(T)ACİZ II / Öykü ARICA - Gazeteler, Son dakika, Haber Manşet, Gündem
Son Dakika Haberler

(T)ACİZ II / Öykü ARICA

(T)ACİZ II / Öykü ARICA
Yorum Yap

(T)ACİZ II

Mayıs’a, bendeki ismiyle ‘Gevşek Mayıs’a antipatim okul çağımda gelişti; kanım bahçede koşturmak için kaynarken, bana reva görülen dersi kaynatmak olurdu. Gerçi, Mayıs’ın sadece ilk gününe sempati beslerdim; o da, son yıllarda hepten göze batan “Şu işçidir; bu değildir”, “O emekçidir; bu bilmem nedir!” despotluğunun neticesinde yok oldu… Mayıs bütünüyle benim düşmanım oldu.

Hem zaten Mayıs’ta esnemekten çene gevşer… Geçen yıl içine girilen yazlık kıyafetlere bu yıl alınan kilolara rağmen sığmaya gayret edince güzelim entari, çiçekli gömlek gevşer ama beterin beteri var; gönlün yayları gevşer… Böyle böyle zihnin balatası gevşer! Elbette bu irrite hal, yıllardır kişisel… Fakat Türkiye’deki hemen hemen her yurttaş, buradaki siyasi ahlakın bütünüyle gevşediğini; mevcut hükümetin geldikleri günden bugüne değin palavrayı gevşekçe attığını; dürüstçe elde edilmiş tutanağın, avuçlarımızı cebren ve hileyle gevşetip aldıklarını gördüğüne göre, Mayıs’tan benim kadar nefret edebilir.

Bizden çalınanı geri alacağımızı iyi bildiğimden, Mayıs’la ilgili başat sorunum bu değil de; gevşeyen gönül yayları alerjimi tetikledi. Derimde kabaran yerleri kaşımaktan etim gevşedi! Karşılaştığımızda ne yapacağımızı bir süre için bilemediğimiz hadsizlikler silsilesinin ‘hoşgörülebilir bir ruhsal bozukluk’ olduğunu savunan; mesela tacizi, ‘yoğun duyguların dışavurumu’ kılıfıyla bezeyen gevşek cemiyet karşısında ne yapacağımı şaşırınca söz, ağızdan; ok, yaydan çıkar!

BAZEN RIZAN YOKTUR; OLDURUR!

Bozulma yolunda arkasından ittirilen lugatımızda tacizin karşılığı yüzeysel boyutlarla sınırlandırıldı, oysa taciz en derin travmadır; en direkt yordama başvurularak da gerçekleştirilebilir, en sinsi manevralarla da… Biri doğrudan laf atarken, biri hafifletilmiş sözlerle kişiliğinize saldırıp “Ben ortaya söyledim” der, sıyrılır. Kimi, siz istemezken parmaklarını dizinizde gezdirir; kiminin görünmez eli hayatınızın her alanında gezinir, eylemlerinizi takibe alıp sizi yoklar. Yüzünüze çok imalı ve uzun bakışlar atanı yaygınken, gizlice izinizi sürenin sayısı yadsınamaz. Beriki nerede, ne durumda olduğunuzu düşünmeksizin, arsızca telefonunuzu işgal ederken, öteki bunun işgalcilik olduğunu reddeder; o sadece direnemiyordur, çünkü dayanıksızlığının kaynağı en yüce olaydır ve bu her koşulda anlayışla karşılanmalıdır; (a)rsızdır, (ş)ikayet ettirir; (k)atlanılmalıdır…

Bazen rızan yoktur, ama bitimsiz duygu sömürüsüyle sotelenmiş negatif etkilemelerle; sıklıkla da aşık tarafın kendisini imha etme tehditiyle yumuşak karnına indirilen darbeler sonucunda rızan oldurur! Aşkın böylesinin gözü kör, kulağı ker, dili alçak, ayağı aksaktır ve bu noktada senin mantığın artık sakattır; senden istediğini, rezil hırsıyla alır…

TOPLUMU KIRAN BİR KARA VEBA

Feodalite tarafından sırtı sıvazlanan ataerkil toplumlarda tacize uğrayan kadın sayısının, erkeklere kıyasla daha yüksek olması, erkeğin tacize hiç uğramadığını düşündürebilir, ki bu felakete gebe bir yanılgıdır, çünkü alçaklığın cinsiyeti de yoktur, kimliği de; omurgasızlık, onursuzluk, en aşağılık meczubiyet gibi niteliklerle tanımlanabilir, tanımlar çeşitlendirilebilir.

Bir kadının feminist olmamasının cinsine hıyanet olarak belirtildiği şu günlerde de, tacizin elli tonuyla baş etmeye çabalayan erkeklerin varolduğunu objektif biçimde ortaya koyan kadın, hiç de yaratıcı ve birikimli olmayan zihinlerden çıkan “erkekçi” gibi keyfiyetlerle fişlendiğinde bu yanılgı, sırf bir hata olmaktan çıkıp gerçeklik yanılgısına dönüşür. “Bu işte bir yanlışlık var ama…” diye diye yanlışa ikna oluruz… Derken kendimizi, gerçeklik yanılgımıza başkalarını ikna etmeye çabalarken buluruz; pek okumadan, gözlemlemeden, sorgulamadan gerçeğe ulaşmış (!) olduğumuzdan ortaya, hemen hemen her toplumun vebası olan ‘ezber’ çıkar. Ezberin olduğu yerde fikirlerin içi boşalır, değerin anlamı bozulur ve ele avuca noksan bir toplum kalır.

Bu kondisyondaki her toplum, hedefinin gelişmek ve geliştirmek olduğunu yinelerken tıkanmışlığın karşıtlamında yaşar, tüketir ve tükenir. Tabii insanlar arasında ‘o idea senin; bu benim’, ‘şöyle ol; böyle olma’ tartışması sürerken, yok edilmesi amaçlanmış öncelikli mesele kan kaybetmez; halbuki taciz, XX veya XY kromozomu olmayan bir mikroptur. Göçebedir, coğrafya coğrafya gezer ve her koşula adaptasyon sağlayabilir. Hem taşıyıcı hem bulaşıcı olan bu mikrop, doğru teşhis edilmediğinde bağışıklığını, gördüğü toleransla kuvvetlendirir. Toplum sağlığını inkar edilemez biçimde tehlikeye atan bu vebanın vebali, onu doğru teşhis edemeyenin, dilediği ve/veya kandığı gibi biçimlendirebilmekte hak sahipliği ilan edenin boynunda zehirli sarmaşık niteliğindedir.

Bak bu zincire; Mayıs’ın gevşekliğinden, siyasi konjonktüre… Nefretten, aşka… Toplum yapısından, veba tanımına… Nereden, nereye! Taciz de böyle bir şey işte: her yerde, her biçimde, her pisliğin ‘bir şekilde’ içinde.

Öykü ARICA

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)