Toplumda doğru halkaları birleştirmek / Zarif LAÇİN

Toplumda doğru halkaları birleştirmek

Son zamanlarda olup bitenler endişe verici boyutta. Art arda yaşanan olaylar karşısında donup kalıyor insan. Kadınlara ve çocuklara yönelik artarak devam eden tacizler, tecavüzler ve cinayetler, toplumda gelişen korkunç tabloyu da göz önüne seriyor. Kadınların ve çocukların maruz kaldığı; bedensel, ruhsal ve cinsel saldırılar bir “neden” sorusuna bağlanamayacak kadar hassas ve ciddi bir konudur. Üstelik nasıl bir gerekçe olabilir ki bu zulüm için? “Neden” sorusunun cevabını, masum çocuklarda ve kadınlarda aramak, yaratılmaya çalışılan kirliliğin derecesini artırmaktan ötesi olmaz çünkü. Oysa bu durum, bu sorudan bağımsız, tamamiyle bazı insanların ruhlarının çürümüşlüğünden ibarettir.
***
Dolayısıyla sorulması ve sorgulanması gereken konu, toplumun içine savrulan bu sapıklığın nasıl türediği ve kimlerden cesaret alarak ilerlediğidir? Nasıl olur da bu insanlar çürümüşlüklerini korkmadan, utanmadan böylesine arsızca ortalığa saçabiliyorlar? Üstelik, “küçüğün rızası var” diyecek kadar ahlaksızca bir düşünceye sığınarak, toplumun en değerli yapı taşı olan ailenin içine dahi her türlü ahlaksızlığın tohumunu serpmekten geri durmayarak…
Çocuklara, kadınlara ve toplumdaki bütün ahlaki değerlere yani insanlığa düşman olan bu kişiler, nasıl olur da bu ahlaki çıplaklıklarını yaydıkları andan itibaren bu kadar kişiyi kendi çirkinliklerinin içine çekmeyi başarabiliyor ve onların da desteğini alıp sorgusuz peşinden sürükleyebiliyorlar?
***
Peki ama toplumun içine adeta bir hastalık gibi yayılan bu zihniyet yeni mi türedi? Yoksa açığa çıkmak için fırsat mı kolladı?
***
En önemlisi de nefesleri dahi kokmuş bu salyalı güruhları engelleyecek bir yasal süreç yok mu, olmayacak mı? Ya bunlardan dolayı mağdur olan çocuklar ve kadınlar, onların hakları ne olacak? Beraberinde ağır travmaları da getiren bu saldırıların ağır bir cezası olmayacak mı? Peki ya toplum, yapılan bu saldırılar karşısında nasıl bir tutum sergileyecek? Bütün bunlardan haberdar olan, susan, üstünü örtmeye çalışan, başka bir iğrençlikle çözmeye çalışan insanlara ne diyecek, nasıl davranacak?…
***
Aslında çok açık ve net sorular bunlar…
***
Bu çürümüşlük 6 yaşındaki bir çocuk evlenebilir, insan annesinin dizinden tahrik olabilir, genç kayınvalide şehvet uyandırabilir, kızlarınıza pantolon giydirmeyin, okula göndermeyin aksi durumda cehenneme gidersiniz, bir kereden bir şey olmaz, asansörde halvet olabilir, sadece kadınlara ait otobüs olsun, hastahanelerde kadınlar ve erkekler yan yana tedavi edilmesin, kadın doktor olmasın, kadınlar çalışmasın, reddetmesin, ayrılmasın, maddi manevi hiçbir hakka sahip olmasın, şöyle otursun, böyle yürüsün, böyle giyinsin, insanlar okumasın, sorgulamasın, araştırmasın diye düşünenler tarafından ortaya atıldı, uygulandı ve yayıldı. Ve bu insanlar her zaman, her yerde vardılar zaten…
***
Üstelik; kendileri gibi düşünen insanlara hizmet etmekle kalmayıp aynı zamanda bu düşünceye sahip bütün insanların da içlerindeki o korkunç dürtüyü harekete geçirmelerinde büyük rol oynadılar. Yalnız olmadıklarını bilmek onları daha da cesaretlendirmiş oldu çünkü. Kadınlar çocuklar öldürülmeden hiçbirine herhangi bir ceza uygulanmadı çünkü. Ya da “bana dokunmayan yılan varsın yaşasın, kime ne yaparsa yapsın” mantığı ağır bastı çünkü. Dolayısıyla bu insanlar aldıkları bu kirli cesaretle birlikte okulda, sokakta, evde kız çocuklarının giydikleri eşofmandan, mini eteğinden, dar pantolonundan aynı şekilde kadınların varlığından dahi tahrik olmaya başladılar. Karşısındaki çocuğu ve kadını suçlu görerek taşımış oldukları iğrenç dürtülere bir neden yaratma yarışına girdiler. Duyarsızlıkla beraber ne yazık ki yaşanan olaylarda utanma duygusunun yükü mağdur olana yani çocuklara ve kadınlara yüklendi. Ailesinin, arkadaşlarının, toplumun içine çıkamayan çocuklar ve kadınlar oldu. Öyle giyinmeselerdi, öyle davranmasalardı yargısı altında ezilerek üstelik…Bunu yapanlar ise; yine aynı sokakta etrafına selam vere vere aynı işine, aynı kahveye, aynı derneğe, aynı partiye, aynı cemaate, aynı komşuya, aynı markete gidebildiler. Yine aynı apartmanda, aynı evde oturmaya devam ettiler. Ama ne yazık ki; saklanan, korkan, utanan hatta oturduğu yeri değiştiren o çocuklar ve kadınlar oldu.
***
Değişimlerle beraber zaman mı kötülük saçmaya başladı, yoksa çürümüşlüklerini bütün zamanlara yayarak ve çoğalarak bugüne kadar gelen bu zihniyet mi? Önce bunu sormamız gerekiyor. Bir anlamda kötülüğün yüzüne bir fener çakmak gibi bir şey aslında bu soru. Çünkü ışığın ortaya çıkardığı izleri takip etmek gerçeğe de ulaşma imkanı sağlayacaktır doğal olarak.
***
Evet, zamanın içindeki bazı dengeler birçok şeyde büyük değişimler yarattı. Teknolojik gelişmelerle birlikte insanlar değişti, toplum değişti, ülke değişti… Evler, mahalleler, sokaklar, kahvehaneler, eğlence yerleri, tarzlar, konuşmalar, davranışlar, duyarlılıklar, tepkiler, komşuluklar, arkadaşlıklar, dostluklar, sevgililer, aşklar, eşler hatta toplumun temel taşı aileler…
***
Ama kötülük hiç değişmedi.
***
Sadece çoğaldı, mutasyona uğradı ve gizlenmeye ihtiyaç duymayacak kadar arsız hale geldi ya da getirildi. Eskiden de kadınlar ve çocuklar bedensel, ruhsal tacize-tecavüze ve şiddete maruz kalıyorlardı, bugün de kalıyorlar…
Ama bugüne oranla farklı olan şey; gizleyenlerin, sesini çıkarmayanların, kendi aralarında çözenlerin aksine, bu durumlar karşısında oluşan tepkilerin de oldukça fazla olmasıydı. Sessizlik bu denli büyük bir oranda hüküm sürmüyordu çünkü. Karşı çıkıyorlardı insanlar, lanetliyorlardı. Empati denen olgu devreye daha sık giriyordu. Ruhları çürümüş bu insanlara karşı topyekün tepkiler ve takınılan karşı tavırlar daha net ve daha fazlaydı doğal olarak. Yani saldırıya maruz kalan çocuklar ve kadınlar hiç bu kadar büyük bir sessizliğe mahkum edilmemişti diyebiliriz..
***
Unutmayalım ki; din üzerinden estirilen korku, emrinin altına aldığı cehalet ile birlikte dövmeye başladı mı insanları, her türlü ahlaksızlığın doğması da kaçınılmaz olur.
***
O yüzden; insanlar daha fazla aydınlanmalı, sorgulamalı, araştırmalı, öğrenmeli; doğru olana yönelik bir değişimi ve dönüşümü söz konusu olmalı ve empati kurmalı; cesur ve duyarlı hale gelmelidir. Hiçbir ahlaksızlığın üstü örtülmemeli, gereken cezayı ve tepkiyi almalıdır.
***
Kötülük değil iyilik, cehalet değil bilgi bulaştırıcı ve çoğaltıcı olmalıdır.
***
Suya atılan bir taşın artarak, genişleyerek oluşturduğu halkalar gibi…
Zarif LAÇİN

Zarif LAÇİN Kimdir?
25 Mart 1981 doğumlu Zarif, “kaliteli insan, kaliteli bir yaşam doğurur ve geride bırakabileceği de yine öyle bir hayat olur” diyor.
Tüm hikayeler o ilk nefesten itibaren hayat bulur. Suya atılan taşın oluşturduğu küçük çaptaki dalganın, bir başka çapta büyük dalgaları peşinden sürüklediğini unutmamak gerekir. İşte bunu hiç unutmayan kişidir Zarif.  Radyo-Tv Yayıncılık sadece bir meslektir onun için…

Sitemizi Sosyal Medyada takip etmek istermisiniz?