Son Dakika Haberler

Tekno-kapitalizm / Mustafa Necati YILDIRIM

Tekno-kapitalizm / Mustafa Necati YILDIRIM
Yorum Yap

Tekno-kapitalizm?

Ezilenin, haksızlığa, ayrımcılığa uğrayanın yanında durmanın; adalet, özgürlük ve eşitlik peşinde, yani muhalif olmanın acıklı bir tarafı var. Hayır, mücadele etmenin, ömrü boyunca herkesin farklı seviyelerde ödemek zorunda kaldığı -hayatlar dahil- bedellerinden bahsetmiyorum. O zaten işin doğasında var…

Bu acıklı hal daha çok tarihin akışı içinde sayısız hayatları yiyip bitiren ama yine de bir lahzadan fazlası olmayan ontolojik bir durgunluğun, çıkışsızlık duygusunun, okuma zorluğunun ve elbette duvarın yıkılmasından sonra bir çığ gibi toplumların üzerine hoyratça çullanan küresel liberal kapitalizm olgusunun yarattığı masif çaresizlik kafasının bir tezahürü olarak var.

Keşifler çağından manifaktüre, oradan artık dördüncüsüne girdiğimiz sanayi devrimlerine ve bunlara paralel dünyanın dört bir yanında sürdürülmüş/sürdürülen toplumsal mücadeleler tarihe iyice geri çekilip baktığımızda 90’ların başından -1969 ARPANET oluşumundan 20 Aralık 1990’da Tim Berners-Lee’nin ilk www sitesini kurmasından sonra- itibaren işlerin fena halde ters gittiğini görürüz.
Neyin ters gittiğini incelemeden önce kısa bir tespitte bulunalım.
Kapitalizm teorize etmez, ideoloji üretmez. Bilakis itkiseldir, tarihin o anının gereklerine göre karar verir ve hareket eder. Elbette plan yapar, taktik kurar, stratejik davranır. Ama unutmamak gerekir aslanlar da bir geyik sürüsüne yaklaşırken aynını yapar. Bu karar alma süreçlerinin ardında tıpkı aslanlarda olduğu gibi herhangi bir sofistike düşünce, felsefe ya da adına ideoloji diyebileceğimiz bir kurgu bulunmaz. Buna kalkışan bir avuç düşünüre bakıldığında ise çok kabaca -A. Smith- “Ne olacak, dünya böyle,” tespiti dışında pek bir şey bulunmaz.

Modern toplumsal mücadeleler tarihi temelde bu ikilem üzerine kuruludur. Bir yanda dürtüsel, pragmatik, oportünist, eklektik, ampirik ve kendini yok etmek pahasına yayılmacı -Baudrillard’a bakarsak ‘kanser’- güçler; karşısındaysa sürekli kafa yoran, felsefeden sanata, ideolojiden örgütlenmeye, başkaldırıdan devrime elinde ne varsa kullanmaya çalışan yapılar ve harekete geçirilmeye çalışılan halklar görürüz.

Geldiğimiz noktada gezegen çapında küresel kapitalizmin tartışmasız hakimiyeti ve ‘başkaldırı’ adına radikal İslam’dan -kapitalizmin düşman üretme ihtiyacının doğal sonucu olarak elbette- başka bir şey kalmadığına göre işe neyin ters gittiğini bulmakla başlamak en doğrusu olmaz mı?

Bu okumayı yapmadan mikro milliyetçiliği, yükselen yeni popülist sağı, küresellik içinde içe kapanma davranışını, Sarı Yelekliler’i, hatta Gezi’yi, Türkiye’nin yuvarlanmakta olduğu çukuru anlamak mümkün olabilir mi? Ve en önemlisi tüm memnun olmayanlar birlikte başka bir dünya kurabilir mi?

Kapitalizmin sürekli kendi açmazlarını ürettiği konusunda sanırım hemfikir olabiliriz. Öte yandan bu açmazları en başından beri bir şekilde aşmayı başardığını da inkar edemeyiz. İşçi hareketleri, sosyalizm korkusu bir şekilde kendine çeki düzen verme ihtiyacı -sosyal demokrasi- dayattıysa da ilk web sitesinin inşası süreç içinde tüm sosyolojik ezberleri yerle bir etti ve teknolojik yöndeşmeyle birlikte bugün ilk dalgasını hissettiğimiz tekno küresel kapitalizm olgusuyla -Arap Baharı’ndan Sarı Yelekliler’e- tüm toplumları baş başa bıraktı.
Modern kapitalizmin dayattığı bireyselleşme ilkesi o ana kadar birlikte hareket etme, kolektivizm ve örgütlü mücadeleyi, yani her türlü devrimci hareketi zorlayıcı bir unsur olarak yerli yerinde dursa da o andan sonra internet tabanlı gerçekleşen, herkesi ‘kendi hayatının yayıncısı’ haline getiren atomizasyon süreci daha öncekilere hiç benzemeyen, neredeyse verili gerçeklikten bağımsız -sanal- bir düşünme biçimini fiber optik hızında kürenin her yanına yaymaya başladı.
Artık hiçbir politik, etnik, dini, kültürel, cinsel ya da sınıfsal aidiyet tek başına kitleleri harekete geçirmeye yetmez oldu. Ya da tümünün yerini bir tür umursamazlık, içe yönelme, salt kendini ifade etme -selfie- kaygısı aldı. Bu öyle etkili bir illüzyon yaratır oldu ki birey artık kendi imajını dijital bir medyum olmadan algılayamaz hale geldi.

Öte yandan başkaldırı öyle kolayca insan doğasından sökülüp atılacak bir şey de değildi. İşte tam da bu yüzden hiçbir manifestonun, söylevin, politik programın yapamadığını Tunus’da bir seyyar satıcının -Muhammed Buazizi- kendini yakması, Gezi’de ateşe verilen tek bir çadır ya da Fransa’da bir kamyon şöförünün paylaşım yapması kitleleri sokağa dökmeye yeter hale geldi. Sol hareketin bu isyanlarda sürekli geç tepki vermesi de rahatlıkla bu pencereden okunabilir.
Öte yandan bu aşırı bireyselleşme algısı birbirine çok benzeyenlerin de küresel anlamda bir araya gelebilmesine -IŞİD’in adam toplama yöntemleri, göktaşı koleksiyonu yapanlar ya da World of War Craft oynayanlar. Adını siz koyun- olanak tanıdı. İşin kötüsü bu mikro ağlar gerçekliği ikame eden bir sosyalleşme duygusu yaratmaya yetiyordu. Ne de olsa insan sosyal bir yaratıktır. Ama artık sendika, kilise, dernek ya da parti toplantılarına gitmesi gerekmez.

Elbette bu anlattıklarımın birden ve şu anda gerçekleştiğini iddia etmiyorum. Ama rüzgarın bu yönde giderek gücünü arttırarak estiğini de inkar edemeyiz. İnternet tabanlı doğrudan demokrasi taleplerinin her geçen gün daha duyulur hale gelmesi de bu gidişe iyi bir örnek teşkil edebilir.

Bu noktada internetin de tıpkı bir zamanların televizyonu gibi kapitalizmin kitleleri uyutma ve manipüle etme aracı olduğunu öne sürebiliriz. Bir yere kadar haklı bile olabiliriz. Tüm gezegeni saran fiber optik ağlarla küresel liberal kapitalizm grafik olarak bile ışıklı masada birbirinin üzerine oturuyor olabilir. Elbette internet olmadan etkin bir küreselleşmeden söz edemeyiz. Sermaye, mal, hizmet ve işgücünün istendiği anda, istendiği yerde olmasının garantisidir internet. Ama yanılırız. Çünkü internet sadece internet değildir.

Herhangi bir siteye girin ve sağ klik yaparak ‘sayfa kaynağını görüntüle’” sekmesine tıklayın. Sizin için bir kısmını rastgele kopyalayıp yapıştırdım. İşte karşınıza aşağıdaki gibi bir şey çıkar:

(google.li=0;google.getEI=function(a){for(varb;a&&(!.getAttribute||!(b=a.getAttribute(“eid”)));)a=a.parentNode;return b||google.kEI};google.getLEI=function(a){for(var b=null;a&&(!a.getAttribute||!(b=a.getAttribute(“leid”)));)a=a.parentNode;return b};google.https=function(){return”https:”==window.location.protocol};google.ml=function(){return null};google.log=function(a,b,e,c,g){if(a=google.logUrl(a,b,e,c,g)){b=new Image;var d=google.lc,

Bugün meraklı bir çocuğun rahatça okuyup yazabildiği bu kodlama dili birçoğumuz için Klingon alfabesini andırıyor olabilir. İlk www sitesinden günümüz yapay zekalarına biraz değişmiş olsa da temeli üç aşağı beş yukarı aynı kalmıştır. Şüphesiz kodlama internetten önce de vardı ama onunla birlikte kendini çoğaltarak hemen hemen bildiğimiz her şeyin yapısına nüfuz etti. Öyle ki artık biyoloji bile insanı algoritma olarak okumaya ve bu okumadan yola çıkarak daha hızlı çözümlemeye başladı. Bunlara paralel olarak büyük data ve bulut teknolojileri gelişirken yakın zaman önce NSA yapay zekayı öncelikli tehditler listesine ekledi.
Tüm bunlar internetin küresel bilgi üretme ve düşünme şeklini kökten ve geri dönüşü mümkün olmayan bir şekilde değiştirmesi sonucunda gerçekleşmeye başladı ve nihayetinde artık insanlığı büyük bir hızla -tam da kendi çelişkisi ile yüzleşmek üzereyken- tekno-kapitalizm olgusuyla yüzleşmek durumunda bırakıyor.

Önümüzdeki otuz yıla kısa bir bakış attığımızda ileri yapay zekadan, insansı robotlara, 3D organ basımından trans-humanizme, otonom fabrikalardan uzay madenciliğine, tasarım bebeklerden kuantum bilgisayarlara ve bu bahsettiklerimin bile demode kalacağı inanılmaz ‘gelişmelere’” gebe olduğunu görmek çok da zor değil.

Yukarıda dikkat çekmeye çalıştığım sosyal dokudaki teknoloji tabanlı yerel ve küresel dönüşümler önümüzdeki 30 yılda insanlığın nereye ya da neye evrileceği konusunda çok ciddi kafa yormak gerektiğine işaret ediyor.
Eğer hiç umutsuzluğa kapılmadan ezilenin, haksızlığa, ayrımcılığa uğrayanın yanında durmak; adalet, özgürlük ve eşitlik peşinde, başka bir dünya kurmak istiyorsak tekno-kapitalizm olgusunu çok yakından tanımak ve belki tekno kısmıyla kavga etmeden kapitalizmi yeniden tanımlayarak mücadele yöntemleri geliştirmek gerekiyor. Çünkü biliyoruz ki kapitalist gelişim yasası, doğası gereği kendi hakkında düşünmeyi pek sevmiyor.

Mustafa Necati YILDIRIM

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)