Son Dakika Haberler

Devleti acze düşüren kim? / Veli BEYSÜLEN

Devleti acze düşüren kim? / Veli BEYSÜLEN
Okunma : Yorum Yap

DEVLETİ ACZE DÜŞÜREN KİM?

Veli BEYSÜLEN yazdı:

Yaşadığımız ülke Türkiye oldukça sıcak bir yaz yaşıyor. Kuşkusuz yazın sıcak geçmesi sadece yaz aylarının yüksek ısısıyla ilgili değil. Ülke bir yandan başta Suriyeli ve Afganlı göçmenlerle ilgili süren tartışmalar olmak üzere, ekonomik, kriz, işsizlik, yurttaşların kullandıkları temel mal ve hizmetlerin fiyatlarına yapılan zamların yol açtığı yüksek enflasyon, gibi sorunlarla boğuşurken diğer yandan ise iklim değişikliğinin yol açtığı afetlerle boğuşuyor.

Türkiye, 22-23 Temmuz tarihlerinde, ülkenin kuzeydoğusundaki Artvin-Rize illerinde yaşanan sel felaketinin yaralarını henüz sarmamışken, Temmuz ayının son günlerinde başta Antalya ve Muğla olmak üzere ülkenin birçok yerinde başlayan orman yangınları ile bir kez daha sarsıldı. Yangınların başladığı ilk saatlerde, yangın bölgelerine uzak yaşayanlar, “Nasıl olsa devlet kısa zamanda kontrol altına alır” rahatlığında olsalar da; yangınların üzerinden saatler hatta günler geçmesine rağmen kontrol altına alınamaması ve bölgede yaşayanlar ile yerel yönetimlerden gelen yardım çağrıları, ülke insanını devletin müdahalede yetersiz kaldığı gerçeği ile yüz yüze getirdi.

Nasıl olurdu? 19 yıldır ülkeyi yöneten iktidar ile yandaşlarının, Türkiye’nin eski Türkiye olmadığı, ekonomimizin uçtuğu şeklinde ifadelerle mangalda kül bırakmadıkları, her fırsatta ülkenin çağ atladığı, artık gücüne erişilemeyeceği, yerli uçağın yakında uçacağı, uzaya gitme hazırlıklarının son hızla sürdüğü, İHA’ları ile SİHA’larının dünyayı titrettiği, yaptığı havaalanı, köprü, otoyol gibi projelerinin süper devletleri bile kıskandırdığı Türkiye Cumhuriyeti yangınlara nasıl müdahale edemezdi?

Ne yazık ki etmedi, edemedi. Çünkü bu iş için hazırlıklı değildi. Zira gerek tek adama endeksli yeni yönetim sisteminden, gerekse 40 yıldır uygulanan neoliberal ekonomik dönüşüm programı neticesi her şeyin özelleştirilmiş olmasından dolayı, devletin bu çaptaki yangına müdahale edecek organizasyon yeteneği kalmamıştı. Yıllardır süren özelleştirmeler sonucu, yangın söndürme işi bile özel sektöre ihale edildiği için, artık devletin elinde böylesine yaygın bir yangına müdahale edecek makine, araç ve teçhizat yoktu. En önemlisi de, Türk Hava Kurumu’nun elinde bulunan yangın söndürme uçakları hangarlarda çürümeye bırakıldığı için yangınlara havadan müdahale edilemiyordu. Halbuki yıllardır bilim insanları iklim değişikliğine, özellikle küresel ısınmaya ve onun olası sonuçlarına dikkat çekiyor ve devletleri uyarıyorlardı. Sadece uyarmakla kalmıyorlar, küresel ısınmanın durdurulması, ve hem küresel ölçekte hem de tek tek ülkelerde onun yol açacağı olumsuzluklara karşı hazırlıklı olunması için yapılması gerekenler konusunda önerilerde bulunuyorlardı. Kuşkusuz Türkiye coğrafi konumu itibariyle küresel ısınmanın olumsuz sonuçlarından etkilenecek ülkelerin başında geliyor. Peş peşe gelen orman yangınlarına müdahaledeki zaafiyet Türkiye Cumhuriyeti devletinin, diğer birçok alanda olduğu gibi orman yangınlarına müdahale yeteneğini de kaybettiğini ortaya koydu.

