Son Dakika Haberler

Topuklu ayakkabı, güzel ahlak, Saray’ın camları / Gülfer AKKAYA

Topuklu ayakkabı, güzel ahlak, Saray’ın camları / Gülfer AKKAYA
Yorum Yap

Topuklu ayakkabı, güzel ahlak, Saray’ın camları

Alevilerin okullarda zorunu din dersine karşı açtığı davalar kazanımla sonuçlanırken bu davaları takmayan siyasal İslamcı iktidar Diyanet, Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) aracılığı ile asimilasyon için tam gaz yoluna devam ediyor.

MEB epeydir Cemaatçilere hibe edilmiş bir bakanlık. Aleviler okullarda zorunlu din dersine karşı çıkarken MEB’in siyasal İslamcı cemaat vakıfları ve dernekleri “Haydi çocuklar camiye” projesine işbirliği protokolünü imzaladı. Böylece yarıyıl tatilinde 6-13 yaşındaki çocuklar camiye giderek 5 vakit namaz kılacaklar.

Okullar açıkken okulda, okullar kapanınca da camide İslamlaştırma politikaları aralıksız devam edecek. Üstelik bu projeyle camiye gitmeyen çocukların da ayağı alıştırılmış olacak.

Böylece “ağaç yaşken eğilmiş” olacak.

Yaşken eğilmek istemeyen ağaçlara ne olacak?

Projenin mimarları “hizmette” sınır tanımıyor. “Namazını camide kıl, puanları topla, ödülünü kap” sloganı üretmişler. Ha bir de çocukları camiye çağırmalarının amacı sadece namaz değilmiş, orda güzel ahlakı öğrenmeleri imiş.

Nasıl bir güzel ahlaksa rüşvet, çıkar üzerine kurulmuş.

Camiye giden puanları toplar, ödülünü kapar! Alır bile değil, kapar.

Gitmeyense okulda ne kadar başarılı olursa olsun, kapmadan, çalmadan, çırpmadan en yüksek notları emeği ile alsa da mülakatla sorulacak “Namaz kılıyor musun? Peygamberin kim? İnanıyor musun?” sorularıyla ilk sınavda elenir.

Mülakatı yapan “güzel ahlaklının” karşısındaki “ahlaksız” talebe kadar birikimli olup olmadığı ayrı konu.

Zaten o sınavlara giderken nasıl düşündüğün kadar nasıl giyindiğin, yaşam biçimin de “güzel ahlak” nedeniyle belirleyici olur.

“Caiz değil”

Bir ilkokul müdürünün bile kadın öğretmenlere “caiz değil” diye topuklu ayakkabı giymeyi yasakladığı yerde güzel ahlak belirleyici olmaz mı?

Müdür beyin topuklu ayakkabılara karşı yazılı savaşında gerekçeler şöyleymiş:

“Okul içerisinde koridorda yürürken sınıflardan ve alt-üst katlardan duyulacak, dersin ahengini ve çalışanların dikkatini dağıtacak şekilde ses çıkarmadan yürünebilmesi hususunda”

İnsanı güzel, zarif, seksi, şık gösteren ne varsa ona düşmanlar. Bir şartla, kamusal alanda giyilmesine düşmanlar.

İnsanın aklına gelmiyor değil, müdür beyimiz acaba topuklu ayakkabıya karşı zafiyet mi besliyor?

Topukların çıkardığı o iç gıcıklayıcı tık tık sesi adamcağızda fazlaca tesire mi neden oluyor? Ahengini mi bozuyor? Dikkatini mi dağıttı? Böyleyse n’apcan, müdür beyi okuldan atamayacağına göre topuklu ayakkabıları atacaksın.

“Müdür beyin yeşil kürkü, yeni çıktı bu türkü, yanma da güzelim” diyerek AKP Genel Başkan Yardımcısı Leyla Şahin Usta hanımefendinin bir gazetecinin “”Muhalefet, özellikle insan haklarının ihlal edildiği yönünde açıklamalar yapıyor. Türkiye’de insan hakları ihlal ediliyor mu?” sorununa “İnsan hakları ihlali denilince aslında somut bir iki tane olay bile gündeme getiremiyorlar” cevabına geçelim.

Hangi “İnsan” hakları?

Kadınların kılık kıyafetlerine karışmak insan hakları ihlali değil mi?

Asimilasyon insan hakları ihlali değil mi? İnanmayanların, başka inançlara sahip insanların çocuklarına okulda zorunlu din dersi ve tatillerde camide namaz projeleri insan hakları ihlali değil mi?

Ana dilinde konuştu, türkü söyledi diye öldürülmek insan hakları ihlali değil mi?

Parklarda, sokaklarda, toplu taşımalarda kadınların siyasal İslamcı erkekler tarafından cinsiyetçi saldırıda bulunulması insan hakları sorunu değil mi? Bu saldırganların korunması insan hakları ihlali değil mi?

Her gün en az bir kadının erkeklerce öldürülmesi insan hakları sorunu değil mi? Katil erkeklerin korunması insan hakları ihlali değil mi?

Pasaportuna el konarak seyahat etmenin yasaklanması insan hakları ihlali değil mi?

Eğitimin paralı olması insan hakları ihlali değil mi?

Daha cezaevlerinde çıplak arama, yaşam koşullarının kötülüğü, tutsakların uğradıkları saldırılar, hapishanelerde işkencenin olması, hasta tutsakların tedavi için bırakılması konusundan bahsetmedim bile.

Daha açılan işkence davalarından bahsetmedim bile.

Daha Ankara dahil ülkenin birçok yerinde bombaların patlatılmasından, ölümlerin, sakatlanmaların, yaralanmaların, toplumsal travmaların yaşanasından bahsetmedim bile.

AKP Genel Başkan Yardımcısı olunca hayat belli ki bayram oluveriyor. Ama ya AKP’li değilsen?

On binlerce insan işinden edildi, binlerce işçi çalışırken iş cinayetleri nedeniyle öldü, onlarca yerde işçiler grevde. Hakları gasp edildiği için direniyor ama AKP Genel Başkan Yardımcısı hanımefendi hak ihlaline uğrayan iki kişi göremiyor.

Saray’ın camları göstermiyordur, ondan. Başka da ne diyelim?

Gülfer AKKAYA

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

%d blogcu bunu beğendi: