Teknolojinin Artısı Eksisi / Edip YEŞİL

Teknolojinin Artısı Eksisi

“İnsanlar sevilmek için yaratıldılar.
Eşyalar ise kullanılmak için.
Dünyadaki kaosun nedeni,
Eşyaların sevilmeleri ve
İnsanların kullanılmalarıdır.”  

(Cemil Meriç)

Sanki teknolojiyi içimize, yaşamımıza dâhil ettiğimiz ölçülerde doğallıktan uzaklaşıyor ve yapaylaşıyoruz; insani ve doğal olan şeyle aramıza mesafe koyuyoruz. Nereden bakarsak bakalım bu başlı başına bir sorundur. Teknolojinin, insanın doğayla etkin mücadelesinin yanı sıra doğanın zorluklarına karşı üstünlük sağlamada bilgi ve teknik olarak hayati bir öneme sahip olduğu bir gerçektir. Fakat kullanımı ve piyasadaki dolaşım mantığıyla ilgili kısma gelince muhakkak ki söylenecek şeyler vardır.

İlk insan taşı attı, bir başkası o taşı deldi, teker yaptı. Alet, çakı, çanak çömlek, ok icat oldu. Hayvanlar evcilleştirildi, gücünden faydalanıldı; avcılık, toplayıcılık, tarım, sanayi çağı derken üretim araçları geliştikçe toplumlar da değişti ve gelişti. Günümüz bilişim çağının teknolojik dünyası böylelikle ortaya çıktı. İnsanın karmaşık zihinsel yapısı onu diğer canlı varlıklardan ayıran önemli ve temel bir özelliktir. Çünkü düşünerek üreten, kültürlenme yetisine sahip, kültür birikimi yapan tek canlı varlıktır. Bu yüzden “insan araç yapan hayvandır” derler.

Üretim başta olmak üzere birçok alanda yakalanan teknolojik ivmeyle beraber insanlık, doğa üzerinde büyük ölçüde hâkimiyet kurdu. İletişim teknolojisi alanında da çok ciddi ilerlemeler kaydetti. Çok değil çeyrek yüzyıl evveline kadar zahmetli olan iletişimin bugün geldiği nokta korkunçtur! Önceden sadece bilim kurgu filmlerinden izlediğimiz, olabilirliğine akıl erdiremeyeceğimiz, hayal ürünü olan birçok şey bugün fiili olarak yaşamımızın bir parçası ve vazgeçilmezi olmuştur. Bir faks cihazını düşünelim Posta işletmesini (PTT) nasıl da alt üst etti. İşletmenin binlerce çalışanını nasıl da bir tuşla devre dışı bıraktı. Teknolojinin önemli gelişmelerinden biri kabul edilen bu cihazın ortaya çıkışı büyük bir devrim niteliğindeydi. Modern çağın en ilginç buluşu ise hiç şüphesiz ki internettir. İnternet, sahip olduğu ağ ile dünyayı küresel bir köy haline dönüştürdü. Bilgiyi bir tıklama kadar bize yakın etti. Muazzam olanakları insanlığın önüne serdi. Sanayi ve üretim alanındaki diğer gelişmeler, cep telefonları, laptoplar, ıpad gibi çok sayıda örnekle bunları çoğaltmak mümkün. Yaşamımızı kolaylaştıran teknoloji gelişerek büyük bir hızla ileriye doğu sıçrama yapmaya devam etmektedir.

Teknolojik alanda bu kadar ilerleme yaşanırken, ‘yaşamın öznesi olan insan bu gelişmelerin neresinde yer alıyor’ diye bir soruyla devam edecek olursak, bu soruya yanıtımız, ne yazık ki aynı paralelde seyretmediği, olacaktır. Hatta gelinen bilişim ve teknolojik düzey ile insanın kültürel gelişimi arasında gittikçe derinleşen bir uçurumdan söz etmek mümkündür.

Bilimin ve bilimsel buluşların sistemlerden bağımsız, insanlığın kültürel ve bilgi birikimleri neticesinde nitelik kazandığını kabul edersek -ki buluşlar önceden ne amaçla kullanılacağı düşünülmeden ya da bilinmeden bilim insanlarının çeşitli araştırmaları neticesinde ortaya çıkar. Einstein atomu icat ederken insanları yok etmek üzere kullanılacağını bilebilir miydi? Bilseydi icat eder miydi?- geriye sosyal yaşam üzerindeki siyasal egemenlikler ve etkilerini ele almak kalıyor.