Peki yangınlara müdahale edemeyen iktidar ne yaptı dersiniz? Her zamanki yaptığını yaptı. Ülkeyi yöneten kendisi değilmiş gibi, sorumluluğu muhalefete yıkmaya çalıştı. Ormanlardan sorumlu Tarım ve Orman Bakanı, kendi sorumluluk alanı olan ormanlarda başlayan ve kentleri tehdit eden yangınlar, kentlerde başlamış gibi, “o yangınlara müdahaleden belediyeler sorumludur” demek suretiyle muhalefete mensup yerel yönetimleri suçladı. Yangın bölgesini ziyaret eden Cumhurbaşkanı, iki hafta önce sel felaketi bölgesini ziyaretinde yaptığı gibi, bir kez daha otobüsün üzerinden insanların kafasına çay paketleri fırlattı. Yetmedi sosyal medya ile basın yayın organlarına yasaklar getirmeye başladı. Bu yayınlarla ilgili soruşturmalar açılacağını duyurdu. Yani iktidar bir kez daha halkın haber alma hakkını yok etmeyi seçti.

Tüm bu eksikliklerle ülkenin doğasını hızla yok eden yangınlar sürerken, İçişleri Bakanı, yangınların kundaklama sonucu çıktığına dair elimizde yeterli delil yok dediği halde, yandaş bazı gazeteler ile sosyal medya hesaplarında yangınların PKK tarafından çıkarıldığı ileri sürüldü ve etnik çatışma tetiklenmeye çalışıldı. Bununla da yetinmeyen bu kaos tetikçileri, HDP ile CHP’yi yangın çıkaranlarla iş birliği yapmakla suçladılar. İlginç olan ise, bu ülke savcılarının halkı kin ve düşmanlığa sevk eden bu yayınlarla ilgili herhangi bir işlem yapmamalarıdır. Halbuki, bu ülkede hukukçu kimliği taşıyan her savcının yapacağı şey, insanları karşı karşıya getirme ve etnik çatışmayı tetikleme riski taşıyan, onun da ötesinde yasal partiler ile onların liderlerini suçlamaya varan bu yayınları yapanlar hakkında soruşturma başlatmaktır. Zira bir suç varsa, o suça dair elinde delil bulunan her insan veya kurum elindeki delili savcılığa iletmek ve soruşturma açılmasını sağlamakla mükelleftir. Yani demem o ki, elinde herhangi bir delili olan bu delili savcıya iletmelidir. Delil olmadığı halde, bu tür kışkırtıcı yazıları yazanlar hakkında resen soruşturma başlatmak ise savcıların görevidir. Zira soruşturma başlatılmadığı ve ellerindeki delilleri savcılığa iletmeleri istenmediği takdirde, kaos tetikçisi provokatörlerin başka zaman, başka kişi ve kurumlar hakkında başka savlarla suçlamalar yapmalarının önüne geçmek mümkün olmayacaktır. Nitekim bu yayınlardan vazife çıkaran bazı kişi ve gruplar, başta Manavgat olmak üzere, yangın bölgelerinde yol kestiler ve kimlik kontrolü yaptılar. Yol kesenlerin, Doğu ve Güneydoğu doğumlu herkesi suçlu görmeleri üzerine yer yer gerginlik ve çatışmalar yaşandı. Burada sorulması gereken sorular şunlar: Yol kesenler kim? Hangi yetkiyle, kimin adına kimlik kontrolü yaptılar? Kimlik kontrolü yapanlar, ülkenin bir bölgesinde dünyaya gelmiş olanları topluca suçlu ilan etme cesaretini nereden alıyorlar? Bu kişiler hakkında herhangi bir soruşturma başlatıldı mı?

Bu yangınların asıl nedeninin iklim değişikliği ve onun sonucu olan küresel ısınma olduğu gayet açık. Bu nedenle orman yangınları sadece Türkiye’nin değil dünyanın sorunu. Amerikan Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi’nin (NASA), uzaydan çektiği görüntüler, yangınların dünyanın birçok ülkesinde sürdüğünü gösteriyor. Bunu görmek zor değil, teknoloji çağındayız. Google’da “NASA fire map” yazan herkes, yayınlanan yangın haritasından yangınları görebilir.

Bazı şeyler var ki, tek bir ülkeye ait değiller, dünya orman varlığı ya da bir bütün olarak bitki örtüsü de bunların başında geliyor. Zira dünyadaki orman varlığının tamamı küresel ölçekte dünyanın akciğerlerini oluşturuyor. Bu özelliğinden dolayı, dünyanın herhangi bir ülkesinde çıkan orman yangının yok edeceği orman varlığı, dünyanın tümünün doğasının olumsuz etkilenmesi demektir. İşte bu nedenle, hangi ülkenin sınırları içinde olursa olsun, orman yangınlarına müdahale tüm ülkelerin görevidir. Tüm bunlar yokmuş gibi, orman yangınlarının sürdüğü süreçte duyarlı insanların sosyal medya üzerinden başlattıkları, “HELP TURKEY” başlıklı yardım kampanyasının, Türkiye’nin aciz olduğunu göstermeyi amaçlayan kötü niyetli bir kampanya olduğ ileri sürüldü. Asıl acizlik, kampanya başlatanları karalamaktır. Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun, twiter hesabında, “Yurtdışında ve tek merkezden başlatılan sözle yardım kampanyası devletimizi acz içinde göstermek amacıyla başlatılmıştır” paylaşımında bulunarak, trolleri kampanyaya karşı harekete geçirdi. Yani başta Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun, kampanyaya karşı çıkanlara göre günlerce yangına müdahale etmeyerek, binlerce hektar ormanın, içinde yaşayan canlılarla birlikte yanmasını seyretmek değil, yardım çağrısı yapmak devleti acz içinde göstermek oluyor. Aslında “devleti acz içinde gösteriyorsunuz” diyerek, kampanyaya karşı çıkanlar, “devlet” kelimesini kullanmak suretiyle kavram kargaşası yaratıyorlar.

Burada temel soru şu:

Devleti acze düşüren kim? Bunun cevabı gayet açıktır. Çünkü bir kurumu aciz duruma düşüren, o kurumu yönetenlerdir. O zaman bir kurumsal yapı olan devletin acizliğinin nedeni, devleti yöneten iktidarın politika ve uygulamalarıdır. Bir başka deyişle, iktidarın ve yandaşlarının telaşla karşı çıktıkları şey, devletin acz içinde gösterilmesi değil, 19 yıldır ülkenin başında bulunan iktidarları ile onun başında bulunan tek adamın ülkeyi acz içine düşürmüş olmalarının ortaya çıkmasıdır. Halbuki bu tür kampanyalar daha önce başka ülkelerde meydan gelen orman yangınları içinde yapılmıştı. Örneğin; 2019 ve 2020 yıllarında Avusturalya’da yaşanan orman yangınlarına karşı, aynı isimle kampanya başlatılmıştı. Özellikle çevreci örgütler ile onların aktivistlerinin bunu yapmaları, temel görevleridir. İlginç olan ise provokatif yayınlar ile yol kesmeler hakkında herhangi bir soruşturma başlatmayan Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın, iktidar ile yandaşlarının karşı çıktıkları yardım kampanyasını paylaşanlar hakkında soruşturma başlatmasıdır. Oysa savcılık devletin acze düşmesiyle ilgili bir soruşturma başlatacaksa, can kaybına yol açacak boyuttaki yangınlara müdahale edilmemesine ilişkin olmalıdır.

Yukarıda da belirttiğim gibi, uzmanlar yıllardır iklim değişikliğinden ve küresel ısınmadan söz ediyor ve yangınların iklim meselesiyle alakalı olduğunu söylüyorlar. Küresel ısınmanın yol açtığı yüksek ısı nedeniyle küçük bir dikkatsizlik bile yangınları çıkarmak için yeterli. Asıl sorgulanması gereken, sürekli karşılaşılan bu felaketlerden bir türlü ders çıkarılamamış olmasından dolayı felaketlerin her yıl biraz daha büyüyor olmasıdır. Bizzat vatandaşlar tarafından yapılan müdahaleler kimi yerlerde yangınların büyümesini engelleyebildi ama devletin müdahalede geç kalışı, pek çok ormanlık alanın yanmasına sebep oldu. Nasıl yandığını soruşturmak ve varsa suçlular cezalandırmak devletin rutin görevlerindendir. Şimdi sorulması gereken soru şu: Neden müdahale edilmedi ya da edilemedi? Bunlar konuşmamız, tartışmamız gerekir. Kimin nerede ihmalinin olduğunun soruşturulması da gerekir. En önemlisi de THK’nin yangın söndürme uçakları hangarlarda çürümeye bırakılmışken, yangın söndürme işinin hangi gerekçelerle bu alanda hiçbir deneyimi olmayan şirketlere ihale edildiği araştırılmalıdır. Tüm bunların önünü kesmek üzere insanları karşı karşıya getiren senaryolar üretmek, tehlikeli sularda yüzmekten başka bir şey değildir.

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)