve çüşünüz” nidalarıyla hayrete düştüğü, bir kısmımızın da “Girls just wanna have fun” diyerek gırgırın alasını geçtiği bir diğer bilgiyle tamamladık; Kabataş’taki deri kıyafetli ürinatörlerin gazabından sonra daha soğukkanlı bir hal almış olacaklar ki, türbanlı bacılarımız haram şıraların art arda fondiplendiği tövbe estafurullah barlarda cirit atıyormuş. Başka başka mekruh meselelerin döndüğü; günahkarlar klanlarının birbiriyle boy ölçüştüğü bu batakta, şeytana uymakla uymamak arasında araf trafiğine takılan türbanlı bacılar, “istiğfara mı davransak; yoksa vaziyetimizi kabullenmeyip kendimize günah keçisi mi bulsak?” diyerek kapasiteleri el verdiğince düşündükten sonra amiyane tabiriyle dahiyane bir seçime imzalarını bıraktılar; bir sinema, televizyon ve tiyatro emekçisini hedef aldılar.

Kısacası, takson basamaklarını çifter çifter çıktığımız; “İbadetin gizlisi makbuldur” hadisini feshettikten hemen sonra dini vecibelerin protestolara meze edilmesinde beis olmadığını öğrendiğimiz; kompozitör önermenin özünde faşist bir uygulama yattığını kafamızda netlediğimiz; ahirete kalkan araçtaki cam kenarından olmamak için sosyal medyada interaksiyona geçmememiz, hatta göz ucuyla dahi süzmememiz gereken gönderilerin üzerinde durduğumuz; bir de türbanlı bacılarımızın, sıklıkla oyunbozanlık yapsalar da, pislik beşiği mekanları keşfetmekten kendilerini alıkoyamadıklarını çaktığımız, belletici bir haftayı daha geride bıraktık.

Önümüz yarıyıl tatili; ben, konuyu bütünüyle kavrayamadığımızı aydığım için tatil ödevimizin kur, faiz ve enflasyonun nasıl püskürtülmesi gerektiği üzerine olmasını diliyorum. Malum, o ünite havada asılı kaldı…

Yazılı imtihan formatıyla hazırlanırsa, öğretilenleri zorlanmaksızın pekiştirebileceğimiz kanaatindeyim…

Bu üçlü, vatandaşın üstünü, başını batırmadan nasıl püskürtülür, profesyonel bir püskürtücü tek seferde, çabuk çabuk mu püskürtür; az az, sık sık mı savurtur? ‘Geri püskürtmek’ belirteci zamanaşımına mı uğradı? Direkt ‘püskürtmek’ ifadesinin kullanımı, iyi niyetli mi? Fesat olan bizler miyiz?

Öykü ARICA

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

%d blogcu bunu beğendi: