Son Dakika Haberler

Diliniz, demokrasiye bakışınızı ele veriyor! / Veli BEYSÜLEN

Diliniz, demokrasiye bakışınızı ele veriyor! / Veli BEYSÜLEN
Okunma : Yorum Yap

Diliniz, demokrasiye bakışınızı ele veriyor!

Veli BEYSÜLEN yazdı:

4 Ocak 2022 partili Cumhurbaşkanı AKP İl Başkanları toplantısında konuşuyor: “Utanmadan sıkılmadan sokaklara döküleceklermiş, siz 15 Temmuz’u görmediniz mi? Nereye dökülürseniz dökülün 15 Temmuz’da o sokağa dökülenlere bu millet nasıl dersini verdiyse siz de dökülün siz de aynı dersi evvelallah alırsınız. Bizler Cumhur İttifakı olarak hepinizi önümüze katar, gideceğiniz yere kadar kovalarız. 84 milyonun her bir ferdini öz kardeşimiz olarak görerek bağrımıza basıyoruz. Gönül dilinden anlamayanlara, anladıkları dilden konuşmasını biliriz.”
 
Evet, bunları bu ülkenin en tepe noktasındaki Cumhurbaşkanı söyledi. Ancak konuştuğu toplantı Cumhurbaşkanlığı görevi ile ilgili bir toplantı değil, partisinin il başkanları toplantısı. Yani siyasi kimliği ile söylüyor bunları. O zaman AKP Genel Başkanı, devlete karşı kalkışılan, devlet kurumlarının, devletin istihbarat teşkilatının, güvenlik ve askeri birimlerinin yanı sıra, siyasi partilerin tamamı ile toplumun tamamına yakınının karşı çıktığı 15 Temmuz darbe girişiminin geri püskürtülmesi başarısını, partisinin ve ortağı olduğu Cumhur İttifakı’nın başarısı olarak sunuyor.
 
Bununla da yetinmeyen AKP Genel Başkanı, kanlı darbe kalkışmasını, başında bulunduğu devletin anayasa ve yasaları ile imzaladığı ve taraf olduğu temel hak ve özgürlüklere ilişkin uluslararası sözleşmelerin teminatı altında olan toplantı ve gösteri hakkını kullanacak olan yurttaşlara tehdit aracı olarak kullanıyor. İlginç olan ise; anayasanın güvencesi altında olan demokratik haklarını kullanacaklara yönelik tehditler ile “84 milyonun her bir ferdini öz kardeşimiz olarak görerek bağrımıza basıyoruz” sözlerini peş peşe söylemesidir. Cumhurbaşkanı, “84 milyonu kucaklamayı biliriz” dedikten sonra da, “Gönül dilinden anlamayanlara, anladıkları dilden konuşmasını biliriz” diyerek, kendisinin uyguladığı bilim dışı ekonomik politikanın yoksullaştırdığı yurttaşların demokratik haklarını kullanacak olanlarını, üslubunca tehdit etmeyi de ihmal etmiyor. Çünkü ona göre, demokratik hakkın kullanılması gönül dilinden anlamamaktır.  
 
Büyük çelişkiler içeren bu konuşmada, Cumhurbaşkanı’nın sözlerinin siyasi rakiplerini eleştirmek için kullanıldığını söyleyenler olacaktır. Ancak son yıllarda bu ülkede iktidarın uygulamalarının yol açtığı mağduriyet ile hak gasplarına karşı çıkan ve iktidar üzerinde demokratik baskı oluşturarak sorunların çözülmesini sağlamaya çalışan siyasi partilerin, sendikaların, meslek birliklerinin, demokratik kitle örgütlerinin, üniversite öğrencilerinin, hatta hukukçuların meslek birliği barolarının yaptıkları demokratik eylemlerin şiddetle bastırılması, terörize edilmesi, terör faaliyeti olarak algılatılması, eylem düzenleyicileri ile katılımcıların gözaltına alınmaları ve terörle ilişkilendirilmek suretiyle davalar açılması, durumun o kadar basit olmadığını açıkça ortaya koyuyor. AKP Genel Başkanı, her ne kadar bu konuşmayı parti genel başkanı sıfatıyla, siyasi bir toplantıda yapıyor olsa da Cumhurbaşkanlığı yetkileriyle, emrinde bulunan devletin güvenlik birimlerini, demokratik protesto hakkını kullananlara karşı harekete geçireceğini beyan ediyor.
 
