TARİH ÖNCESİ İNSANLARDA ENSEST / Erdinç OZAN

TARİH ÖNCESİ İNSANLARDA ENSEST…

Geçtiğimiz aylarda/yıllarda medyada sıkça karşılaştığımız konulardan biri de neredeyse ensest ilişkileri meşru göstermeye çalışan bazı kişilerin beyanatlarıydı. Kısaca hatırlamaya çalışırsak ‘annenin diz kapağından tahrik olmak’tan tutun da ‘kız çocuğunu kucağa almak’tan, ‘erkek çocuklarla bademleşmek’ten, ‘kız kardeşine tecavüz eden din görevlileri’nden, ‘çocuk gelinlerden’, ‘kayınvalideye ilgi duyulabileceği’ne kadar akla mantığa sığmayan açıklamalara tanık olduk. Üstelik devletin en yetkili din kurumu olan Diyanet’ten de bu konuda insanı hayretler içinde bırakan fetva niteliğinde açıklamalar yapılırken; herhangi bir yalanlama, bunların İslamda yeri yoktur gibi beklediğimiz türden bir açıklama ise gelmedi.

Bu açıklamaların İslamiyetle bir ilgisi var mı? Konuşanlar din adına konuştuklarına göre İslam’ın böyle bir din olduğuna dair bir yargı çıkarılabilir mi? Peygamberinin ”Cennet anaların ayaklarının altındadır” diyen bir dinin annenin diz kapağından tahrik olmayı tabu kılmaması düşünülemez. Olsa olsa bu açıklamaları yapanların akıl sağlığından kuşku duymak gerekir. Ancak Diyanet İşlerinden bu konuşulanların İslamla ilgisi yoktur şeklinde bir açıklama gelmemesini neye dayandırmak gerekir? Neyse, fazla açılmadan asıl konumuza gelelim. Başlıkta değindiğimiz konuya.

Dinler tarihi dizimizi takip edenlere en ilkel dinlerin tarih öncesinde totemist ve animist dinler olduğunu söylemiş, bu dinlerin temel karakteristik özelliklerine değinmiştik. Ancak orada ilkel insanların cinsel yaşamlarından, bu alandaki tabularından söz etmemiştik. Sigmund Frued‘un ”Totem ve Tabu” adlı eserini referans alarak şimdi bu konuya değinelim. Yer yer kitaptan alıntılar yapalım.

Avustralya’nın en eski ve ilkel, hatta en vahşi kabilesinde cinsel yaşamın ne olduğunu bu değerli eserden öğreniyoruz. Kıtanın bu en eski yerlileri çok özel bir ırk olarak değerlendirilir. Çünkü, hem konuştukları dil hem de fiziksel olarak en yakın komşuları olan ülke halklarına hiç benzemezler ve aralarında akrabalık yoktur. Evlerde oturmaz, kulübe inşa etmezler, toprağı ekip biçmez, tarımla uğraşmaz, köpek dışında ev hayvanı beslemezler. Çömlekçiliğin ne olduğu hakkında fikirleri yoktur. Avlandıkları hayvanların etini ve bitki köklerini yiyerek beslenirler. Şimdi gözlerinizin önünde vahşi insanlar topluluğu canlandığını anlıyorum. Evet, gerçekten öyle. Ama bu vahşi kabilenin reisi yoktur. Kendilerine hükmedecek, asıp kesecek kralları da yoktur. Ortak konularda tam bir konsensüs içinde birlikte karar verirler. Nasıl demokratik mi? İlkel çağlardan söz ediyoruz. Kıtanın iç kısmında yaşayan ve su kıtlığı sebebiyle yaşam şartlarıyla boğuşmakta olan kabileler, sahilde yaşayanlara göre daha ilkel görünümdedirler. Bakınız, ilkel çağlarda bile bu sahil kesimin daha aydın olduğu konusu varmış…Sahillere inildikçe eğitim düzeyi galiba o zamanlarda bile artıyormuş. ”Bu zavallı çıplak yamyamlardan, cinsel hayatlarında bizim anladığımız şekilde ahlaklı davranmalarını, cinsel dürtülerini büyük ölçüde frenlemelerini kesinlikle beklemeyiz. Fakat, buna rağmen bu insanların en büyük titizlik ve kılı kırk yaran bir katılıkla, ensest nitelikli cinsel ilişkilerden kaçınmayı hedeflediklerini görürüz.”

Avustralya’nın bu en ilkel kabilelerinde yüce varlıklara tapma konusunda her türlü dini ve sosyal kurumun yerine totemizm sistemi mevcuttur. Toteme olan bağlılık bütün sosyal yükümlülüklerin temelidir. Bu bağlılık kabile mensupluğunu bile aşıp kan akrabalığını da bir kenara iter. Aynı totemin bağlıları birbirleriyle cinsel ilişki içine giremezler, evlenemezler. Adına egzogami dediğimiz bu olay totemizmde oldukça sağlam bir yapıya sahiptir. Bu yasağın delinmesi, çiğnenmesi en sert biçimde cezalandırılır. Üstelik cezayı tüm kabile birlikte uygular. Buna bir çeşit linç de diyebiliriz. Çünkü suç tüm kabileye karşı işlenmiştir ve kabile suçu üzerlerinden savuşturup atmak gibi bir eylem içerisinde olmalıdır.

Yasaklanmış gruptan bir kişiyle cinsel ilişkiye girmenin cezası ölümdür. Kadının aynı yerel gruptan olması veya savaş sırasında başka bir kabileden ganimet olarak yakalanmış olması durumu değiştirmez. Yanlış gruba mensup olan ve kadınla karı koca ilişkisine giren erkek, kendi grubundaki erkekler tarafından avlanır ve öldürülür. Bazı kabilelerde erkek öldürülür; kadın sadece dövülür. Kadının öldürülmemesinin nedeni cinsel ilişkiye muhtemelen zorlanarak girdiği içindir. (Bu da bizim namus cinayetlerimize kapak olsun. Kim daha ilkel?)

Şimdi de ilkel insanın ensest ilişkiye karşı aldığı bir önlemi yazalım: ”Diyelim ki erkek ‘kanguru totemli’ bir gruba mensup ve ‘devekuşu totemli’ gruba mensup bir kadınla evleniyor. Bu durumda çocuklar, yani oğlanların ve kızların hepsi devekuşu oluyor. Dolayısıyla bu evlilikten doğan bir oğlanın, kendisi gibi devekuşu olan annesi ve kız kardeşleriyle ensest nitelikli ilişkiye girmesi, totem kuralı vasıtasıyla olanaksız hale getiriliyor.” (Çocukların ilk anda kanguru olması gerektiği aklınıza gelebilir ama bu ilkel kabileler ataerkil değil anaerkil olduklarından dolayı çocuklar devekuşu oluyor)

“Totemle bağlantılı egzogami, anne ve kız kardeşlerle ensest nitelikli bir ilişkiye girmeyi yasaklamaktan daha fazlasını getirir. Erkeğin sülalesindeki hiçbir kadınla cinsel anlamda birleşmemesini de sağlar. Bunlar kendisiyle aynı kanı taşıyan kadınlar değildir ama, bütün kadınlar aynı kandan akraba muamelesi görürler. Aynı totemden gelen her şey aynı kandan akraba durumundadır. Bir ailedir. Ve bu ailede, en uzak akrabalık dereceleri dahi cinsel birleşmeyi kesinlikle engelleyen bir husus olarak algılanır.” Medeni ulusları bile hayrete düşürecek denli bu sıra dışı kurallar miras bölünmesin diye akraba evliliği yapan, yaptıranlara ilkel insanlardan ne güzel bir kapak oldu dimi?

Şimdi sözü kayınvalide konusuna getirelim. Hani bir süre önce bir şahış ”kayınvalide” falan bir şeyler gevelemişti ya. Bakalım ilkel insanlar bu konuda ne önlemler almış? Belki tanıdık ifadeler bile görebiliriz: Bir erkek kayınvalidesinden annesinden kaçtığı gibi kaçmaktadır. Tesadüfen yolda karşılaştıklarında kadın kenara çekilir ve erkek geçinceye kadar ona sırtını döner. (Tanıdık gibi geldi dimi? Hâlâ pek çok yöremizde bu adet yok mu? Gördünüz mü nereden geliyormuş? Ama, burada damat ve kayınvalide için geçerli bu. Bizde ise tanıdık olup olmaması bile önemli değil, yoldan bir erkek geçiyorsa ve karşıdan bir kadın geliyorsa kadın duvar veya yolun dibine çömelir erkeğin geçmesini bekler.) Bir erkek kayınvalidesinin peşinden sahilde bile yürümez. Ne zaman ki dalgalar kadının ayak izlerini siler o zamana kadar. Ancak belli bir mesafeden birbirleriyle konuşabilirler. Birbirlerinin adlarını telaffuz etmeleri asla söz konusu değildir. Bir erkek evlenmeden önce kayınvalidesiyle görüşemez ve konuşamaz. Karşılaştıklarında tanımamazlıktan gelir. Ve oradan koşarak kaçıp saklanır. Zulu adetlerine göre ise erkek kayınvalidesinden utanır ve onun yanında bulunmamak için her şeyi yapar. Karşılaştıklarında kadın bir çalılığın arkasına sığınır. Erkek de onu görmemek için kalkanını yüzüne siper eder. ”Nil Nehrinin kaynağının bulunduğu bölgede yaşayan bir zenci kabilesi olan Basoga‘larda bir erkeğin kayınvalidesiyle konuşabilmesi için kadının evin başka bir odasında bulunması ve damadı tarafından görülmemesi gerekir. Ayrıca bu halk ensestten o kadar ürker ki, onu gerçekleştirenlerin ev hayvanlarını bile cezalandırır.” Bir Zulu kadına kendisine yasağın sebebi sorulduğunda şu karşılığı vermiştir: ”Karısını emzirmiş olan memeleri görmesi doğru bir şey değildir.” Şimdi düşünüyorum da, mutlaka okuyucular da aynı şeyi düşünüyordur; ilkel insanlar ensest ilişki içine giren ev hayvanlarını bile cezalandırırken bizde eşek, at, katır geçtik ördeğe, tavuğa ve hatta damacanaya tecavüz edenleri hangi kategoriye sokmalı.

