Ulusalcılar Kemalist ise Rutkay Aziz ne? / Mahmut Üstün - Gazeteler, Haber Manşet, Gündem
Son Dakika Haberler

Ulusalcılar Kemalist ise Rutkay Aziz ne? / Mahmut Üstün

Ulusalcılar Kemalist ise Rutkay Aziz ne? / Mahmut Üstün
Yorum Yap

*Ulusalcılar Kemalist ise Rutkay Aziz ne?

Rutkay Aziz’in Kürt sorununa ilişkin dillendirdiği yaklaşımı her ne kadar tarihsel pratik bakımından tercih etmemiş; hatta tam tersini uygulamış olsa da, teorik/politik anlamda Kemalizm’in ufku içinde kalan bir yaklaşımdır. Oysa ulusalcılar bu konuda Kemalistlerin o günkü tarihsel tercihlerine sadık kalmakta ve/fakat Kemalizm’in ufkuna ihanet etmektedir.

Hürriyet Gazetesi’nden Cansu Çamlıbel geçtiğimiz günlerde tiyatro ve sinema sanatçısı Rutkay Aziz’le bir söyleşi yaptı. Kemalist Rutkay Aziz’in özellikle Kürt sorunu üzerine söyledikleri büyük bir şaşkınlık ve yankı yarattı. Nitekim söyleşiyi yapan Çamlıbel’de bir Kemalistten bu tür sözler duymanın şaşkınlığı içerisinde Rutkay Aziz’e “Bu sözlerinizden sonra Kemalist çevrelerden çok tepki alacaksınız. Cumhuriyetin kurucu felsefesine ihanetle suçlanmaktan çekinmiyor musunuz?” gibi yargı içeren bir soru yöneltiyor.

Gerçekten bir Kemalistin bu sözleri söylemesi bu denli şaşırtıcı ve olağan dışı bir durum mudur? Kemalizm nedir ya da tek bir Kemalizm mi vardır? Ulusalcılar Kemalist ise Rutkay Aziz ve onun gibi düşünenler nedir? Ya da tersinden soralım: Rutkay Aziz Kemalist ise Ulusalcılar nedir?

Ya da daha da ileri giderek soralım ulusalcıların Kürt sorunundaki statükocu tutumları mı, yoksa Rutkay Aziz’in “Kürt sorununda herkesin geri adım attığı ama herkesin de sonuçtan memnun olduğu barışçıl bir çözümün bulunması” yaklaşımı mı daha Kemalist?

Öncelikle yöntemsel bazı konulara değinmek gerekiyor.

Bir analiz asıl olan ile tali olanı, genel olan ile lokal olanı, derinde olan ile yüzeyde olanı birbirinden ayırt edebilmeli ve ayağını esas olarak bu ikililerin ilklerine basmalıdır. Ama yalnızca asli olanları saptamak kendi başına bir siyasal analiz için yeterli değildir. Analitik yöntem bir pergele benzer… Sabit ayağı temel/asıl olan üzerinde dururken diğer ayağı ayrıntılarda dolaşır. Ana damarlarla sınırlı kalmaz kılcal damarlara da ulaşır.

Esas ve ikincil olanlar arasında doğru öncelikli ve tamamlayıcı bir ilişki kurulmadan, hem çok boyutlu ve hem de bütünlüklü olabilen bir analiz yapılamaz. Yapılamayınca da başarılı, etkili bir politika pratiği inşa edilemez.

Bu her zaman böyledir. Ama günümüzde çok daha özel bir biçimde böyledir. Zira, siyaseten önemli eksen kaymalarının ve atomizasyonların yaşandığı bu dönemde, genel kavramlaştırmalarla yetinerek siyaseten ön açmak, yol almak, güç biriktirmek olanaklı değildir.

Örneğin Kemalizm denilince sizin bu konudaki temel yaklaşımınız çok “berrak” olabilir. Siyasette safların nispeten net ve kalıcı olduğu olağan koşullarda bu analiziniz ile politik tutumunuz arasındaki açı bugüne kıyasla nispeten dardır. Ne var ki bugün, temel yaklaşımınızla izlediğiniz politika arasındaki açı yer yer oldukça genişlemek durumunda kalır.

Kemalizm ve “Kemalizmler”

Siyaset böyle bir şey… Kemalizme ilişkin tahliliniz, bir temel iz yolu olarak önemini korusa da tek başına kendini Kemalist olarak tanımlayan her çevreye yönelik politikanızı belirlemiyor, alacağınız tutumu otamatikleştirmiyor, aynılaştırmıyor. “Tarihsel Kemalizm” ile siyasal Kemalizmler arasında ve siyasal Kemalizmlerin kendi aralarında ciddi açı farkları bulunabiliyor. Bu kesimlere yönelik siyasal tutum ve değerlendirmelerinizde elbette sizin Kemalizme bakışınız önemli ama onların Kemalizmi nasıl algıladıkları ve anlamlandırdıkları da önemli. David Lynch’in Kayıp Otoban’ındaki o çarpıcı ifadeye çağrışımla söyleyecek olursak, olayın nasıl olduğu kadar olayın kimin aklında nasıl kaldığı da siyasette önem taşır.

Aklı başında hiç kimse M. Belli, D. Perinçek, D. Gezmiş, D. Avcıoğlu, M. Feyzioğlu, S. Aygün, T. Özkan, M. Haberal gibi isimleri siyaseten tek bir ulusalcılık/Kemalizm torbası içinde bir araya getiremez. Zira Kemalizm “her birinin aklında bambaşka kalmıştır”.

Ama akıl baştan gitti

Türkiye’de sol adına Kemalizmle hesaplaşmanın yaygın biçimde gündeme gelmesi öyle bir tarihsel/siyasal momente denk düştü, kaçınılmaz olarak “sap ve saman” birbirine karıştı.

“Atatürkçü ordu” eliyle gerçekleştirilen ve büyük bir solcu kıyımı yapan askeri darbe, ardından Sovyet blokunun çözülüşü, ardından neoliberal küreselleşmecilik, peşi sıra bireyci ve kimlikçi post modernizmin yaygınlaşması, yanı sıra yükselen Kürt siyasal hareketi ve İslamcılık, ardından AKP iktidarı ve liberal/İslamcı ideolojik hegemonya vb.

Bu olguların içinde sol adına Kemalizme ilişkin muhasebeyi verimli kılan ögeler olduğu gibi, aynı zamanda sınıfsal ve tarihsel bakışın iptal edilmesine ya da ikincilleştirilmesine yol açan etkenler de vardı. Dahası bu negatif faktörler çok daha baskındı.

Bu muhasebe sürecinden hakkıyla çıkanlar da oldu… Ama bu sürecin genel sonucu liberal/postmodern zihniyetin solda ve Kürt siyasal hareketindeki etkisini artırması oldu.

Sınıfsallıktan muaf devlet/sivil toplum, asker/sivil, merkez/çevre, ulus devlet/bireysel ve kimliksel haklar vb. karşıtlıklarına dayalı bir Kemalizm değerlendirmesi yaygınlaştı. Kemalizm denilince sol içerisindeki çok sayıda çevre ve kişinin aklına sadece bir çeşit “despotluk” gelir oldu. “Kemalizm, bütün kötülüklerin anasıdır” türünden tek boyutlu ve basit yaklaşım en geçer akçe Kemalizm değerlendirmesi haline geldi.

“Kemalizm”

Kemalizm, doğru ya da yanlış, bütün bir Türkiye siyasal tarihinde Türkiye’deki sol aydınların ve devrimcilerin önemli bir bölümü için (ve hatta önemli ölçüde liberal, muhafazakar ve İslamcı sağ için de) ucu ileriye/sosyalizme açık bir modernleşmenin adı olmuştur. Bu algının genel yaygınlığı nedeniyle cumhuriyet kapitalistleştikçe ve eskiyle barıştıkça, “Kemalizm”in karşısına “Atatürkçülük” çıkarılmıştır. “Kemalizm” ile “Atatürkçülük” arasında mantıksal ve tarihsel bağlantılar olduğu gibi elbette farklılıklar da vardır. Bana göre bağlantılar daha baskındır. Ama kendini Kemalist -hatta sosyalist- olarak nitelendiren pek çok çevre ve kişi açısından bu ikisi farklılık olmak bir yana, taban tabana zıttır. Onlara göre Kemalizm, devrimciliği ve sosyalizme açıklığı; “Atatürkçülük” ise karşı devrimciliği simgeler. Kendine Atatürkçü diyenler, bu tanımlamanın arkasına saklanarak aslında Mustafa Kemal’in çizgisinden kopmalarını kamufle etmek amacı gütmektedirler. Örneğin çok da solda olmamasına karşın ünlü Kemalistlerden Nadir Nadi, bu farklılığı vurgulamak için bir kitabına “Ben Atatürkçü değilim” adını vermiştir.

“Kemalist Milliyetçilik” ve Kürt sorunu

Bu Kemalizm kavrayışına göre, Türkiye modernleşmesinin ve ulusçuluğunun en önemli yanı modernleşmeci ve anti-saltanatçı/anti-hilafetçi yanıdır.

