Yenilgi döneminin ürünü El Bab operasyonu… / Ferhat Aktaş

Aylardır yandaş medyanın başlıca gündem maddeleri arasında hiç kuşkusuz Fırat Kalkanı harekatı kapsamında Suriye toprakları içinde süren sınır ötesi çatışmalar geliyor. Özellikle iktidara angaje medyanın ajitatif haberlere konu ettiği harekat uzadıkça uzanıyor ve önlenemez kayıplara yol açıyor.

 

Aylardır yandaş medyanın başlıca gündem maddeleri arasında hiç kuşkusuz Fırat Kalkanı harekatı kapsamında Suriye toprakları içinde süren sınır ötesi çatışmalar geliyor. Özellikle iktidara angaje medyanın ajitatif haberlere konu ettiği harekat uzadıkça uzanıyor ve önlenemez kayıplara yol açıyor. Suriye yönetiminin ‘işgalci güç’ olarak gördüğü TSK’nin sürdürdüğü harekat ucu açık bir dizi yeni sorunlara yol açacak gibi gözüküyor. Öncelikle ‘Fırat Kalkanı’ ibaresinden yol çıkarsak; kalkanın nereden başlayıp nereyi keseceği hususu belirsizdir. IŞİD ve YPG gerekçeli pratik yayılım, Azez’den Menbiç’e uzanan coğrafi alanı (Halep kuzey-kuzeydoğu kırsalını) tutmakla sınırlı bir askeri konsept gibi sunulsa da ABD ile Rusya arasında zikzak çizen Türkiye yönetiminin Rakka’ya kadar uzanma ve hatta kimi açıklamalara konu olduğu gibi; ‘zalim Esed ve Pers yayılmacılığına karşı’ mücadele gibi sloganik çıkışları dikkat çekicidir. Hedef ile araç ilişkisi birbirini tamamlamıyor, askerî harekât esen rüzgâra göre icra ediliyor diyebiliriz. Stratejik muğlaklık kullanılan taktik araçlarında etkisini zayıflatıyor.

Cerablus’a devir-teslim töreni eşliğinde çatışmasız giriş ile başlayan macera aşağılara inildikçe trajedik bir saplantıya dönüştü. Buna değineceğiz… Bir kere şunları akılda tutmak gerekir; TSK’nin Suriye’nin kuzeyindeki varlığı Şam’ın onayı olmadığı için işgalci güç olduğu anlamına gelir. Bugün olmasa bile yarın zoraki oradan çıkmak zorunda kalacak. Başka bir ülkenin egemenliğini ihlal ediyor, uluslararası anlaşmaların tersi yönde hareket ediliyor. Dengeler görünür şekilde değiştiğinde bugün icra edilen sınır ötesi harekat nedeniyle Türkiye ileride ciddi yaptırımlara bile maruz kalabilir. Atılan her bombanın, dökülen her kanın, yıkılan her bir yerleşim alanının bedeli olacağını bilmek gerekir. Suriye’ye karşı açılan, vekil terör örgütleri üzerinden sürdürülen savaşa taraf olan Türkiye’nin fiili durumdan yararlanarak güdümündeki silahlı gruplarla attığı tek taraflı adımlar dönüp kendisini vuracak açmazlara kapı aralıyor. Şam yönetimi ile istişare edilmeyen, Suriye’nin yasalarına göre terör örgütü olarak görülen silahlı gruplarla iş tutmanın kabul edilebilir, meşru bir yanı yoktur. Zaten değindiğimiz gibi sürdürülebilir değildir.

 

IŞİD’in kontrollü olarak geri çekilmesi ‘zafer’ görüntüsü olarak verildi.