Kuzenler arası evliliği yasaklayan katolik kilisesi acaba ilkel insanlardan, totemik kabilelerden kopya mı çekti diye düşünüyorum. Ruhani akrabalık ilişkileri icad eden kiliseden binlerce yıl önce bu yasaklar ilkel insanlarda zaten vardı. İlkel insan daha uzak grup içindeki yani sülalenin sülalesi gibi geniş gruplar içerisinde cinsel birlikteliği yasaklamıştı. Kuşku yok ki bunun nedeni ensesti ve daha geniş anlamıyla grup ensesti önlemek içindi.

Oğlanın annesi ve kız kardeşleriyle olan ilişkisine de kısıtlamalar getirmiştir ilkel insan. Erkek çocuk ergen yaşa geldiğinde evden ayrılır. Başka bir yere yerleşir. Orada uyur, yemeğini orada yer. Asıl evini ziyaret edip yemek talep edebilir. Ama kız kardeşi evde ise yemek yemeden evi terk eder. Hiçbir kız kardeşi evde değilse kapı dibine oturup yemeğini yiyebilir. Erkek kardeşle kız kardeş evin dışında tesadüfen karşılaşırlarsa kız oradan uzaklaşmak veya saklanmak zorundadır. Erkek kumda ayak izleri görür de bunların kız kardeşine ait olduğunu sanırsa izleri takip etmez. Ergenlikle başlayan bu kurallar hayat boyu devam eder. Anne oğluna asla samimi şekilde hitap etmez. ” sen” yerine ”siz” der. Kız ve erkek kardeşler birbirlerine hediye veremez. Birbirlerine yaklaşamazlar ve birbirlerinin ellerini sıkamazlar. Ancak birkaç adım mesafeyle konuşmalarına izin vardır. Kız kardeşle ensestin cezası ölümdür. Babalara gelince: Onlar da evlerinde kızlarıyla tek başlarına kalamazlar. Aynısı anne ve oğulları için de geçerlidir. ”Bu adetler hakkında bilgi veren Hollanda’lı misyoner, bu adetlerin maalesef oldukça haklı adetler olduklarını ilave etmek zorunda kalıyor. Bir erkeğin bir kadınla yalnız olarak bir arada bulunması yasak ilişkiye sebep olabilmektedir. Yakın kan akrabalarının ilişkisinden dolayı her türlü ceza ve kötü sonuç doğabileceğine göre bütün baştan çıkarıcı fırsatları bu tür yasaklarla önleme gayretleri, gayet haklı gayretlerdir.” Kuşku yok ki bu örneklemeler uzayıp gider.

Ensest ilişkilere karşı binlerce yıl öncesinden başlayarak, yamyam diye tabir edilen kabilelerden Avustralya yerlilerinden başlayıp Afrika zencilerine kadar uzanan geniş bir yelpaze içinde konuya bakmaya çalıştık. Bu yazıyı yazarken Sıgmund Freud’un ”Totem ve Tabu” adlı eserinden yararlandık. Tırnak içindeki kısımlar kitaptan alıntıdır. (İlya yayınevi. 20. baskı.)

Demek istediğim odur ki ilkel insanlar tarih öncesi çağlarda bile ensest ilişkiye izin vermez, önlemek için yukarıda bazılarını saydığımız önlemleri alır ve gerçekleşmesi halinde ölümle cezalandırırken 21. yüzyılda üstelik Müslüman bir ülke olan Türkiye’de nasıl olur da akla ziyan (yazının başında da andığımız) açıklamalar yapılabilir. Şüphesiz ensest ülkemizin bir gerçeği. Peki, bu gerçeğe karşı verilen bir ceza var mı? Şikayet olursa mı ceza var? Cezanın içeriği nedir?

Yamyamlar ölümle cezalandırıyordu.

ERDİNÇ OZAN

Sitemizi Sosyal Medyada takip etmek istermisiniz?