Kaldı ki Cumhurbaşkanı’nın, demokratik gösteri hakkı ile darbe girişimini aynı kefeye koyması ise asla kabul edilecek bir benzetme değildir. Çünkü darbe girişimi, devlet yönetimini zor kullanarak ele geçirmeye çalışan, bu amaca ulaşmak üzere devletin ülke savunması için kendilerine emanet silahını kullanmakta sakınca görmeyen ve kan dökenlerin başvurdukları bir şiddet yöntemidir. Üstelik bu anayasa suçunu işleyenler, sokağa dökülmemiş, devlet kurumlarını işgale kalkmışlardı.

Peki, gösteri hakkı nedir?

Anayasanın 34. Maddesi ile “herkese” önceden izin almaya gerek olmaksızın kullanabileceği hak olarak tanınmış, anayasal haktır. O zaman, önceden izin almaya gerek olmayan ve yurttaşların, hükümet uygulamalarının yol açtığı  mağduriyetlerini kamuoyuyla paylaşmak üzere kullanabilecekleri anayasal hakkın kullanılmasını, anayasaya uyması ve uyulması için, tüm devlet kurumlarını organize etmesi gereken Cumhurbaşkanı tarafından darbe girişimi ile aynı kefeye konması ve insanların “sizi gittiğiniz yere kadar kovalarız” diye tehdit edilmesi, en hafif deyimiyle anayasayı tanımamak değil midir? Üstelik Cumhurbaşkanı, anayasaya aykırı davranan devlet kurum ve görevlileri hakkında idari yaptırımlar uygulamanın yanı sıra, gerekirse yargılanmalarını sağlamakla yükümlüdür.
 
Elbette bu, ülkede yaşayanlar için çok da garipsenecek bir durum değil. Çünkü öncesi olmakla birlikte, özellikle 2015 yılından bu yana Türkiye’de yaşananlar, iktidarın demokrasiyi sandıkla sınırlı gördüğünü, sandıktan kendisi çıkmadığı takdirde onu da tanımadığını çok açık bir şekilde ortaya koymaktadır. Tek başına iktidar olamadığı 7 Haziran 2015 seçim sonuçlarını tanınmaması, HDP’li belediye başkanlarının görevden alınmaları ve yerlerine kayyumlar atanması, HDP’li milletvekillerinin tutuklanmaları ve yıllardır içeride tutulmaları, 31 Mart 2019 İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçim sonucunun iptal edilmesi ve 23 Haziran 2019 tarihinde yenilenmesi, seçilmiş belediye başkanının bugün bile sudan sebeplerle soruşturmalara muhatap olması, bu anlayışın sonucudur.
 
Kuşkusuz 19 yıldır ülkeyi yöneten ve liderinin ağzından, demokrasinin kendileri için araç olduğunu açıklamış olan bir iktidardan demokrasi beklemek kendimizi kandırmak olur. Dolayısıyla iktidarın yaptıklarından ziyade muhalefetin Cumhurbaşkanı’nın açıklamalarına karşı aldığı tutum sorgulanmaya muhtaç. Zira demokratik bir hakkın kullanımının tehdit edilmesine karşı muhalefetin tepkisi, “biz sokağa çıkmıyoruz” ya da “halkı sokağa çağıran yok” şeklinde savunma olmamalıydı. Hele hele demokratik hakların kullanılması ile kan dökmüş silahlı kalkışmanın aynı kefeye konmasına kendini savunarak sessiz kalması, demokrasiyi savunduğu iddiasında olan muhalefet açısından, en hafif deyimiyle tuzağa düşmektir.  
 