El Bab’a uzanan Fırat Kalkanı harekatı hakkında başladığı ilk tarih olan 24 Ağustos 2016’dan itibaren kısaca bakmakta fayda var. TSK Komuta Hareket Merkezinin inisiyatifinde Antep Karkamış’tan Suriye topraklarına giren TSK-ÖKK, mekanize ve lojistik destek kuvvetleri ile ÖSO menşeli silahlı unsurlar IŞİD ile anlaşmalı bir şekilde çatışmaksızın Cerablus kasabasına yerleşti. İlk etapta Azez ile Cerablus arasındaki 90 km’lik sınır hattını ciddi bir mukavemet olmaksızın kontrol altına alan TSK ve ÖSO unsurları operasyonun kapsamını derine doğru geliştirdi, Dabık ve Akhtarin kasabalarını çatışmaksızın aldı. Harekatın ilk üç aylık periyodunda dikkat çeken nokta; IŞİD’in SVBIED (hareket halindeki bombalı araç saldırıları) dışında mevzi savunması yapmadığı, kontrollü olarak geri çekildiği gerçeğiydi. Taraflar bu fiili duruma farklı anlamlar yükledi. TSK daha iç kesimlere ‘zafer’ görüntüsü eşliğinde ilerlemek, IŞİD ise TSK’yi sahadaki farklı güçlerle karşı karşıya getirmek için ‘kazan-kazan’ yaklaşımı benimsedi. 2,5 ayı aşkın süredir süren El Bab meselesine kadar çatışmalı süreçten bahsedemeyiz.

‘Fırat Kalkanı’ Türkiye’nin Halep merkezli sözde devrim hedefinin tarumar edildiği döneme denk geldi. Himaye ettiği selefi İslamcı ve faşist çetelerin Halep’in kent merkezinde 4 yıla yakın bir süre işgal ettikleri bölgeden Suriye ordusu ve müttefiklerinin büyük temizlik harekatıyla sökülüp atıldığı koşullara verilen bir cevap özelliği taşıdı. Yine 15 Temmuz’da sınırlı darbe girişimi nedeniyle emir-komuta yapısı altüst olan TSK’yi yeni bir rotasyon doğrultusunda dizayn etmenin aracı haline getirildi. Halep yenilgisinin kaçınılmaz olduğu gören Türkiye oradaki paramiliter güçlerinin bir bölümünü Cerablus’a kaydırarak hem onlardan faydalanmayı sürdürdü, hem de IŞİD gerekçeli müdahaleyle ‘oyuna yeniden dahil olmanın’ hesaplarını yaptı. Fakat öngörülebilir risk ihtimalleri hakkında yeterli donanıma sahip olmadıkları aşikar. Şam’ı 3 ay içinde fethetme, Emevi Camisinde namaz kılma hayalleri nasıl yerle yeksan olduysa, Halep’i düşürme hesapları nasıl büyük bozguna dönüştüyse, Fırat Kalkanı harekatının verili ömrü aynı akıbeti paylaşacak. Sürecin sonunda zararlı çıkan Türkiye olacaktır.

Türkiye yönetimini sınır ötesi harekata iten zorunluluk Suriye özgülünde mezhep tandaslı yıkım stratejisinin (BOP eş başkanlığı hayali) geçersizleştiği velhasıl mevcut saha güçleriyle ‘rejim değişikliği’ hedefinin imkansız olduğunun ilanıydı. Yüksek perdeden ilan edilen amaç vurgusundan ziyade temel itki yaşanan büyük kaybı daha az hasarla atlatma telaşının ürünüdür. Türkiye hem yanlış ittifak çizgisinden, hem histerik düşmanlık algılarından, hem de dış faktörlerin etkisiyle dışına düştüğü belirleyici olacak güçler dengesinde yeniden var olmaya oynuyor. Tezatlık oluşturan açmazlara cevap veremediği için belirsizliğin baskın olduğu girdabı sürükleniyor. Bugüne kadar uygulaya geldiği yıkım esaslı negatif tutumunu revize ediyor görüntüsü veriyor, Astana’da Rusya ve İran ile garantörlük anlaşmaları imzalıyor, rejim değişikliğini istemekle birlikte kendisi için önceliğin IŞİD ve PYD tehdidi olduğunu ifade ediyor ve yeniden Batılı emperyalistler, Siyonist İsrail ile Körfez monarşilerine başvurarak ‘zalim Esed ve Pers yayılmacılığına karşı hizmetinizdeyim’ tutumunu en yetkili ağızlardan duyuruyor. ‘Fırat Kalkanı’ bağlamında öne çıkardığı güvenlik esaslı, sınır hattını koruma makyajlı savunma çizgisinin iler tutar bir yanı bulunmuyor. Suriye’nin toprak bütünlüğünü Suriye devleti karşı çıktığı halde askeri güç bulundurarak savunduğunu iddia etmesi ciddiye alınabilir mi?