Bilişim çağının kapitalist sistemle tarihsel olarak kesişmesi insanlık açısından belki de çok büyük bir talihsizliktir. Zira kapitalizmin derdi doğa ve insan değildir. Hümanizma hiç değildir. Kapitalizm, doğası gereği kâr ve talan sistemidir. Bu nedenle kapitalizm kendi iç çelişkilerinden kaynaklanan sorunları “derinleştirmede” her şey mubahtır mantığıyla bilim ve teknolojinin bütün nimetlerini kullanır. Yanı sıra kendini korumak adına sosyal yaşama müdahale eder ve insanlığın geleceğine, gelişimine ipotek koyar. Buradan hem ciddi rant sağlar -ki zaten onun doğasında bu var- hem de toplumsal yaşamı kontrol altına almayı hedefler. Toplumun arz talep ilişkisine yön vererek şekillendirir, kendine pazarlar yaratır. Bu ilişki ve çelişkileriyle kapitalizm savaşların, yıkımların, yoksulluğun ve barbarlığın baş mimarı olur, sınıfsal karakterli bütün sistemler gibi. Sosyal yaşamı olumsuz yönde etkileyen ve yön veren önemli faktörlerden biri olarak aynı zamanda doğa düşmanı ve katliamcısıdır.

Toplumun manipüle edilmesinde, yönetilmesinde, denetlenmesinde ve daha çok rant elde etme mantığıyla kullanılan teknoloji hiç şüphe yoktur ki toplumu ve bir bütün olarak insanlığı ileriye değil geriye götürür. Paranoyak bir toplumun oluşmasına, gelişmişlik bakımından da insanla arasında derin bir uçuruma neden olur. Ki günümüzde gerçekleşen budur. Bu nedenledir ki çoğu zaman insan mı teknolojiyi kullanıyor yoksa teknoloji mi insanı kullanıyor sorusunu sorarız.

Teknolojiye karşı duramayacağımız bir gerçektir. Akıntıya karşı kürek çekmeye benzer, bu nedenle karşı durmak da anlamsızdır. Yaşamı kolaylaştıran, sonsuz imkânlar sunan bir şeyin karşısında neden durulsun ki! Sorun, teknolojinin kimler tarafından, hangi amaçla sunulduğu ve nasıl kullanıldığıdır.

Farkında olmadan neredeyse günün yirmi dört saatini klavye başında geçiren bir insanı düşünelim! “Sosyal” paylaşım sitelerine, cep telefonlarına, internete, arabaların fantastik dünyasına ve bilumum teknolojik dünyaya teslim olmuş bir toplumu düşünelim. Bir de saydığımız bütün bu teknolojik ürün ve edevatları esiri olmadan, bunları sadece bir araç olarak gören ve hedeflerine ulaşabilmek bağlamında kullanabilen bir toplumu düşünelim. Aradaki farkı rahatlıkla görebiliriz. Birincisi toplumsal çürümeye, yozlaşmaya, umutsuzluğa, müsrifliğe, anti sosyal ve mutsuz bir kişiliğin oluşmasına ve en önemlisi de sistemin tam yörüngesine oturtmaya götürür. Diğeri ise kendini gerçekleştirebileceği, kendini var edebileceği daha özgür bir ortama götürür.

Amin Maalouf, küreselleşen dünyaya ilişkin düşünce ve kaygılarını bir kitabında dile getirirken bu süreci denize açılan bir gemiye benzetir. Geminin iyi yönetildiği ve istendiği bir koşulda alabora olmadan sularda kalabileceğini, istediği limanda demir atabileceğini, istediği limana ulaşabileceğini ifade eder. Diğer şekilde ise geminin alabora olabileceğine, karaya oturabileceğine dikkat çeker. Maalouf’un yaptığı gemi benzetmesini bizde teknolojinin kullanımına ilişkin pekâlâ yapabiliriz.

Sözün özü; evet, teknolojiyi kullanacağız ama esiri olmadan kullanabilmeliyiz. Yaşama dokunmayı unutmadan. Kendimizi gerçekleştirebilmek, var edebilmek ve sosyal yaşamımızı zenginleştirebilmek için kullanacağız. Evet, teknolojiyi kullanacağız. Daha çok sevebilmek, daha çok hissedebilmek için hayatta alabora olmadan… Teknolojiyi kullanacağız! Daha çok mal mülk edinebilmek için değil daha çok paylaşmak için. Evet, teknolojinin bütün nimetlerini kullanacağız hem de sonuna kadar. Ama insanın özgürleşmesi, örgütlenmesi ve güzelleşmesi için kullanacağız. Daha özgür, daha adil ve müreffeh bir dünyayı kurabilmek için sonuna kadar kullanabilmeliyiz ama esiri ve mülkü olmadan.

Edip YEŞİL

 

Sitemizi Sosyal Medyada takip etmek istermisiniz?