UÇLARDA GÜÇ / Dilek FİDAN - Gazeteler, Haber Manşet, Gündem
Son Dakika Haberler

UÇLARDA GÜÇ / Dilek FİDAN

UÇLARDA GÜÇ / Dilek FİDAN
Yorum Yap

UÇLARDA GÜÇ

Adını ilk duyduğumda çok havalı gelmişti. Artık başa çıkamadığım gelgitlerim bari bu isimle tanılansa da ortamlarda marjinal görünsem demiştim. Bipolar bozukluk; Uzun ve daha havalı adıyla “Bipolar duygudurum bozukluğu”. “Bi” latincede iki anlamında. “Pole” kutup manasına geliyor. “Yani çift kutuplu duygudurum bozukluğu” oluyor tam çevirisi. Manik-Depresif daha yaygın ismi.

Depresifken tam bir fanusta can çekişiyor gibi oluyorsunuz. Sesler, renkler, görüntüler uzak uzak, sönük sönük ama öldürürcesine uğultulu geliyor. Göğü basık, kapkara, tenha bir gezegenden beni dünyanıza çekin diye yalvarıyorsunuz herkese. Günahkar da siz, suçlu da, kozmik dengeyi bozan da sizsiniz o ara. Öldürülüp hayatta unutulmuş gibisiniz. Gibi’ler bitmez. Çünkü bunlar gerçek değil, çarpıtılmış düşünceler. Mecburen metaforlara dayanıyorum. Gelelim manik uca. Yazarken bile manik oluyorum. Bu uç, hastalığın Amsterdam’ı. Özgür, bağsız, bağımsız ne varsa burda yaşamayı kendine hak görüyorsun. Buranın “el alem ne der engizisyonu” yok. Kendini manikken neye vurursan vur, düzelince kendini yerden toplamak yine sana düşüyor. Lakin çok acayip bir dönem; istediğini istediğine söyleyebilme yetkisi, mutlu eden ne varsa yaşama enerjisi, yüksek ses şarkılar, yüksek doz sevgi aktarımı. Dünyanın olağan düzenini, insanların yaşam akışını çok sıradan, boğucu, sıkıcı, döpiyes giymiş altmış yaşında bakire bir kadına benzetiyorsunuz. Çünkü siz maniksiniz “hadi her şeyi hemen yaşayalım kafasında” cırtlak renkli bir dünya. Her iki dönemden kurtulup stabil hale geçtiğiniz dönem denge oluyor. İlaçlar da bu yüzden. Renkli, sıkıştırılmış kapsül teraziler. İki kutupta da tedariksiz birer turistsiniz. Dil, yol, iz bilmez çaresizsiniz. Ben her girişimde yabancı oluyorum o ağır hasarlı hislere. Bu sefer kesin geçmeyecek diye ağlıyorum.

Sekiz yıl önce sızdı hayatıma. Otuz beş yıldır içerde güvenli bir şekilde muhafaza ettiğimi sandığım beynim bozukmuş. Evet çok tıbbi, bilimsel bir deyim değil ama doktorum kullandı bu kelimeyi. “Nasıl ki diabet hastalarının pankreası bozuk; senin de beynin bozuk.” dedi. Nasıl insanın kolu, bacağı, siyatiği, kağıt kesiği, kırığı, çıkığı, yarası acır; benim de aynı somutlukta, aynı şiddette ruhum acıyordu. Yaşama sevincim ağrıyordu. Sonra ilaçlar tabi ki de. Yabancı filmlerdeki gibi kocaman bardağı baş ucuma koyup cam şişeden renkli hapları yutmak tuhaf bir mutluluk veriyordu.

Ruhunu psikiyatriste götürmeyerek azap çekmeyi “utanmamaya” değişen insanlara çarptım sonra hep. Dua etmediğim, minnet duymadığım, Afrika’daki açları düşünmediğim için şımarıklıktı benim hastalığım onlara göre. Zihinlerini, yardım almayı reddederek her gün aynı çomakla bulandırmaları da bana göre ahmaklıktı.

Kimseye anlatamadığım depresyon dönemleri can yakıcıydı. Mani geldiğinde ise sınırsız, sonsuz, zincirsiz, duvarsız mutlulukla geliyor. Biraz saçmalıkla şirinleşen mutluluklar mesela. Manik dönemimdeyken eve pizzacının motoruyla, oğlanın arkasına binerek gelmiştim. E yürüyemezdim, pizzalar soğumasındı. Velhasıl buraya kadar geldim. İki uç, bi de ben üç. Boğuşa boğuşa, yara bere gidiyoruz. Yalnız ne var biliyor musunuz; ben bu kuyudan merdivensiz, ipsiz, umut vaat edensiz tırmanırken biri daha vardı hikayede. Olmaz dedim oldu, bu yolculuğu tamamlayamayız dedim tamamladık. Beni dünyanın en güçlü kadını yapan oğlum; Karnımdayken pek ilgilenemedim ama bu deli kadın emrine, ömrüne amade bundan sonra.

 

Dilek FİDAN

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

%d blogcu bunu beğendi: