ÜTOPYA VE DİSÜTOPYA ÜZERİNE BİR TARTIŞMA / Nupelda BEDİRHANOĞLU - Gazeteler, Haber Manşet, Gündem
Son Dakika Haberler

ÜTOPYA VE DİSÜTOPYA ÜZERİNE BİR TARTIŞMA / Nupelda BEDİRHANOĞLU

ÜTOPYA VE DİSÜTOPYA ÜZERİNE BİR TARTIŞMA  /  Nupelda BEDİRHANOĞLU
Yorum Yap

ÜTOPYA VE DİSÜTOPYA ÜZERİNE BİR TARTIŞMA

İçinde bulunan dönemin koşullarına alternatif olarak daha iyi koşullarda yaşam arama doğrultusunda ideal bir yaşam şekli olarak ‘ütopya’ ortaya çıkmıştır. ‘Ütopya’, hayali bir toplum düzeni üzerine kurulmuştur. Thomas More ‘ütopya’ kavramını literatüre ilk kez ortaya koyan düşünür iken, bu düzeni ilk ortaya koyan Platon‘dur. Platon’un ütopyası ‘mutluluk’ ve ‘ideal düzen’ üzerinedir. *Thomas More ütopyasında hiçbir yerde bulunmayan hayali bir ülke anlatılmaktadır. Dönemin içinde bulunulan koşullar eleştirilip halkın mutlu, huzurlu, eşitlikçi bir toplumda yaşama hayali ile beslenmiş ve güç kaynağı olmuştur.

Öte yandan 1.ve 2. Dünya Savaşlarında teknolojinin gelişmesi olumsuz etkilere yol açmıştır. Bu olumsuzluklara paralel olarak hem insanlarda hem de bu konulara yoğunlaşan yazarlarda ideal düzen hayali yok olmaya başlamıştır. Dönemin karanlık yüzü, yazarları farklı bir bakış açısına yöneltmiş ve disütopyalar ortaya çıkmıştır. Tam olarak da disütopyalarda o karanlık yüz anlatılmış ve en temelde ‘düşünce özgürlüğünün yok oluşu’nu anlatmıştır. Rejimin birey üzerindeki etkisi, teknolojik gelişmeler, iktidarın kontrol mekanizması, insan özgürlüklerini sınırlandırılması üzerinde durulmuştur. Daha önce de söz ettiğimiz gibi ütopya kavramında toplumsal düzen amaçlanıp en mükemmel oluşturulmaya çalışılmıştır. Fakat ütopyalarda yapılacak en küçük değişikliğin düzeni bozacağı düşünülmektedir. Bu sebepten burada da düşünce özgürlüğüne yer yoktur. **Kişisel görüşlere yer yoktur, genel kurallar vardır ve herkes uymak zorundadır. Ütopya ve disütopyada ana tema aslında aynıdır. Ütopya ve disütopyanın ortak ele aldığı konular bulunmaktadır. Aslında birbirinin tersi gibi görünmektedir. Aşağıda gördüğümüz tabloda da aynı konuları ele alış biçimleri görülmektedir.

Tablo1: Ütopya ve disütopyanın karşılaştırılması ( VURAL E. (2011), Hacettepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Sosyoloji Anabilim Dalı, Ütopya Ve Distopyalarda Sosyal Kontrol)

KONULAR UTOPIA DISUTOPIA

AİLE: Sağlıklı bir aile yapısının tesis edilmesi ve korunması ailenin yıkılması, parçalanması ve bazı durumlarda tamamen ortadan kaldırılması

DEVLETİN GENEL YAPISI: Devletin /iktidarın vatandaşlara koruyucu/kollayıcı bir yaklaşımı İktidar, vatandaşlar üzerinde bir baskı kurmaktadır.

DİN: Din, sosyal yaşamı düzenleyen ve yönlendiren önemli bir denetim mekanizması bilinen anlamda bir din bulunmamaktadır.

EĞİTİM: Devlet, eğitim üzerinde yoğun bir kontrol uygulamakta ve eğitimi önemli bir denetim aracı olarak kullanmaktadır. Eğitim, daha çok bir koşullandırma aracı olarak kullanılmakta, vatandaşların yönetimin isteklerine uygun hareket etmelerini temin edecek bir unsur olarak değerlendirilmektedir.

MÜLKİYET: Özel mülkiyetin dışlanmaktadır ve ortak mülkiyet benimsenmektedir – “özel mülkiyet”in pek çok kötülüğün kaynağı – özel mülkiyetin dışlandığı ve ortak mülkiyetin benimsenmektedir – özel mülkiyetin yasaklanmasının iktidar tahakkümünü destekleyen bir unsur

TÜKETİM: aşırılıklardan kaçınma, ihtiyaç duyulan kadarı ile yetinme üzerine bir tüketim ahlakı, tüketime ilişkin bazı kısıtlamalar denetimin bir aracıdır.

TEKNOLOJİ: İdeal düzenin tesis edilmesi teknik /teknolojik denetim unsurlarının kullanılmaktadır.

 

Hem ütopyalarda hem de disütopyalarda mutluluk ve bireysellik ikilem olarak sunulmuştur. Bireylerin bunlar arasında seçim yapması zorunlu tutulmuştur. Toplumsal mutluluk için bireysel özgürlük göz ardı edilip toplum düzeni oluşturulmaktadır.**

 

Disütopyaya yön veren aslında ütopyadır. Disütopya malzemesini ütopyadan almaktadır. Aslında her iki kentte de kuralların olduğu, bireysel düşüncenin olmadığı, tektipleşmiş bir toplum düzenini oluşturmaktadır. Her ikisinde de insanlar benliğini unutmuş ya da unutmaya zorlanmıştır. Bu durum akıllara; “Ütopya, disütopyaya dönüşebilir mi?” ya da “ütopya ve disütopya birbirlerini tamamlıyor mu?” sorularını beraberinde getirmektedir. Bu sorulara yanıt ararken; ‘Rönesans aydınlanmasının sembol isimlerinden Leonardo da Vinci‘nin başyapıtlarından biri olan Son Akşam Yemeği tablosunu düşünebiliriz. Bu tablosunda Leonardo da Vinci, İsa’nın Yehuda tarafından ihanete uğramadan önceki son akşam yemeğini betimler. Çalışmanın odak noktasında İsa figürü görülür, bir başka deyişle sofranın başında bu tanrısal figür vardır. Leonardo’nun bu yerleştirmesi şüphesiz ki bir rastlantı değildir. Resim bir bütün olarak, tanrısal otoritenin gücünü ve varlığını, İsa figürü aracılığı ile izleyicilere, sanatsal bir zevk etrafında gösterir.’(MUTLU, R. )

 

*** Ütopyada da Leonardo da Vinci’nin tablosunda olduğu gibi ütopyalılar da gözetim altında yemek yemektedirler. Ütopyalardaki yönetim, güç, sınıf hiyerarşisi, bireyin yeri kapsamında disütopyalara dönüşmektedir. Disütopyada korku ve şiddet üzerinden yapılan, ütopyada üstü kapalı bir şekilde yapılmaktadır. Ütopyalarda cezaevi gibi sürekli kontrol altında tutulan, özel mülkiyetin kısıtlandığı ve buna paralel olarak aile kavramının yok edildiği, bireyin yönetimin bir nesnesi olarak sisteme katıldığı görülmektedir. Bu da disütopyaya dönüştüğünü, birbiri içinde barındığını göstermektedir. More Utopiası‘nda; Herkes her an herkesin gözü önündedir; memleketin yasalarına ve törelerine göre çalışmak ve dinlenip eğlenmek zorundadır.( More T. ; s.56) Owrell’ın distopyası 1984‘te herkes her an büyük biraderin bakışları altındadır. ‘Toplumsal fayda’ Utopia’ nın neredeyse ana temasıdır. Toplumun temel taşı olan birey göz ardı edilmektedir. Bir şehirde nüfus gereğinden çok artarsa, bu şehirde oturanların bazıları, daha az nüfusu olan başka şehirlere aktarılır (More T.; a.g.e., s.56). Bireyler, birey oldukları için değil, devamlılığı sağlanması gerekli oldukları için değerlidirler. İhtiyaç doğrultusunda yönlendirilmektedirler.

Sonuç olarak; ütopya, ideali arayan ama hiçbir zaman ideal kavramını tanımlamamaktadır. Her ütopyanın, bir süre sonra ideal olarak gördüğü değerlerden ayrılıp geldiği bir disütopyaya dönüştüğü gözlenmektedir. Güç, disiplin ve kontrol kavramları, yönetimin oluşumu disütopik özellikler göstermektedir. Yüzeyde görülen mutlu, huzurlu ve barışçıl görüntüsü altında bu gerçekleri sakladığı görülmektedir. İdeal devleti isteme konusunda daha eskiye gidecek olursak Platon’a rastlayacak olmamız kesindir. Platon, ideal devlet için çabalarken tek bir düzen, tek tip insan olgusu direkt ortaya çıkmamıştır. İyi bir yönetim herkesin kendi işini yapması, filozofların devleti yönetmesi Platon için ideal devlete adım adım yaklaşmaktır. Eskilere gittikçe insan üzerinde hakimiyet kurma fikri azalır. Belki nüfusun azlığı belki de fikirlerdendir. Ütopyada bu ideallik fikri baskıyı, denetimi ve kontrolü bize gösterir. İnsana güzel bir yaşam verilecek iddiası ortaya konulup insanı kendinden uzaklaştıran bir düzen hiçbir zaman ideal düzel olmayacaktır. Kimi zaman en iyiyi vermek için kimi zaman da düzen sağlamak için çabalayan iktidar farklı şeyler yaptığını zanneder; ama farklı amaçlar olsa da yöntem aynı olduğu için sonuçta aynıdır. Yani ütopyada ‘ideal düzen’ söz konusu, disütopyada ise ‘kontrol’ söz konusudur. Sürekli izlenen bir toplumda, iktidar korkusu olan bir toplumda kültür adına, sosyallik adına ne kalabilir ki? Sevdiğin zevk aldığın her şeyden uzaksan devlet düzeni, iyi bir yaşam seni mutlu eder mi?

 

Nupelda BEDİRHANOĞLU

 

 


Kaynaklar:

* Erkmen, Nükhet Münevver; Toplumsal Değişim Ve İletişim Eleştirisi Olarak Ütopya Ve Karşı-Ütopya: Aldous Huxley’in ‘Cesur Yeni Dünya’ Romanı Üzerine Bir İnceleme Yüksek Lisans Tezi İzmir-2008

** Bezel, Nail; Yeryüzü Cennetleri Kurmak; Say Yayınları; Çark Matbaası; İstanbul; 1984

*** Mutlu, Raşit; Thomas More’un Utopia’sında Birey Olmak: Ütopya mı Distopya mı ? ;İstanbul Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Batı Dilleri ve Edebiyatları Bölümü, İngiliz Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalı

 

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

%d blogcu bunu beğendi: