Kadıköy’de panel sonrası biralamak ya da SİP’ten TKP’ye ‘bolşevikçilik’ / Süleyman KARAN - Gazeteler, Haber Manşet, Gündem
Son Dakika Haberler

Kadıköy’de panel sonrası biralamak ya da SİP’ten TKP’ye ‘bolşevikçilik’ / Süleyman KARAN

Kadıköy’de panel sonrası biralamak ya da SİP’ten TKP’ye ‘bolşevikçilik’ / Süleyman KARAN
Yorum Yap

Kadıköy’de panel sonrası biralamak

ya da SİP’ten TKP’ye ‘bolşevikçilik’

Türkiye’de sosyalist örgütlenme tarihi eğer ki bir bölünmeler tarihiyse, bunun iki temel sebebi vardır: Birincisi uluslararası ölçekteki ideolojik ayrışmaların ithal edilmesi ve üzerine bolca tüy dikilmesi; ikincisi örgütler içindeki liderlik mücadelesi veren bolca benmerkezci ve kompleksli karakterin bulunması… Belki bir-iki istisnası olmuştur bunun ama hepsi o kadar.

Ayrışmanın temel nedenlerinden biri, öne çıkan liderler arasındaki kişilik savaşı olunca, tabii örgüt ‘küçük köy’, lider de ‘küçük köyün muhtarı’ olur. Sonra o küçük köyden mezralar türemesi çok doğaldır; zira muhtar adayı her zaman boldur bu muhitte. Muhtar adayının bu kadar bol olmasının sebebi, ‘küçük köyün şizofrenisi’dir. Zira ülkeden kopuk, halktan bihaber, 150 yıllık kitapların satırları arasında ayrımcılık aramayı siyaset yapmak sananlar için başka bir heyecan kaynağı yoktur!

Eski tabelaları çal, biraz da türkü söyle!

Varoluşunu bir siyasi geleneğin tabelasını çalmak üzerine kurmuş bir partidir bugünkü Türkiye Komünist Partisi (TKP)… Bu ismi alabilmek için birbirlerini mahkemelerde süründürmüş bir gelenek olan Sosyalist İktidar Partisi’nin uzantısı üç farklı siyasi örgüte bölünmüş, bu bölünme sırasında da Birleşik Haziran Hareketi’ne büyük zararlar vermiş bir siyasi gelenektir. Geçmişten bu yana bu saplantılı aydınların aşiret ruh halinden çıkamamış, bunu hiç de istememişlerdir zaten. İçten bölünürken, değdiklerini de bölecek kadar ‘pandemik’tirler. Öyle ki Ateizm Derneği kurulduktan hemen sonra, kendileri için ‘Ateistler Derneği’ni kuracak kadar!

SİP geleneğinden bugüne kadar üç siyasi oluşum çıktı: Türkiye Komünist Partisi (TKP), Halkın Türkiye Komünist Partisi (HTKP) ve Türkiye Komünist Hareketi (TKH)… Emin olun pek yakında bunların içinden de üç tane daha çıkar. İkisi zaten çalıntı olan isimleri aralarında nasıl paylaşacakları konusunda tekme tokatlı kavgalar etti. Üçüncüsüne böyle bir fırsat da kalmadı!

Yaşlı komünistleri dövenler

Daha bölünmeden önce Ankara’da eski TKP’lilerin (1920 yılında Mustafa Suphiler tarafından kurulmuş olan TKP’nin bakiyesi ve ‘10 Eylül’ hizibinden gelenler) kurduğu TKP 1920’yi basıp 60 yaş üstü eski komünistleri sopalarla dövenler, o zaman daha birbirlerine girmeyip kendilerinden olmayan ve en azından eski TKP’nin içinden gelen bu emektar partililerin kafasını kırdı! Şimdi bu TKP 1920’den buradan söz etmek doğru değil ama onlar da İsmail Bilen’ci olmayanları temizlemekten anti-emperyalizm adı altında iktidara karşı mücadeleyi likide etmeye kadar her türlü ilginçliği yapıyorlar! Tabii cürümleri ölçüsünde…

Esik yoldaşını satırla kovalamak

Türkiye’de gerici, yoz, faşizan bir iktidar hüküm sürerken ve saldırılarını artırırken, bunlar birbirlerini yemekle meşguldü. Kadıköy’deki sokak kavgasında bu kez HTKP’liler TKP’lileri bir güzel patakladı. Daha önce de TKP’liler bunları kıstırıp dövmüştü. Elinde satır eski ‘yoldaş’ını kovalayanlarını bile gördük. HTKP dediğimiz daha sonra TİP adını alan (bu da çalıntı) ve HDP’ye yanaşıp bin bir pazarlıkla iki milletvekili kopartan parti. Bu parti seçim sonrası ‘işçi sınıfı oylarıyla iki milletvekili çıkardığını iddia edecek kadar ‘Harikalar Diyarı’ndaki Alice’ psikozu yaşadı. Yine bunlar daha bir yıl öncesine kadar ÖDP’yi ve Alper Taş’ı parlamentarizm ve pasifizmle suçlayacak kadar da bolşevikti yani!

Unutmadan belirtelim; bu HTKP, daha TİP olmadan önce bir ayrışma da yaşadı. İçlerinden lider olmak isteyen bir tanesi çıktı ve tak Türkiye Komünist Hareketi (TKH) doğuverdi! Aslında HTKP’ye geçmek yerine TKP içinde kalması daha uygun bir gruptu bu ama zaten ideoloji bahane, liderlik ve yeni örgüt şahane ya, fark etmedi.

Bugün niye TKP ile birleşmedikleri sorusunu sormaya gerek yok; dedik ya önemli olan küçük köyün muhtarı ve ihtiyar heyeti olmayı sevenler var liderliğinde. Çok etkinler, her fırsatta bir bildiri yayımlayıp “İşçi sınıfı şunu yapmalıdır, şöyle yapmalıdır” diye bildiriveriyorlar. Bu bildirileri de üniversiteli, liseli gençler dağıtıyor. Ben henüz bir tane işçi görmedim o bildiriyi dağıtanlar arasında.
Bu üç oluşum da eski Türkiye Komünist Partisi’nin yayın isimlerinden yan örgüt isimlerine kadar her neyi varsa kullanıyor, bunun için bazen birbirlerini yiyor. Sanıyorlar ki o isimleri kullanarak kitlesel bir sınıf partisi olacaklar. Tabii ki olamayacaklar, zaten işçi sınıfıyla varolan tek bağlantıları bildirilerinde işçi sınıfına akıl öğretmeye kalkmaları; yoksa sınıf içinde bir örgütlenmeden bahsetmeleri sadece bir masal. Onu da kendi kendilerine anlatıyorlar.

Atlastan kırmızı bayraklısı

Şimdi HTKP (pardon TİP) ve TKH’yi bir yana bırakalım, dönelim ‘fantezi’ TKP’ye… Bu parti, bir bölümü dil bilen öğrencilerden oluşan bir gençlik örgütü, bu örgütü yönetenler ise ya akademisyen ya da kariyerist süper egolu birkaç ‘aydın’ kişi… Zamanında ‘Gelenek’ diye bir dergi çıkartan bu ekip, bu partinin lider kadrosunu oluşturuyor. O dergide ‘Stalinizm’e methiyeler düzerler, eski metinleri alır arasına iki cümle sıkıştırıp, ideolojik laf cambazlıkları yaparlardı. Bugün de aynısını yapıyorlar; sadece biraz daha popülistçe. İdeologları bir akademisyen, pek hitabet gücü olmadığından tribün amigoluğunu kariyerist ve artistik olan üstleniyor. Bunların en büyük avantajı bölünme sırasındaki pazarlıkta Nazım Hikmet Kültür Merkezi’nin ellerinde kalması… Bu sayede bol bol panel yapabiliyorlar, kıyıda köşede kalmış, arkadaşı pek olmayan gençleri kendilerine çekebiliyorlar.

Bildiri dağıtımını birkaç ilçede birden yapabilecek üye ve sempatizan sayısı var İstanbul’da, Türkiye genelinde ise seçime katılabilecek kadar örgütlenebiliyorlar. Bunun yanı sıra, üniversiteli üyeleri ve akademisyen desteğiyle diğer sol gruplara göre yayıncılıkta daha faaller, en azından daha faallerdi diyelim, artık yeni mecralarla diğer sol örgütler de atağa geçmiş durumda.

PR’cı kafasıyla bolşevizm

Bir diğer avantajları, Gezi Direnişi sırasında ürettikleri ‘Boyun Eğme’ sloganları ve o sırada yayımladıkları Sol gazetesiydi. O gazetede, on binlerin o zamanki adlarıyla Komünist Parti’ye üye olduklarını tam sayfa ilanla duyuruyorlardı ama gördük ki o da asparagasmış. Bu arada haklarını yemeyelim, çıkardıkları gazete dil bilen ve eğitimli genç ekibi sayesinde diğer sosyalist gazetelerden daha kaliteliydi, ama o kadar işte. Bu avantajlarını birbirlerini yerken ve bölünürken kaybettiler.

TKP her türlü fırsatı değerlendiren bir PR’cı kafasına sahip kurmaylarca yönetiliyor. Birkaç kişi bunlar. Söz gelimi genel seçimler ve 31 Mart Yerel Seçimleri’ndeki zigzaglarının tümünün sebebi, parti reklamına en uygun taktiği bulmaktı. Yerel seçimlerde bölgedeki dengeler yüzünden TKP’den aday olan Fatih Maçoğlu sayesinde bayağı bir prim yaptılar. Burada HDP’nin anlamsız ve ahlak sınırlarını zorlayan saldırıları da işlerine yaradı. İstanbul’daki büyükşehir belediye başkanı adayı ise diğer bağımsız sosyalist adaylar arasında en fazla oyu aldı; 10 bin civarı bir şey işte… Seçim sonrasında ise Ekrem İmamoğlu’nun oy farkını azalttığı suçlamasıyla bayağı bir nefret nesnesi oldular. İşte işçi sınıfının anlı şanlı ‘TKP’sinin gündeme gelme şekli böyle oluyor!

Sol, HDP’nin gölgesinde kalınca
TKP’yi diğer sosyalist örgütlerden farklı kılan birkaç özellik var, bu sayede belli bir kesimde sempati topluyorlar. Sosyalist yapıların bir bölümü doğrudan HDP çatısına ya da yörüngesine girdiğinden, ya da HDP’nin ideolojik hegemonyasına karşı çıkmaktan tırstıkları için, ‘aydınlanmacı’, ‘ilerlemeci’, ‘bolşevik’ ve ‘jakoben’ etiketlerinin pazarlanabileceği bir alan var bu ülkede. Sol Kemalizm soslu bir devrimcilikle bunu sunduğunuzda, karşılığını alıyorsunuz. İşte TKP’nin hitap ettiği kitle tabanı da bu…

CHP’den bıkmış, HDP’nin içi boş ‘radikal demokratlığı’ndan hazzetmeyen ve üniter devletten yana olup tek sorunun 20’nci yüzyıl söylemlerine sıkışmış sınıf savaşı olduğunu düşünenler için lokum gibi örgüt TKP. İşte o sebeple rakı masasındaki eski solcu amcayla İzmirli, Kadıköylü, Beşiktaşlı, azcık da bazı Anadolu ilçelerinde yaşayan sinirli laik teyze için sevimli bir parti. Mesela bir dahaki seçimde belli oranda bir oy patlaması yapıp, yüzde 0.5 ile Vatan Partisi’ni sollayacak bir potansiyele sahipler. Yani aslında bu sistem için tam anlamıyla ‘Pasiflora’ tadında bir siyasal oluşum TKP. Hele de yılda bir Taksim müsamereleri var ya tadından yenmez; yeter ki Türkiye’nin temel sorunlarını dikkate almayın, azcık radikal, çokça ‘devrimci’, bol ‘kırmızılı’ bir söyleminiz olsun gideri var.

Sloganı bol masalları var

Peki bu birbiriyle çelişen çıkışları, hitap ettiği kitleyi bile çileden çıkaran açıklamaları… Yukarıda sözünü ettiğimiz durumdan kaynaklanıyor bunların hepsi. Yani ‘farklı ol ki ilgi çekesin’… Her şeyden bıkmış, bu düzenden umudu kesmiş, hatta muhalefetten ve anti-faşist cepheden bile sıkılmış birileri her zaman olacaktır değil mi? Birileri masal dinlemek istiyorsa, işte size radikal bir masalcı dede! Hiçbir şey yapmayıp size arkalı önlü A4’le masallar dağıtacak da, en güzel masalı anlatacak dedeyi Nazım Hikmet Kültür Merkezi’ne çağıracak da onlar; zira tesis var. Birkaç da biraz ünlenmiş kanaat önderini yanınıza çektiniz mi tamam işte. Panele gelmiş meraklı birkaç genci çıkışta kafalamak için bir bira ısmarlayıp Stalin’den bahsettiler mi, mis gibi işte! İşte size ‘öncü parti’, ‘çelik çekirdek’ falan filan!

TKP’nin siyasetini eleştirmeye hiç girmeyeceğim. Taktik ve stratejilerini de analiz etmeyeceğim; analizin sözlük anlamına yazık olur. Bir haleti ruhiyeden bahsetmek yeterli. Zaten bu parti baştan sona bir haleti ruhiye!

Taksim’de bir otelde gizleniyor, 1 Mayıs’ta bir görüyorsunuz, bir de seçimlerde köşe kapmaca oynarken! Bundan beteri Yalçın Küçük ve de işte TKP denen örgütün hepsi bu kadar!

Süleyman KARAN

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

%d blogcu bunu beğendi: