Son Dakika Haberler

Arkası gelmeyen afetlerin nedenleri ve acizlik / Veli BEYSÜLEN

Arkası gelmeyen afetlerin nedenleri ve acizlik / Veli BEYSÜLEN
Okunma : Yorum Yap

ARKASI GELMEYEN AFETLERİN NEDENLERİ VE ACİZLİK! 

Veli BEYSÜLEN yazdı

Geçen hafta bu köşede yayınlanan yazımda, yaşanan afetler ile devletin afetlere müdahaledeki eksikliklerine değinmiştim. Yine aynı yazıda, orman yangınları sonrası, çevre ve doğayı koruma aktivistlerinin sosyal medya üzerinden dünyaya yaptıkları yardım çağrısı ile başlattıkları yardım kampanyasının iktidar ve yandaşları tarafından, “Türkiye’yi acz içinde göstermek amacıyla başlatıldığı” şeklinde yaftalandığını belirtmiştim. Yazının yayınlanmasının üzerinden iki gün geçmişken, ülke bir kez daha sel felaketi ile sarsıldı. Yani Türkiye bu yaz aylarında, kapitalist sistemin kâr hırsının sonucu olan ölçüsüz doğa tahribatının yol açtığı ve bütün dünyayı etkisine alan iklim değişikliğinin bedelini yaşadığı afetlerle ağır ödeyen ülkelerin başında geliyor.

Öyle ki ülkemiz son bir ay içinde; Doğu Karadeniz ve Van Başkale’de yaşanan sel felaketleri, ardından başta Antalya-Muğla hattı olmak üzere yurdun birçok yerinde meydana gelen orman yangınları ve bugünlerde, Bartın, Kastamonu, Sinop illeri ile ilçelerinde ağır hasarlara ve onlarca can kaybına yol açan, sel felaketiyle karşı karşıya geldi. Kuşkusuz yaşanan afetlerin temel nedeni olan iklim değişikliği, dünyanın bazı bölgelerini çok daha fazla etkilemektedir. Ancak özellikle ülkemiz gibi, vahşi kapitalizmin hakim olduğu, ülkeyi yönetenlerin onun ölçüsüz kâr hırsı ile ülke doğasını tahrip etmesine göz yumduğu, hatta buna çanak tuttuğu ülkelerde iklim değişikliğinin etkisi çok daha yıkıcı olmaktadır.

Nitekim Türkiye, 1980’li yıllardan bu yana 40 yıldır, özellikle de 19 yıllık AKP iktidarında, her şeyin piyasaya devredilmesi sonucu devletin ekonomik faaliyetlerden çekildiği bir ülkedir. Ne yazık ki bu süreçte devlet, sadece mal ve hizmet üretimine dayanan ekonomik faaliyetlerden çekilmedi. Aynı zamanda, planlama ve düzenleme yapmaktan vazgeçti, kontrol görevinden çekildi. Daha açık ifade edersem, artık ülkede “bırakın geçsinler, bırakın yapsınlar” anlayışı hakim.

Bu kontrolsüzlük, aklı, bilimi geri plana itti ve yerine her şeyi paraya çevirme hırsı geçti. Bu amaçla, dereler, yaylalar, orman, türlü türlü bitki türleri, doğada yaşayan diğer canlılar, kısacası bir bütün olarak doğa ve doğal yaşam yok ediliyor. Ekosistemin bir gerçekliği olan ve binlerce yıldır süregelen, doğanın kendini yenileyerek ihtiyaca göre iyileştirme çabasına bile izin verilmiyor.

Artvin’den Zonguldak’a sarp coğrafya olan Karadeniz bölgesi, sahil yolu, HES’ler ve taş ocakları ile adeta kevgire çevrildi. Suların HES projeleri ile kilometrelerce uzağa aktarılmasından dolayı, bu suların doğal akış alanında bulunan bitki ve orman örtüsü susuzluktan kurudu. Dolayısıyla aşırı yağış alan bölge sel ve toprak kaymalarına açık hale geldi. Tüm bu projeler hayata geçirilirken, gelişigüzel açılan yollar, suyu bir yerden bir yere aktarırken açılan tüneller, bunları açmak için patlatılan dinamitler bugün yaşananların temel nedenleridir.

Peki, 19 yıldır ülkeyi yöneten ve bu tahribatın baş sorumlusu olan AKP ile onun ülke yönetiminde tek yetkili olan Genel Başkanı partili Cumhurbaşkanı ne yapıyorlar dersiniz?

Her zamanki yaptıklarını yapmaya devam ediyorlar. Nitekim partili Cumhurbaşkanı, selin adeta yok ettiği Kastamonu’nun Bozkurt ilçesine gitti ve ilçenin üstüne yapılan HES’ten taşan suyun denize sürüklediği cesetlerin insanlar tarafından toplanmaya çalışıldığı saatlerde, cam ekran “promter”a bakarak, toplanan (toplanmak zorunda bırakılan) insanlara hitaben, bu toplumun artık ezberlediği bildik sözlerini tekrarladığı bir konuşma yaptı. Ne yazık ki bir kez daha hamasetten geri durmadı ve kendileri müdahalede dünya birincisi iken muhalefetin, ihmal ve eksikliklerden bahsettiğini, Türkiye’yi dünya ülkeleri karşısında küçük düşürdüklerini ve aciz gösterdiklerini açıkladı. Erdoğan’a göre bu felaketlerin yaşanmasında, kendileri dışında herkes sorumluydu. Hızını alamayan Erdoğan, son zamanlarda yaşanan afetlerde, kendisinin başında bulunduğu merkezi yönetimin eksiklerini kapatmak için, hızla afetin yaşandığı yere ulaşan, araç gereç ve personelleriyle kurtarma çalışmalarına katılan, afetzedelerin temel ihtiyaçlarını karşılayan muhalefet belediyelerini beceriksizlikle, iş bilmezlikle suçladı. Her şeyi bir tarafa bırakalım, bir an iktidarın sorumlu olmadığını da düşünelim. Doğrusu bu konuşmayı izleyen insan, kendi kendisine bu kadar büyük bir acının yaşandığı bir ilçede ülke yönetiminden birinci derecede sorumlu olan Cumhurbaşkanı, “seçim konuşması yapar gibi, ‘promter’ ekranına bakarak konuşur mu?” diye sormadan edemez.

Erdoğan’a göre devlet kimseyi aç ve açıkta bırakmazdı. Bunun için, yıkılan ve hasarlı binalar kısa zamanda, vatandaşlara sağlanan uzun vadeli kredilerle TOKİ tarafından birkaç ayda yapılacaktı. Bu arada afetzedelerin günlük ihtiyaçlarının karşılanması ve yaraların sarılması için, 13 Ağustos 2021 tarihinde Resmî Gazete’de yayınlanan Cumhurbaşkanı kararıyla bir yardım kampanyası başlatıldığı da duyuruldu. İlginç değil mi? Yangınların sürdüğü günlerde, duyarlı aktivistlerin doğaya sahip çıkılması için başlattıkları yardım kampanyasını “devleti acz içinde göstermek için kasıtlı başlatıldı” diye yaftalayan hükümet, afetler için yardım kampanyası başlatmayı bir acziyet olarak görmüyor. Halbuki daha bir hafta önce, 5 Ağustos 2021 tarihinde yine Resmî Gazete’de yayınlanan Cumhurbaşkanı kararıyla, Somali’ye 30 milyon dolar hibe verilmesi karara bağlanmıştı.

Kuşkusuz bu ülke insanı, 19 yıldır ülkeyi yöneten AKP iktidarı ile onun başında bulunan Cumhurbaşkanı’nın söylediklerini artık ezberledi. Dolayısıyla şimdi biz bütün bunları bir kenara bırakalım ve her afet ve felakette olduğu gibi bu sel felaketinin, öncesi, meydana gelişi ve sonrasıyla ilgili ortaya atılan çok ciddi iddialara ilişkin iktidara sorular soralım. Söz gelimi, taşkının HES barajının patlaması veya barajdan kontrolsüz su tahliyesi neticesi meydana geldiğine ve görevlilerin yaklaşık bir saat önce, Kaymakamlık ile Belediye’ye telefon ederek barajın patladığını bildirdikleri iddiası hakkında ne diyeceksiniz? Telefon edildiyse, ilgili birimler neden halkı uyarmadılar? Halk uyarılsaydı bu felaket yaşanır mıydı? Selin çok miktarda tomruk sürüklediği ve bu tomrukların ilçe merkezinde bulunan köprüleri yıktığı veya tıkayarak suyun yatağında akmasını engellediği bu nedenle, suyun cadde ve sokaklara taşmasının felakete yol açtığı yönünde ciddi iddialar var. İlçenin içinden geçen ve daha öncede sel baskınları yaşanmış olan derenin iki yakasına tomruk depolandı mı? Bu kadar yoğun yağış alan ve sel riski yüksek olan ilçeyi yerle bir edecek şekilde tomruk depolanmasının sorumlusu kim veya kimler? Koordinasyonsuzluk nedeniyle ilçeye saatlerce yardım ulaştırılamadığı ve ilk anda çökmemiş binalarda mahsur kalan insanların, bu binaların daha sonra çökmesi sonucu enkazda kaldıkları doğru mu? Selden hasar gören birçok binanın dere yatağında olmasına vereceğiniz bir cevap var mı? Dere yatağını kim veya kimler yapılaşmaya açtı? Buralara imar izni verenler hakkında bir işlem yapılacak mı? Başta Karadeniz Bölgesi, ülkenin birçok kentinde dere yataklarında çok sayıda yapı olduğu biliniyor, başka zaman, başka bir kentte bu tür bir facianın yaşanmaması için gerekli tedbirler alınacak mı? Her biri bulunduğu yerleşim alanı için saatli bomba niteliğinde olan HES’lerin, böylesi bir felakete yol açmaması için, tüm HES’ler elden geçirilerek bilimsel incelemeye tabi tutulacak mı? Sorular… sorular….sorular. Tüm bu sorular ve çok daha fazlası cevapsız. Ne yazık ki, bu ülke her şeyi ben bilirim, tek yetkili benim diyen, ancak sorumluluğu asla üzerine almayıp hep başkalarını suçlayan bir iktidar anlayışı ile yönetildiği için tüm bu sorular cevapsız kalmaya devam edecek.

Maalesef artık bu iktidarın yönetimde kaldığı her gün ülkenin zarar hanesine yazılıyor. Ülkenin tüm kurumları acz içinde. Aslında fazla söze gerek yok, Bartın, Kastamonu ve Sinop’ta yaşananlar bir kez daha gösterdi ki; köprüler, okullar, yollar, barajlar, santraller, tüneller, bilimin yol göstericiliğini rehber edinmiş mühendislere değil, müteahhitlere özellikle AKP’nin yandaş müteahhitlerine yaptırıldığı sürece felaketler yaşanmaya devam edecektir nokta.

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)