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun, “Erdoğan bizi sokağa zorluyor” şeklindeki açıklaması; sokağın iktidarın halkı mağdur eden ve haklarını kullanmasının önüne set çeken politika ve uygulamalarına karşı, yeri gelince kullanılması gerektiğinin bilincine varılmamış olmasının sonucudur. Halbuki yukarıda belirttiğim gibi, şiddete başvurulmadığı sürece sokak bir haktır ve herkesin bu hakkı kullanabilmesi anayasa ile güvenceye alınmıştır. Önceki yazılarımda da birkaç defa yazdım, demokrasi bir haklar bütünüdür. Bu hakların biri kullandırılmadığında sessiz kalırsanız ya da ben zaten kullanmıyorum diye savunmaya geçerseniz, diğerlerinin de elinizden alınmasına onay vermiş olursunuz. Söz gelimi, demokrasiyi iktidar gibi sandıkla sınırlayıp sokak hakkına sahip çıkmadığınızda, yarın sandığı da göremeyebilirsiniz. Zira iktidar sandık kurmadığında, sokağı kullanmak isteseniz de eve hapsedilmesine ve pasifize edilmesine onay verdiğiniz toplumu harekete geçiremezsiniz. Bu nedenle, sokak demokrasinin vazgeçilmezidir. Sokak üretir ve demokrasiyi geliştirip siyaseti zenginleştirir. Sokağın üretmediği demokraside siyasi aktörler üretemezler. Sokaktan beslenmeyen ve ondan feyz almayan siyaset çoraklaşır ve siyasi partiler birbirlerinin benzerlerine dönüşürler. Siyasi partilerin birbirinin benzeri oldukları yerde toplum, güçten ve güçlüden yana tercih yapacağı için iktidarı değiştirmek olanaksızlaşır.
 
Tarih sayfaları, sokaktan gelip ülkelerini başarıyla yönetmiş liderlerle doludur. Maalesef tarih sayfaları aynı zamanda sokağı muhaliflerine yasaklayan, ancak kendisi alabildiğine kullanarak, yönettiği ülkenin halkını milli ve manevi değerlerle galeyana getirip kendi etrafında toplayan otoriter yönetici örnekleriyle de doludur. Kısacası sokağı şiddetle özdeşleştirip ondan kaçmak gerçekçi değildir. Zira bu ülkede demokratik gösterilerde ortaya çıkan şiddet görüntülerinin tamamı, kolluğun ölçüsüz, anayasa, yasa ve insan haklarını tanımaz müdahalesinin sonucu ortaya çıkmaktadır. Asıl sorunlu olan kolluğun bu tutumunun müsebbibi olan ve bu görüntülerin ortaya çıkmasına yol açan iktidar ile yandaşı medyanın, bu görüntülerin demokratik barışçıl gösteri hakkını kullananlarca çıkarıldığı şeklinde topluma aktarmalarıdır. Bilerek yapılan bu çarpıtmanın amacı, hakların kullanımının engellenmesine meşruluk kazandırmaktır. O zaman “biz sokağa çıkmıyoruz” demek, Cumhurbaşkanı’nın açıklamasındaki asıl niyeti görmemektir.

Cumhurbaşkanı’nın kastettiği, sendikaların, demokratik kitle örgütlerinin, meslek odalarının, demokratik protesto haklarını kullanmaları ile ekonomik krizin bunalttığı yurttaşların kendiliklerinden sokağa çıkmaları olasılığıdır. Burada muhalefet partilerinin görmediği, AKP Genel Başkanı devlet gücü ile sokağa çıkma olasılığı bulunan kesimleri tehdit ederken, kendilerini oraya bilinçli olarak eklediğidir. Çünkü Cumhurbaşkanı, olası protestoları bilinçli bir şekilde muhalefetle ilişkilendirmeyi hedeflemektedir. Böylece bir yandan muhalefet halkı sokağa çağıran ve ülkenin huzurunu bozan hainler olarak yaftalanacak, diğer yandan ise bu gösterilerin nedeninin kendisinin uyguladığı ekonomi politikası olmadığını, ülkenin refahını istemeyen muhalefetin, hatta ülkeyi kıskanan dış güçlerin kışkırtmalarının sonucu olduğu algısıyla gösteriler değersizleştirilecek. Muhalefet bilmelidir ki, ne kadar biz sokağa çıkmayacağız derse desin, AKP-MHP iktidar bloku ihtiyaç duyduğunda onları kışkırtıcılıkla suçlayacak yolu mutlaka bulacaktır. Sadece bulmakla kalmayacak, gerekirse haklarında davalar açacaktır. Bunun böyle olacağını görmeleri için HDP hakkında Kobane olayları davası adı altında sürdürülen hukuksuz davaya bakmaları yeterlidir.
 
Tüm bu nedenlerle, gerek Cumhurbaşkanı’nın açıklaması gerekse muhalefetin etkin isimlerinin ona karşı açıklamaları, iktidarıyla muhalefetiyle bu ülke siyasetinin tepe noktasında bulunanların, demokrasi kültürü eksikliğini gözler önüne seriyor. Kısacası, merkez siyasetin demokrasiye bakışını dili ele veriyor!  

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)