TSK’nin Fırat Kalkanı harekatında kullandığı paramiliter çetelerin maaşlı tetikçiler olduğu gerçeğini göz ardı etmemek gerekir. Lokal ilişkilerle örülü, mafyavari ve kontra karaktere sahip çetelerin kirli sicillerini saymaya kalksak onlarca bölümlük yazı dizisine konu olur. Bu çeteler daha önce aktif oldukları hemen her cephede savaştıkları güç/güçler karşısında tutunamayan, kaçan ve saf değiştiren esnek ve pragmatik oluşumlardır. Daha doğrusu ‘parayı veren düdüğü çalar’ dedirten türdendir. Kendilerine atfettikleri ‘tugay, tümen, ordu’ isimlendirmesi yanıltıcı olmamalıdır. 50-100 arası silahlı adamı olan çeteler bile gövdelerini kabarık göstermek ve daha fazla mali destek alabilmek için bu isimleri kullanıyor, abartılı misyon yükleniyor. TSK ve istihbarat örgütlerinin desteği olmadan hepsi bir hiçtir.

 

Peki Türkiye yönetimine göre ‘ılımlı muhalif, meşru silahlı kuvvetler ve mazlum mücahitler’ hangi çetelerden oluşuyor?

Fırat Kalkanına katılanlar şunlardır:

Şam Cephesi, Sultan Murad Tugayı, Fatih Sultan Mehmet Tugayı, Semerkand Tugayı, Liva el Fatih, Liva Ahrar Suriye, Ceyş el Nukba, Liva Sultan Süleyman, Ceyş el Şimal, Ceyş Şukur el Şimal, 51. Tümen, Hamza Tugayı, El Mutasım Tugayı, Liva Ahrar Şarkiya, Muntasır Billah Tugayı, Fevc el Evvel, Mustafa Alayı, Safva Taburu, Liva Ahfad Selahaddin, Feylak’uş Şam ve Ahrar’uş Şam.

Bir bölümü İhvan (Müslüman Kardeşler örgütü) bağlantılı çetelerin Türkmen, Arap ve Kürt orjinli olduğunu söyleyebiliriz. Bunların içinde El Kaide ile teması olanlar dikkat çekicidir. Aynı çetelerin geçmişte IŞİD’le birlikte Halep’te Suriye ordusuna karşı ortak saldırılara iştirak ettiklerini unutmamak gerekir. Meşhur Seyfullah Şişani örneğini hatırlayalım. IŞİD’li Çeçen terörist Seyfullah Şişani’nin komuta ettiği Halep Cezaevi ve Hastane gavzeleri var. O zaman şişirme komutanları Şişani öldürüldüğünde hemen hepsi şehit ilan etti, ona selam durdu. Gelgelelim ‘Cihat kardeşliği’ yerini birbirlerine yaptıkları ‘kalleşliğe’ bıraktı. İsimlerini saydığımız çetelerin tamamı Halep’ten çıkmak zorunda kalan unsurlardan oluşuyor. Fırat Kalkanına katılan çetelerin sahada 3-4 bin arasında aktif silahlı unsura tekabül ettiği ifade ediliyor. Net olmamak kaydıyla son 6 ay içinde bu yekûn 400 ölü ve 1000’e yakın yaralı vererek ciddi oranda zayıfladı.

Halep’in doğu kırsalındaki El Bab beldesinde 70 gündür ciddi kayıplar veren TSK ve ÖSO unsurları IŞİD’in sergilediği düşük yoğunluklu mukavemet ile şaşkına döndükleri ortadadır. Bab önlerine kadar vur-kaç taktiğiyle cevap veren, çoğu noktayı anlaşmalı şekilde teslim eden IŞİD burada mevzilendi, az sayıdaki militan unsurla üzerine gelen askeri gücü yıpratan, motivasyonunu zayıflatan ve daha histerik davranmaya zorlayan bir tarzla yaklaştı. Belde içindeki tüneller aracılığıyla haftalarca rahat hareket eden militanlar belde merkezinde olduğu gibi Kabasin ve Bizaah köylerinde de onlarca saldırıyı püskürtebildi. Suriye ordusunun bu süre zarfı içinde Halep’in doğu kırsalında 45 belde, kasaba ve köyü kontrol altına aldığı operasyonunun El Bab’ın güney girişine bağlanan Tadef-Ebu Tatal eksenine kadar uzanması, aşağıya doğru Deyr Hafir’i zorlayan bir muhtevaya bürünmesi IŞİD’in El Bab sürecini daha fazla uzatamayacağını gösterdi. TSK resmi açıklamasına göre 70 askerini kaybettiği çatışmaların ardından El Bab beldesine IŞİD’in anlaşmalı bir şekilde geri çekilmesiyle nihayet girebildi. Belde merkezinden çıkan IŞİD’li unsurların Tadef üzerinden tali yolları kullanarak Deyr Hafir eksenine çekildikleri gözlemleniyor.

 

El Bab yandaş medya tarafından bir kahramanlık destanı gibi yansıtılsa da

El Bab yandaş medya tarafından bir kahramanlık destanı gibi yansıtılsa da hiç kuşku yok ki bir ‘Pirüs zaferidir.’ Türkiye sınırından 35-40 km içe doğru inildi ancak mevcut güçlerle orada daha ne kadar tutunabilir muğlaklığını koruyor. Menbiç’e yönelmesi durumda Kürtleri karşısına alır, Deyr Hafir eksenine inmeye çalışırsa Suriye ordusunu karşısında bulur. Bir ihtimal buradan sonra görece zayıf gördükleri Afrin hattına baskı uygulayabilir. Tel Rıfat kasabası ve çevresindeki YPG güçlerini hedef alacağı bir yönelim içine girildiğinde burada da Suriye ordusunun devreye girmesi hesaplarını altüst edebilir. Hükümet yetkililerinin, Cumhurbaşkanı Recep T. Erdoğan’ın ‘Rakka’ vurgulu açıklamalarının sahaya bakıldığında geçerliliği yoktur. Yani mevcut ittifak çizgisiyle katılımları mümkün değildir. TSK ve desteklediği paramiliter çetelerin Rakka’ya inmesinin iki geçerli yolu var. Birincisi YPG ile anlaşma, ikincisi Suriye ordusuyla ittifak hali… Türkiye Suudi Arabistan’ı arkalayarak ABD, Rusya ve İran denklemli sahada sınırları daha fazla zorlayamaz.

El Bab’ta fetih marşları çalıyormuş, mazlum ve mağrur mücahitler şükür namazı kılıyormuş… Yenilgi döneminin ürünü El Bab’ın açılan kapısından nereye adım atılacağı az çok belli. Hep hayal dünyası, hep tarihin akışını geriye çevirme tutarsızlığı, hep sonu hüsranla biten maceralar…

Sitemizi Sosyal Medyada takip etmek istermisiniz?