Kemalizmin milliyetçiliği ise şoven nitelik taşımayan aksine evrensel ilerlemeci ve sol değerlere açık ve bu değerlerle bütünleşmeyi amaçlayan sol bir milliyetçiliktir. “Atatürkçülük” döneminin milliyetçiliği ise şoven-mezhepçi, bağımsızlık ve modernleşme perspektifinden uzak işbirlikçi bir milliyetçiliktir… Kemalistlere göre faşizan-ümmetçi bir milliyetçiliğin giderek hakim olmasında da Kemalizmin “Atatürkçülük” maskesiyle tasfiye edilmesinin çok önemli bir rolü vardır. S. Demirel, K. Evren vb. de bu tür bir çizginin temsilcileri olup Kemalizmle alakaları yoktur vb.

Yine bu Kemalizm anlayışına göre, Kemal Atatürk’ün Ermeni katliamlarında bir dahili olmadığı gibi, bu uygulamalara karşıdır. Kemal Atatürk zihniyet olarak Kürt kimliği ve diline de karşı değildir. Cumhuriyeti Kürtlerin ve Türklerin birlikte kurduğunu ve Anadolu’nun ortak vatan olduğunu çok kere dillendirmiştir. Dahası Kürtlere yönelik bir özerklik modeli üzerinde ciddi ciddi düşünmüş, hazırlıklarda yapmıştır.

Ne var ki Kürtlerin yaşadığı bölgelerdeki aşiret yapısının etkinliği ve bu feodal aşiretlerin cumhuriyet rejimine dinsel argümanlarla soğuk bakması, daha da ötesi yabancı (emperyalist) güçlerle işbirliği içinde isyanlar örgütlemesi, bu süreci tıkamıştır. Mustafa Kemal’in savaşı asla Kürtlerle ve Kürt kimliği ile değildir. Feodallerle bir savaştır vb.

Ulusalcılar “Kemalist” değil “Atatürkçü”

Nitekim bugün de ulusalcı kesimle “Kemalist”ler arasında bazen önemli iç içe geçişler olsa da, çok ciddi farklılıklar da vardır. Kemalistler “öncesi ve az sonrasıyla devrim yıllarının temsilcisi”yken, ulusalcılık “AKP öncesi statüko”nun temsilcisidir.

Kemalizm, ordu sevdası tümden tükenmese de, daha alt sınıf yandaşı ve halkçıdır. Ulusalcılık ise sırtını yakın dönem öncesinin devlet ve sermaye elitlerine dayayan onların sesi olmaya aday olan bir akımdır. Bariz biçimde anti-halkçı, elitist ve darbecidir. Ulusalcı çevrede S.Demirel, Y.Okuyan, M.Haberal, S.Aygün vb. simaların yer ve itibar bulabilmesi bu açıdan manidardır. Ezcümle ulusalcılık “Kemalizm”in değil geçmiş dönemdeki “Atatürkçü”lüğün ardılıdır.

Rutkay Aziz Kemalisttir

Rutkay Aziz’in Kürt sorununa ilişkin dillendirdiği yaklaşım, her ne kadar tarihsel pratik başka türlü tezahür etmiş olsa da, gerçekten de Kemalizmin ufku içinde kalan bir yaklaşımdır. Rutkay Aziz bu konuda yalnızca kendi tahayyülü bir Kemalizmi değil tarihsel Kemalizmi de temsil etmektedir. Oysa ulusalcılar bu konuda Kemalistlerin o günkü tarihsel tercihlerine sadık kalmakta ve/fakat Kemalizm’in ufkuna ihanet etmektedir. Kemalizmin ana belirleyeni siyasal anti-feodalizm yani tavizsiz saltanat/hilafet karşıtlığı ve yönü sosyalizme açık bir modernleşme anlayışı iken, ulusalcılığın ana belirleyeni statükocu ve anti-Kürt olmasıdır. Söz konusu Kürtler olduğunda ulusalcılar bugün olduğu gibi tercihlerini rahatlıkla saltanatçı/hilafetçi dedikleri güçlerden yana yapmaktadırlar. Oysa Kemalistlere göre; M.Kemal, Kürt kimliğine özerklik vermeyi ciddi ciddi düşünebilirken, saltanat ve hilafetle arasına kalın ve uzlaşmaz bir çizgi çekmiştir.

Dolayısıyla anlayışların tümünü tek bir Kemalizm, Atatürkçülük ya da ulusalcılık torbasında aynılaştırmak teorik açıdan yanlış olduğu gibi, özellikle de sosyalizm iddialı akımlar ve Kürt siyasal hareketi açısından politik anlamda kendi ayağına da çelme takmaktır.

*Bu yazı ilk kez 2 Ekim 2016’da Sendika.org’da yayımlanmıştır.

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

%d blogcu bunu beğendi: