Son Dakika Haberler

AKP, Davutoğlu ve ekibinin kesin ihracını istedi

AKP, Davutoğlu ve ekibinin kesin ihracını istedi
Okunma : Yorum Yap

AKP Merkez Karar ve Yürütme Kurulu’nda, Ahmet Davutoğlu ve ona yakın isimler olan Ayhan Sefer Üstün, Abdullah Başçı ile Selçuk Özdağ’ın partiden kesin ihracı istendi. İhraç istemi kararı, oybirliğiyle alındı…

AKP’de Ahmet Davutoğlu ve ona yakın üç ismin daha partiden kesin olarak ihraç edilmeleri yönünde oybirliği ile karar alındı.

DHA’nın haberine göre, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan başkanlığında gerçekleştirilen Merkez Yürütme Kurulu (MYK) toplantısında, Ahmet Davutoğlu, Ayhan Sefer Üstün, Abdullah Başcı ve Selçuk Özdağ’ın, ‘AK Parti İçtüzüğü’ne aykırı eylem söz ve davranışlarında bulundukları’ gerekçesiyle oy birliği ile partiden kesin ihraç talebiyle Merkez Disiplin Kurulu’na sevk edildiği bildirildi.

MYK’dan çıkan ihraç talebi AKP Merkez Disiplin Kurulu’na sevk edilecek. Ardından Disiplin Kurulu Başkanı Ahmet Aydın, kurulu toplayarak ihracı istenen kişilerden sözlü ve yazılı savunma isteyecek. Disiplin Kurulu’nun sözlü ve yazılı talebine belli bir süre içerisinde cevap gelmezse, ihracı istenen Davutoğlu, Özdağ, Başçı ve Üstün’ün, parti üyelikleri otomatik olarak düşecek.

Davutoğlu’na yakın Karar gazetesi, AKP Eski Ankara İl Başkanı Nedim Yamal ile Eski İstanbul İl Başkanı Selim Temurci hakkında da il disiplin kurullarının harekete geçeceğini öne sürdü.

Davutoğlu ile AKP arasında yaşanan son gerginlikler nelerdi?

Diken’in haberine göre; Davutoğlu, 18 Temmuz günü RS FM yayınında Türkiye’nin kritik dönemi olduğu varsayılan 2015’deki siyasi gelişmeler hakkında Cumhurbaykanı Tayyip Erdoğan hakkında “Bana, ‘Sen başbakan gibi görün ama başbakan olma, başbakanmış gibi yap ama yetki kullanma’ dendi. Bunu benden Cumhurbaşkanı istiyordu. Ben kendimi bilirim; benden her şey olur da düşük profilli olmaz” demişti. RS FM, daha sonra Davutoğlu’nun konuk olduğu programı tümden yayından kaldırmıştı.

Aynı yayında Davutoğlu, Mayıs 2016’da başbakanlığı bırakmasıyla ilgili şöyle konuşmuştu: “Bırakmamış olsaydım çok çirkinleşen bir siyasetin parçası haline gelirdim ve parti bölünürdü. Kararı gece yarısı kalkıp tek başıma bir yere çekilerek aldım. Bu muameleyi ne kalbim, ne aklım ne vicdanım kabul etti! Ne yaptım ben? Ter dökmekten, ailemi ihmal etmekten başka ne yaptım.”

Davutoğlu, 24 Ağustos’ta da Sakarya Dostlar Platformu’nun etkinliğinde yaptığı konuşmada, bildiklerini söylemesi durumunda, kendisini bugün terörle mücadele konusunda eleştirenlerin insan içine çıkamayacağını belirterek şöyle demişti:

“Terörle mücadele konusunda defterler açılırsa birçok insan insan yüzüne çıkamaz. Bizi bugün eleştirenler insan yüzüne çıkamazlar, açık söylüyorum. Neden mi? Gelin hafızanızı bir yoklayın. İleride bir gün Türkiye Cumhuriyeti tarihi yazıldığı zaman en kritik dönemlerden biri 7 Haziran ile 1 Kasım arasındaki dönem olacaktır. Başbakanlık görevini aldığım zaman -bunu izah etmek zorundayım, kampanya dolayısıyla bu soruları aldığım için- 6-8 Ekim olayları oldu. O olaylar esnasında çözüm süreci adı altında Türkiye’nin kamu düzeninin nasıl yerle bir edildiğini görme imkanı bulduk.”

Bu sözleri Türkiye’nin gündemine oturan Davutoğlu, daha sonra TV5 kanalındaki yayında dörtbuçuk saate yakın konuşmuş, sözlerine şöyle açıklık getirmişti: “Kastettiğim şey şuydu: Beni eleştiren iki kesim vardı. O dönem Meclis’te çoğunluğu olmayan bir başbakanım. 1 Kasım’dan sonra zaten seçim kazanmış, terörle mücadelede her türlü riski alabilecek durumdayım. O dönemi vurgulama sebebim şu: O dönemde AK Parti çoğunluğu kaybetti düşüncesiyle HDP son derece tahrikkar tutumlar takındı ve PKK hazırlıklarını fiili eyleme dönüştürmeye başladı. Koalisyon görüşmeleri sırasında HDP’yi bu eylemlere destek vermekten çıkın ve sadece siyaset yapın diye uyardık. (…) Meclis’te çoğunluğu yok, bu dönemi istismar edelim diye bütün terör örgütleri harekete geçti. 23 Temmuz günü, ben güvenlik birimlerine talimat verdim. Terörle mücadele emri verdim. Bütün kurumlar harekete geçti ve bir mücadele başladı.

Bu mücadelede beni şaşırtan, üzen iki tavır oldu. Birisi MHP Sayın Genel Başkanı’na koalisyon için gittiğimde, açıkçası uzun dönemli bir koalisyon olamayacağını görüyordum, ama terörle mücadele yürütürken MHP en azından bu mücadeleye destek babında kısa dönemli bir seçim hükümetine, ona vermezse Meclis’te bizim azınlık hükümetimize destek verir, böylece Meclis’ten güç almış bir hükümet olacak mücadeleyi yürütürüz diye düşünüyordum.

Bu yaptığımız dört teklife; uzun dönemli koalisyon, kısa dönemli seçime kadar koalisyon, azınlık hükümetine Meclis’te destek ve Cumhurbaşkanımızın yönlendirilmesiyle gidilecek anayasal hükümete katkıda bulunmak. Ve beni hayrete düşüren şu oldu: Bu kadar sert mücadelenin sürdüğü dönemde MHP Genel Başkanı tekliflerime hayır dedi. Şimdi bunu demediklerini iddia ediyorlar. O günkü kayıtlar var. Şimdi bana teröre destek verme suçlamasında bulundular. Kimsenin bunu yapmaya hakkı yok, buna da izin vermem.

İkinci sitemim de kendi partimeydi. Siz Meclis’te çoğunluğu olmayan bir Başbakan olarak, genel başkan olarak seçime giderken, ben şehitlerimizi defnederken, terörle mücadele ederken siz Ankara’da oturduğunuz köşelerden, il başkanlarını delegeleri arayıp, bana karşı (parti kongresi için) imza topluyordunuz. Ankara’ya döndüğümde şunu söyledim: Milletimiz ateş çemberinden geçerken sizinle MYK listesi müzakere etmem. Hangi liste çıkarsa benim arkadaşım dedim. Yanıldığımı 6 Mayıs 2016’da fark ettim. Açık söyleyeyim o refik ifadesi de onun içindi. Sitemim de bundan. Bunlar da yersiz söylenmiş sözler değil.”

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

canlı sohbet hattı hint filmleri bahis siteleri beylikdüzü escort teen porno bahis sitesi seks hikayeleri seks hikayeleri seks hikayeleri seks hikayeleri