Son Dakika Haberler

Arapça değildir Allah’ın dili / Onur AKBAŞ

Arapça değildir Allah’ın dili / Onur AKBAŞ
Okunma : Yorum Yap

Arapça değildir Allah’ın dili!

“Selef, malum olduğu üzere kendinden öncekilere tabi olmak demektir. Teolojik açıdan yapılan bu yorumda da tebaiyeti gerektirir. Ki bu da “Muhammed, atalarımızın dinini bırakıp senin dinine mi inanalım?” diyen Mekkeli müşrik ahlakıdır.”

Efendim haber malum ama tekrar hatırlatmakta fayda var. Olay tam olarak şöyle gelişti:

“Kırıkkale Üniversitesi’nde İstiklal Marşı’nın Arapça okunduğu bir etkinlik düzenlendi. Kırıkkale Üniversitesi’nde Genç Kalemler Topluluğu ile Bilim ve Sanat Topluluğu’nun gerçekleştirdiği Dünya Arapça Günü etkinliğinde İstiklal Marşı Arapça okundu. Kırıkkale Üniversitesi Genç Kalemler Topluluğu ile Bilim ve Sanat Topluluğunun Dünya Arapça Günü ile ilgili gerçekleştirdiği etkinliğe ait broşürlerde, İstiklal Marşı’nın Arapça okunmasının da programa alındığı görülmüştü. Üniversiteden yapılan açıklamada ise, broşürlerin söz konusu etkinliğe ait olduğu doğrulanırken, İstiklal Marşı’nın ilk iki kıtasının şiir şeklinde Arapça okunacağı belirtildi. Haziran ayındaki mezuniyet töreninde Türkçe okunmayan İstiklal Marşı’nın etkinlik kapsamında Arapça okunacak olması tepki toplarken broşürün üzerinde “görüldü” kaşesinin olması dikkat çekti.”

Önce yukarıdaki adı geçen üniversiteden bağımsız olarak onları doğrudan doğruya itham etmeden genele şamil bir yorumla başlamak istiyorum. Olayın mekânı bir üniversite olduğu için özellikle belli vakıflardan seçilip sıralamalarda kaydırılan, FETÖ muadili vakıf, cemaat ve tarikatlardan, özellikle selefi kökenli tiplerin yerleştirilmesinden bahsetmiyorum. İlahiyata bile bu tiplerin özellikle yerleştirilmesinden Prof. Dr. Mustafa ÖZTÜRK ve Prof. Dr. Caner TASLAMAN gibi aydın zihinlerin ciddi rahatsızlık duyduğu ve bu sebeple elendikleri iddiaları da söylemiyorum. Okuyan, çalışan, araştıran değil; biatçı teröristlerin seçildiği meselesine bizzat şahit olanlardan olduğum halde hatta bu bağlamda dönüştürülemeyeceğim endişesinden dolayı Süleymancı dekanının çelmesi ve tecavüzcü başka bir vakıfa mensup dönemin rektör yardımcısının ‘şutu’ ile araştırma görevliliğine alınmamışlığım vaki olduğu halde bu konuya da girmiyorum. Ben meselenin cahiliyyeden bize serpen teolojik sapkınlığı üzerinde duracağım.

İbrahim soyundan olduğu halde o çizgiden çıkıp Yahudileşmiş İsrail uleması ile nasara ulemasının İslam’a soktuğu iddia edilen Kur’anın halık mı mahluk mu olduğu meselesi, yine Necid çöllerinde İslam öncesine dönüp eski imtiyazlarını tahkim etmek isteyen “talaka” zümreler için putçuluğa açılan her kapı nasıl ki mübahsa bu da mübahtı.

Putlaştırılan her şey gibi kitabın da içi boşaltıldı. Arapça kutsandı, Arapça bilmeyen kimse Kur’an üzerine konuşamaz olduğu gibi düşünmesi de yasaklandı. Ardından aşırı yorumlar ve yine paganizmin vazgeçilmezi olan rakamcılık ebcedçilik ile Hurufilik ve Batıniliğin temelleri atılınca ümmet ile vahiy arasına uydurulmuş dinler ve şeyh, dede, hoca, molla, mehdi, mesih, kutup, seyda, sultan, vekil gibi kisvelerle yalancı peygamberler veya tanrısallaştırılmış varlıklar sokuldu.

Böylelikle Adem’i vurunca içinden “tın tın” ses çıkaran bir heykele indirgeyip insanlığın içini boşaltan İbrahimî ekseninden kopmuş ve Yahudilikle yörüngesinden fırlamış İbrahimî ruh, en sonunda akla ve muhakemeye hitap eden son kitabı tahrif edemese de araya soktuğu muharref tezviratla dolu rivayetlerle ve uydurulmuş dinlerle amacına ulaşmış oldu. Bir tarafta hadisçilik ve sünnetçilikle vahyin önüne geçirilen Peygamberlik makamı tanrılaştırılırken (Hindistan’daki İngilizlerin mühendislik oyununda olduğu gibi) bir tarafta da sözde vahye ve Kur’ana döndüğü iddia edilen sapkın Kur’aniyyun, selefilik, vahhabilik gibi fırka ve mezheplerle akıl ile kitap arasındaki makas açıldıkça açılıyordu.

Bu durum Arap olmayan unsurlara karşı da bir tahakküm aracı olarak kullanıldı ve kullanılmaya da devam ediyor. Kısacası, nasıl istihdam anlayışı olduğunu bilmediğimiz o akademik mekanda da bu tarz bir oluşum, kadim Arap emperyalizmini din belleyen legal görünümlü malum yapıların zihniyetlerinin bir yansıması olarak değerlendirilebilir mi?

Takdiri, Kur’anı ve dini atalarından değil kendisi irdeleyebilen “akıl sahipleri”ne bırakıyorum.

Ama önceki kutsal kitapların dillerinin farklılığı ve sadece indiği kavmin diline uygun olması gösterir ki herhangi bir elçinin bunu kopyaladığı yönündeki iddiaların önüne geçilsin. Bunu anlamak için Amerika’yı keşfetmeye gerek yok, sadece inandığımızı iddia ettiğimiz kitaba kulak vermek mümkün:

“Muhakkak biliyoruz ki kâfirler: “Kur’ân’ı Muhammed’e bir insan öğretiyor” diyorlar. Peygambere öğretiyor zannında bulundukları kimsenin dili yabancıdır. Bu Kur’ân ise apaçık bir Arapçadır.”(16/103) Elbette kaynak itibariyle Arapça olan Furkan’ın o dile vakıf olmadan kaynak metni anlamak ve hedef dile de aynı düzeyde hâkim olmak gereklidir. Ama bu, literal manada metni kutsayıp, anlamak, üzerine düşünmek, bağlamına göre yorumlamak gibi edimleri yasaklayarak selefi bir yola gitmek anlamına gelmez. Selef, malum olduğu üzere kendinden öncekilere tabi olmak demektir. Bu teolojik açıdan yorumda da bu tebaiyeti gerektirir. Ki bu da “Muhammed, atalarımızın dinini bırakıp senin dinine mi inanalım?” diyen Mekkeli müşrik ahlakıdır.

Onur AKBAŞ

onurakbastde@gmail.com

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

canlı sohbet hattı hint filmleri bahis siteleri beylikdüzü escort teen porno bahis sitesi seks hikayeleri seks hikayeleri seks hikayeleri seks hikayeleri